1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 145. maddesi, medeni usul hukukuna hâkim
olan "teksif (yoğunlaştırma) ilkesinin" ve yargılamanın makul sürede
bitirilmesi hedefinin en temel güvencesi olan "delil sunma yasağına" esneklik
kazandıran istisnai bir hakkaniyet normudur. Kural olarak taraflar, delillerini
dilekçeler teatisi aşamasında göstermek ve ön inceleme davetiyesiyle verilen
iki haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunmak zorundadır (HMK m. 139). Bu
süreler geçtikten sonra delil sunulması yasaktır. Kuru, Medeni Usul Hukuku
eserinde, kanun koyucunun bu madde ile mutlak bir şekilciliğin maddi gerçeği
boğmasını engellemeyi amaçladığını; tarafın elinde olmayan objektif
imkânsızlıklar veya dürüstlük kuralı çerçevesinde gecikmiş olan delillerin
dosyaya kazandırılabilmesi için hâkime dar, istisnai ve sıkı şartlara bağlı bir
"usuli emniyet sübabı" (takdir yetkisi) tanıdığını savunmaktadır [1]. Bu madde,
usul ekonomisi ile maddi gerçeğin araştırılması (adalet) arasındaki çatışmayı
çözen kritik bir dengedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Kanunda Belirtilen Süre: HMK m. 119 ve m. 129 uyarınca dilekçelerde
delillerin bildirilmesi ve HMK m. 139/1-ç uyarınca davetiyenin tebliğinden
itibaren işleyen "iki haftalık kesin süre" ile sınırlanan usuli zaman
dilimidir.
- Delilin Sonradan İleri Sürülmesi: Yasal sürelerin dolmasından (örneğin
tahkikat aşamasına geçildikten) sonra, yeni bir belgenin dosyaya sunulması veya
yeni bir tanık/kurum adresinin bildirilmesidir.
- Yargılamayı Geciktirme Amacı Taşımaması: Sonradan sunulan delilin,
davanın mevcut aşamasını geriye götürmeyecek nitelikte olmasıdır. Kötüniyetli
bir uzatma taktiği olmaması şarttır.
- İlgili Tarafın Kusurundan Kaynaklanmaması: Delilin zamanında
sunulamamasının mücbir sebep, ağır hastalık, delilin varlığının sonradan
öğrenilmesi veya üçüncü kişinin/karşı tarafın delili gizlemesi gibi tarafın
iradesi ve ihmali dışında gerçekleşen objektif bir imkânsızlığa dayanmasıdır.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 145, "Ön İnceleme Davetiyesi" (HMK m. 139) ve ön inceleme duruşmasındaki
"Delile Dayanmaktan Vazgeçmiş Sayılma" (HMK m. 140/5) yaptırımları ile doğrudan
ve istisnai bir bağ içindedir. HMK m. 140/5'in kestiği usuli damar, ancak HMK
m. 145'in şartları varsa yeniden bağlanabilir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes,
Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 145'in sadece "süresinde
gösterilemeyen deliller" için değil, aynı zamanda iddia ve savunmanın
genişletilmesi yasağının (HMK m. 141) bir istisnası olan "Islah" (HMK m. 176)
kurumuyla da paralel yürüdüğünü; ancak sonradan delil göstermenin ıslah işlemi
olmadığını, zira ıslahla dahi yeni delil gösterme hakkının otomatik olarak
doğmayacağını, her halükarda m. 145'teki kusursuzluk şartının aranacağını usul
dogmatiği açısından belirtmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı şirket (A), (B) şirketine karşı açtığı ticari alacak
davasında tüm delillerini yasal süresinde sunmuştur. Tahkikat aşamasında
bilirkişi raporu beklenirken, (A) şirketinin sunucularına daha önce yapılan bir
siber saldırı (fidye yazılımı) emniyet güçlerince çözülür ve şirketin kilitli
arşivlerine erişim sağlanır. (A)'nın avukatı, bu arşivden yeni çıkan ve alacağı
ispatlayan kesin bir "cari hesap mutabakat e-postasını" derhal mahkemeye sunar.
Hâkim, HMK m. 145 uyarınca, delilin süresinde sunulamamasının siber saldırıdan
(objektif imkânsızlıktan) kaynaklandığını, tarafın kusuru olmadığını
değerlendirerek bu sonradan sunulan delili yargılamaya kabul eder.
