RESMİ METİN

Tarafların dinlenilmesi


MADDE 144- (1) Tahkikat aşamasında mahkeme, her iki tarafı usulüne uygun olarak davet edip, davada ileri sürülen vakıalar hakkında dinleyebilir. (2) Mahkemenin, dinlenilmek üzere mahkemeye gelmeleri için iki tarafa vereceği süre iki haftadan az olamaz. Bu süre, gerektiğinde, mahkemece resen veya iki taraftan birinin talebi üzerine uzatılabileceği gibi kısaltılabilir. Sonradan delil gösterilmesi

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 144. maddesi, medeni yargılamada "doğrudanlık" (yüz yüzelik) ilkesinin ve hâkimin maddi gerçeği araştırma yetkisinin en somut tezahürlerinden biri olan "tarafların dinlenilmesi" müessesesini düzenlemektedir. Kural olarak taraflar, iddia ve savunmalarını dilekçeler aşamasında yazılı olarak mahkemeye sunarlar ve tahkikat bu sınırlar içinde yürütülür. Ancak yazılı beyanların karmaşık, çelişkili veya davanın özünü kavramaktan uzak olduğu durumlarda, uyuşmazlığın bizzat olayın kahramanları olan tarafların ağzından dinlenmesi hayati bir önem taşır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile hâkime kâğıt üzerindeki soğuk ve cansız uyuşmazlığı, taraflarla yüz yüze temas kurarak canlandırma ve karanlık noktaları aydınlatma yetkisi verdiğini; bu kurumun aslında vekillerin (avukatların) hukuki filtrelerinden geçmemiş saf maddi vakıaları doğrudan taraflardan öğrenmek için kurgulandığını savunmaktadır [1, 2]. Bu madde, davanın sadece avukatlar arasında yürüyen teknik bir satranç olmasını engelleyerek asilleri (tarafları) yargılamanın merkezine çeker.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

  • Tahkikat Aşamasında: Tarafların dinlenilmesi kurumu, ön inceleme aşaması bitip de delillerin toplanmaya ve değerlendirilmeye başlandığı "esasa ilişkin inceleme" (tahkikat) safhasında işletilen bir usul işlemidir.
  • Usulüne Uygun Olarak Davet: Tarafların, mahkemeye "dinlenilmek üzere" çağrıldıklarını açıkça belirten ve duruşmanın amacını (hangi vakıalar için dinleneceklerini) ihtiva eden meşruhatlı (açıklamalı) bir tebligatla duruşmaya çağrılmalarıdır.
  • Vakıalar Hakkında Dinleyebilir: Hâkimin takdir yetkisidir. Hâkim tarafları hukuki nitelendirme veya kanun maddeleri hakkında değil, bizzat yaşadıkları, gördükleri veya bizzat yaptıkları maddi "olaylar" (vakıalar) hakkında dinler.
  • İki Haftadan Az Olamaz: Dinlenmek üzere mahkemeye çağrılan tarafın, duruşmaya gelip hazırlık yapabilmesi için kanun tarafından öngörülen asgari ve koruyucu süre sınırıdır.
  • Sürenin Uzatılması veya Kısaltılması: Hâkimin davanın sevk ve idaresi (HMK m. 32) kapsamında sahip olduğu esnekliktir. Acil bir durum (örneğin tarafın yurt dışına temelli çıkacak olması) veya zorunluluk (tarafın ağır hastalığı) halinde, hâkim bu yasal iki haftalık süreyi esnetebilir.

3. Sistematik İlişkiler

HMK m. 144, doğrudan doğruya "Hâkimin Davayı Aydınlatma Ödevi" (HMK m. 31) ve "Hukuki Dinlenilme Hakkı" (HMK m. 27) ile organik bir bağ içindedir. Hâkim, m. 31'deki ödevini tam da m. 144'te düzenlenen tarafları dinleme mekanizmasıyla yerine getirir. Diğer taraftan bu madde, usul hukukunun bir diğer önemli kurumu olan "İsticvap" (HMK m. 169) ile sıkça karıştırılsa da dogmatik olarak ondan kesin çizgilerle ayrılır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 144 uyarınca tarafların dinlenilmesinin tamamen davanın aydınlatılmasına yönelik serbest bir açıklama mekanizması olduğunu; oysa isticvabın, doğrudan tarafın kendi aleyhine olan bir vakıayı itiraf etmesi (ikrar elde etmesi) amacıyla düzenlenen çok daha katı ve şekli bir delil elde etme vasıtası olduğunu usul dogmatiği açısından belirtmektedir [1, 2]. HMK m. 144 bir "aydınlatma" aracı iken, isticvap bir "ispat" aracıdır.

