1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 167. maddesi, usul hukukunun temel
prensiplerinden olan makul sürede yargılanma hakkı ve "usul ekonomisi" (HMK m.
30) ilkelerinin esnekliğini sağlayan "davaların ayrılması" kurumunu
düzenlemektedir. Kural olarak uyuşmazlıkların bir arada çözülmesi (birleştirme
veya yığılma) zaman ve masraf tasarrufu sağlasa da, bazı durumlarda davaların
bir arada görülmesi yargılamayı içinden çıkılmaz bir hale getirebilir. Kuru,
Medeni Usul Hukuku eserinde [1], kanun koyucunun bu madde ile davaların
birleştirilmesi (HMK m. 166) veya objektif dava birleşmesi (HMK m. 110)
hallerinin yargılamayı hantallaştırdığı noktalarda, hâkime süreci sadeleştirme
ve uyuşmazlıkları parçalara bölerek daha hızlı çözme yetkisi verdiğini
savunmaktadır. Bu madde, adaletin gecikmesini önleyen cerrahi bir usuli
müdahale aracıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Yargılamanın İyi Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak: Davaların
ayrılmasının yegâne hukuki gerekçesidir. Ortak yürütülen iddiaların ispat
süreçlerinin farklılaşması, bir davanın çok hızlı karara bağlanabilecekken
diğerinin yıllar sürecek bilirkişi incelemelerine tabi olması durumunda "iyi
bir yargılama"dan söz edilemez.
- Birlikte Açılmış veya Sonradan Birleştirilmiş Davalar: Ayrılma kararı
verilebilecek iki tür durumu ifade eder. İlki, davacının dava dilekçesinde
birden fazla talebi aynı anda sunması (objektif dava birleşmesi) veya birden
fazla kişinin birlikte dava açmasıdır (ihtiyari dava arkadaşlığı). İkincisi ise
farklı mahkemelerde açılıp sonradan bağlantı sebebiyle (HMK m. 166) aynı
dosyada birleştirilen davalardır.
- Davanın Her Aşamasında: Ayrılma kararı, ön inceleme aşamasında
verilebileceği gibi, tahkikatın ortasında veya sözlü yargılamaya geçilmeden
hemen önce de verilebilir.
- Talep Üzerine veya Kendiliğinden: Taraflardan biri usuli hantallığı
fark edip ayrılma talep edebileceği gibi, hâkim de dosyanın yönetimini sağlamak
adına resen ayrılma kararı verebilir.
- Mahkemenin Davalara Bakmaya Devam Etmesi: Madde metninin en kritik
emridir. Ayrılma kararı bir "görevsizlik" veya "yetkisizlik" kararı değildir.
Hâkim, ayırdığı davayı başka bir mahkemeye göndermez; o davaya mahkemenin yeni
bir esas numarası vererek (tevzi edilmeksizin) yine kendi uhdesinde bakmaya
devam eder.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 167, zıt yönlü olarak "Davaların Birleştirilmesi"ni düzenleyen HMK m.
166 ile doğrudan bir usul terazisi oluşturur. Ayrıca, bir davacının aynı
davalıya karşı birden fazla asli talebini aynı dilekçede sunmasını ifade eden
"Davaların Yığılması" (HMK m. 110) kurumunun istisnai dengeleyicisidir.
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında [1], davaların
ayrılmasının usul dogmatiği açısından "Usul Ekonomisi" (HMK m. 30) kuralının
görünmeyen yüzü olduğunu; birleştirmenin yargılamayı tıkadığı hallerde ayırma
kurumunun işletilmesinin, hâkimin davayı sevk ve idare yetkisinin (HMK m. 32)
en somut tezahürü olduğunu belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı eş, Aile Mahkemesinde açtığı tek bir dava
dilekçesiyle hem boşanma hem de evlilik birliği içinde alınan malların
tasfiyesi (mal rejimi tasfiyesi) talebinde bulunmuştur (birlikte açılmış dava).
Boşanma sebepleri (zina, şiddet vb.) tanıklarla hemen ispatlanabilecekken, mal
rejiminin tasfiyesi banka hesaplarının incelenmesini ve uzun bilirkişi
raporlarını gerektirmektedir. Ayrıca mal rejimi tasfiyesine karar verilebilmesi
için boşanmanın kesinleşmesi şarttır. Bu hantallığı gören hâkim, HMK m. 167
uyarınca kendiliğinden (resen) karar vererek mal rejimi tasfiyesi davasını asıl
dosyadan "ayırır", bu davaya yeni bir esas numarası verir ve boşanma davasını
hızlıca karara bağlar.
