1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 134. maddesi, medeni usul hukukunda "karşı
davanın bağımsızlığı" ilkesini tartışmasız bir şekilde güvence altına alan
temel bir kuraldır. Kural olarak karşı dava, asıl davanın varlığına ve
derdestliğine muhtaç olarak (HMK m. 132) doğar; yani asıl dava açılmadan karşı
dava açılamaz. Ancak bu hukuki göbek bağı, karşı dava usulüne uygun şekilde
açıldıktan (harcı yatırılıp tekemmül ettikten) sonra kesilir. Kuru, Medeni
Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile karşı davanın asıl davanın
bir "paraziti" veya salt bir "fer'isi (eklentisi)" olmadığını; asıl dava ile
aynı dosyada görülmekle birlikte tamamen bağımsız ve müstakil bir dava niteliği
taşıdığını, bu nedenle asıl davanın akıbetinin karşı davanın hukuki kaderini
doğrudan belirlemeyeceğini savunmaktadır. Bu madde, karşı davacının (asıl
davalının) hak arama hürriyetini asıl davacının tek taraflı tasarruflarına
karşı koruyan usuli bir kalkandır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Asıl Dava: Karşı davanın açılmasına zemin hazırlayan, davacının
davalıya (karşı davacıya) yönelttiği ilk ve temel uyuşmazlıktır.
- Herhangi Bir Sebeple Sona Ermesi: Asıl davanın hem usuli (şekli) hem de
maddi sebeplerle yargılama dışı kalmasını kapsayan geniş bir şemsiye kavramdır.
Asıl davacının davasından feragat etmesi, davalının iddiaları kabul etmesi,
tarafların sulh olması, davanın geri alınması (HMK m. 123), dosyanın işlemden
kaldırılıp davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi veya asıl davanın
usulden yahut esastan reddedilmesi bu kapsama girer.
- Görülüp Karara Bağlanmasına Engel Oluşturmaması: Asıl dava ortadan
kalksa bile mahkemenin "Asıl dava bittiğine göre karşı davaya da bakmama gerek
kalmadı" diyerek dosyayı kapatamayacağını; karşı davayı sanki o dosyanın tek ve
asıl davasıymış gibi tahkik edip nihai bir esasa ilişkin (veya usuli) karar
vermek zorunda olduğunu ifade eder.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 134, "Karşı Dava Açılabilmesinin Şartları" (HMK m. 132) ile "Davadan
Feragat" (HMK m. 307), "Davanın Geri Alınması" (HMK m. 123) ve "Tarafların
Duruşmaya Gelmemesi" (HMK m. 150) kurumlarıyla doğrudan usuli bir etkileşim
içindedir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, karşı
davanın doğumu ile yaşaması arasındaki dogmatik farka dikkat çekerek; karşı
davanın açılabilmesi için asıl davanın derdest olmasının "kurucu bir şart"
olduğunu, ancak açıldıktan sonra asıl davanın "yaşatıcı bir şart" olmadığını;
bunun usul ekonomisi (HMK m. 30) ve taraf eşitliği ilkelerinin zaruri bir
sonucu olduğunu usul dogmatiği açısından belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A), trafik kazasında aracının hasar gördüğü
iddiasıyla davalı (B)'ye 50.000 TL'lik maddi tazminat (asıl) davası açmıştır.
Davalı (B), süresi içinde cevap dilekçesi vererek "Asıl kusurlu sensin" diyerek
(A)'ya karşı 80.000 TL'lik karşı dava açmıştır. Yargılama sürerken (A),
elindeki delillerin zayıf olduğunu fark ederek asıl davasından tamamen feragat
ettiğini mahkemeye bildirir. Mahkeme, asıl davanın feragat nedeniyle reddine
karar verir. Ancak HMK m. 134 amir hükmü gereğince, (A)'nın feragati (B)'nin
karşı davasını etkilemez. Mahkeme, (B)'nin 80.000 TL'lik karşı davasını
incelemeye devam eder ve tahkikatı sürdürür.
(kurmaca senaryo) Asıl davacı kiralayan (X), kiracı (Y)'ye karşı tahliye
davası açmıştır. (Y) ise faydalı masraflarının tahsili için karşı dava
açmıştır. Birinci ön inceleme duruşmasına asıl davacı (X) mazeretsiz olarak
katılmamış, karşı davacı (Y) ise duruşmaya katılarak "Asıl davayı takip
etmiyorum, ancak kendi karşı davamı takip ediyorum" beyanında bulunmuştur.
