1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 156. maddesi, medeni yargılamada "şekli
gerçeğin" ve hukuki güvenliğin en büyük teminatı olan tutanağın (zaptın) mutlak
ispat gücünü düzenlemektedir. Mahkeme salonunda veya keşif mahallinde icra
edilen usul işlemlerinin, tarafların beyanlarının ve hâkimin kararlarının "söz
uçar, yazı kalır" ilkesi gereğince hukuki bir varlık kazanabilmesi, ancak
tutanağa bağlanmasıyla mümkündür. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun
koyucunun bu madde ile duruşma sırasında nelerin konuşulup nelerin
konuşulmadığına dair sonu gelmez tartışmaların önünü kesmeyi amaçladığını;
tutanağın, usul işlemlerinin yapıldığını veya yapılmadığını ispatlayan kesin ve
tek yasal delil (münhasır ispat vasıtası) olduğunu savunmaktadır [1]. Bu madde,
yargılamanın sadece tutanaklardan ibaret bir evrak bütünü üzerinden (özellikle
istinaf ve temyiz mercilerince) denetlenebileceğini ilan eden emredici bir
dogmatik kuraldır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Ön İnceleme, Tahkikat ve Yargılama İşlemleri: Mahkeme huzurunda yapılan
her türlü usuli faaliyettir. Davacının davasını ıslah etmesi, davalının
zamanaşımı def'inde bulunması, tanığın yemin etmesi ve beyanı, bilirkişinin
sözlü açıklamaları, hâkimin ara kararları bu kapsamdadır.
- Ancak Tutanakla İspat Olunabilmesi: Maddenin kalbidir. Duruşmada
yapılan bir işlemin mevcudiyetinin veya içeriğinin, tutanak dışında hiçbir
delille (örneğin duruşmada bulunan izleyicilerin veya diğer avukatların
tanıklığıyla, gayriresmi ses kayıtlarıyla) ispat edilememesidir. Tutanak,
medeni usul hukukunda "kesin delil" niteliğindedir.
- Aksinin İspatı (Zımni Kavram): Tutanak resmi bir belge niteliğinde
olduğundan, içeriğinin gerçeğe aykırı olduğu (örneğin tanığın söylemediği bir
sözün yazıldığı) ancak ve ancak "sahtelik iddiası" yoluyla ve kesin delillerle
ispatlanabilir. Sahteliği kanıtlanana kadar tutanak mutlak doğrudur.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 156, doğrudan doğruya "Tutanak" kurumunu düzenleyen HMK m. 154 ve
"Tutanağın İmzalanması"nı şart koşan HMK m. 155 ile ayrılmaz bir üçlü yapı
oluşturur. İmzasız veya usulüne uygun tutulmamış bir tutanağın m. 156 anlamında
ispat gücü yoktur. Aynı zamanda bu madde, "Resmi Belgelerin İspat Gücü"nü
düzenleyen HMK m. 204 ve "Sahtelik İddiası"nı düzenleyen HMK m. 208 ile
dogmatik bir temel paylaşır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku
çalışmasında, HMK m. 156 uyarınca tutanağın "geçerlilik şekli" değil bir "ispat
şekli" olduğunu; ancak ispatın sadece bu belgeye hasredilmiş olmasının
(münhasırlık), tutanağı usul dogmatiği açısından adeta işlemlerin varlık şartı
(kurucu unsur) seviyesine yükselttiğini belirtmektedir [1]. Tutanağa geçmeyen
işlem, hukuk âleminde hiç doğmamış sayılır.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen bir duruşmada davalı
vekili, davacının sunduğu senetteki imzaya açıkça itiraz ettiğini sözlü olarak
uzun uzun anlatmıştır. Ancak duruşmanın karmaşası içinde bu "imza itirazı"
hâkim tarafından zabıt kâtibine yazdırılmamış, davalı vekili de tutanağı
okumadan imzalamıştır. Dosya karara çıkıp Yargıtay'a gittiğinde davalı vekili
"Ben duruşmada imzaya itiraz etmiştim, hâkim bunu incelemedi" diyerek bozma
talep eder. HMK m. 156 amir hükmü gereğince, yargılama işlemleri "ancak
tutanakla" ispatlanabileceğinden ve tutanakta böyle bir itiraz yer
almadığından, Yargıtay bu iddiayı dinlemez ve vekilin itirazı hiç yapılmamış
kabul edilir.
