1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 138. maddesi, dilekçeler aşamasının
tamamlanmasının ardından başlayan ön inceleme evresinin en kritik operasyonel
kuralını, yani "usuli meselelerin esastan önce çözülmesi" prensibini
düzenlemektedir. Yargılamanın esasına (tahkikata) geçilebilmesi için öncelikle
davanın usul hukuku bakımından geçerli bir zemine oturması gerekir. Kuru,
Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile usul ekonomisi
ilkesini (HMK m. 30) en üst düzeye çıkardığını; davanın daha en başında usulden
reddedilebilecek nitelikteki ağır sakatlıkların (örneğin görevsizlik veya
tahkim itirazı), gereksiz yere duruşmalar yapılarak ve taraflar masrafa
sokularak yıllarca sürüklenmesini engellemek için hâkime "dosya üzerinden
derhal karar verme" yükümlülüğü (ve yetkisi) getirdiğini savunmaktadır [1]. Bu
madde, davanın esasına giden yolu temizleyen veya o yolu tamamen kapatan usuli
bir gişedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Öncelikle Karar Verilmesi: Hâkimin önüne gelen dosyada, esasa (maddi
uyuşmazlığa) dair hiçbir inceleme yapmadan önce, zorunlu olarak usul
kurallarını (dava şartları ve ilk itirazları) denetleme ve karara bağlama
mecburiyetidir.
- Dosya Üzerinden Karar Verilmesi: Kural olarak mahkemenin, tarafları
duruşmaya davet etmeksizin, salt dava dilekçesi, cevap dilekçesi ve ekli
belgeleri okuyarak (fiziki veya UYAP ekranı üzerinden) usuli itirazlar hakkında
nihai kararını vermesidir.
- Gerektiği Takdirde Dinleyebilmesi: Dosya üzerinden karar verme
kuralının istisnasıdır. Dosyadaki belgelerin veya dilekçelerdeki ifadelerin,
usuli bir kararı tek başına vermeye yetmeyecek kadar muğlak, çelişkili veya
karmaşık olduğu durumlarda, hâkimin takdir yetkisini kullanarak tarafları ön
inceleme duruşmasına çağırması ve yüz yüze dinlemesidir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 138, "Dava Şartları" (HMK m. 114 ve 115) ile "İlk İtirazlar" (HMK m. 116
ve 117) kurumlarının uygulama zeminidir. Madde, aynı zamanda "Ön İnceleme
Duruşması"nı düzenleyen HMK m. 140 ile ayrılmaz bir dogmatik bütünlük
oluşturur. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m.
138 uyarınca yapılacak incelemede mutlak bir hiyerarşi olduğunu; hâkimin önce
kamu düzeninden olan dava şartlarını resen incelemesi gerektiğini, şayet dava
şartları tamamsa ancak ondan sonra davalının ileri sürdüğü ilk itirazları
(yetki ve tahkim) inceleyebileceğini, bu sıranın atlanmasının usul dogmatiğine
aykırı olacağını belirtmektedir [1]. Ayrıca bu madde, basit yargılama
usulündeki m. 320/1 hükmünün yazılı yargılamadaki izdüşümüdür.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A), davalı (B)'ye karşı bir alacak davası açmıştır.
Davalı (B), süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde, taraflar arasındaki
sözleşmede çok açık bir "Tahkim Şartı" bulunduğunu belirterek HMK m. 116
uyarınca ilk itirazda bulunmuş ve sözleşmeyi dosyaya eklemiştir. Dilekçeler
teatisi bittikten sonra dosyayı inceleyen hâkim, HMK m. 138 uyarınca
sözleşmedeki tahkim şartının son derece açık ve tartışmasız olduğunu görür.
Hâkim, tarafları duruşmaya çağırmaya (masraf ve zaman harcatmaya) gerek
görmeksizin, "dosya üzerinden" davanın tahkim ilk itirazı sebebiyle usulden
reddine karar verir.
