1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 124. maddesi, mülga 1086 sayılı HUMK
döneminde katı bir şekilde yasaklanan ve ancak davanın reddi ile yeni bir dava
açılmasıyla aşılan "husumet (sıfat) yanılması" problemini, usul ekonomisine
uygun modern bir formülle çözen devrim niteliğinde bir düzenlemedir.
Hukukumuzda kural olarak davanın tarafları, dava dilekçesinin mahkemeye
sunulmasıyla (tevzi anında) sabitlenir. Ancak karmaşıklaşan ticari ilişkiler,
isim benzerlikleri veya idari teşkilat yapısındaki muğlaklıklar nedeniyle
davacının gerçek hasmı (dava edilecek doğru kişiyi) tespit etmesi bazen oldukça
güçtür. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile katı
şekilciliği yumuşattığını; davacının basit bir dikkatsizlik veya kabul
edilebilir bir hukuki hata yüzünden davasının husumet (pasif dava ehliyeti)
yokluğundan reddedilmesi tehlikesini bertaraf ederek, davanın doğru taraflar
arasında görülmesini sağlayan esnek bir "iradî taraf değişikliği" kurumu ihdas
ettiğini savunmaktadır. Bu madde, adalete erişim hakkı ile davalının usuli
güvenliği arasındaki dengeyi hassas bir teraziyle ölçer.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- İradî Taraf Değişikliği: Ölüm, iflas veya dava konusunun devri gibi
kanundan doğan mecburi değişikliklerin aksine, davacının kendi iradesi ve
talebiyle davanın davalısını (veya istisnai hallerde davacısını) değiştirmek
istemesidir.
- Karşı Tarafın Açık Rızası: Kural olarak, taraf değişikliğinin
geçerlilik şartıdır. Dava edilen kişinin veya yeni dâhil edilecek kişinin
susması (zımni kabulü) yeterli değildir; duruşmada tutanağa geçirilmiş veya
dilekçeyle sunulmuş açık bir muvafakat aranır.
- Maddi Hata: Tarafın isminde, unvanında veya kimlik bilgilerinde
yapılan, dürüst bir gözlemcinin ilk bakışta yazım veya ifade yanlışı olduğunu
anlayabileceği mekanik hatalardır (Örneğin; "Ahmet" yerine "Mahmet" yazılması).
- Kabul Edilebilir Yanılgı: Davacının, gerekli dikkat ve özeni
göstermesine rağmen, hukuki ilişkinin karmaşıklığı veya karşı tarafın yarattığı
görünüm nedeniyle yanlış kişiye dava açmasını haklı kılan objektif hata
halidir.
- Dürüstlük Kuralına Aykırı Olmamak: Taraf değişikliği talebinin,
yargılamayı kasten uzatma, gerçek hasmı gizleme veya usuli bir avantaj (örneğin
yetki kuralını dolanma) sağlama amacı taşımamasıdır.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 124, medeni usul hukukunda "Dürüstlük Kuralı" (HMK m. 29) ve "Usul
Ekonomisi" (HMK m. 30) ilkelerinin en somut yansımasıdır. Dogmatik olarak
"Husumet (Sıfat)" kurumu ile doğrudan çatışır ve onu esnetir. Maddi hukukta bir
hakkın sahibi (aktif sıfat) veya yükümlüsü (pasif sıfat) olmayan kişiye dava
açılması, davanın esastan reddini gerektirir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni
Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 124'ün usul hukukumuza girişinin "husumet"
dogmatiğinde çığır açtığını; eskiden husumet yokluğu mutlak bir esastan ret
sebebi iken, bu madde sayesinde husumet eksikliğinin belli şartlar altında
(kabul edilebilir yanılgı) karşı tarafın rızası dahi aranmaksızın "usuli bir
köprü" ile düzeltilebilir hale geldiğini usul dogmatiği açısından
belirtmektedir. Ayrıca m. 124/2 fıkrası, HMK m. 125'teki "dava konusunun devri"
hükümlerine atıf yapan bir rezerv (saklı tutma) normudur.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı işçi (A), uzun yıllar çalıştığı şirkete karşı kıdem
tazminatı davası açmıştır. Ancak şirketin ticaret sicilindeki tam unvanı "XYZ
Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi" iken, (A) dava dilekçesinde davalı
olarak yanlışlıkla "XYZ Tekstil Anonim Şirketi"ni göstermiştir. Mahkeme, bu
durumun HMK m. 124/3 kapsamında bariz bir "maddi hata" olduğuna kanaat
getirerek, davalı tarafın rızasını aramaksızın taraf teşkilindeki (unvandaki)
bu hatanın düzeltilmesine ve taraf değişikliği talebinin kabulüne karar verir.