(kurmaca senaryo) Davalı (X), cevap dilekçesinde bahsetmediği ve ön inceleme
davetiyesi sonrasındaki 2 haftalık kesin sürede sunmadığı bir "ibra
sözleşmesini", davanın açılmasından iki yıl sonra, karar duruşmasına bir gün
kala mahkemeye sunmak ister. Mahkeme, bu belgenin en başından beri (X)'in kendi
ticari defterleri ve kasası içinde olduğunu tespit eder. HMK m. 145 amir hükmü
gereğince, delilin süresinde ileri sürülememesinin tamamen (X)'in
kusurundan/ihmalinden kaynaklandığına ve sırf davayı uzatmak (geciktirme amacı)
için sunulduğuna kanaat getiren hâkim, delilin sonradan gösterilmesine izin
vermeyerek talebi reddeder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 145 hükmü bir "savunma stratejisi" veya
ihmalleri örten bir kılıf olarak kullanılamaz. Sungurtekin Özkan, Hukuk
Yargılaması çalışmasında, meslektaşların sonradan delil sunma dilekçesi
hazırlarken salt "HMK m. 145 uyarınca delilimizin kabulüne" yazmalarının hiçbir
işe yaramayacağını; avukatın mutlak surette o delilin "neden süresinde
sunulamadığını" (örneğin belgenin resmi kurumdan yeni geldiğini, müvekkilin o
tarihte komada olduğunu) somut vakıalarla ve gerekiyorsa bunu da ön (ikincil)
delillerle ispat ederek hâkimi ikna etmesinin mesleki bir zorunluluk olduğunu
stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır [1]. Aksi takdirde, kusursuzluk
ispat edilemezse o delil dosyada kalsa bile hükme esas alınmayacaktır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 145 metninin uygulamadaki esnekliği, yargılamanın hızı ve taraf eşitliği
bağlamında doktrinde ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk
Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki "yargılamayı geciktirme amacı
taşımıyorsa" kriterinin çok subjektif olduğunu vurgulamaktadır. Yazar,
yargılamanın ileri bir aşamasında dosyaya giren her yeni delilin mecburen
yargılamayı geciktireceğini (örneğin o delil için yeni bir celse açılacağını
veya ek bilirkişi raporu alınacağını) belirterek, kanun koyucunun buradaki
niyet okuma (amaç) kriterini hâkimin sınırsız takdirine bırakmasının mahkemeler
arasında eşitsiz uygulamalara yol açtığını eleştirmektedir [1].
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, HMK
m. 140/5'teki katı ve emredici "delilden vazgeçmiş sayılma" yaptırımı ile HMK
m. 145'in esnek yapısı arasındaki dogmatik gerilime dikkat çekmektedir. Kanunun
bir maddesi (m. 140) iki haftalık süreyi geçireni "kesin olarak"
cezalandırırken, diğer maddesi (m. 145) aynı gecikmeyi basit bir mazeretle
(kusursuzluk iddiasıyla) meşrulaştırabilmektedir. Yazar, kanun koyucunun delil
sunma sistematiğini bu kadar birbiriyle çelişen uç noktalara oturtmasının
hukuki öngörülebilirliği zedelediğini; bu nedenle m. 145'in "kusursuzluk"
sınırının, sadece ve sadece mücbir sebep halleriyle (dar yorumlanarak)
sınırlandırılması gerektiği yönünde kanuni bir lafız değişikliğine ihtiyaç
olduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 145. maddesi, medeni usul hukukuna hâkim olan "teksif (yoğunlaştırma) ilkesinin" ve yargılamanın makul sürede bitirilmesi hedefinin en temel güvencesi olan "delil sunma yasağına" esneklik kazandıran istisnai bir hakkaniyet normudur. Kural olarak taraflar, delillerini dilekçeler teatisi aşamasında göstermek ve ön inceleme davetiyesiyle verilen iki haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunmak zorundadır (HMK m. 139). Bu süreler geçtikten sonra delil sunulması yasaktır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile mutlak bir şekilciliğin maddi gerçeği boğmasını engellemeyi amaçladığını; tarafın elinde olmayan objektif imkânsızlıklar veya dürüstlük kuralı çerçevesinde gecikmiş olan delillerin dosyaya kazandırılabilmesi için hâkime dar, istisnai ve sıkı şartlara bağlı bir "usuli emniyet sübabı" (takdir yetkisi) tanıdığını savunmaktadır [1]. Bu madde, usul ekonomisi ile maddi gerçeğin araştırılması (adalet) arasındaki çatışmayı çözen kritik bir dengedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 145, "Ön İnceleme Davetiyesi" (HMK m. 139) ve ön inceleme duruşmasındaki "Delile Dayanmaktan Vazgeçmiş Sayılma" (HMK m. 140/5) yaptırımları ile doğrudan ve istisnai bir bağ içindedir. HMK m. 140/5'in