1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 143. maddesi, dilekçeler teatisi ve ön
inceleme aşamalarından sonra yargılamanın en ağır, masraflı ve maddi gerçeğe
ulaşılmaya çalışılan evresi olan "Tahkikat" aşamasının (esasa girilmesinin)
temel kuralını düzenlemektedir. Kural olarak tahkikat, davadaki ihtilaflı
noktaların bir bütün halinde ele alınmasını ve parçalanmamasını gerektirir.
Ancak yargılama pratiğinde her iddia veya savunmanın aynı ağırlıkta olmaması ve
bazılarının davanın kaderini tek celsede belirleyebilecek güçte olması, kanun
koyucuyu esnek bir usuli mekanizma ihdas etmeye yöneltmiştir. Kuru, Medeni
Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile tahkikatın kural olarak bir
bütünlük içinde yürütülmesini amaçladığını; davadaki iddia ve savunmaların
(delillerin) parçalanmadan incelenmesinin usul ekonomisine hizmet ettiğini ve
çelişik kararları önlediğini savunmaktadır [1, 2]. Madde, kural ile istisnayı
aynı potada eriterek hâkime davanın gidişatını hızlandırma yetkisi veren bir
usul mühendisliğidir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Tahkikat (İnceleme): Ön inceleme duruşmasında (HMK m. 140) tutanağa
geçirilen "çekişmeli (ihtilaflı) vakıaların", tarafların gösterdiği deliller
(tanık, bilirkişi, keşif, belge vb.) ışığında kanıtlanıp kanıtlanmadığının
mahkemece araştırıldığı merkezi yargılama faaliyetidir.
- Birlikte İncelenme Kuralı (Fıkra 1): Kural olarak, davacının örneğin üç
farklı alacak kalemi ve davalının bunlara karşı dört farklı savunması varsa,
hâkimin hepsine ait delilleri eşzamanlı olarak toplaması ve değerlendirmesidir.
- Muhakemeyi Basitleştirmek veya Kısaltmak (Fıkra 2): Birlikte inceleme
kuralından sapılmasının maddi (usuli) gerekçesidir. Bir davanın onlarca
uyuşmazlık noktası içinde, eğer çözüldüğünde diğerlerinin incelenmesini
gereksiz kılacak kilit bir nokta varsa, o noktanın önceliklendirilmesidir.
- Diğerinden Önce İncelenmesine Karar Verme: Hâkimin davanın sevk ve
idaresi (HMK m. 32) kapsamında takdir yetkisini kullanarak, bazı delillerin
toplanmasını veya bazı vakıaların araştırılmasını bekletici (ikincil) plana
atıp, tahkikatı spesifik bir iddia/savunma üzerinde yoğunlaştırmasıdır.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 143, doğrudan doğruya "Usul Ekonomisi" (HMK m. 30) ve "Hâkimin Davayı
Sevk ve İdare Yetkisi" (HMK m. 32) ile organik bir bütünlük içindedir. Ayrıca,
"Ön İnceleme" (HMK m. 137 ve m. 140) aşamasının bittiğinin ve o aşamada
belirlenen sınırların içine girildiğinin dogmatik göstergesidir.
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, hâkimin m. 143/2
uyarınca iddia veya savunmalardan birini önce incelemesinin, usul ekonomisi ile
doğrudan bağlantılı olduğunu; bu yetkinin davanın reddi veya kabulü ile
sonuçlanabilecek kesin (öncelikli) sorunlarda kullanılmasının usul dogmatiği
açısından en doğru uygulama olacağını belirtmektedir [1, 2].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı işçi (A), işvereni (B)'ye karşı kıdem tazminatı,
ihbar tazminatı, fazla mesai, ulusal bayram ve yıllık izin ücreti alacaklarının
tahsili için dava açmıştır. Hâkim, kural olarak HMK m. 143/1 uyarınca bu
iddiaların tamamını "birlikte" inceler. Davacı tanıkları dinlenirken onlara hem
fazla mesai hem yıllık izin sorulur, dosyaya atanan bilirkişiden tüm kalemleri
tek bir raporda hesaplaması istenir. Tahkikat bütüncül bir şekilde yürütülür.