(kurmaca senaryo) Davacı (X), yolda yürürken kafasına düşen bir inşaat
malzemesi nedeniyle yaralanmış ve binanın dış cephesinde devasa bir tabelası
bulunan "Güneş İnşaat" isimli taşeron firmaya tazminat davası açmıştır. Ancak
yargılama sırasında binanın asıl sahibinin ve işin asıl sorumlusunun "Yıldız
Yatırım A.Ş." olduğu, Güneş İnşaat'ın sadece alt yüklenici olup olayda pasif
husumetinin bulunmadığı ortaya çıkmıştır. (X), HMK m. 124/4 uyarınca "kabul
edilebilir bir yanılgı" içinde olduğunu (tabelanın yarattığı güven) belirterek
davalının Yıldız Yatırım A.Ş. olarak değiştirilmesini talep eder. Hâkim, rıza
aramaksızın talebi kabul eder. Ancak yanlışlıkla dava edilen Güneş İnşaat
davanın tarafı olmaktan çıkarılırken, (X) bu şirket lehine doğan vekâlet
ücretini ve yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, husumet itirazıyla karşılaşıldığında davanın
esastan reddedilmesini (ve dolayısıyla müvekkilin fahiş vekâlet ücreti
ödemesini ve zamanaşımı tehlikesi yaşamasını) önlemenin en stratejik yolu HMK
m. 124'ü aktif kullanmaktır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması
çalışmasında, meslektaşların davalıyı yanlış gösterdiklerini fark ettiklerinde
derhal davayı geri alma (HMK m. 123) yoluna gitmemeleri gerektiğini; bunun
yerine mahkemeye sunacakları bir dilekçeyle hatanın "kabul edilebilir
yanılgıdan" kaynaklandığını detaylıca (örneğin karmaşık şirket birleşmeleri,
idari yapıdaki karmaşa veya tabela aldatmacası gibi argümanlarla) izah ederek
hâkimi HMK m. 124/4'ü uygulamaya ikna etmelerinin mesleki bir cankurtaran
vazifesi gördüğünü hatırlatmaktadır. Ayrıca yeni eklenen tarafa dava
dilekçesinin yeniden tebliğ edilmesi ve taraf teşkilinin baştan sağlanması
gerektiği unutulmamalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 124'ün getirdiği esneklik uygulamada çok faydalı olsa da, 3. ve 4.
