1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 132. maddesi, medeni usul hukukunda
davalıya tanınan en güçlü taarruz ve savunma mekanizmalarından biri olan "karşı
dava" (counter-claim/Widerklage) kurumunun temel şartlarını düzenlemektedir.
Karşı dava, asıl davanın davalısının, kendisine karşı açılmış ve görülmekte
olan davanın davacısına karşı, aynı mahkemede ve aynı dosya üzerinden bağımsız
bir dava açmasıdır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu
müessese ile hem usul ekonomisini (HMK m. 30) en üst düzeyde sağladığını hem de
aynı hukuki ilişkiden doğan veya birbiriyle takas edilebilir nitelikteki
ihtilaflar hakkında farklı mahkemelerce "birbiriyle çelişen (tutarsız)
hükümler" verilmesini engellediğini savunmaktadır [1]. Karşı dava, asıl davanın
kaderine sıkı sıkıya bağlı olmamakla birlikte, yargılamanın usuli bütünlüğü
içinde birlikte incelenip karara bağlanan bağımsız bir hukuki taleptir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Asıl Davanın Açılmış ve Hâlen Görülmekte Olması (Derdestlik): Karşı
davanın ön şartıdır. Asıl dava açılmadan önce veya asıl dava feragat, kabul,
sulh yahut nihai kararla sona erdikten sonra karşı dava açılamaz. Asıl davanın
derdest olması zorunludur.
- Takas veya Mahsup İlişkisi: Davacının talebi ile davalının (karşı
davacının) talebinin karşılıklı, aynı cinsten (genellikle para) ve muaccel
olması halidir. Davalı, sadece borcu olmadığını savunmakla kalmaz, aynı zamanda
davacıdan olan alacağının takas edilmesini ve artan kısmın da kendisine
ödenmesini talep eder.
- Bağlantı Mevcudiyeti: Taleplerin aynı hukuki sebepten (örneğin aynı
sözleşmeden veya aynı trafik kazasından) doğması veya biri hakkında verilecek
kararın diğerini doğrudan etkileyecek nitelikte olmasıdır.
- Asıl Davadan Ayrılma (Tefrik): Takas/mahsup veya bağlantı şartı yoksa,
açılan karşı dava bütünüyle geçersiz sayılmaz. Mahkeme, bu davanın usulden veya
esastan reddine değil, sadece asıl davadan "ayrılmasına" (koparılmasına) ve
ayrı bir esasa kaydedilerek (veya görevli mahkemeye gönderilerek) tek başına
görülmesine karar verir.
- Karşı Davaya Karşı Dava Açılamaz Yasağı: Yargılamanın içinden çıkılmaz
bir hale gelmesini (dava zincirini) önlemek amacıyla kanun koyucunun getirdiği
mutlak usuli engeldir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 132, doğrudan doğruya "Karşı Davanın Açılma Süresi ve Usulü"nü
düzenleyen HMK m. 133 ve "Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması"nı düzenleyen
HMK m. 166 ile koparılamaz bir usul dogmatiği ağı oluşturur. Karşı dava
şartları taşımıyorsa mahkeme m. 167 uyarınca ayırma kararı verir.
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, karşı davanın asıl
dava içinde salt bir "savunma aracı (def'i)" olmadığını, tamamen bağımsız yeni
bir dava olduğunu; bu sebeple asıl davanın usulden reddedilmesi veya geri
alınması halinde dahi karşı davanın ayakta kalarak incelenmeye devam edeceğini
usul dogmatiği açısından belirtmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı kiralayan (A), davalı kiracı (B) aleyhine aylık kira
bedellerinin ödenmemesi sebebiyle Asliye Hukuk Mahkemesinde 50.000 TL'lik
alacak davası açmıştır. Davalı (B), süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde
hem borcu olmadığını savunmuş hem de kiralanan taşınmazın çatısını kendi
cebinden tamir ettirdiğini belirterek "Karşı Dava" yoluyla 70.000 TL zorunlu
masrafın (A)'dan tahsilini talep etmiştir. Her iki talep de aynı kira
sözleşmesinden kaynaklandığı için aralarında HMK m. 132/1-b uyarınca "bağlantı"
vardır ve karşı dava hukuka uygundur.
