RESMİ METİN

Süresinde cevap dilekçesi verilmemesinin sonucu


MADDE 128- (1) Süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır.

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 128. maddesi, medeni usul hukukunda davalının susmasının (hareketsiz kalmasının) hukuki sonucunu düzenleyen ve "kanuni inkâr karinesi" (statutory presumption of denial) olarak bilinen temel bir usul kuralıdır. Yargılama diyalektiğinde davacı davasını açar, davalı ise cevap verir. Ancak davalının yasal süresi içinde mahkemeye hiçbir yazılı veya sözlü bildirimde bulunmaması ihtimalinde, bu sessizliğin "kabul" mü yoksa "ret" mi sayılacağı usul dogmatiğinin en önemli meselelerinden biridir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile zımni kabulü (sükut ikrardan gelir kuralını) reddettiğini; davalı cevap vermese dahi onu koruyan usuli bir kalkan inşa ederek, davanın sadece davacının soyut iddialarıyla kazanılmasını engellediğini ve ispat yükünü (HMK m. 190) yine davacının üzerinde bıraktığını savunmaktadır. Bu madde, davalının hareketsizliğine rağmen yargılamanın ilerleyebilmesini sağlayan usuli bir köprüdür.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

  • Süresi İçinde Cevap Dilekçesi Vermemiş Olan Davalı: HMK m. 127'de öngörülen iki haftalık yasal süreyi veya hâkim tarafından verilmişse "ek cevap süresini" sessiz (dilekçesiz) geçiren veya dilekçesini bu süreler bittikten sonra gecikmeli olarak mahkemeye sunan davalıdır. Süresinden sonra verilen dilekçe, hiç verilmemiş hükmündedir.
  • Vakıaların Tamamını İnkâr Etmiş Sayılma: Kanun koyucunun kurduğu faraziyedir. Davalı mahkemeye gelip açıkça "Davacının iddia ettiği tüm olaylar yalandır, borcum yoktur veya sözleşme yapmadım" demese dahi, kanun onun namına bu inkârı yapmış kabul eder.
  • İnkârın Sınırı (Vakıalar): Kanuni karine sadece "vakıaların (maddi olayların)" inkârını kapsar. Davalı süreyi kaçırmakla salt olayın varlığını inkâr etmiş sayılır; ancak zamanaşımı veya ödemezlik gibi "def'ileri" ya da yetki, tahkim gibi "ilk itirazları" ileri sürmüş sayılmaz.

3. Sistematik İlişkiler

HMK m. 128, "Cevap Dilekçesini Verme Süresi" (HMK m. 127) ile "Savunmanın Genişletilmesi veya Değiştirilmesi Yasağı" (HMK m. 141) arasında sıkışmış dogmatik bir sonuç normudur. Süresinde cevap vermeyen davalı, salt bir "inkârcı" pozisyonuna düşer. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 128 uyarınca vakıaları inkâr etmiş sayılan davalının, tahkikat aşamasında (karşı tarafın açık rızası veya ıslah olmaksızın) artık "yeni bir vakıa" getiremeyeceğini (örneğin "borcu ödedim" veya "mal ayıplıydı" diyemeyeceğini); sadece davacının iddialarının yalan olduğunu çürütmeye yönelik karşı delil sunmakla yetinmek zorunda kalacağını usul dogmatiği açısından belirtmektedir. Ayrıca bu madde, ispat yükü kurallarıyla organik bir bağ içindedir.

4. Uygulama: Yargı İçtihadı

Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.

5. Pratik Örnek Olaylar

(kurmaca senaryo) Davacı (A), davalı (B)'ye 100.000 TL borç verdiğini iddia ederek alacak davası açmıştır. Davalı (B), dava dilekçesini tebliğ almasına rağmen iki haftalık yasal süresi içinde cevap dilekçesi sunmamıştır. HMK m. 128 uyarınca (B), "Ben (A)'dan böyle bir borç almadım" demiş kabul edilir (vakıanın inkârı). Bu durumda ispat yükü davacı (A)'ya düşer ve (A)'nın parayı verdiğini yazılı delille ispatlaması gerekir. Ancak yargılamanın ilerleyen aşamalarında (B) duruşmaya gelip, "Evet borcu almıştım ama banka yoluyla geri ödedim" demek isterse; bu, basit bir inkâr değil, davanın seyrini değiştiren "yeni bir vakıa ve itiraz (itfa def'i)" niteliği taşıyacağı için, (A)'nın açık rızası olmadan dinlenemez.