fıkralarda yer alan soyut kavramlar doktrinde haklı eleştirilere maruz
kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, "kabul
edilebilir yanılgı" ve "dürüstlük kuralına aykırı olmamak" gibi kavramların
sınırlarının son derece belirsiz olduğunu vurgulamaktadır. Yazar, hangi hatanın
kabul edilebilir olup hangisinin davacının ağır ihmali sayılacağı konusunun
tamamen hâkimin subjektif takdirine bırakılmasının mahkemeler arasında ciddi
içtihat farklılıklarına (eşitsizliklere) yol açtığını; bu durumun, taraf
teşkili gibi usul hukukunun omurgasını oluşturan bir alanda hukuki güvenlik
ilkesini tehlikeye attığını eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
dördüncü fıkradaki "yargılama giderlerine hükmeder" yaptırımının dogmatik
yetersizliğine dikkat çekmektedir. Hâkim kararıyla yargılamadan çıkarılan ve
aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen (masum) ilk davalının, sadece
yargılama giderleri (ve maktu/nispi vekâlet ücreti) ile tatmin edilmesinin
bazen yetersiz kalabileceği belirtilmektedir. Örneğin haksız yere ticari
itibarı zedelenen veya banka hesaplarına bir süre ihtiyati haciz konulan bu
yanlış davalının, uğradığı munzam (ek) zararların aynı dava içinde mi
çözüleceği yoksa ayrı bir haksız fiil davasına mı konu olacağı HMK metninde
belirsiz bırakılmıştır. Yazar, usul kanununun bu geçiş sürecini daha kapsayıcı
bir usuli koruma zırhıyla donatması gerektiğini savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 124. maddesi, mülga 1086 sayılı HUMK döneminde katı bir şekilde yasaklanan ve ancak davanın reddi ile yeni bir dava açılmasıyla aşılan "husumet (sıfat) yanılması" problemini, usul ekonomisine uygun modern bir formülle çözen devrim niteliğinde bir düzenlemedir. Hukukumuzda kural olarak davanın tarafları, dava dilekçesinin mahkemeye sunulmasıyla (tevzi anında) sabitlenir. Ancak karmaşıklaşan ticari ilişkiler, isim benzerlikleri veya idari teşkilat yapısındaki muğlaklıklar nedeniyle davacının gerçek hasmı (dava edilecek doğru kişiyi) tespit etmesi bazen oldukça güçtür. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile katı şekilciliği yumuşattığını; davacının basit bir dikkatsizlik veya kabul edilebilir bir hukuki hata yüzünden davasının husumet (pasif dava ehliyeti) yokluğundan reddedilmesi tehlikesini bertaraf ederek, davanın doğru taraflar arasında görülmesini sağlayan esnek bir "iradî taraf değişikliği" kurumu ihdas ettiğini savunmaktadır. Bu madde, adalete erişim hakkı ile davalının usuli güvenliği arasındaki dengeyi hassas bir teraziyle ölçer.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 124, medeni usul hukukunda "Dürüstlük Kuralı" (HMK m. 29) ve "Usul Ekonomisi" (HMK m. 30) ilkelerinin en somut yansımasıdır. Dogmatik olarak "Husumet (Sıfat)" kurumu ile doğrudan çatışır ve onu esnetir. Maddi hukukta bir hakkın sahibi (aktif sıfat) veya yükümlüsü (pasif sıfat) olmayan kişiye dava açılması, davanın esastan reddini gerektirir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 124'ün usul hukukumuza girişinin "husumet" dogmatiğinde çığır açtığını; eskiden husumet yokluğu mutlak bir esastan ret sebebi iken, bu madde sayesinde husumet eksikliğinin belli şartlar altında (kabul edilebilir yanılgı) karşı tarafın rızası dahi aranmaksızın "usuli bir köprü" ile düzeltilebilir hale geldiğini usul dogmatiği açısından belirtmektedir. Ayrıca m. 124/2 fıkrası, HMK m. 125'teki "dava konusunun devri" hükümlerine atıf yapan bir rezerv (saklı tutma) normudur.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı işçi (A), uzun yıllar çalıştığı şirkete karşı kıdem tazminatı davası açmıştır. Ancak şirketin ticaret sicilindeki tam unvanı "XYZ Tekstil Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi" iken, (A) dava dilekçesinde davalı olarak yanlışlıkla "XYZ Tekstil Anonim Şirketi"ni göstermiştir. Mahkeme, bu durumun HMK m. 124/3 kapsamında bariz bir "maddi hata" olduğuna kanaat getirerek, davalı tarafın rızasını aramaksızın taraf teşkilindeki (unvandaki) bu hatanın düzeltilmesine ve taraf değişikliği talebinin kabulüne karar verir.
