1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 133. maddesi, medeni usul hukukunda
davalının asıl davacıya karşı yönelteceği bağımsız taleplerin (karşı davanın)
zaman ve şekil sınırlarını çizen temel usul normudur. Karşı dava, asıl dava ile
birlikte görülmesi usul ekonomisi (HMK m. 30) ve çelişik kararların önlenmesi
bakımından faydalı olsa da, davalının bu hakkı dilediği zaman kullanması asıl
davanın sürüncemede kalmasına ve davacının adil yargılanma hakkının
zedelenmesine yol açabilir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun
koyucunun bu madde ile davalının taarruz hakkı ile yargılamanın makul sürede
bitirilmesi ilkesi arasında katı bir zaman sınırı kurduğunu; karşı davanın
mutlak surette "esasa cevap süresi" içine hapsedilerek yargılamanın tahkikat
aşamasında yeni ve geciktirici sürprizlere kapalı tutulduğunu savunmaktadır.
Madde, karşı davanın asıl dava ile organik birleşme şansını salt bu süre
şartına bağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Cevap Dilekçesiyle Açılması: Davalının, asıl davaya karşı itiraz ve
def'ilerini sunduğu dilekçenin (HMK m. 129) içine, başlık ve netice-i talep
kısmında açıkça belirterek karşı dava talebini de entegre etmesidir. En yaygın
ve pratik yöntemdir.
- Esasa Cevap Süresi İçinde Ayrı Dilekçe: Davalının, cevap dilekçesini
verdikten sonra (veya vermeden önce), asıl davanın cevap süresi (kural olarak
iki hafta veya verilmişse ek süre) henüz dolmamışken, tamamen ayrı bir fiziki
evrakla (dilekçeyle) aynı mahkemede karşı dava açmasıdır.
- Süresinden Sonra Karşı Dava Açılması: İki haftalık yasal cevap
süresinin veya mahkemece HMK m. 127 uyarınca uzatılmış ek sürenin dolmasının
ardından (örneğin tahkikat veya ön inceleme aşamasında) karşı davanın
açılmasıdır.
- Davaların Ayrılması (Tefrik): Süresinden sonra açılan karşı davanın
usulden reddedilmesi (veya yok sayılması) değil; asıl dava dosyasından
koparılarak, mahkemenin yeni bir esas numarasına kaydedilmesi ve tamamen
bağımsız bir dava olarak görülmeye devam edilmesidir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 133, doğrudan doğruya "Cevap Dilekçesini Verme Süresi"ni düzenleyen HMK
m. 127 ve "Karşı Dava Açılabilmesinin Şartları"nı düzenleyen HMK m. 132 ile
koparılamaz bir zaman-şart üçgeni oluşturur. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni
Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 133/2'deki "davaların ayrılması"
yaptırımının, HMK m. 166 ve 167'deki "davaların birleştirilmesi ve ayrılması"
kurumlarıyla dogmatik bir çatışma yaratabildiğini; zira süresinde açılmadığı
için mecburen ayrılan bir karşı davanın, sırf aralarındaki "mutlak bağlantı"
(HMK m. 166/4) sebebiyle sonradan tekrar asıl dava ile birleştirilip
birleştirilemeyeceğinin usul hukukunda ciddi bir tartışma konusu olduğunu
belirtmektedir. Ayrıca bu madde, HMK m. 131'deki ilk itirazların sunulma süresi
kuralıyla usuli bir paralellik taşır.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A), davalı (B)'ye 1 Ekim tarihinde tebliğ edilen
dilekçesiyle 100.000 TL'lik alacak davası açmıştır. (B)'nin normal cevap süresi
15 Ekim mesai bitimidir. (B), 10 Ekim tarihinde asıl davaya ilişkin cevaplarını
içeren bir dilekçe sunmuş, ancak bu dilekçede karşı dava açmamıştır. 14 Ekim
tarihinde (cevap süresi dolmadan) (B), aynı mahkemeye "Karşı Dava Dilekçesidir"
başlıklı yeni bir dilekçe sunarak aynı sözleşmeden doğan kendi 50.000 TL'lik
alacağını talep etmiştir. HMK m. 133/1 uyarınca, bu ayrı dilekçe "esasa cevap
süresi içinde" verildiği için geçerli bir karşı dava olarak kabul edilir ve
asıl davayla birlikte görülür.