(kurmaca senaryo) Beş farklı tüketici, aynı müteahhitten aldıkları ancak
farklı katlarda ve farklı özelliklerdeki dairelerin süresinde teslim edilmemesi
nedeniyle, "ihtiyari dava arkadaşı" olarak tek bir dilekçeyle Asliye Hukuk
Mahkemesinde dava açmışlardır. Tahkikat aşamasında hâkim, her bir dairenin
eksikliklerinin, ispat durumlarının ve teslim şatlarının birbirinden tamamen
farklı olduğunu görür. Yargılamanın iyi yürütülemeyeceğini ve dosyada karmaşa
çıktığını saptayan hâkim, HMK m. 167 uyarınca davaları ayırarak beş ayrı dosya
(esas numarası) oluşturur ve hepsine tek tek bakmaya devam eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 167 avukatın dava stratejisini doğrudan
etkileyen bir normdur. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında [1],
meslektaşların özellikle birden fazla talebin yer aldığı veya ihtiyari dava
arkadaşlığının bulunduğu karmaşık dosyalarda, müvekkilinin alacağının diğer
bağlantısız/uzun sürecek talepler sebebiyle gecikmesini önlemek adına HMK m.
167'yi aktif olarak kullanmaları ve hâkimden "davaların ayrılmasını" ısrarla
talep etmeleri gerektiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca, mahkemece davalar
ayrıldığında yeni oluşan dosyalara ayrı esas numaraları verileceğinden,
avukatın "benim davam tek dosyaydı" yanılgısına düşmeyip UYAP üzerinden ayrılan
tüm dosyaların duruşma günlerini ve usuli sürelerini ayrı ayrı takip etmesinin
hayati bir malpraktis (mesleki hata) önlemi olduğu unutulmamalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 167'de hâkime tanınan "kendiliğinden (resen)" davaları ayırma yetkisi,
uygulamadaki istismarlar sebebiyle doktrinde ağır eleştirilere maruz
kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], bu
takdir yetkisinin suistimal edildiğini belirtmektedir. Yazar, yargılamanın iyi
yürütülmesi bahanesinin arkasına sığınan bazı mahkemelerin, sırf "çıkarttıkları
karar sayısını (istatistiği) yüksek göstermek" veya dosyayı daha az hacimli
hale getirmek amacıyla tarafların tek dilekçeyle açtığı bağlantılı davaları
keyfi olarak parçalara böldüğünü; bu durumun tarafları ayrılan her bir dosya
için ayrı vekâlet ücreti ödemeye, ayrı yargılama gideri yapmaya zorladığını ve
Anayasal hak arama hürriyetini usul ekonomisi adı altında zedelediğini
eleştirmektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1],
maddenin ikinci cümlesinde yer alan "mahkeme, ayrılmasına karar verilen
davalara bakmaya devam eder" lafzının fiili gerçeklikle çatışmasını
eleştirmektedir. Kanun, ayrılan davanın yine aynı hâkim tarafından görülmesini
(zihinsel bütünlüğün korunmasını) emretmekte ise de; adliyelerdeki UYAP tevzi
sistemi ve birden çok heyeti/dairesi bulunan mahkemeler pratiğinde, ayrılan
dosyalara yeni esas numarası verilmesiyle birlikte bu dosyaların sıklıkla başka
hâkimlerin (örneğin aynı mahkemenin 1/2 yetkili diğer hâkiminin) önüne düştüğü
görülmektedir. Yazar, bu durumun usuli bağlantısı olan iddiaların farklı
hâkimlerce birbirinden kopuk şekilde yargılanması tehlikesini doğurduğunu ve
maddedeki "aynı hâkimin bakmaya devam etmesi" kuralının teknik ve fiili
güvencelerle tahkim edilmesi gerektiğini eleştirel bir dille savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 167. maddesi, usul hukukunun temel prensiplerinden olan makul sürede yargılanma hakkı ve "usul ekonomisi" (HMK m. 30) ilkelerinin esnekliğini sağlayan "davaların ayrılması" kurumunu düzenlemektedir. Kural olarak uyuşmazlıkların bir arada çözülmesi (birleştirme veya yığılma) zaman ve masraf tasarrufu sağlasa da, bazı durumlarda davaların bir arada görülmesi yargılamayı içinden çıkılmaz bir hale getirebilir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1], kanun koyucunun bu madde ile davaların birleştirilmesi (HMK m. 166) veya objektif dava birleşmesi (HMK m. 110) hallerinin yargılamayı hantallaştırdığı noktalarda, hâkime süreci sadeleştirme ve uyuşmazlıkları parçalara bölerek daha hızlı çözme yetkisi verdiğini savunmaktadır. Bu madde, adaletin gecikmesini önleyen cerrahi bir usuli müdahale aracıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 167, zıt yönlü olarak "Davaların Birleştirilmesi"ni düzenleyen HMK m. 166 ile doğrudan bir usul terazisi oluşturur. Ayrıca, bir davacının aynı davalıya karşı birden fazla asli talebini aynı dilekçede sunmasını ifade eden "Davaların Yığılması" (HMK m. 110) kurumunun istisnai dengeleyicisidir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında [1], davaların ayrılmasının usul dogmatiği açısından "Usul Ekonomisi" (HMK m. 30) kuralının görünmeyen yüzü olduğunu; birleştirmenin yargılamayı tıkadığı hallerde ayırma kurumunun işletilmesinin, hâkimin davayı sevk ve idare yetkisinin (HMK m. 32) en somut tezahürü olduğunu belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı eş, Aile Mahkemesinde açtığı tek bir dava dilekçesiyle hem boşanma hem de evlilik birliği içinde alınan malların tasfiyesi (mal rejimi tasfiyesi) talebinde bulunmuştur (birlikte açılmış dava). Boşanma sebepleri (zina, şiddet vb.) tanıklarla hemen ispatlanabilecekken, mal rejiminin tasfiyesi banka hesaplarının incelenmesini ve uzun bilirkişi raporlarını gerektirmektedir. Ayrıca mal rejimi tasfiyesine karar verilebilmesi için boşanmanın kesinleşmesi şarttır. Bu hantallığı gören hâkim, HMK m. 167 uyarınca kendiliğinden (resen) karar vererek mal rejimi tasfiyesi davasını asıl dosyadan "ayırır", bu davaya yeni bir esas numarası verir ve boşanma davasını hızlıca karara bağlar.