(kurmaca senaryo) Davacı (X), yolda yürürken kafasına düşen bir inşaat malzemesi nedeniyle yaralanmış ve binanın dış cephesinde devasa bir tabelası bulunan "Güneş İnşaat" isimli taşeron firmaya tazminat davası açmıştır. Ancak yargılama sırasında binanın asıl sahibinin ve işin asıl sorumlusunun "Yıldız Yatırım A.Ş." olduğu, Güneş İnşaat'ın sadece alt yüklenici olup olayda pasif husumetinin bulunmadığı ortaya çıkmıştır. (X), HMK m. 124/4 uyarınca "kabul edilebilir bir yanılgı" içinde olduğunu (tabelanın yarattığı güven) belirterek davalının Yıldız Yatırım A.Ş. olarak değiştirilmesini talep eder. Hâkim, rıza aramaksızın talebi kabul eder. Ancak yanlışlıkla dava edilen Güneş İnşaat davanın tarafı olmaktan çıkarılırken, (X) bu şirket lehine doğan vekâlet ücretini ve yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edilir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, husumet itirazıyla karşılaşıldığında davanın esastan reddedilmesini (ve dolayısıyla müvekkilin fahiş vekâlet ücreti ödemesini ve zamanaşımı tehlikesi yaşamasını) önlemenin en stratejik yolu HMK m. 124'ü aktif kullanmaktır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların davalıyı yanlış gösterdiklerini fark ettiklerinde derhal davayı geri alma (HMK m. 123) yoluna gitmemeleri gerektiğini; bunun yerine mahkemeye sunacakları bir dilekçeyle hatanın "kabul edilebilir yanılgıdan" kaynaklandığını detaylıca (örneğin karmaşık şirket birleşmeleri, idari yapıdaki karmaşa veya tabela aldatmacası gibi argümanlarla) izah ederek hâkimi HMK m. 124/4'ü uygulamaya ikna etmelerinin mesleki bir cankurtaran vazifesi gördüğünü hatırlatmaktadır. Ayrıca yeni eklenen tarafa dava dilekçesinin yeniden tebliğ edilmesi ve taraf teşkilinin baştan sağlanması gerektiği unutulmamalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 124'ün getirdiği esneklik uygulamada çok faydalı olsa da, 3. ve 4. fıkralarda yer alan soyut kavramlar doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, "kabul edilebilir yanılgı" ve "dürüstlük kuralına aykırı olmamak" gibi kavramların sınırlarının son derece belirsiz olduğunu vurgulamaktadır. Yazar, hangi hatanın kabul edilebilir olup hangisinin davacının ağır ihmali sayılacağı konusunun tamamen hâkimin subjektif takdirine bırakılmasının mahkemeler arasında ciddi içtihat farklılıklarına (eşitsizliklere) yol açtığını; bu durumun, taraf teşkili gibi usul hukukunun omurgasını oluşturan bir alanda hukuki güvenlik ilkesini tehlikeye attığını eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, dördüncü fıkradaki "yargılama giderlerine hükmeder" yaptırımının dogmatik yetersizliğine dikkat çekmektedir. Hâkim kararıyla yargılamadan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen (masum) ilk davalının, sadece yargılama giderleri (ve maktu/nispi vekâlet ücreti) ile tatmin edilmesinin bazen yetersiz kalabileceği belirtilmektedir. Örneğin haksız yere ticari itibarı zedelenen veya banka hesaplarına bir süre ihtiyati haciz konulan bu yanlış davalının, uğradığı munzam (ek) zararların aynı dava içinde mi çözüleceği yoksa ayrı bir haksız fiil davasına mı konu olacağı HMK metninde belirsiz bırakılmıştır. Yazar, usul kanununun bu geçiş sürecini daha kapsayıcı bir usuli koruma zırhıyla donatması gerektiğini savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)