Mahkeme, asıl dosya (tahliye) yönünden dosyayı işlemden kaldırır (HMK m. 150)
ve süresi geçince açılmamış sayılmasına karar verir; fakat m. 134 uyarınca
(Y)'nin faydalı masraflara ilişkin karşı davasını esastan incelemeye devam
eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 134'ün verdiği güvence karşı davacı
(davalı) vekili için stratejik bir rahatlıktır. Sungurtekin Özkan, Hukuk
Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle "davanın geri alınması"
(HMK m. 123) senaryolarında dikkatli olmaları gerektiğini; asıl davacı davasını
geri almak istediğinde, karşı davacının avukatının asıl davanın geri alınmasına
"açık rıza" gösterirken mutlaka "Karşı davamız yönünden iddia ve taleplerimizi
aynen sürdürüyoruz" şerhini duruşma tutanağına geçirmesinin, ileride
doğabilecek usuli karmaşaları (veya mahkemenin sehven tüm dosyayı kapatmasını)
önleyecek en temel mesleki özen pratiği olduğunu hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 134'teki mutlak kural, davanın esastan veya tarafların tek taraflı
iradesiyle sona erdiği durumlarda kusursuz işlese de, "görevsizlik" veya
"yetkisizlik" gibi usuli ret hallerinde dogmatik tartışmalara yol açmaktadır.
Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, asıl davanın
görevsizlik (örneğin Asliye Hukuk yerine Tüketici Mahkemesinin görevli olması)
nedeniyle usulden reddedilmesi halinde, karşı davanın tek başına o (görevsiz)
mahkemede kalıp kalmayacağı sorununun madde metninde açıkça çözülmediğini
eleştirmektedir. Yazar, asıl davayı görevsizlik nedeniyle usulden reddeden
mahkemenin, HMK m. 134'e dayanarak salt karşı davaya bakmaya devam etmesinin
görev (kamu düzeni) kurallarıyla çelişeceğini, bu nedenle maddedeki "herhangi
bir sebeple sona erme" ifadesinin görevsizlik/yetkisizlik halleri bakımından
dar yorumlanması gerektiğini eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Bunun yanı sıra Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
asıl davanın "sulh" (HMK m. 313) ile sona ermesi durumuna dikkat çekmektedir.
Uygulamada taraflar mahkeme dışında sulh olduklarında, genellikle ihtilafı bir
bütün olarak (asıl ve karşı davayla birlikte) bitirme iradesi taşırlar. Ancak
mahkemeye sunulan sulh dilekçesi sadece asıl davayı zikrediyorsa, HMK m. 134'ün
şekli lafzı gereği hâkim karşı davayı ayakta tutmak zorunda kalır. Yazar, kanun
koyucunun sulh hallerinde tarafların aksine açık iradesi yoksa sulhün karşı
davayı da kapsayacağına (karine olarak sona erdireceğine) dair bir istisna
kuralını maddeye eklemesinin, maddi gerçeğe ve irade özerkliğine daha uygun
olacağını savunmaktadır [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 134. maddesi, medeni usul hukukunda "karşı davanın bağımsızlığı" ilkesini tartışmasız bir şekilde güvence altına alan temel bir kuraldır. Kural olarak karşı dava, asıl davanın varlığına ve derdestliğine muhtaç olarak (HMK m. 132) doğar; yani asıl dava açılmadan karşı dava açılamaz. Ancak bu hukuki göbek bağı, karşı dava usulüne uygun şekilde açıldıktan (harcı yatırılıp tekemmül ettikten) sonra kesilir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile karşı davanın asıl davanın bir "paraziti" veya salt bir "fer'isi (eklentisi)" olmadığını; asıl dava ile aynı dosyada görülmekle birlikte tamamen bağımsız ve müstakil bir dava niteliği taşıdığını, bu nedenle asıl davanın akıbetinin karşı davanın hukuki kaderini doğrudan belirlemeyeceğini savunmaktadır. Bu madde, karşı davacının (asıl davalının) hak arama hürriyetini asıl davacının tek taraflı tasarruflarına karşı koruyan usuli bir kalkandır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 134, "Karşı Dava Açılabilmesinin Şartları" (HMK m. 132) ile "Davadan Feragat" (HMK m. 307), "Davanın Geri Alınması" (HMK m. 123) ve "Tarafların Duruşmaya Gelmemesi" (HMK m. 150) kurumlarıyla doğrudan usuli bir etkileşim içindedir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, karşı davanın doğumu ile yaşaması arasındaki dogmatik farka dikkat çekerek; karşı davanın açılabilmesi için asıl davanın derdest olmasının "kurucu bir şart" olduğunu, ancak açıldıktan sonra asıl davanın "yaşatıcı bir şart" olmadığını; bunun usul ekonomisi (HMK m. 30) ve taraf eşitliği ilkelerinin zaruri bir sonucu olduğunu usul dogmatiği açısından belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A), trafik kazasında aracının hasar gördüğü iddiasıyla davalı (B)'ye 50.000 TL'lik maddi tazminat (asıl) davası açmıştır. Davalı (B), süresi içinde cevap dilekçesi vererek "Asıl kusurlu sensin" diyerek (A)'ya karşı 80.000 TL'lik karşı dava açmıştır. Yargılama sürerken (A), elindeki delillerin zayıf olduğunu fark ederek asıl davasından tamamen feragat ettiğini mahkemeye bildirir. Mahkeme, asıl davanın feragat nedeniyle reddine karar verir. Ancak HMK m. 134 amir hükmü gereğince, (A)'nın feragati (B)'nin karşı davasını etkilemez. Mahkeme, (B)'nin 80.000 TL'lik karşı davasını incelemeye devam eder ve tahkikatı sürdürür.
