1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 147. maddesi, yargılamanın hazırlık (ön
inceleme) evresinin tamamlanarak maddi gerçeğin araştırıldığı asıl ve en yoğun
aşama olan "tahkikat" evresine geçişi sağlayan usuli çağrı mekanizmasını
düzenlemektedir. Bu madde, salt bir bildirim normu değil; içerdiği ağır
ihtaratlar (uyarılar) sebebiyle tarafların usuli haklarını doğrudan etkileyen
bir yaptırım aracıdır. 2020 yılında 7251 sayılı Kanun ile maddede yapılan köklü
değişiklik, "tahkikat" ile "sözlü yargılama" evreleri arasındaki zaman
boşluğunu ortadan kaldırarak bu iki aşamayı tek bir tebligatın güvencesi (ve
tehdidi) altına sokmuştur. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun
bu madde ile eski usuldeki "tahkikat bitince sözlü yargılama için yeni bir gün
ve davetiye bekleme" hantallığını sonlandırdığını; taraflara davanın esasına
girildiği andan itibaren her duruşmada hüküm verilebilecekmiş gibi hazırlıklı
olma yükümlülüğü getirdiğini savunmaktadır. Bu madde, makul sürede yargılanma
ilkesi ile hukuki dinlenilme hakkı (HMK m. 27) arasındaki hassas dengeyi kuran
anayasal bir tebligat kuralıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Tahkikat ve Sözlü Yargılama İçin Duruşmaya Davet: 2020 değişikliğinin
özüdür. Taraflara gönderilen davetiye sadece delillerin toplanması aşamasına
(tahkikata) değil, aynı zamanda tahkikatın bittiği an başlayacak olan nihai
savunma aşamasına (sözlü yargılamaya) da çağrı niteliği taşır.
- Geçerli Bir Özrü Olmadan: Tarafların duruşmaya mazeretsiz katılmamasını
ifade eder. HMK sistematiğinde "geçerli özür", aniden gelişen ağır hastalık,
birinci derece yakının vefatı veya mücbir sebep (deprem, sel) gibi
belgelendirilebilir ve tarafın iradesi dışındaki objektif imkânsızlıklardır.
- Yapılan İşlemlere İtiraz Edememe: Yoklukta devam eden duruşmada, hazır
bulunan tarafın veya mahkemenin yaptığı usuli işlemlere (örneğin tanık
dinlenmesi, bilirkişi raporunun kabulü) gelmeyen tarafın sonradan itiraz
hakkının sükut etmesi yaptırımıdır.
- Tahkikatın Sona Erdiği Duruşmada Sözlü Yargılamaya Geçileceği:
Mahkemenin "tahkikat bitmiştir" (HMK m. 146) ara kararını kurduğu celsede,
duruşmayı ertelemeksizin doğrudan son sözleri sorarak sözlü yargılamaya
başlayacağını peşinen ihtar etmesidir.
- 150. Madde Hükmü Saklı Kalmak Kaydıyla Yoklukta Hüküm: Duruşmaya her
iki taraf da gelmezse veya gelen taraf davayı takip etmezse dosyanın "işlemden
kaldırılacağı" (HMK m. 150); ancak bir taraf gelir ve davayı takip ederse,
gelmeyen tarafın yokluğunda (esastan) nihai kararın verileceği kuralıdır.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 147, "Sözlü Yargılama"yı düzenleyen HMK m. 186 ve "Tarafların Duruşmaya
Gelmemesi, Sonuçları ve Davanın Açılmamış Sayılması"nı düzenleyen HMK m. 150
ile koparılamaz bir usul zinciri oluşturur. Madde metnindeki ihtar, m. 150'nin
uygulanmasının ön şartıdır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku
çalışmasında, HMK m. 147'ye eklenen ihtaratların, HMK m. 186'daki "sözlü
yargılama için ayrıca davetiye gönderilmesi" kuralının altını tamamen
boşalttığını ve adeta tahkikat ile sözlü yargılamayı usul dogmatiği açısından
"tek ve kesintisiz bir aşamaya" dönüştürdüğünü; bu durumun, silahların eşitliği
ilkesi çerçevesinde taraf avukatlarına muazzam bir teyakkuz (hazırlık) külfeti
yüklediğini belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A) ve davalı (B) arasındaki alacak davasında,
mahkeme ön incelemeyi tamamlamış ve taraflara HMK m. 147 uyarınca meşruhatlı
(ihtaratlı) tahkikat duruşması davetiyesi tebliğ etmiştir. Son tahkikat
duruşmasında davalı (B) mazeretsiz olarak hazır bulunmamıştır. Duruşmada son
bilirkişi raporunu okuyan hâkim, tahkikatın bittiğini bildirmiş ve ara
vermeksizin "sözlü yargılamaya" geçmiştir. Davacı (A)'nın son sözlerini alarak
davayı (A) lehine kabul etmiştir. Davalı (B), istinaf dilekçesinde "Sözlü
yargılama için bana ayrıca duruşma günü verilmedi ve tebligat çıkarılmadı,
hukuki dinlenilme hakkım ihlal edildi" şeklinde itiraz etse de, HMK m. 147/2
uyarınca kendisine gönderilen ilk davetiyede bu durum (ayrıca davetiye
çıkarılmayacağı ve yoklukta hüküm verileceği) ihtar edildiği için bu itirazı
dinlenmez.