(kurmaca senaryo) Davacı (X), trafik kazasından kaynaklı maddi tazminat talebiyle (Y) aleyhine dava açmış, dava dilekçesinde (Y)'nin kırmızı ışıkta geçerek tam kusurlu olduğunu iddia etmiştir. (Y) süresi içinde cevap dilekçesi vermemiştir. HMK m. 128 gereği (Y), "Ben kırmızı ışıkta geçmedim ve kaza benim yüzümden olmadı" diyerek iddiaları külliyen inkâr etmiş sayılır. (Y), cevap dilekçesi vermemiş olsa dahi, salt bu inkâr karinesine dayanarak ilerleyen celselerde (X)'in sunduğu kusur iddialarını çürütmek için mahkemeye tanık dinletebilir veya bilirkişi incelemesine itiraz edebilir.

6. Pratik Uygulama Notları

Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 128'in varlığı asla bir savunma tembelliğine (veya stratejisine) gerekçe yapılamaz. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların "nasılsa kanun benim yerime her şeyi inkâr etmiş sayıyor" yanılgısına düşerek cevap süresini kaçırmamaları gerektiğini; zira cevap dilekçesi sunmamanın bedelinin, mahkemenin yetkisine itiraz edememek, tahkim şartını ileri sürememek, zamanaşımı def'inde bulunamamak ve en önemlisi kendi hikâyeni (karşı vakıaları) yargılamaya taşıyamamak gibi devasa bir "savunma felçliği" (malpraktis) yaratacağını stratejik ve hayati bir meslek kuralı olarak hatırlatmaktadır. Kanuni inkâr karinesi, ancak avukatın dâhil olmadığı ve vatandaşın süreyi bilmeden geçirdiği dosyalarda bir "son çare kalkanı" olarak kullanılabilir.

7. Eleştirel Değerlendirme

HMK m. 128 metni, yargılamanın ilerlemesi için pratik bir faraziye yaratsa da, doğurduğu sonuçların sığlığı bakımından doktrinde eleştirilmektedir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, susan davalının "vakıaların tamamını inkâr etmiş" sayılmasının, bazen hayatın olağan akışıyla ve dürüstlük kuralıyla örtüşmediğini eleştirmektedir. Zira davalı, belki de borcun sadece bir kısmına itiraz etmektedir veya iddia edilen vakıayı kabul edip salt faiz oranına itiraz edecektir. Ancak kanunun kesip atan formülü, hâkimi "davalı her şeyi toptan reddediyor" varsayımıyla uzun ve yorucu bir tahkikata mecbur bırakmakta, usul ekonomisini (HMK m. 30) zedelemektedir.

Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, kanuni inkâr karinesinin kapsamının "ilk itirazlar ve def'iler" yönünden doğurduğu hak kayıplarını eleştirmektedir. Cevap süresini geçiren bir davalının (sırf dilekçe vermediği için) zamanaşımı def'i gibi davanın esasına doğrudan etki eden hayati bir savunma vasıtasından tamamen mahrum bırakılması, silahların eşitliği ilkesini aşırı derecede davacı lehine bozmaktadır. Yazar, kanun koyucunun salt sessiz kalmayı tüm savunma araçlarından (def'ilerden) feragat anlamına gelecek şekilde yorumlamasının ağır bir usuli ceza olduğunu; en azından bazı maddi hukuk kaynaklı def'ilerin (örneğin zamanaşımı veya ödemezlik def'inin) ön inceleme aşamasına kadar ileri sürülebilmesine cevaz veren daha esnek bir yasal çerçevenin usul dogmatiğine kazandırılması gerektiğini eleştirel bir dille ifade etmektedir.

Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.