(kurmaca senaryo) Davacı (X), davalı (Y)'den olan 500.000 TL'lik alacağı için
dava açmıştır. (Y), cevap dilekçesinde borcu inkâr etmemekle birlikte, parayı
elden ödediğine dair bir "ibra/ödeme belgesi" sunmuştur. Davacı (X) ise bu
belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını ve belgenin sahte olduğunu iddia
etmiştir. Hâkim, HMK m. 143/2 uyarınca, muhakemeyi kısaltmak amacıyla tahkikatı
öncelikle "imzanın aidiyeti ve belgenin sahteliği" (kriminal inceleme) üzerinde
yoğunlaştırır. Diğer ticari defter incelemelerini veya tanık dinleme
işlemlerini geriye bırakır. Şayet imza (X)'e ait çıkarsa dava doğrudan
reddedileceği için, diğer delillerin toplanmasına gerek kalmayacak ve devasa
bir usul ekonomisi sağlanacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 143/2'nin sunduğu esneklik, davayı
yıllarca sürecek bir kâbustan kurtarmanın anahtarıdır. Sungurtekin Özkan,
Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle davanın esastan
reddini sağlayacak nitelikte kesin ve güçlü bir def'i veya itirazları (örneğin
davanın temelini çökertecek bir ödeme dekontu, feragatname veya kesin hüküm
belgesi) bulunduğunda, hâkimin tüm delilleri aynı anda toplamaya çalışmasını
beklemeden, duruşmada söz alarak "HMK m. 143/2 uyarınca tahkikatın öncelikle
sunduğumuz bu kesin belge üzerinde yapılmasını talep ediyoruz" diyerek ara
karar aldırmalarının stratejik bir mesleki özen pratiği olduğunu
hatırlatmaktadır [1]. Avukat, hâkimin sevk ve idare yetkisini kendi müvekkili
lehine daraltmasını bilmelidir.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 143/2'deki "hâkim... karar verebilir" şeklindeki ifade, barındırdığı
sınırsız takdir yetkisi sebebiyle doktrinde eleştirilere maruz kalmaktadır.
Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, bu maddedeki takdir
yetkisinin aşırı soyut bırakıldığını eleştirmektedir [1, 2]. Hâkimin birbiriyle
sıkı sıkıya bağlantılı olan ve aslında birlikte incelenmesi gereken bazı
iddiaları keyfi olarak geriye bırakmasının davanın bütünlüğünü ve silahların
eşitliği ilkesini zedeleyebileceği vurgulanmaktadır. Yazar, iddia ve
savunmaların ayrılmasının ancak yargılamayı usulden veya esastan derhal
bitirecek mahiyetteki "öncelikli ve kesin sorunlar" ile sınırlandırılması
gerektiğini savunmaktadır [1].
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, bu
maddedeki kural ile hâkimin "ara kararından dönmesi" kurumu arasındaki dogmatik
boşluğa dikkat çekmektedir [1, 2]. Hâkimin, tahkikatın başında bir iddiayı
(örneğin sahtelik iddiasını) önce incelemeye karar verip bu yönde ara karar
kurması, ancak aylar sonra bu kararından hiçbir gerekçe göstermeden rücu ederek
"tekrar tüm iddiaları birlikte inceleme" kararı almasının hukuki güvenlik
ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilmektedir. Yazar, tahkikatın yapısını kökten
değiştiren bu tür parçalayıcı usuli kararlardan dönülebilmesinin "zorunlu ve
objektif bir sebebe" bağlanması gerektiğini eleştirel bir dille ifade
etmektedir [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 143. maddesi, dilekçeler teatisi ve ön inceleme aşamalarından sonra yargılamanın en ağır, masraflı ve maddi gerçeğe ulaşılmaya çalışılan evresi olan "Tahkikat" aşamasının (esasa girilmesinin) temel kuralını düzenlemektedir. Kural olarak tahkikat, davadaki ihtilaflı noktaların bir bütün halinde ele alınmasını ve parçalanmamasını gerektirir. Ancak yargılama pratiğinde her iddia veya savunmanın aynı ağırlıkta olmaması ve bazılarının davanın kaderini tek celsede belirleyebilecek güçte olması, kanun koyucuyu esnek bir usuli mekanizma ihdas etmeye yöneltmiştir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile tahkikatın kural olarak bir bütünlük içinde yürütülmesini amaçladığını; davadaki iddia ve savunmaların (delillerin) parçalanmadan incelenmesinin usul ekonomisine hizmet ettiğini ve çelişik kararları önlediğini savunmaktadır [1, 2]. Madde, kural ile istisnayı aynı potada eriterek hâkime davanın gidişatını hızlandırma yetkisi veren bir usul mühendisliğidir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 143, doğrudan doğruya "Usul Ekonomisi" (HMK m. 30) ve "Hâkimin Davayı Sevk ve İdare Yetkisi" (HMK m. 32) ile organik bir bütünlük içindedir. Ayrıca, "Ön İnceleme" (HMK m. 137 ve m. 140) aşamasının bittiğinin ve o aşamada belirlenen sınırların içine girildiğinin dogmatik göstergesidir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, hâkimin m. 143/2 uyarınca iddia veya savunmalardan birini önce incelemesinin, usul ekonomisi ile doğrudan bağlantılı olduğunu; bu yetkinin davanın reddi veya kabulü ile sonuçlanabilecek kesin (öncelikli) sorunlarda kullanılmasının usul dogmatiği açısından en doğru uygulama olacağını belirtmektedir [1, 2].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı işçi (A), işvereni (B)'ye karşı kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, ulusal bayram ve yıllık izin ücreti alacaklarının tahsili için dava açmıştır. Hâkim, kural olarak HMK m. 143/1 uyarınca bu iddiaların tamamını "birlikte" inceler. Davacı tanıkları dinlenirken onlara hem fazla mesai hem yıllık izin sorulur, dosyaya atanan bilirkişiden tüm kalemleri tek bir raporda hesaplaması istenir. Tahkikat bütüncül bir şekilde yürütülür.
