1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 166. maddesi, medeni usul hukukunda "usul
ekonomisi" ve "çelişik kararların önlenmesi" ilkelerinin en somut yansıması
olan "davaların birleştirilmesi" kurumunu düzenlemektedir. Birbiriyle maddi
veya hukuki yönden sıkı bir bağlantısı bulunan, ayrı ayrı yürütülmeleri halinde
farklı mahkemelerden birbiriyle çelişen hükümler çıkma ihtimali barındıran
davaların tek bir dosya üzerinden yürütülmesi adaletin selameti açısından
zorunludur. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile
mahkemelerin aynı hukuki ilişki hakkında mükerrer inceleme yapmasını ve zaman
kaybetmesini engellemeyi amaçladığını; birleştirmenin yargılamanın kalitesini
artıran, delillerin tek bir potada bütüncül olarak değerlendirilmesini sağlayan
ve nihayetinde "maddi gerçeğe" ulaşmayı kolaylaştıran hayati bir usuli araç
olduğunu savunmaktadır. Madde, aynı yargı çevresindeki ve farklı yargı
çevrelerindeki davalar için ikili bir birleştirme sistemi öngörmüştür.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Aynı Düzey ve Sıfattaki Hukuk Mahkemeleri: Birleştirmenin en temel ön
şartıdır. İki davanın birleştirilebilmesi için mahkemelerin hiyerarşik (örneğin
Asliye ve Sulh) veya iş bölümü/görev (örneğin Asliye Hukuk ve Asliye Ticaret)
bakımından farklı olmaması gerekir.
- Bağlantı (Fıkra 4): Davaların aynı hukuki sebepten veya benzer
vakıalardan doğması yahut bir davada verilecek hükmün diğer davanın sonucunu
(örneğin ön sorun veya bekletici mesele teşkil edecek kadar) doğrudan
etkilemesi durumudur.
- İlk Davanın Açıldığı Mahkeme: Birleştirme merkezini (çatısını)
belirleyen usuli kuraldır. Uyuşmazlığa dair tevziden ilk geçen ve esas numarası
daha eski olan mahkeme, dosyaların toplanacağı adrestir.
- İkinci Davanın Açıldığı Mahkemece Karar Verilmesi: Birleştirme kararını
asıl alacak olan merci, sonradan açılan davanın görüldüğü mahkemedir.
- AYM İptal Kararının Etkisi (Fıkra 1, mülga ibare): Anayasa Mahkemesinin
17/6/2025 tarihli kararıyla iptal edilen "...ve bu karar, diğer mahkemeyi
bağlar" ibaresinin kalkmasıyla birlikte, ikinci mahkemenin verdiği birleştirme
kararı artık ilk mahkeme için mutlak ve itiraz edilemez bir emir olmaktan
çıkmıştır.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 166, davaların ayrılmasını düzenleyen HMK m. 167 ile birbirinin zıddı
ancak tamamlayıcısı konumundadır. Aynı zamanda, "Usul Ekonomisi" (HMK m. 30) ve
"Bekletici Sorun" (HMK m. 165) ile koparılamaz bir dogmatik bağ içindedir.
Bağlantılı davalar birleştirilemiyorsa (örneğin mahkemelerin sıfatları
farklıysa), kural olarak biri diğeri için bekletici sorun yapılır.