(kurmaca senaryo) Davacı şirket (X), Asliye Ticaret Mahkemesinde (Y) aleyhine
dava açmıştır. Davalı (Y), cevap dilekçesinde asıl yetkili mahkemenin sözleşme
gereği Ankara Mahkemeleri olduğunu iddia etmiş; davacı (X) ise cevaba cevap
dilekçesinde o sözleşmenin sahte olduğunu veya yetki şartının sonradan
eklendiğini savunmuştur. Ortada çözülmesi gereken karmaşık bir yetki sözleşmesi
ihtilafı vardır. Hâkim, usuli bir sorun (ilk itiraz) olmasına rağmen çelişkiyi
"dosya üzerinden" çözemeyeceğine kanaat getirerek, HMK m. 138'deki istisna
kuralını işletir ve yetki ilk itirazını karara bağlamak üzere tarafları ön
inceleme duruşmasında dinlenmek üzere mahkemeye davet eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 138'in tanıdığı "dosya üzerinden usulden
ret" imkânı, davalı vekili için büyük bir stratejik avantajdır. Sungurtekin
Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların cevap dilekçesinde
görevsizlik, derdestlik veya yetkisizlik gibi usuli savunmalarını yaparken
bunları dilekçenin derinliklerine (esasa ilişkin savunmaların arasına)
gizlememeleri gerektiğini; dilekçenin en başına büyük harflerle "ÖNCELİKLE DAVA
ŞARTLARI VE İLK İTİRAZLARIMIZ HAKKINDA DOSYA ÜZERİNDEN KARAR VERİLMESİ
TALEBİDİR" şeklinde bir başlık açarak hâkimin dikkatini doğrudan HMK m. 138'e
çekmelerinin, müvekkili gereksiz duruşma stresinden ve yıllarca sürecek bir
yargılamadan kurtaran çok önemli bir mesleki özen pratiği olduğunu stratejik
bir kural olarak hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 138'deki "dosya üzerinden karar verme" asıl kuralı, yargılamayı
hızlandırma amacı taşısa da, usul hukukunun temel anayasal güvenceleri
bağlamında doktrinde ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk
Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, hâkimin tarafları duruşmaya çağırmadan ve
onların yüzüne karşı hukuki argümanlarını dinlemeden, salt kâğıtlar
(dilekçeler) üzerinden davanın usulden reddi gibi çok ağır ve nihai bir karar
vermesinin, Anayasa m. 36'da güvence altına alınan "Hukuki Dinlenilme Hakkı"nı
(HMK m. 27) derinden zedelediğini eleştirmektedir. Yazar, yazılı dilekçelerin
bazen meramı tam anlatmaya yetmediğini, bu nedenle taraflara duruşmada
itirazlarını sözlü olarak açıklama fırsatı verilmeden dosyanın kapatılmasının
adalete erişim hakkını kısıtladığını ifade etmektedir [1].
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
maddedeki "gerektiği takdirde" ifadesinin barındırdığı dogmatik belirsizliğe ve
keyfiliğe dikkat çekmektedir. Hangi durumlarda dosya üzerinden karar
verileceği, hangi durumlarda ise duruşma açılmasının "gerektiği", tamamen
hâkimin subjektif takdirine bırakılmıştır. Bu durum, benzer nitelikteki usuli
itirazlarda bir mahkemenin hemen usulden ret kararı verirken, diğer bir
mahkemenin aylarca sonrasına duruşma günü vermesi gibi yargı birliğini ve
hukuki güvenlik ilkesini sarsan farklılıklara yol açmaktadır. Yazar, takdir
yetkisinin kanun metninde (Örneğin; "tarafların iddiaları arasında açıkça
çelişki bulunan hallerde duruşma açılır" şeklinde) daha objektif ölçütlere
bağlanması gerektiğini eleştirel bir dille savunmaktadır [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 138. maddesi, dilekçeler aşamasının tamamlanmasının ardından başlayan ön inceleme evresinin en kritik operasyonel kuralını, yani "usuli meselelerin esastan önce çözülmesi" prensibini düzenlemektedir. Yargılamanın esasına (tahkikata) geçilebilmesi için öncelikle davanın usul hukuku bakımından geçerli bir zemine oturması gerekir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile usul ekonomisi ilkesini (HMK m. 30) en üst düzeye çıkardığını; davanın daha en başında usulden reddedilebilecek nitelikteki ağır sakatlıkların (örneğin görevsizlik veya tahkim itirazı), gereksiz yere duruşmalar yapılarak ve taraflar masrafa sokularak yıllarca sürüklenmesini engellemek için hâkime "dosya üzerinden derhal karar verme" yükümlülüğü (ve yetkisi) getirdiğini savunmaktadır [1]. Bu madde, davanın esasına giden yolu temizleyen veya o yolu tamamen kapatan usuli bir gişedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 138, "Dava Şartları" (HMK m. 114 ve 115) ile "İlk İtirazlar" (HMK m. 116 ve 117) kurumlarının uygulama zeminidir. Madde, aynı zamanda "Ön İnceleme Duruşması"nı düzenleyen HMK m. 140 ile ayrılmaz bir dogmatik bütünlük oluşturur. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 138 uyarınca yapılacak incelemede mutlak bir hiyerarşi olduğunu; hâkimin önce kamu düzeninden olan dava şartlarını resen incelemesi gerektiğini, şayet dava şartları tamamsa ancak ondan sonra davalının ileri sürdüğü ilk itirazları (yetki ve tahkim) inceleyebileceğini, bu sıranın atlanmasının usul dogmatiğine aykırı olacağını belirtmektedir [1]. Ayrıca bu madde, basit yargılama usulündeki m. 320/1 hükmünün yazılı yargılamadaki izdüşümüdür.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A), davalı (B)'ye karşı bir alacak davası açmıştır. Davalı (B), süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde, taraflar arasındaki sözleşmede çok açık bir "Tahkim Şartı" bulunduğunu belirterek HMK m. 116 uyarınca ilk itirazda bulunmuş ve sözleşmeyi dosyaya eklemiştir. Dilekçeler teatisi bittikten sonra dosyayı inceleyen hâkim, HMK m. 138 uyarınca sözleşmedeki tahkim şartının son derece açık ve tartışmasız olduğunu görür. Hâkim, tarafları duruşmaya çağırmaya (masraf ve zaman harcatmaya) gerek görmeksizin, "dosya üzerinden" davanın tahkim ilk itirazı sebebiyle usulden reddine karar verir.