(kurmaca senaryo) Asıl davacı kiralayan (X), kiracı (Y)'ye karşı tahliye davası açmıştır. (Y) ise faydalı masraflarının tahsili için karşı dava açmıştır. Birinci ön inceleme duruşmasına asıl davacı (X) mazeretsiz olarak katılmamış, karşı davacı (Y) ise duruşmaya katılarak "Asıl davayı takip etmiyorum, ancak kendi karşı davamı takip ediyorum" beyanında bulunmuştur. Mahkeme, asıl dosya (tahliye) yönünden dosyayı işlemden kaldırır (HMK m. 150) ve süresi geçince açılmamış sayılmasına karar verir; fakat m. 134 uyarınca (Y)'nin faydalı masraflara ilişkin karşı davasını esastan incelemeye devam eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 134'ün verdiği güvence karşı davacı (davalı) vekili için stratejik bir rahatlıktır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle "davanın geri alınması" (HMK m. 123) senaryolarında dikkatli olmaları gerektiğini; asıl davacı davasını geri almak istediğinde, karşı davacının avukatının asıl davanın geri alınmasına "açık rıza" gösterirken mutlaka "Karşı davamız yönünden iddia ve taleplerimizi aynen sürdürüyoruz" şerhini duruşma tutanağına geçirmesinin, ileride doğabilecek usuli karmaşaları (veya mahkemenin sehven tüm dosyayı kapatmasını) önleyecek en temel mesleki özen pratiği olduğunu hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 134'teki mutlak kural, davanın esastan veya tarafların tek taraflı iradesiyle sona erdiği durumlarda kusursuz işlese de, "görevsizlik" veya "yetkisizlik" gibi usuli ret hallerinde dogmatik tartışmalara yol açmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, asıl davanın görevsizlik (örneğin Asliye Hukuk yerine Tüketici Mahkemesinin görevli olması) nedeniyle usulden reddedilmesi halinde, karşı davanın tek başına o (görevsiz) mahkemede kalıp kalmayacağı sorununun madde metninde açıkça çözülmediğini eleştirmektedir. Yazar, asıl davayı görevsizlik nedeniyle usulden reddeden mahkemenin, HMK m. 134'e dayanarak salt karşı davaya bakmaya devam etmesinin görev (kamu düzeni) kurallarıyla çelişeceğini, bu nedenle maddedeki "herhangi bir sebeple sona erme" ifadesinin görevsizlik/yetkisizlik halleri bakımından dar yorumlanması gerektiğini eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Bunun yanı sıra Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, asıl davanın "sulh" (HMK m. 313) ile sona ermesi durumuna dikkat çekmektedir. Uygulamada taraflar mahkeme dışında sulh olduklarında, genellikle ihtilafı bir bütün olarak (asıl ve karşı davayla birlikte) bitirme iradesi taşırlar. Ancak mahkemeye sunulan sulh dilekçesi sadece asıl davayı zikrediyorsa, HMK m. 134'ün şekli lafzı gereği hâkim karşı davayı ayakta tutmak zorunda kalır. Yazar, kanun koyucunun sulh hallerinde tarafların aksine açık iradesi yoksa sulhün karşı davayı da kapsayacağına (karine olarak sona erdireceğine) dair bir istisna kuralını maddeye eklemesinin, maddi gerçeğe ve irade özerkliğine daha uygun olacağını savunmaktadır [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)