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, davaların
birleştirilmesinin usul dogmatiği açısından "Kesin Hüküm" (HMK m. 303)
kurumuyla doğrudan ilişkili olduğunu; birleştirmenin, birbiriyle mantıksal
çelişki barındıran iki ayrı kesin hükmün hukuk âleminde aynı anda var olmasını
(hukuki kaosu) daha yargılama aşamasındayken önleyen koruyucu bir mekanizma
olduğunu belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Madde metnine de işlenen Anayasa Mahkemesinin 17/6/2025 tarihli ve E.:
2024/237; K.: 2025/137 sayılı kararı bu maddenin güncel uygulaması bakımından
en temel içtihattır. Bu karar ile birinci fıkrada yer alan "...ve bu karar,
diğer mahkemeyi bağlar" ibaresi iptal edilerek mahkemeler arası birleştirme
uyuşmazlıklarına yeni bir boyut kazandırılmıştır. Bunun dışında bu maddeye
ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Ankara'da meydana gelen zincirleme bir trafik kazasında,
(A) aracının sürücüsü (B) aracının sürücüsüne karşı maddi hasar talebiyle
Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Bir ay sonra, aynı kazada
yaralanan (B) aracının sürücüsü, (A)'ya karşı manevi tazminat talebiyle Ankara
3. Asliye Hukuk Mahkemesinde ayrı bir dava açmıştır. Ankara 3. Asliye Hukuk
Mahkemesi hâkimi, her iki davanın "aynı sebepten (aynı trafik kazasından)"
doğduğunu tespit ederek, HMK m. 166/1 uyarınca aralarında bağlantı bulunan
kendi dosyasının, ilk davanın açıldığı Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyası
ile birleştirilmesine resen karar verir.
(kurmaca senaryo) İzmir'de ikamet eden davacı, imzaladığı eser sözleşmesine
aykırılık sebebiyle yüklenici (Y)'ye karşı İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinde dava
açmıştır. Yüklenici (Y)'nin sözleşmedeki kefili olan (K) ise Manisa'da ikamet
etmektedir ve davacı, kefil (K)'ya karşı aynı borç için Manisa Asliye Hukuk
Mahkemesinde ayrı bir dava açmıştır. Kefil (K), Manisa'daki mahkemeden HMK m.
166/2 uyarınca davasının İzmir'deki asıl dava ile birleştirilmesini talep eder.
Mahkemelerin yargı çevreleri farklı (İzmir-Manisa) olsa da düzey ve sıfatları
aynı olduğundan, bağlantı sebebiyle Manisa mahkemesi birleştirme talebini kabul
eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 166 hükmü müvekkilin menfaatlerini korumak
ve vekâlet ücretlerini maksimize etmek/etmemek bağlamında stratejik bir öneme
sahiptir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların
bilhassa "aynı sıfat" kuralına çok dikkat etmeleri gerektiğini; örneğin Asliye
Ticaret Mahkemesinde açılan bir dava ile Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan
bağlantılı bir davanın doğrudan HMK m. 166 ile birleştirilemeyeceğini,
mahkemelerin sıfatlarının farklı olması sebebiyle ancak birinin diğerini
"bekletici sorun" yapabileceğini stratejik bir mesleki özen kuralı olarak
hatırlatmaktadır. Ayrıca, birleştirilen davalar tek bir dosya üzerinden yürüse
de bağımsızlıklarını koruduklarından, avukatın karara çıkıldığında her bir
birleşen dava için ayrı ayrı vekâlet ücreti hükmedilmesini talep etmesi
malpraktisi (hak kaybını) önler.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 166'nın birinci fıkrasında yer alan "aynı düzey ve sıfattaki" kuralı,
modern hukukun karmaşıklığı karşısında doktrinde haklı eleştirilere maruz
kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
aralarında koparılamaz bir maddi bağlantı bulunan uyuşmazlıklarda mahkemelerin
sırf isimleri/sıfatları (örneğin biri Tüketici Mahkemesi, diğeri Asliye Hukuk
Mahkemesi) farklı diye davaların birleştirilememesini ağır bir dille
eleştirmektedir. Yazar, uyuşmazlığın özü birbiriyle tamamen iç içe geçmişken
sırf katı bir görev (sıfat) dogmatiği uğruna davaların ayrı mahkemelerde
görülmeye zorlanmasının, Anayasal makul sürede yargılanma hakkını ihlal
ettiğini ve gerektiğinde üst dereceli (özel yetkili) mahkemenin çatısı altında