(kurmaca senaryo) Bir boşanma davasında tanık, "Davacının eşini aldattığını
gözlerimle gördüm" şeklinde çok net bir beyanda bulunmuştur. Fakat tutanağa
sehven "Davacının eşini aldattığını görmedim" şeklinde yazılmış ve
imzalanmıştır. Davalı taraf, bir sonraki celse başka tanıklar getirerek "Önceki
celse dinlenen tanık aslında gördüm demişti, tutanağa yanlış yazıldı, bu yeni
tanıklarımı dinleyin" diye talepte bulunur. HMK m. 156 uyarınca, tutanağın
içeriğinin aksi tanıkla ispatlanamaz. Davalı tarafın yapabileceği tek şey,
tutanağın sahteliğini ispatlamak üzere çok daha ağır bir hukuki yola (sahtelik
davası/iddiası) başvurmaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 156, avukatın duruşma salonundaki en büyük
kâbusu veya en güçlü silahı olabilir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması
çalışmasında, meslektaşların duruşma salonunda akıcı ve edebi savunmalar
yapmaktan ziyade, o savunmanın kritik unsurlarının "tutanağa eksiksiz
geçirilmesine" odaklanmaları gerektiğini; celse sonunda tutanak UYAP'tan
onaylanmadan veya fiziken imzalanmadan önce satır satır okunmasının, şayet
eksiklik varsa "Hâkim bey/hanım, şu beyanımız tutanağa geçmemiş, m. 156
uyarınca ispat hakkımız kaybolacak, lütfen ekleyelim" denilmesinin, mesleki
sorumluluğun ve malpraktisten (mesleki hata) korunmanın en temel şartı olduğunu
stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 156'nın mutlak ispat gücü kuralı, uygulamada tutanakların tutuluş
biçimiyle (HMK m. 154/1) birleştiğinde doktrinde son derece haklı ve ağır
eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi
eserinde, kanunun bir yandan hâkime beyanları "özetleyerek yazdırma" yetkisi
(m. 154) verdiğini, diğer yandan bu hâkim özetine m. 156 ile "mutlak ispat
gücü" tanıdığını belirterek bu çelişkiyi eleştirmektedir. Yazar, tarafın kendi
ağzından çıkmayan, hâkimin süzgecinden geçerek değişen ve kısalan bir metnin, o
tarafın aleyhine "kesin delil" olarak kullanılmasının adil yargılanma hakkını
ve hukuki dinlenilme ilkesini zedelediğini ifade etmektedir [1].
Buna paralel olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi
eserinde, maddedeki kuralı teknolojik çağın gerçekleri ışığında
eleştirmektedir. Günümüzde SEGBİS ile duruşmaların tamamının sesli ve görüntülü
olarak kayda alınabildiği bir sistemde, hâlâ kâtibin klavye hızıyla veya
hâkimin diktesiyle oluşan yazılı metne m. 156 ile sarsılmaz bir "kutsallık"
atfedilmesi anakroniktir (çağ dışıdır). Yazar, tutanaktaki yazılı metin ile
duruşmanın teknik kaydı (video/ses) arasında bir çelişki olduğunda, teknik
kaydın hiçbir sahtelik iddiasına gerek kalmaksızın doğrudan "üstün ispat
vasıtası" kabul edileceğine dair kanuni bir reformun yapılmasının, modern usul
hukukunun maddi gerçeği arama felsefesi açısından zorunlu olduğunu eleştirel
bir dille savunmaktadır [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 156. maddesi, medeni yargılamada "şekli gerçeğin" ve hukuki güvenliğin en büyük teminatı olan tutanağın (zaptın) mutlak ispat gücünü düzenlemektedir. Mahkeme salonunda veya keşif mahallinde icra edilen usul işlemlerinin, tarafların beyanlarının ve hâkimin kararlarının "söz uçar, yazı kalır" ilkesi gereğince hukuki bir varlık kazanabilmesi, ancak tutanağa bağlanmasıyla mümkündür. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile duruşma sırasında nelerin konuşulup nelerin konuşulmadığına dair sonu gelmez tartışmaların önünü kesmeyi amaçladığını; tutanağın, usul işlemlerinin yapıldığını veya yapılmadığını ispatlayan kesin ve tek yasal delil (münhasır ispat vasıtası) olduğunu savunmaktadır [1]. Bu madde, yargılamanın sadece tutanaklardan ibaret bir evrak bütünü üzerinden (özellikle istinaf ve temyiz mercilerince) denetlenebileceğini ilan eden emredici bir dogmatik kuraldır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 156, doğrudan doğruya "Tutanak" kurumunu düzenleyen HMK m. 154 ve "Tutanağın İmzalanması"nı şart koşan HMK m. 155 ile ayrılmaz bir üçlü yapı oluşturur. İmzasız veya usulüne uygun tutulmamış bir tutanağın m. 156 anlamında ispat gücü yoktur. Aynı zamanda bu madde, "Resmi Belgelerin İspat Gücü"nü düzenleyen HMK m. 204 ve "Sahtelik İddiası"nı düzenleyen HMK m. 208 ile dogmatik bir temel paylaşır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 156 uyarınca tutanağın "geçerlilik şekli" değil bir "ispat şekli" olduğunu; ancak ispatın sadece bu belgeye hasredilmiş olmasının (münhasırlık), tutanağı usul dogmatiği açısından adeta işlemlerin varlık şartı (kurucu unsur) seviyesine yükselttiğini belirtmektedir [1]. Tutanağa geçmeyen işlem, hukuk âleminde hiç doğmamış sayılır.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen bir duruşmada davalı vekili, davacının sunduğu senetteki imzaya açıkça itiraz ettiğini sözlü olarak uzun uzun anlatmıştır. Ancak duruşmanın karmaşası içinde bu "imza itirazı" hâkim tarafından zabıt kâtibine yazdırılmamış, davalı vekili de tutanağı okumadan imzalamıştır. Dosya karara çıkıp Yargıtay'a gittiğinde davalı vekili "Ben duruşmada imzaya itiraz etmiştim, hâkim bunu incelemedi" diyerek bozma talep eder. HMK m. 156 amir hükmü gereğince, yargılama işlemleri "ancak tutanakla" ispatlanabileceğinden ve tutanakta böyle bir itiraz yer almadığından, Yargıtay bu iddiayı dinlemez ve vekilin itirazı hiç yapılmamış kabul edilir.