(kurmaca senaryo) Davacı (X), davalı (Y)'ye karşı trafik kazasından doğan
100.000 TL'lik maddi tazminat davası açmıştır. Davalı (Y), cevap dilekçesinde
karşı dava açarak, (X)'in kendisine üç yıl önce sattığı ayıplı bir beyaz eşya
yüzünden uğradığı 20.000 TL zararın tazminini istemiştir. Ortada bir takas
iradesi yoktur ve trafik kazası ile üç yıl önceki ticari satım sözleşmesi
arasında hiçbir "bağlantı" bulunmamaktadır. Mahkeme, HMK m. 132/2 amir hükmü
gereğince, karşı davanın asıl davadan ayrılmasına karar verir ve beyaz eşya
uyuşmazlığını Tüketici Mahkemesine (görevli mahkemeye) gönderir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, karşı dava ile takas/mahsup def'inin birbirine
karıştırılması en yaygın malpraktis (mesleki hata) sebeplerinden biridir.
Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde, meslektaşların şayet davacının
talebini aşan bir alacakları varsa (örneğin davacı 100 istiyor, müvekkil 150
alacaklıysa) bunu salt "cevap dilekçesinde savunma" olarak yazmalarının o
50'lik fazlayı kurtarmayacağını; mutlak surette dilekçenin başlığına "Cevap ve
Karşı Dava Dilekçesi" yazıp, karşı dava için maktu başvuru harcını ve talep
edilen miktar üzerinden nispi harcı peşin olarak mahkeme veznesine yatırmaları
gerektiğini stratejik ve hayati bir kural olarak hatırlatmaktadır [1]. Harcı
yatırılmayan dilekçe karşı dava vasfı kazanmaz.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 132'nin 3. fıkrasında yer alan "Karşı davaya karşı, dava açılamaz"
yasağı, mutlak lafzı sebebiyle doktrinde eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder
Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, bu yasağın yargılamayı
basitleştirme amacı taşıdığını kabul etmekle birlikte; bazen asıl davanın
davacısının, kendisine yöneltilen karşı davadaki iddialar üzerine ilk defa
haberdar olduğu ve o an doğan yeni bir karşı alacağı (örneğin karşı davadaki
haksız fiil iddiasına karşı doğan rücu hakkı) bulunduğunda, bunu aynı dosya
üzerinden çözemeyip yeni bir esas numarasıyla ayrı bir dava açmak zorunda
bırakılmasının usul ekonomisine (HMK m. 30) ve davaların birleştirilmesi
felsefesine aykırı düştüğünü eleştirmektedir [1]. Yazar, hâkime takdir yetkisi
veren esnek bir birleştirme formülünün bu yasağa istisna olarak kanuna
eklenmesini savunmaktadır.
Diğer taraftan Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, 1.
fıkranın (b) bendindeki "bağlantı" kavramının fazlasıyla soyut bırakıldığını
ifade etmektedir. Uygulamada hâkimlerin iş yükü nedeniyle, asıl davayı hızla
bitirebilmek adına aralarında fiili ve hukuki ciddi bir bağlantı bulunan karşı
davaları dahi "yargılamayı uzatacağı" bahanesiyle dar yorumlayıp HMK m. 132/2
uyarınca ayırma (tefrik) kararı verdikleri görülmektedir. Yazar, bu durumun
çelişik kararlara zemin hazırladığını ve "bağlantı" tanımının maddedeki
sınırlarının daha objektif (Örneğin; aynı sözleşme veya haksız fiil
kompleksinden doğan talepler şeklinde) çizilmesi gerektiğini eleştirel bir
dille ifade etmektedir [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 132. maddesi, medeni usul hukukunda davalıya tanınan en güçlü taarruz ve savunma mekanizmalarından biri olan "karşı dava" (counter-claim/Widerklage) kurumunun temel şartlarını düzenlemektedir. Karşı dava, asıl davanın davalısının, kendisine karşı açılmış ve görülmekte olan davanın davacısına karşı, aynı mahkemede ve aynı dosya üzerinden bağımsız bir dava açmasıdır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu müessese ile hem usul ekonomisini (HMK m. 30) en üst düzeyde sağladığını hem de aynı hukuki ilişkiden doğan veya birbiriyle takas edilebilir nitelikteki ihtilaflar hakkında farklı mahkemelerce "birbiriyle çelişen (tutarsız) hükümler" verilmesini engellediğini savunmaktadır [1]. Karşı dava, asıl davanın kaderine sıkı sıkıya bağlı olmamakla birlikte, yargılamanın usuli bütünlüğü içinde birlikte incelenip karara bağlanan bağımsız bir hukuki taleptir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 132, doğrudan doğruya "Karşı Davanın Açılma Süresi ve Usulü"nü düzenleyen HMK m. 133 ve "Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması"nı düzenleyen HMK m. 166 ile koparılamaz bir usul dogmatiği ağı oluşturur. Karşı dava şartları taşımıyorsa mahkeme m. 167 uyarınca ayırma kararı verir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, karşı davanın asıl dava içinde salt bir "savunma aracı (def'i)" olmadığını, tamamen bağımsız yeni bir dava olduğunu; bu sebeple asıl davanın usulden reddedilmesi veya geri alınması halinde dahi karşı davanın ayakta kalarak incelenmeye devam edeceğini usul dogmatiği açısından belirtmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı kiralayan (A), davalı kiracı (B) aleyhine aylık kira bedellerinin ödenmemesi sebebiyle Asliye Hukuk Mahkemesinde 50.000 TL'lik alacak davası açmıştır. Davalı (B), süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde hem borcu olmadığını savunmuş hem de kiralanan taşınmazın çatısını kendi cebinden tamir ettirdiğini belirterek "Karşı Dava" yoluyla 70.000 TL zorunlu masrafın (A)'dan tahsilini talep etmiştir. Her iki talep de aynı kira sözleşmesinden kaynaklandığı için aralarında HMK m. 132/1-b uyarınca "bağlantı" vardır ve karşı dava hukuka uygundur.