farklı sıfattaki mahkeme dosyalarının da birleştirilebilmesine olanak tanıyan
bir kanun değişikliğine gidilmesi gerektiğini ifade etmektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
birinci fıkraya ilişkin Anayasa Mahkemesinin 2025 yılındaki iptal kararının
yaratacağı olası usuli kaosu değerlendirmektedir. İptal edilen "ve bu karar,
diğer mahkemeyi bağlar" kuralı, yargılamanın hızlı yürümesi için bir emniyet
supabıydı. Yazar, bu ibarenin kalkmasıyla birlikte; ikinci mahkemenin verdiği
birleştirme kararını ilk mahkemenin "aralarında bağlantı yoktur" diyerek geri
çevirebileceğini, dosyaların iki mahkeme arasında gidip gelmesiyle "olumsuz
birleştirme uyuşmazlıklarının" doğacağını ve bu çatışmanın ancak Bölge Adliye
Mahkemesi (veya Yargıtay) tarafından merci tayini yoluyla çözülebileceğini,
bunun da usul ekonomisi ilkesine onarılmaz bir darbe vuracağını eleştirel bir
yaklaşımla savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 166. maddesi, medeni usul hukukunda "usul ekonomisi" ve "çelişik kararların önlenmesi" ilkelerinin en somut yansıması olan "davaların birleştirilmesi" kurumunu düzenlemektedir. Birbiriyle maddi veya hukuki yönden sıkı bir bağlantısı bulunan, ayrı ayrı yürütülmeleri halinde farklı mahkemelerden birbiriyle çelişen hükümler çıkma ihtimali barındıran davaların tek bir dosya üzerinden yürütülmesi adaletin selameti açısından zorunludur. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile mahkemelerin aynı hukuki ilişki hakkında mükerrer inceleme yapmasını ve zaman kaybetmesini engellemeyi amaçladığını; birleştirmenin yargılamanın kalitesini artıran, delillerin tek bir potada bütüncül olarak değerlendirilmesini sağlayan ve nihayetinde "maddi gerçeğe" ulaşmayı kolaylaştıran hayati bir usuli araç olduğunu savunmaktadır. Madde, aynı yargı çevresindeki ve farklı yargı çevrelerindeki davalar için ikili bir birleştirme sistemi öngörmüştür.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 166, davaların ayrılmasını düzenleyen HMK m. 167 ile birbirinin zıddı ancak tamamlayıcısı konumundadır. Aynı zamanda, "Usul Ekonomisi" (HMK m. 30) ve "Bekletici Sorun" (HMK m. 165) ile koparılamaz bir dogmatik bağ içindedir. Bağlantılı davalar birleştirilemiyorsa (örneğin mahkemelerin sıfatları farklıysa), kural olarak biri diğeri için bekletici sorun yapılır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, davaların birleştirilmesinin usul dogmatiği açısından "Kesin Hüküm" (HMK m. 303) kurumuyla doğrudan ilişkili olduğunu; birleştirmenin, birbiriyle mantıksal çelişki barındıran iki ayrı kesin hükmün hukuk âleminde aynı anda var olmasını (hukuki kaosu) daha yargılama aşamasındayken önleyen koruyucu bir mekanizma olduğunu belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Madde metnine de işlenen Anayasa Mahkemesinin 17/6/2025 tarihli ve E.: 2024/237; K.: 2025/137 sayılı kararı bu maddenin güncel uygulaması bakımından en temel içtihattır. Bu karar ile birinci fıkrada yer alan "...ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar" ibaresi iptal edilerek mahkemeler arası birleştirme uyuşmazlıklarına yeni bir boyut kazandırılmıştır. Bunun dışında bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Ankara'da meydana gelen zincirleme bir trafik kazasında, (A) aracının sürücüsü (B) aracının sürücüsüne karşı maddi hasar talebiyle Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Bir ay sonra, aynı kazada yaralanan (B) aracının sürücüsü, (A)'ya karşı manevi tazminat talebiyle Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde ayrı bir dava açmıştır. Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi hâkimi, her iki davanın "aynı sebepten (aynı trafik kazasından)" doğduğunu tespit ederek, HMK m. 166/1 uyarınca aralarında bağlantı bulunan kendi dosyasının, ilk davanın açıldığı Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyası ile birleştirilmesine resen karar verir.
