1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 126. maddesi, medeni usul hukukunda
Anayasal bir temel olan "Hukuki Dinlenilme Hakkı"nın (HMK m. 27) ve silahların
eşitliği ilkesinin savunma cephesindeki ilk pratik adımını düzenlemektedir.
Davacının iddialarını mahkemeye sunmasıyla başlayan yargılama faaliyeti,
davalının bu iddialara karşı kendi vakıalarını ve itirazlarını ileri sürmesiyle
gerçek bir hukuki çekişmeye (nizaya) dönüşür. Kuru, Medeni Usul Hukuku
eserinde, kanun koyucunun bu madde ile davalının savunma hakkını nasıl ve
nereye yönelteceğini kesin kurallara bağladığını; cevap dilekçesinin mahkeme
dosyasına girdiği anın, davanın sınırlarının kesinleşmesi ve tahkikatın
çerçevesinin çizilmesi bakımından hayati bir önem taşıdığını savunmaktadır [1,
2]. Bu madde, davalının savunmasını devletin yargı mekanizmasına resmen entegre
eden usuli bir köprüdür.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Davanın Açılmış Olduğu Mahkemeye Verilmesi: Davalının, davanın
görüldüğü esas mahkemeyi muhatap alması zorunluluğudur. Şayet davalı başka bir
şehirdeyse, dilekçesini "muhabere" (aracılık) yoluyla bulunduğu yerdeki nöbetçi
mahkeme vasıtasıyla da asıl mahkemeye gönderebilir.
- Davacı Sayısı Kadar Örnek Eklenmesi: Hukuki dinlenilme hakkının
fiziksel tezahürüdür. Her bir davacının, davalının ne cevap verdiğini
öğrenebilmesi ve cevaba cevap (replik) dilekçesini hazırlayabilmesi için
dilekçe kopyalarının mahkeme kalemince taraflara tebliğ edilebilmesini sağlar.
- Havale Edildiği Tarihte Verilmiş Sayılması: Sürelerin kesilmesi
bakımından en kritik andır. Dilekçenin mahkeme kalemine fiziksel olarak teslim
edilip hâkim veya yetkili personel tarafından üzerine tarih atılıp imzalandığı
(veya UYAP'ta e-imza ile kaydedilip onaylandığı) anı ifade eder.
- Mahkeme Tarafından Tebliğ: Davalının kendi dilekçesini doğrudan
davacıya elden veya posta yoluyla gönderemeyeceğini; bu işlemin tıpkı dava
dilekçesinin tebliğinde olduğu gibi, yargı erkinin resmi kanalları (mahkeme
kalemi) üzerinden yapılmasının zorunlu olduğunu gösterir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 126, doğrudan doğruya "Cevap Dilekçesini Verme Süresi"ni düzenleyen HMK
m. 127 ve "Cevap Dilekçesinin İçeriği"ni emreden HMK m. 129 ile koparılamaz bir
bütünlük içindedir. HMK m. 118'deki "davanın açılma anı" kuralının, davalı
tarafındaki simetrisi (aynası) konumundadır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni
Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 126/3'teki "havale tarihi" kuralının, cevap
süresinin (kural olarak iki hafta) kaçırılıp kaçırılmadığının tespitinde yegâne
objektif ölçüt olduğunu; şayet havale işlemi iki haftalık sürenin dolmasından
bir gün sonra bile gerçekleşmişse, davalının savunma hakkının sükut edeceğini
(HMK m. 128) ve davacının iddialarının tamamını inkâr etmiş sayılacağını usul
dogmatiği açısından belirtmektedir [1, 2].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A) tarafından İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinde
aleyhine dava açılan davalı (B), kendisine dava dilekçesinin tebliğ
edilmesinden itibaren iki haftalık yasal süresi içinde cevap dilekçesini
hazırlamıştır. Dilekçesini sürenin son günü saat 16:50'de İzmir Adliyesindeki
tevzi (ön büro) personeline teslim etmiş, personel evrakı sisteme kaydederek
üzerine o günün tarihini havale etmiştir. Dosya fiilen hâkimin önüne ertesi gün
gitmiş olsa bile, HMK m. 126/3 uyarınca dilekçe "havale edildiği tarihte"
(sürenin son günü) verilmiş sayılır ve (B)'nin cevap hakkı süresinde
kullanılmış kabul edilir.