(kurmaca senaryo) Davacı kiralayan (X), davalı kiracı (Y)'ye karşı tahliye ve
kira alacağı davası açmıştır. (Y), cevap süresini geçirmiş, ancak davanın aylar
sonra yapılan ön inceleme duruşmasında, kiralanana yaptığı faydalı masrafların
tahsili için "Karşı Dava" açtığını belirten ve harcını yatırdığı bir dilekçe
sunmuştur. HMK m. 133/2 amir hükmü gereğince mahkeme, bu karşı davanın
süresinden sonra açıldığını tespit ederek, faydalı masraf talebinin asıl
dosyadan "ayrılmasına" (tefrikine) ve mahkemenin yeni bir esas sırasına
kaydedilerek tek başına görülmesine karar verir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, karşı dava kurumunun en tehlikeli boyutu harç ve
süre tuzaklarıdır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında,
meslektaşların cevap dilekçesi içinde karşı dava açarken salt "karşı davamızın
kabulü ile..." yazmalarının davanın açılması için yeterli olmadığını; mutlak
surette başvuru harcı ile maktu/nispi peşin harcın "cevap süresi içinde"
mahkeme veznesine (veya UYAP'tan) yatırılmış olmasının zorunlu olduğunu, aksi
halde ortada açılmış bir karşı dava bulunmayacağı için HMK m. 133'teki sürenin
kaçırılmış sayılacağını ve davanın ayrılması yaptırımıyla karşılaşılacağını
stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 133'ün 2. fıkrasında yer alan "mahkeme davaların ayrılmasına karar
verir" şeklindeki emredici kural, usul ekonomisi ve çelişik kararların
önlenmesi bağlamında doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder
Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, aralarında son derece sıkı
bir maddi hukuk bağlantısı (örneğin trafik kazasında karşılıklı kusur iddiası)
bulunan iki davanın, sırf karşı dava 1-2 gün geç açıldı diye mutlak surette
ayrılmaya zorlanmasını eleştirmektedir. Zira ayrılan bu davalar, farklı
hâkimler veya farklı celselerde görüldüğünde birbirine tamamen zıt (biri
diğerini kusurlu bulan) kararların çıkma ihtimali çok yüksektir. Yazar, bu
kuralın esnekleştirilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Buna paralel olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi
eserinde, maddedeki yaptırımın dogmatik bir döngü (kısır döngü) yarattığına
dikkat çekmektedir. Süresinden sonra açıldığı için m. 133/2 gereği zorunlu
olarak ayrılan bir karşı dava, ayrı bir esas numarası aldıktan sonra, HMK m.
166 (bağlantılı davaların birleştirilmesi) şartlarını zaten taşıdığı için,
tarafların veya hâkimin talebiyle tekrar asıl dava ile birleştirilebilir.
Kanunun bir maddesinin (m. 133) ayırmayı emrederken, diğer maddesinin (m. 166)
birleştirmeye cevaz vermesi yasa yapım tekniği açısından çelişkilidir. Yazar,
kanun koyucunun hâkime "süresinden sonra açılsa bile aralarında ayrılmaz bir
bağlantı varsa mahkeme davaları ayırmayabilir" şeklinde açık bir takdir yetkisi
tanımasının usul dogmatiğine daha uygun olacağını eleştirel bir dille ifade
etmektedir.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 133. maddesi, medeni usul hukukunda davalının asıl davacıya karşı yönelteceği bağımsız taleplerin (karşı davanın) zaman ve şekil sınırlarını çizen temel usul normudur. Karşı dava, asıl dava ile birlikte görülmesi usul ekonomisi (HMK m. 30) ve çelişik kararların önlenmesi bakımından faydalı olsa da, davalının bu hakkı dilediği zaman kullanması asıl davanın sürüncemede kalmasına ve davacının adil yargılanma hakkının zedelenmesine yol açabilir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile davalının taarruz hakkı ile yargılamanın makul sürede bitirilmesi ilkesi arasında katı bir zaman sınırı kurduğunu; karşı davanın mutlak surette "esasa cevap süresi" içine hapsedilerek yargılamanın tahkikat aşamasında yeni ve geciktirici sürprizlere kapalı tutulduğunu savunmaktadır. Madde, karşı davanın asıl dava ile organik birleşme şansını salt bu süre şartına bağlamıştır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 133, doğrudan doğruya "Cevap Dilekçesini Verme Süresi"ni düzenleyen HMK m. 127 ve "Karşı Dava Açılabilmesinin Şartları"nı düzenleyen HMK m. 132 ile koparılamaz bir zaman-şart üçgeni oluşturur. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 133/2'deki "davaların ayrılması" yaptırımının, HMK m. 166 ve 167'deki "davaların birleştirilmesi ve ayrılması" kurumlarıyla dogmatik bir çatışma yaratabildiğini; zira süresinde açılmadığı için mecburen ayrılan bir karşı davanın, sırf aralarındaki "mutlak bağlantı" (HMK m. 166/4) sebebiyle sonradan tekrar asıl dava ile birleştirilip birleştirilemeyeceğinin usul hukukunda ciddi bir tartışma konusu olduğunu belirtmektedir. Ayrıca bu madde, HMK m. 131'deki ilk itirazların sunulma süresi kuralıyla usuli bir paralellik taşır.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A), davalı (B)'ye 1 Ekim tarihinde tebliğ edilen dilekçesiyle 100.000 TL'lik alacak davası açmıştır. (B)'nin normal cevap süresi 15 Ekim mesai bitimidir. (B), 10 Ekim tarihinde asıl davaya ilişkin cevaplarını içeren bir dilekçe sunmuş, ancak bu dilekçede karşı dava açmamıştır. 14 Ekim tarihinde (cevap süresi dolmadan) (B), aynı mahkemeye "Karşı Dava Dilekçesidir" başlıklı yeni bir dilekçe sunarak aynı sözleşmeden doğan kendi 50.000 TL'lik alacağını talep etmiştir. HMK m. 133/1 uyarınca, bu ayrı dilekçe "esasa cevap süresi içinde" verildiği için geçerli bir karşı dava olarak kabul edilir ve asıl davayla birlikte görülür.
(kurmaca senaryo) Davacı kiralayan (X), davalı kiracı (Y)'ye karşı tahliye ve kira alacağı davası açmıştır. (Y), cevap süresini geçirmiş, ancak davanın aylar sonra yapılan ön inceleme duruşmasında, kiralanana yaptığı faydalı masrafların tahsili için "Karşı Dava" açtığını belirten ve harcını yatırdığı bir dilekçe sunmuştur. HMK m. 133/2 amir hükmü gereğince mahkeme, bu karşı davanın süresinden sonra açıldığını tespit ederek, faydalı masraf talebinin asıl dosyadan "ayrılmasına" (tefrikine) ve mahkemenin yeni bir esas sırasına kaydedilerek tek başına görülmesine karar verir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, karşı dava kurumunun en tehlikeli boyutu harç ve süre tuzaklarıdır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların cevap dilekçesi içinde karşı dava açarken salt "karşı davamızın kabulü ile..." yazmalarının davanın açılması için yeterli olmadığını; mutlak surette başvuru harcı ile maktu/nispi peşin harcın "cevap süresi içinde" mahkeme veznesine (veya UYAP'tan) yatırılmış olmasının zorunlu olduğunu, aksi halde ortada açılmış bir karşı dava bulunmayacağı için HMK m. 133'teki sürenin kaçırılmış sayılacağını ve davanın ayrılması yaptırımıyla karşılaşılacağını stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 133'ün 2. fıkrasında yer alan "mahkeme davaların ayrılmasına karar verir" şeklindeki emredici kural, usul ekonomisi ve çelişik kararların önlenmesi bağlamında doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, aralarında son derece sıkı bir maddi hukuk bağlantısı (örneğin trafik kazasında karşılıklı kusur iddiası) bulunan iki davanın, sırf karşı dava 1-2 gün geç açıldı diye mutlak surette ayrılmaya zorlanmasını eleştirmektedir. Zira ayrılan bu davalar, farklı hâkimler veya farklı celselerde görüldüğünde birbirine tamamen zıt (biri diğerini kusurlu bulan) kararların çıkma ihtimali çok yüksektir. Yazar, bu kuralın esnekleştirilmesi gerektiğini savunmaktadır.
Buna paralel olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki yaptırımın dogmatik bir döngü (kısır döngü) yarattığına dikkat çekmektedir. Süresinden sonra açıldığı için m. 133/2 gereği zorunlu olarak ayrılan bir karşı dava, ayrı bir esas numarası aldıktan sonra, HMK m. 166 (bağlantılı davaların birleştirilmesi) şartlarını zaten taşıdığı için, tarafların veya hâkimin talebiyle tekrar asıl dava ile birleştirilebilir. Kanunun bir maddesinin (m. 133) ayırmayı emrederken, diğer maddesinin (m. 166) birleştirmeye cevaz vermesi yasa yapım tekniği açısından çelişkilidir. Yazar, kanun koyucunun hâkime "süresinden sonra açılsa bile aralarında ayrılmaz bir bağlantı varsa mahkeme davaları ayırmayabilir" şeklinde açık bir takdir yetkisi tanımasının usul dogmatiğine daha uygun olacağını eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)