kestiği usuli damar, ancak HMK m. 145'in şartları varsa yeniden bağlanabilir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 145'in sadece "süresinde gösterilemeyen deliller" için değil, aynı zamanda iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının (HMK m. 141) bir istisnası olan "Islah" (HMK m. 176) kurumuyla da paralel yürüdüğünü; ancak sonradan delil göstermenin ıslah işlemi olmadığını, zira ıslahla dahi yeni delil gösterme hakkının otomatik olarak doğmayacağını, her halükarda m. 145'teki kusursuzluk şartının aranacağını usul dogmatiği açısından belirtmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı şirket (A), (B) şirketine karşı açtığı ticari alacak davasında tüm delillerini yasal süresinde sunmuştur. Tahkikat aşamasında bilirkişi raporu beklenirken, (A) şirketinin sunucularına daha önce yapılan bir siber saldırı (fidye yazılımı) emniyet güçlerince çözülür ve şirketin kilitli arşivlerine erişim sağlanır. (A)'nın avukatı, bu arşivden yeni çıkan ve alacağı ispatlayan kesin bir "cari hesap mutabakat e-postasını" derhal mahkemeye sunar. Hâkim, HMK m. 145 uyarınca, delilin süresinde sunulamamasının siber saldırıdan (objektif imkânsızlıktan) kaynaklandığını, tarafın kusuru olmadığını değerlendirerek bu sonradan sunulan delili yargılamaya kabul eder.
(kurmaca senaryo) Davalı (X), cevap dilekçesinde bahsetmediği ve ön inceleme davetiyesi sonrasındaki 2 haftalık kesin sürede sunmadığı bir "ibra sözleşmesini", davanın açılmasından iki yıl sonra, karar duruşmasına bir gün kala mahkemeye sunmak ister. Mahkeme, bu belgenin en başından beri (X)'in kendi ticari defterleri ve kasası içinde olduğunu tespit eder. HMK m. 145 amir hükmü gereğince, delilin süresinde ileri sürülememesinin tamamen (X)'in kusurundan/ihmalinden kaynaklandığına ve sırf davayı uzatmak (geciktirme amacı) için sunulduğuna kanaat getiren hâkim, delilin sonradan gösterilmesine izin vermeyerek talebi reddeder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 145 hükmü bir "savunma stratejisi" veya ihmalleri örten bir kılıf olarak kullanılamaz. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların sonradan delil sunma dilekçesi hazırlarken salt "HMK m. 145 uyarınca delilimizin kabulüne" yazmalarının hiçbir işe yaramayacağını; avukatın mutlak surette o delilin "neden süresinde sunulamadığını" (örneğin belgenin resmi kurumdan yeni geldiğini, müvekkilin o tarihte komada olduğunu) somut vakıalarla ve gerekiyorsa bunu da ön (ikincil) delillerle ispat ederek hâkimi ikna etmesinin mesleki bir zorunluluk olduğunu stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır [1]. Aksi takdirde, kusursuzluk ispat edilemezse o delil dosyada kalsa bile hükme esas alınmayacaktır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 145 metninin uygulamadaki esnekliği, yargılamanın hızı ve taraf eşitliği bağlamında doktrinde ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki "yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa" kriterinin çok subjektif olduğunu vurgulamaktadır. Yazar, yargılamanın ileri bir aşamasında dosyaya giren her yeni delilin mecburen yargılamayı geciktireceğini (örneğin o delil için yeni bir celse açılacağını veya ek bilirkişi raporu alınacağını) belirterek, kanun koyucunun buradaki niyet okuma (amaç) kriterini hâkimin sınırsız takdirine bırakmasının mahkemeler arasında eşitsiz uygulamalara yol açtığını eleştirmektedir [1].
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, HMK m. 140/5'teki katı ve emredici "delilden vazgeçmiş sayılma" yaptırımı ile HMK m. 145'in esnek yapısı arasındaki dogmatik gerilime dikkat çekmektedir. Kanunun bir maddesi (m. 140) iki haftalık süreyi geçireni "kesin olarak" cezalandırırken, diğer maddesi (m. 145) aynı gecikmeyi basit bir mazeretle (kusursuzluk iddiasıyla) meşrulaştırabilmektedir. Yazar, kanun koyucunun delil sunma sistematiğini bu kadar birbiriyle çelişen uç noktalara oturtmasının hukuki öngörülebilirliği zedelediğini; bu nedenle m. 145'in "kusursuzluk" sınırının, sadece ve sadece mücbir sebep halleriyle (dar yorumlanarak) sınırlandırılması gerektiği yönünde kanuni bir lafız değişikliğine ihtiyaç olduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)