(kurmaca senaryo) Beş farklı tüketici, aynı müteahhitten aldıkları ancak farklı katlarda ve farklı özelliklerdeki dairelerin süresinde teslim edilmemesi nedeniyle, "ihtiyari dava arkadaşı" olarak tek bir dilekçeyle Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmışlardır. Tahkikat aşamasında hâkim, her bir dairenin eksikliklerinin, ispat durumlarının ve teslim şatlarının birbirinden tamamen farklı olduğunu görür. Yargılamanın iyi yürütülemeyeceğini ve dosyada karmaşa çıktığını saptayan hâkim, HMK m. 167 uyarınca davaları ayırarak beş ayrı dosya (esas numarası) oluşturur ve hepsine tek tek bakmaya devam eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 167 avukatın dava stratejisini doğrudan etkileyen bir normdur. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında [1], meslektaşların özellikle birden fazla talebin yer aldığı veya ihtiyari dava arkadaşlığının bulunduğu karmaşık dosyalarda, müvekkilinin alacağının diğer bağlantısız/uzun sürecek talepler sebebiyle gecikmesini önlemek adına HMK m. 167'yi aktif olarak kullanmaları ve hâkimden "davaların ayrılmasını" ısrarla talep etmeleri gerektiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca, mahkemece davalar ayrıldığında yeni oluşan dosyalara ayrı esas numaraları verileceğinden, avukatın "benim davam tek dosyaydı" yanılgısına düşmeyip UYAP üzerinden ayrılan tüm dosyaların duruşma günlerini ve usuli sürelerini ayrı ayrı takip etmesinin hayati bir malpraktis (mesleki hata) önlemi olduğu unutulmamalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 167'de hâkime tanınan "kendiliğinden (resen)" davaları ayırma yetkisi, uygulamadaki istismarlar sebebiyle doktrinde ağır eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], bu takdir yetkisinin suistimal edildiğini belirtmektedir. Yazar, yargılamanın iyi yürütülmesi bahanesinin arkasına sığınan bazı mahkemelerin, sırf "çıkarttıkları karar sayısını (istatistiği) yüksek göstermek" veya dosyayı daha az hacimli hale getirmek amacıyla tarafların tek dilekçeyle açtığı bağlantılı davaları keyfi olarak parçalara böldüğünü; bu durumun tarafları ayrılan her bir dosya için ayrı vekâlet ücreti ödemeye, ayrı yargılama gideri yapmaya zorladığını ve Anayasal hak arama hürriyetini usul ekonomisi adı altında zedelediğini eleştirmektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], maddenin ikinci cümlesinde yer alan "mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder" lafzının fiili gerçeklikle çatışmasını eleştirmektedir. Kanun, ayrılan davanın yine aynı hâkim tarafından görülmesini (zihinsel bütünlüğün korunmasını) emretmekte ise de; adliyelerdeki UYAP tevzi sistemi ve birden çok heyeti/dairesi bulunan mahkemeler pratiğinde, ayrılan dosyalara yeni esas numarası verilmesiyle birlikte bu dosyaların sıklıkla başka hâkimlerin (örneğin aynı mahkemenin 1/2 yetkili diğer hâkiminin) önüne düştüğü görülmektedir. Yazar, bu durumun usuli bağlantısı olan iddiaların farklı hâkimlerce birbirinden kopuk şekilde yargılanması tehlikesini doğurduğunu ve maddedeki "aynı hâkimin bakmaya devam etmesi" kuralının teknik ve fiili güvencelerle tahkim edilmesi gerektiğini eleştirel bir dille savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)