(kurmaca senaryo) Üç ayrı davacı (X, Y ve Z), davalı (K)'ya karşı müştereken
bir dava açmıştır. Davalı (K), avukatı olmaksızın bizzat hazırladığı cevap
dilekçesini mahkemeye sunarken sadece bir adet (asıl) dilekçe sunmuş, HMK m.
126/2 amir hükmü olan "davacı sayısı kadar (üç adet) örnek" eklememiştir.
Mahkeme kalemi, yönetmelik hükümleri gereği bu suretleri davalının yatırmış
olduğu (veya yatıracağı) masraftan karşılayarak kendisi çoğaltır ve davacılara
tebliğe çıkarır.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 126 kuralları UYAP sistemi ile iç içe
geçmiştir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde, meslektaşların UYAP
üzerinden cevap dilekçesi gönderirken evrakın sistem tarafından "onaylandı"
statüsüne geçip havale tarihinin ve saatinin kesinleştiğinden emin olmaları
gerektiğini; cevap süresinin son gününde saat 23:55'te gönderilen bir
dilekçenin, internet hızından kaynaklı sisteme kayıt gecikmesiyle saat 00:01'de
havale alması halinde dahi "süresinden sonra verilmiş" sayılarak ilk
itirazların (yetki, tahkim vb.) ve zamanaşımı def'inin geri dönülemez şekilde
kaybedileceği gibi çok ağır bir malpraktis (mesleki hata) riski taşıdığını
stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 126'nın 2. fıkrasında yer alan "davacı sayısı kadar örnek eklenir"
cümlesi, teknolojik gelişmeler karşısında doktrinde çağdışı (anakronik)
bulunarak eleştirilmektedir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi
eserinde, UYAP sisteminin zorunlu olduğu ve evrakların dijital olarak taranıp
e-tebligat (UETS) ile saniyeler içinde taraflara ulaştırılabildiği bir çağda,
kanun metninde hâlâ fiziksel kağıt israfına yol açan "örnek/suret ekleme"
zorunluluğunun tutulmasının usul ekonomisiyle (HMK m. 30) bağdaşmadığını
eleştirmektedir [1]. Yazar, e-imza ile sunulan evraklarda bu şartın
kendiliğinden yerine getirilmiş sayılacağına dair bir fıkranın metne
eklenmesini önermektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
maddedeki "havale edildiği tarih" ibaresinin (3. fıkra) kökeninin mülga 1086
sayılı HUMK dönemine dayandığını ve fiziksel kalemde kalem müdürünün veya
hâkimin inisiyatifine/gecikmelerine açık bir kavram olduğunu vurgulamaktadır
[1]. Yazar, modern usul hukukunda "havale" gibi işlemi yapan merciin
davranışına bağlı öznel bir ifade yerine, "kaydedildiği tarih" veya "sisteme
işlendiği an" gibi tamamen objektif, müdahaleye kapalı ve saniye bazlı bir
kayıt anının kanun metnine derç edilmesinin hukuki güvenlik ve belirlilik
ilkeleri açısından daha sağlıklı olacağını eleştirel bir dille ifade
etmektedir.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 126. maddesi, medeni usul hukukunda Anayasal bir temel olan "Hukuki Dinlenilme Hakkı"nın (HMK m. 27) ve silahların eşitliği ilkesinin savunma cephesindeki ilk pratik adımını düzenlemektedir. Davacının iddialarını mahkemeye sunmasıyla başlayan yargılama faaliyeti, davalının bu iddialara karşı kendi vakıalarını ve itirazlarını ileri sürmesiyle gerçek bir hukuki çekişmeye (nizaya) dönüşür. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile davalının savunma hakkını nasıl ve nereye yönelteceğini kesin kurallara bağladığını; cevap dilekçesinin mahkeme dosyasına girdiği anın, davanın sınırlarının kesinleşmesi ve tahkikatın çerçevesinin çizilmesi bakımından hayati bir önem taşıdığını savunmaktadır [1, 2]. Bu madde, davalının savunmasını devletin yargı mekanizmasına resmen entegre eden usuli bir köprüdür.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 126, doğrudan doğruya "Cevap Dilekçesini Verme Süresi"ni düzenleyen HMK m. 127 ve "Cevap Dilekçesinin İçeriği"ni emreden HMK m. 129 ile koparılamaz bir bütünlük içindedir. HMK m. 118'deki "davanın açılma anı" kuralının, davalı tarafındaki simetrisi (aynası) konumundadır. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 126/3'teki "havale tarihi" kuralının, cevap süresinin (kural olarak iki hafta) kaçırılıp kaçırılmadığının tespitinde yegâne objektif ölçüt olduğunu; şayet havale işlemi iki haftalık sürenin dolmasından bir gün sonra bile gerçekleşmişse, davalının savunma hakkının sükut edeceğini (HMK m. 128) ve davacının iddialarının tamamını inkâr etmiş sayılacağını usul dogmatiği açısından belirtmektedir [1, 2].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A) tarafından İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinde aleyhine dava açılan davalı (B), kendisine dava dilekçesinin tebliğ edilmesinden itibaren iki haftalık yasal süresi içinde cevap dilekçesini hazırlamıştır. Dilekçesini sürenin son günü saat 16:50'de İzmir Adliyesindeki tevzi (ön büro) personeline teslim etmiş, personel evrakı sisteme kaydederek üzerine o günün tarihini havale etmiştir. Dosya fiilen hâkimin önüne ertesi gün gitmiş olsa bile, HMK m. 126/3 uyarınca dilekçe "havale edildiği tarihte" (sürenin son günü) verilmiş sayılır ve (B)'nin cevap hakkı süresinde kullanılmış kabul edilir.
(kurmaca senaryo) Üç ayrı davacı (X, Y ve Z), davalı (K)'ya karşı müştereken bir dava açmıştır. Davalı (K), avukatı olmaksızın bizzat hazırladığı cevap dilekçesini mahkemeye sunarken sadece bir adet (asıl) dilekçe sunmuş, HMK m. 126/2 amir hükmü olan "davacı sayısı kadar (üç adet) örnek" eklememiştir. Mahkeme kalemi, yönetmelik hükümleri gereği bu suretleri davalının yatırmış olduğu (veya yatıracağı) masraftan karşılayarak kendisi çoğaltır ve davacılara tebliğe çıkarır.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, HMK m. 126 kuralları UYAP sistemi ile iç içe geçmiştir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde, meslektaşların UYAP üzerinden cevap dilekçesi gönderirken evrakın sistem tarafından "onaylandı" statüsüne geçip havale tarihinin ve saatinin kesinleştiğinden emin olmaları gerektiğini; cevap süresinin son gününde saat 23:55'te gönderilen bir dilekçenin, internet hızından kaynaklı sisteme kayıt gecikmesiyle saat 00:01'de havale alması halinde dahi "süresinden sonra verilmiş" sayılarak ilk itirazların (yetki, tahkim vb.) ve zamanaşımı def'inin geri dönülemez şekilde kaybedileceği gibi çok ağır bir malpraktis (mesleki hata) riski taşıdığını stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır [1].
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 126'nın 2. fıkrasında yer alan "davacı sayısı kadar örnek eklenir" cümlesi, teknolojik gelişmeler karşısında doktrinde çağdışı (anakronik) bulunarak eleştirilmektedir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, UYAP sisteminin zorunlu olduğu ve evrakların dijital olarak taranıp e-tebligat (UETS) ile saniyeler içinde taraflara ulaştırılabildiği bir çağda, kanun metninde hâlâ fiziksel kağıt israfına yol açan "örnek/suret ekleme" zorunluluğunun tutulmasının usul ekonomisiyle (HMK m. 30) bağdaşmadığını eleştirmektedir [1]. Yazar, e-imza ile sunulan evraklarda bu şartın kendiliğinden yerine getirilmiş sayılacağına dair bir fıkranın metne eklenmesini önermektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki "havale edildiği tarih" ibaresinin (3. fıkra) kökeninin mülga 1086 sayılı HUMK dönemine dayandığını ve fiziksel kalemde kalem müdürünün veya hâkimin inisiyatifine/gecikmelerine açık bir kavram olduğunu vurgulamaktadır [1]. Yazar, modern usul hukukunda "havale" gibi işlemi yapan merciin davranışına bağlı öznel bir ifade yerine, "kaydedildiği tarih" veya "sisteme işlendiği an" gibi tamamen objektif, müdahaleye kapalı ve saniye bazlı bir kayıt anının kanun metnine derç edilmesinin hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri açısından daha sağlıklı olacağını eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)