(kurmaca senaryo) Ön incelemeden sonra tahkikata geçilen bir iş davasında,
HMK m. 147 ihtarlı davetiyeleri taraflara usulüne uygun tebliğ edilmiştir.
Duruşma günü saat 10:00'da hem davacı (X) hem de davalı (Y) geçerli bir mazeret
bildirmeksizin duruşmaya katılmamışlardır. Mahkeme, HMK m. 147/2'deki "150.
madde hükmü saklı kalmak kaydıyla" atfını işleterek, yoklukta esastan hüküm
vermek yerine dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, 2020 yılında HMK m. 147'de yapılan değişiklik tam
anlamıyla bir usuli devrimdir ve malpraktis (mesleki hata) tuzaklarıyla
doludur. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların
duruşmalara katılırken "Bugün sadece bilirkişi raporu değerlendirilir, mahkeme
sözlü yargılama için haftaya yeni bir gün verir, ben esaslı savunmamı o zaman
yaparım" şeklindeki eski HUMK/HMK alışkanlıklarını kesinlikle terk etmeleri
gerektiğini; tahkikat aşamasındaki her duruşmanın aniden "sözlü yargılama ve
karar" celsesine dönüşebileceği bilinciyle, avukatın çantasına o dosyanın nihai
esas savunmasını (son sözünü) koymadan duruşma salonuna girmesinin geri
dönülemez hak kayıplarına yol açacağını stratejik ve hayati bir kural olarak
hatırlatmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 147'de 2020 yılında yapılan değişiklikler (7251 sayılı Kanun),
yargılamayı hızlandırma gibi pragmatik bir amaca hizmet etse de, "usul adaleti"
ve "savunma hakkının özü" bakımından doktrinde sert eleştirilere maruz
kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
tahkikatın sona ermesi ile sözlü yargılama (son sözlerin söylenmesi)
evrelerinin birleştirilmesini eleştirmektedir. Yazar, tahkikat boyunca toplanan
delillerin (yüzlerce sayfalık bilirkişi raporlarının, tanık beyanlarının) bir
bütün olarak değerlendirilmesi, avukatın ofisine gidip tüm dosyayı süzgeçten
geçirerek nihai bir savunma tezi hazırlaması için taraflara "düşünme ve
toparlanma süresi" verilmesinin Anayasal hukuki dinlenilme hakkının gereği
olduğunu; bu iki evrenin anında (nefes aldırmadan) birbirine bağlanmasının
nitelikli yargılamayı zedelediğini ifade etmektedir.
Buna paralel olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi
eserinde, maddedeki "yokluklarında hüküm verileceği" ihtaratının pratik
tehlikelerine dikkat çekmektedir. Mazeretsiz duruşmaya katılmamak bir ihmal
olsa da, tarafın yokluğunda hem tahkikatın aniden bitirilmesi, hem sözlü
yargılamanın icra edilmesi, hem de nihai kararın o celsede "tek taraflı
beyanla" verilmesi silahların eşitliği ilkesini aşırı derecede sarsmaktadır.
Yazar, kanun koyucunun usul ekonomisi adına adaleti feda ettiğini; tahkikatın
bittiği celsede sırf karşı taraf yok diye davanın oldubittiye getirilmesinin,
modern usul hukukunun öngördüğü diyalektik yapıya (tez-antitez-sentez) ağır bir
darbe vurduğunu eleştirel bir dille savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 147. maddesi, yargılamanın hazırlık (ön inceleme) evresinin tamamlanarak maddi gerçeğin araştırıldığı asıl ve en yoğun aşama olan "tahkikat" evresine geçişi sağlayan usuli çağrı mekanizmasını düzenlemektedir. Bu madde, salt bir bildirim normu değil; içerdiği ağır ihtaratlar (uyarılar) sebebiyle tarafların usuli haklarını doğrudan etkileyen bir yaptırım aracıdır. 2020 yılında 7251 sayılı Kanun ile maddede yapılan köklü değişiklik, "tahkikat" ile "sözlü yargılama" evreleri arasındaki zaman boşluğunu ortadan kaldırarak bu iki aşamayı tek bir tebligatın güvencesi (ve tehdidi) altına sokmuştur. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile eski usuldeki "tahkikat bitince sözlü yargılama için yeni bir gün ve davetiye bekleme" hantallığını sonlandırdığını; taraflara davanın esasına girildiği andan itibaren her duruşmada hüküm verilebilecekmiş gibi hazırlıklı olma yükümlülüğü getirdiğini savunmaktadır. Bu madde, makul sürede yargılanma ilkesi ile hukuki dinlenilme hakkı (HMK m. 27) arasındaki hassas dengeyi kuran anayasal bir tebligat kuralıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 147, "Sözlü Yargılama"yı düzenleyen HMK m. 186 ve "Tarafların Duruşmaya Gelmemesi, Sonuçları ve Davanın Açılmamış Sayılması"nı düzenleyen HMK m. 150 ile koparılamaz bir usul zinciri oluşturur. Madde