(kurmaca senaryo) İzmir'de ikamet eden davacı, imzaladığı eser sözleşmesine aykırılık sebebiyle yüklenici (Y)'ye karşı İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Yüklenici (Y)'nin sözleşmedeki kefili olan (K) ise Manisa'da ikamet etmektedir ve davacı, kefil (K)'ya karşı aynı borç için Manisa Asliye Hukuk Mahkemesinde ayrı bir dava açmıştır. Kefil (K), Manisa'daki mahkemeden HMK m. 166/2 uyarınca davasının İzmir'deki asıl dava ile birleştirilmesini talep eder. Mahkemelerin yargı çevreleri farklı (İzmir-Manisa) olsa da düzey ve sıfatları aynı olduğundan, bağlantı sebebiyle Manisa mahkemesi birleştirme talebini kabul eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 166 hükmü müvekkilin menfaatlerini korumak ve vekâlet ücretlerini maksimize etmek/etmemek bağlamında stratejik bir öneme sahiptir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların bilhassa "aynı sıfat" kuralına çok dikkat etmeleri gerektiğini; örneğin Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan bir dava ile Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan bağlantılı bir davanın doğrudan HMK m. 166 ile birleştirilemeyeceğini, mahkemelerin sıfatlarının farklı olması sebebiyle ancak birinin diğerini "bekletici sorun" yapabileceğini stratejik bir mesleki özen kuralı olarak hatırlatmaktadır. Ayrıca, birleştirilen davalar tek bir dosya üzerinden yürüse de bağımsızlıklarını koruduklarından, avukatın karara çıkıldığında her bir birleşen dava için ayrı ayrı vekâlet ücreti hükmedilmesini talep etmesi malpraktisi (hak kaybını) önler.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 166'nın birinci fıkrasında yer alan "aynı düzey ve sıfattaki" kuralı, modern hukukun karmaşıklığı karşısında doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, aralarında koparılamaz bir maddi bağlantı bulunan uyuşmazlıklarda mahkemelerin sırf isimleri/sıfatları (örneğin biri Tüketici Mahkemesi, diğeri Asliye Hukuk Mahkemesi) farklı diye davaların birleştirilememesini ağır bir dille eleştirmektedir. Yazar, uyuşmazlığın özü birbiriyle tamamen iç içe geçmişken sırf katı bir görev (sıfat) dogmatiği uğruna davaların ayrı mahkemelerde görülmeye zorlanmasının, Anayasal makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiğini ve gerektiğinde üst dereceli (özel yetkili) mahkemenin çatısı altında farklı sıfattaki mahkeme dosyalarının da birleştirilebilmesine olanak tanıyan bir kanun değişikliğine gidilmesi gerektiğini ifade etmektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, birinci fıkraya ilişkin Anayasa Mahkemesinin 2025 yılındaki iptal kararının yaratacağı olası usuli kaosu değerlendirmektedir. İptal edilen "ve bu karar, diğer mahkemeyi bağlar" kuralı, yargılamanın hızlı yürümesi için bir emniyet supabıydı. Yazar, bu ibarenin kalkmasıyla birlikte; ikinci mahkemenin verdiği birleştirme kararını ilk mahkemenin "aralarında bağlantı yoktur" diyerek geri çevirebileceğini, dosyaların iki mahkeme arasında gidip gelmesiyle "olumsuz birleştirme uyuşmazlıklarının" doğacağını ve bu çatışmanın ancak Bölge Adliye Mahkemesi (veya Yargıtay) tarafından merci tayini yoluyla çözülebileceğini, bunun da usul ekonomisi ilkesine onarılmaz bir darbe vuracağını eleştirel bir yaklaşımla savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)