(kurmaca senaryo) Davacı (X), davalı (Y)'ye karşı trafik kazasından doğan 100.000 TL'lik maddi tazminat davası açmıştır. Davalı (Y), cevap dilekçesinde karşı dava açarak, (X)'in kendisine üç yıl önce sattığı ayıplı bir beyaz eşya yüzünden uğradığı 20.000 TL zararın tazminini istemiştir. Ortada bir takas iradesi yoktur ve trafik kazası ile üç yıl önceki ticari satım sözleşmesi arasında hiçbir "bağlantı" bulunmamaktadır. Mahkeme, HMK m. 132/2 amir hükmü gereğince, karşı davanın asıl davadan ayrılmasına karar verir ve beyaz eşya uyuşmazlığını Tüketici Mahkemesine (görevli mahkemeye) gönderir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, karşı dava ile takas/mahsup def'inin birbirine karıştırılması en yaygın malpraktis (mesleki hata) sebeplerinden biridir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde, meslektaşların şayet davacının talebini aşan bir alacakları varsa (örneğin davacı 100 istiyor, müvekkil 150 alacaklıysa) bunu salt "cevap dilekçesinde savunma" olarak yazmalarının o 50'lik fazlayı kurtarmayacağını; mutlak surette dilekçenin başlığına "Cevap ve Karşı Dava Dilekçesi" yazıp, karşı dava için maktu başvuru harcını ve talep edilen miktar üzerinden nispi harcı peşin olarak mahkeme veznesine yatırmaları gerektiğini stratejik ve hayati bir kural olarak hatırlatmaktadır [1]. Harcı yatırılmayan dilekçe karşı dava vasfı kazanmaz.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 132'nin 3. fıkrasında yer alan "Karşı davaya karşı, dava açılamaz" yasağı, mutlak lafzı sebebiyle doktrinde eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, bu yasağın yargılamayı basitleştirme amacı taşıdığını kabul etmekle birlikte; bazen asıl davanın davacısının, kendisine yöneltilen karşı davadaki iddialar üzerine ilk defa haberdar olduğu ve o an doğan yeni bir karşı alacağı (örneğin karşı davadaki haksız fiil iddiasına karşı doğan rücu hakkı) bulunduğunda, bunu aynı dosya üzerinden çözemeyip yeni bir esas numarasıyla ayrı bir dava açmak zorunda bırakılmasının usul ekonomisine (HMK m. 30) ve davaların birleştirilmesi felsefesine aykırı düştüğünü eleştirmektedir [1]. Yazar, hâkime takdir yetkisi veren esnek bir birleştirme formülünün bu yasağa istisna olarak kanuna eklenmesini savunmaktadır.
Diğer taraftan Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, 1. fıkranın (b) bendindeki "bağlantı" kavramının fazlasıyla soyut bırakıldığını ifade etmektedir. Uygulamada hâkimlerin iş yükü nedeniyle, asıl davayı hızla bitirebilmek adına aralarında fiili ve hukuki ciddi bir bağlantı bulunan karşı davaları dahi "yargılamayı uzatacağı" bahanesiyle dar yorumlayıp HMK m. 132/2 uyarınca ayırma (tefrik) kararı verdikleri görülmektedir. Yazar, bu durumun çelişik kararlara zemin hazırladığını ve "bağlantı" tanımının maddedeki sınırlarının daha objektif (Örneğin; aynı sözleşme veya haksız fiil kompleksinden doğan talepler şeklinde) çizilmesi gerektiğini eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)