4. Uygulama: Yargı İçtihadı

Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.

5. Pratik Örnek Olaylar

(kurmaca senaryo) Taraflar arasında karmaşık bir ticari alım-satım ve makine kurulumu uyuşmazlığı vardır. Dosyada yüzlerce sayfalık teknik şartname, fatura ve e-posta bulunmakta, ancak makinelerin neden çalışmadığı ve tarafların teslim anında ne konuştukları dilekçelerden anlaşılamamaktadır. Hâkim, bilirkişi atamadan önce olayın safahatını anlamak için HMK m. 144 uyarınca davacı ve davalı şirket yetkililerini bizzat dinlemeye karar verir. İki taraf şirket müdürüne 3 hafta (iki haftadan az olmayan) süre vererek onları duruşmaya davet eder. Duruşmada tarafların yüz yüze yaptıkları karşılıklı açıklamalar sonucunda uyuşmazlığın salt bir "yazılım" güncellemesinden kaynaklandığı anlaşılır ve tahkikat bu dar çerçeveye yönlendirilir.

(kurmaca senaryo) Davacı, haksız fiil nedeniyle açtığı tazminat davasında mahkemeye dinlenmek üzere davet edilmiştir. Mahkeme, davacının bir sonraki hafta kritik bir ameliyata gireceğini ve uzun süre mahkemeye gelemeyeceğini dilekçesinden öğrenir. Hâkim, HMK m. 144/2'deki takdir yetkisini ve istisna kuralını işleterek süreyi "kısaltır" ve davacıyı 5 gün sonrasına bizzat dinlemek üzere duruşmaya çağırır. Sürenin kısaltılması hukuka uygundur.

6. Pratik Uygulama Notları

Avukatlık mesleği pratiğinde, müvekkilin HMK m. 144 uyarınca bizzat dinlenmek üzere mahkemeye çağrılması, avukat için alarm zillerinin çaldığı son derece hassas bir andır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların bu daveti basit bir "hâkimle sohbet" veya "meram anlatma" merasimi olarak görmemeleri gerektiğini; müvekkilin duruşmada yapacağı hazırlıksız ve spontane bir açıklamanın, dilekçelerde aylarca özenle kurulan usuli savunmayı bir anda çökertebilecek bir "mahkeme içi ikrara" (HMK m. 188) dönüşebileceğini, bu nedenle müvekkile duruşma öncesi sıkı bir mülakat yapılıp sadece sorulan vakıaya yanıt vermesinin öğütlenmesinin en hayati mesleki özen pratiği olduğunu stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır [1, 2].

7. Eleştirel Değerlendirme

HMK m. 144'ün "dinleyebilir" şeklindeki lafzı (ihtiyariliği), maddi gerçeğe ulaşma ideali bakımından doktrinde eleştirilmektedir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, uygulamada hâkimlerin ağır iş yükü nedeniyle tarafları bizzat dinlemekten kaçındıklarını, uyuşmazlığı doğrudan bilirkişi dosyalarına havale etmeyi tercih ettiklerini eleştirmektedir. Yazar, yargılamanın taraf tekelinden çıkıp adeta "bilirkişi yargılamasına" dönüştüğü bir sistemde, tarafların dinlenilmesi kurumunun istisnai bir ihtimal olmaktan çıkarılıp, belli dava türlerinde (örneğin karmaşık ticari veya inşaat sözleşmelerinde) kanuni bir zorunluluk (şart) haline getirilmesinin maddi gerçeğin aydınlatılması için daha sağlıklı olacağını ifade etmektedir [1, 2].

Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddenin 2. fıkrasında hâkime tanınan "süreyi resen kısaltabilme" yetkisinin sınırlarının son derece muğlak olmasını eleştirmektedir. Tarafın davaya hazırlanması ve delillerini toparlayarak hâkimin sorularına mantıklı yanıtlar verebilmesi için iki haftalık süre zaten asgari bir güvencedir. Hâkimin, hiçbir somut ve zorunlu aciliyet kriteri kanunda sayılmadan (keyfi olarak) bu süreyi örneğin 3 güne indirmesinin, özellikle büyükşehirlerde veya farklı şehirlerde yaşayan taraflar için Anayasal "Hukuki Dinlenilme Hakkı"nı (HMK m. 27) ve silahların eşitliği ilkesini derinden sarsacak fiili imkânsızlıklar (ve hak kayıpları) doğurduğu eleştirel bir dille savunulmaktadır [1, 2].

Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.