(kurmaca senaryo) Davacı (X), davalı (Y)'den olan 500.000 TL'lik alacağı için dava açmıştır. (Y), cevap dilekçesinde borcu inkâr etmemekle birlikte, parayı elden ödediğine dair bir "ibra/ödeme belgesi" sunmuştur. Davacı (X) ise bu belgedeki imzanın kendisine ait olmadığını ve belgenin sahte olduğunu iddia etmiştir. Hâkim, HMK m. 143/2 uyarınca, muhakemeyi kısaltmak amacıyla tahkikatı öncelikle "imzanın aidiyeti ve belgenin sahteliği" (kriminal inceleme) üzerinde yoğunlaştırır. Diğer ticari defter incelemelerini veya tanık dinleme işlemlerini geriye bırakır. Şayet imza (X)'e ait çıkarsa dava doğrudan reddedileceği için, diğer delillerin toplanmasına gerek kalmayacak ve devasa bir usul ekonomisi sağlanacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 143/2'nin sunduğu esneklik, davayı yıllarca sürecek bir kâbustan kurtarmanın anahtarıdır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle davanın esastan reddini sağlayacak nitelikte kesin ve güçlü bir def'i veya itirazları (örneğin davanın temelini çökertecek bir ödeme dekontu, feragatname veya kesin hüküm belgesi) bulunduğunda, hâkimin tüm delilleri aynı anda toplamaya çalışmasını beklemeden, duruşmada söz alarak "HMK m. 143/2 uyarınca tahkikatın öncelikle sunduğumuz bu kesin belge üzerinde yapılmasını talep ediyoruz" diyerek ara karar aldırmalarının stratejik bir mesleki özen pratiği olduğunu hatırlatmaktadır [1]. Avukat, hâkimin sevk ve idare yetkisini kendi müvekkili lehine daraltmasını bilmelidir.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 143/2'deki "hâkim... karar verebilir" şeklindeki ifade, barındırdığı sınırsız takdir yetkisi sebebiyle doktrinde eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, bu maddedeki takdir yetkisinin aşırı soyut bırakıldığını eleştirmektedir [1, 2]. Hâkimin birbiriyle sıkı sıkıya bağlantılı olan ve aslında birlikte incelenmesi gereken bazı iddiaları keyfi olarak geriye bırakmasının davanın bütünlüğünü ve silahların eşitliği ilkesini zedeleyebileceği vurgulanmaktadır. Yazar, iddia ve savunmaların ayrılmasının ancak yargılamayı usulden veya esastan derhal bitirecek mahiyetteki "öncelikli ve kesin sorunlar" ile sınırlandırılması gerektiğini savunmaktadır [1].
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, bu maddedeki kural ile hâkimin "ara kararından dönmesi" kurumu arasındaki dogmatik boşluğa dikkat çekmektedir [1, 2]. Hâkimin, tahkikatın başında bir iddiayı (örneğin sahtelik iddiasını) önce incelemeye karar verip bu yönde ara karar kurması, ancak aylar sonra bu kararından hiçbir gerekçe göstermeden rücu ederek "tekrar tüm iddiaları birlikte inceleme" kararı almasının hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilmektedir. Yazar, tahkikatın yapısını kökten değiştiren bu tür parçalayıcı usuli kararlardan dönülebilmesinin "zorunlu ve objektif bir sebebe" bağlanması gerektiğini eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)