(kurmaca senaryo) Davacı şirket (X), Asliye Ticaret Mahkemesinde (Y) aleyhine dava açmıştır. Davalı (Y), cevap dilekçesinde asıl yetkili mahkemenin sözleşme gereği Ankara Mahkemeleri olduğunu iddia etmiş; davacı (X) ise cevaba cevap dilekçesinde o sözleşmenin sahte olduğunu veya yetki şartının sonradan eklendiğini savunmuştur. Ortada çözülmesi gereken karmaşık bir yetki sözleşmesi ihtilafı vardır. Hâkim, usuli bir sorun (ilk itiraz) olmasına rağmen çelişkiyi "dosya üzerinden" çözemeyeceğine kanaat getirerek, HMK m. 138'deki istisna kuralını işletir ve yetki ilk itirazını karara bağlamak üzere tarafları ön inceleme duruşmasında dinlenmek üzere mahkemeye davet eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 138'in tanıdığı "dosya üzerinden usulden ret" imkânı, davalı vekili için büyük bir stratejik avantajdır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların cevap dilekçesinde görevsizlik, derdestlik veya yetkisizlik gibi usuli savunmalarını yaparken bunları dilekçenin derinliklerine (esasa ilişkin savunmaların arasına) gizlememeleri gerektiğini; dilekçenin en başına büyük harflerle "ÖNCELİKLE DAVA ŞARTLARI VE İLK İTİRAZLARIMIZ HAKKINDA DOSYA ÜZERİNDEN KARAR VERİLMESİ TALEBİDİR" şeklinde bir başlık açarak hâkimin dikkatini doğrudan HMK m. 138'e çekmelerinin, müvekkili gereksiz duruşma stresinden ve yıllarca sürecek bir yargılamadan kurtaran çok önemli bir mesleki özen pratiği olduğunu stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 138'deki "dosya üzerinden karar verme" asıl kuralı, yargılamayı hızlandırma amacı taşısa da, usul hukukunun temel anayasal güvenceleri bağlamında doktrinde ciddi eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, hâkimin tarafları duruşmaya çağırmadan ve onların yüzüne karşı hukuki argümanlarını dinlemeden, salt kâğıtlar (dilekçeler) üzerinden davanın usulden reddi gibi çok ağır ve nihai bir karar vermesinin, Anayasa m. 36'da güvence altına alınan "Hukuki Dinlenilme Hakkı"nı (HMK m. 27) derinden zedelediğini eleştirmektedir. Yazar, yazılı dilekçelerin bazen meramı tam anlatmaya yetmediğini, bu nedenle taraflara duruşmada itirazlarını sözlü olarak açıklama fırsatı verilmeden dosyanın kapatılmasının adalete erişim hakkını kısıtladığını ifade etmektedir [1].
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki "gerektiği takdirde" ifadesinin barındırdığı dogmatik belirsizliğe ve keyfiliğe dikkat çekmektedir. Hangi durumlarda dosya üzerinden karar verileceği, hangi durumlarda ise duruşma açılmasının "gerektiği", tamamen hâkimin subjektif takdirine bırakılmıştır. Bu durum, benzer nitelikteki usuli itirazlarda bir mahkemenin hemen usulden ret kararı verirken, diğer bir mahkemenin aylarca sonrasına duruşma günü vermesi gibi yargı birliğini ve hukuki güvenlik ilkesini sarsan farklılıklara yol açmaktadır. Yazar, takdir yetkisinin kanun metninde (Örneğin; "tarafların iddiaları arasında açıkça çelişki bulunan hallerde duruşma açılır" şeklinde) daha objektif ölçütlere bağlanması gerektiğini eleştirel bir dille savunmaktadır [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)