(kurmaca senaryo) Bir boşanma davasında tanık, "Davacının eşini aldattığını gözlerimle gördüm" şeklinde çok net bir beyanda bulunmuştur. Fakat tutanağa sehven "Davacının eşini aldattığını görmedim" şeklinde yazılmış ve imzalanmıştır. Davalı taraf, bir sonraki celse başka tanıklar getirerek "Önceki celse dinlenen tanık aslında gördüm demişti, tutanağa yanlış yazıldı, bu yeni tanıklarımı dinleyin" diye talepte bulunur. HMK m. 156 uyarınca, tutanağın içeriğinin aksi tanıkla ispatlanamaz. Davalı tarafın yapabileceği tek şey, tutanağın sahteliğini ispatlamak üzere çok daha ağır bir hukuki yola (sahtelik davası/iddiası) başvurmaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 156, avukatın duruşma salonundaki en büyük kâbusu veya en güçlü silahı olabilir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların duruşma salonunda akıcı ve edebi savunmalar yapmaktan ziyade, o savunmanın kritik unsurlarının "tutanağa eksiksiz geçirilmesine" odaklanmaları gerektiğini; celse sonunda tutanak UYAP'tan onaylanmadan veya fiziken imzalanmadan önce satır satır okunmasının, şayet eksiklik varsa "Hâkim bey/hanım, şu beyanımız tutanağa geçmemiş, m. 156 uyarınca ispat hakkımız kaybolacak, lütfen ekleyelim" denilmesinin, mesleki sorumluluğun ve malpraktisten (mesleki hata) korunmanın en temel şartı olduğunu stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 156'nın mutlak ispat gücü kuralı, uygulamada tutanakların tutuluş biçimiyle (HMK m. 154/1) birleştiğinde doktrinde son derece haklı ve ağır eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, kanunun bir yandan hâkime beyanları "özetleyerek yazdırma" yetkisi (m. 154) verdiğini, diğer yandan bu hâkim özetine m. 156 ile "mutlak ispat gücü" tanıdığını belirterek bu çelişkiyi eleştirmektedir. Yazar, tarafın kendi ağzından çıkmayan, hâkimin süzgecinden geçerek değişen ve kısalan bir metnin, o tarafın aleyhine "kesin delil" olarak kullanılmasının adil yargılanma hakkını ve hukuki dinlenilme ilkesini zedelediğini ifade etmektedir [1].
Buna paralel olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki kuralı teknolojik çağın gerçekleri ışığında eleştirmektedir. Günümüzde SEGBİS ile duruşmaların tamamının sesli ve görüntülü olarak kayda alınabildiği bir sistemde, hâlâ kâtibin klavye hızıyla veya hâkimin diktesiyle oluşan yazılı metne m. 156 ile sarsılmaz bir "kutsallık" atfedilmesi anakroniktir (çağ dışıdır). Yazar, tutanaktaki yazılı metin ile duruşmanın teknik kaydı (video/ses) arasında bir çelişki olduğunda, teknik kaydın hiçbir sahtelik iddiasına gerek kalmaksızın doğrudan "üstün ispat vasıtası" kabul edileceğine dair kanuni bir reformun yapılmasının, modern usul hukukunun maddi gerçeği arama felsefesi açısından zorunlu olduğunu eleştirel bir dille savunmaktadır [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)