metnindeki ihtar, m. 150'nin uygulanmasının ön şartıdır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 147'ye eklenen ihtaratların, HMK m. 186'daki "sözlü yargılama için ayrıca davetiye gönderilmesi" kuralının altını tamamen boşalttığını ve adeta tahkikat ile sözlü yargılamayı usul dogmatiği açısından "tek ve kesintisiz bir aşamaya" dönüştürdüğünü; bu durumun, silahların eşitliği ilkesi çerçevesinde taraf avukatlarına muazzam bir teyakkuz (hazırlık) külfeti yüklediğini belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A) ve davalı (B) arasındaki alacak davasında, mahkeme ön incelemeyi tamamlamış ve taraflara HMK m. 147 uyarınca meşruhatlı (ihtaratlı) tahkikat duruşması davetiyesi tebliğ etmiştir. Son tahkikat duruşmasında davalı (B) mazeretsiz olarak hazır bulunmamıştır. Duruşmada son bilirkişi raporunu okuyan hâkim, tahkikatın bittiğini bildirmiş ve ara vermeksizin "sözlü yargılamaya" geçmiştir. Davacı (A)'nın son sözlerini alarak davayı (A) lehine kabul etmiştir. Davalı (B), istinaf dilekçesinde "Sözlü yargılama için bana ayrıca duruşma günü verilmedi ve tebligat çıkarılmadı, hukuki dinlenilme hakkım ihlal edildi" şeklinde itiraz etse de, HMK m. 147/2 uyarınca kendisine gönderilen ilk davetiyede bu durum (ayrıca davetiye çıkarılmayacağı ve yoklukta hüküm verileceği) ihtar edildiği için bu itirazı dinlenmez.
(kurmaca senaryo) Ön incelemeden sonra tahkikata geçilen bir iş davasında, HMK m. 147 ihtarlı davetiyeleri taraflara usulüne uygun tebliğ edilmiştir. Duruşma günü saat 10:00'da hem davacı (X) hem de davalı (Y) geçerli bir mazeret bildirmeksizin duruşmaya katılmamışlardır. Mahkeme, HMK m. 147/2'deki "150. madde hükmü saklı kalmak kaydıyla" atfını işleterek, yoklukta esastan hüküm vermek yerine dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, 2020 yılında HMK m. 147'de yapılan değişiklik tam anlamıyla bir usuli devrimdir ve malpraktis (mesleki hata) tuzaklarıyla doludur. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların duruşmalara katılırken "Bugün sadece bilirkişi raporu değerlendirilir, mahkeme sözlü yargılama için haftaya yeni bir gün verir, ben esaslı savunmamı o zaman yaparım" şeklindeki eski HUMK/HMK alışkanlıklarını kesinlikle terk etmeleri gerektiğini; tahkikat aşamasındaki her duruşmanın aniden "sözlü yargılama ve karar" celsesine dönüşebileceği bilinciyle, avukatın çantasına o dosyanın nihai esas savunmasını (son sözünü) koymadan duruşma salonuna girmesinin geri dönülemez hak kayıplarına yol açacağını stratejik ve hayati bir kural olarak hatırlatmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 147'de 2020 yılında yapılan değişiklikler (7251 sayılı Kanun), yargılamayı hızlandırma gibi pragmatik bir amaca hizmet etse de, "usul adaleti" ve "savunma hakkının özü" bakımından doktrinde sert eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, tahkikatın sona ermesi ile sözlü yargılama (son sözlerin söylenmesi) evrelerinin birleştirilmesini eleştirmektedir. Yazar, tahkikat boyunca toplanan delillerin (yüzlerce sayfalık bilirkişi raporlarının, tanık beyanlarının) bir bütün olarak değerlendirilmesi, avukatın ofisine gidip tüm dosyayı süzgeçten geçirerek nihai bir savunma tezi hazırlaması için taraflara "düşünme ve toparlanma süresi" verilmesinin Anayasal hukuki dinlenilme hakkının gereği olduğunu; bu iki evrenin anında (nefes aldırmadan) birbirine bağlanmasının nitelikli yargılamayı zedelediğini ifade etmektedir.
Buna paralel olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki "yokluklarında hüküm verileceği" ihtaratının pratik tehlikelerine dikkat çekmektedir. Mazeretsiz duruşmaya katılmamak bir ihmal olsa da, tarafın yokluğunda hem tahkikatın aniden bitirilmesi, hem sözlü yargılamanın icra edilmesi, hem de nihai kararın o celsede "tek taraflı beyanla" verilmesi silahların eşitliği ilkesini aşırı derecede sarsmaktadır. Yazar, kanun koyucunun usul ekonomisi adına adaleti feda ettiğini; tahkikatın bittiği celsede sırf karşı taraf yok diye davanın oldubittiye getirilmesinin, modern usul hukukunun öngördüğü diyalektik yapıya (tez-antitez-sentez) ağır bir darbe vurduğunu eleştirel bir dille savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)