1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 113. maddesi, klasik medeni usul hukukunun
bireyci (sübjektif) hak arama anlayışından, modern toplumun ihtiyaç duyduğu
kolektif (toplu) hak arama anlayışına geçişi simgeleyen "topluluk davası"
(group action/Verbandsklage) kurumunu düzenlemektedir. Geleneksel usul
hukukunda, bir kimsenin dava açabilmesi için bizzat kendi hukuki alanında
doğrudan ve kişisel bir ihlalin (hukuki yararın) bulunması şarttır. Ancak çevre
kirliliği, haksız rekabet, tüketici hakları ihlalleri gibi kitleleri aynı anda
ilgilendiren zararlarda, bireylerin tek tek dava açması hem usul ekonomisi hem
de adalete erişim bakımından yetersiz kalmaktadır. Kuru, Medeni Usul Hukuku
eserinde, kanun koyucunun bu madde ile tüzel kişilere, bizzat kendi
malvarlıkları veya şahsi hakları ihlal edilmese bile, salt temsil ettikleri
kitlenin menfaatini korumak adına aktif husumet (dava takip) yetkisi tanıyarak
usul hukukunda devrim niteliğinde bir istisna yarattığını savunmaktadır [1, 2].
Madde, zayıf durumda olan kitlelerin güçlü ihlalcilere karşı örgütlü bir tüzel
kişilik çatısı altında hukuki koruma bulmasını sağlayan bir usul kalkanıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Dernekler ve Diğer Tüzel Kişiler: Topluluk davası açma yetkisi gerçek
kişilere değil, yalnızca dernek, vakıf, sendika, meslek odası gibi örgütlü
tüzel kişilere tanınmıştır.
- Statüleri Çerçevesinde: Tüzel kişinin bu davayı açabilmesi için,
kuruluş belgesinde (dernek tüzüğü, vakıf senedi vb.) yazılı olan "amacı" ile
açılan davanın konusunun doğrudan örtüşmesi gerekir (ultra vires yasağının
usuli yansıması).
- Kendi Adlarına: Tüzel kişi bu davayı üyelerinin vekili veya kanuni
temsilcisi sıfatıyla değil, doğrudan doğruya "davacı asil" sıfatıyla kendi
tüzel kişiliği adına açar. Davanın tarafı bizzat tüzel kişidir.
- Hakların Tespiti (Tespit): İhlalin varlığının veya hukuki durumun
mahkemece saptanmasıdır.
- Hukuka Aykırı Durumun Giderilmesi (Men/Durdurma): Halihazırda başlamış
ve devam eden bir ihlalin (örneğin doğaya salınan zehirli gazın) durdurulması
ve eski hale getirilmesi talebidir.
- İhlalin Önüne Geçilmesi (Önleme): Henüz doğmamış ancak gerçekleşmesi
kuvvetle muhtemel olan bir tehlikenin mahkeme kararıyla baştan engellenmesidir.
- Önemli Eksiklik: Maddede tüzel kişilerin temsil ettikleri kesim adına
"eda (tazminat)" talebinde bulunabileceği kasten yazılmamıştır.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 113, dava şartı olan "hukuki yarar" (HMK m. 114/1-h) kurumunun özel ve
genişletilmiş bir yansımasıdır. Ayrıca bu madde, Tüketicinin Korunması Hakkında
Kanun'da yer alan tüketici örgütlerinin dava açma hakkı, Çevre Kanunu'ndaki
çevre derneklerinin dava hakkı ve Sendikalar Kanunu'ndaki dava haklarıyla
doğrudan temas halindedir (genel norm işlevi görür). Pekcanıtez/Atalay/Özekes,
Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 113'ün Amerikan usul hukukundaki
"class action" (sınıf davası) kurumundan ciddi şekilde ayrıldığını;
Anglo-Amerikan sisteminde topluluk adına tazminat tahsil edilip üyelere
dağıtılması mümkünken, HMK m. 113 uyarınca tüzel kişilerin üyeleri adına maddi
veya manevi "tazminat davası" açmasının mutlak surette yasak olduğunu,
korumanın sadece tespit ve önleme ile sınırlandırıldığını usul dogmatiği
açısından belirtmektedir [1, 2].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Tüketici Haklarını Koruma Derneği (davacı), (A) Bankasının
(davalı) ülke çapında milyonlarca müşterisine sunduğu "Konut Kredisi Standart
Sözleşmesi"ndeki 5. maddenin haksız şart olduğunu ve tüketicileri mağdur
ettiğini tespit etmiştir. Dernek, HMK m. 113 uyarınca kendi tüzel kişiliği
adına Tüketici Mahkemesinde "Topluluk Davası" açarak, söz konusu 5. maddenin
haksız şart olduğunun tespit edilmesini ve bu maddenin tüm sözleşmelerden
çıkarılarak hukuka aykırı durumun giderilmesini talep eder. Ancak dernek,
tüketicilerden haksız yere kesilen paraların iadesini (edasını) bu davada
isteyemez.
(kurmaca senaryo) Bir ilçede faaliyet gösteren "Doğal Yaşamı Koruma Vakfı",
bölgedeki bir kimya fabrikasının arıtma tesisi kurmadan faaliyete geçeceğini
öğrenmiştir. Vakıf, vakıf senedinde yer alan "çevreyi koruma" statüsü
çerçevesinde HMK m. 113'e dayanarak fabrikanın faaliyetinin durdurulması ve
gelecekteki çevre ihlalinin önüne geçilmesi (önleme) için mahkemeye başvurur.
Mahkeme vakfın aktif husumet ehliyetini kabul ederek durdurma kararı verir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, bir dernek veya vakıf adına topluluk davası
açılırken dilekçe ekine sunulacak belgeler davanın kaderini belirler.
Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların bu davayı
açmadan önce müvekkil tüzel kişinin "tüzüğünü veya vakıf senedini" satır satır
okumaları gerektiğini; zira tüzüğündeki amacı sadece "çocukların eğitimini
desteklemek" olan bir derneğin "çevre kirliliğini önleme" konulu bir topluluk
davası açması halinde, mahkemenin "statü çerçevesinde hareket edilmediği"
gerekçesiyle davayı aktif husumet (dava şartı) yokluğundan derhal reddedeceğini
stratejik bir meslek kuralı olarak hatırlatmaktadır [1, 2]. Ayrıca dilekçenin
netice-i talep kısmında yanlışlıkla dahi olsa tazminat veya eda talebinde
bulunulmamasına azami dikkat edilmelidir.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 113'te yer alan kurgu, bilhassa "eda (tazminat) davası açılamaması"
yönünden doktrinde ağır eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk
Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, topluluk davasının bu haliyle "dişsiz bir
kurum" olarak kaldığını eleştirmektedir; zira bir bankanın haksız kesinti
yaptığı tespit edilse dahi, mağdur olan 100.000 kişinin bu parayı geri
alabilmek için mahkemelerde veya hakem heyetlerinde tek tek 100.000 ayrı eda
davası açmak zorunda bırakılması, usul ekonomisi ilkesiyle (HMK m. 30) kökünden
çelişmektedir [1, 2]. Yazar, derneklerin üyeleri adına tazminat tahsil edip
onlara dağıtabileceği "tahsil amaçlı topluluk davası" kurgusunun HMK'ya acilen
entegre edilmesi gerektiğini savunmaktadır [1, 2].
Diğer taraftan Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
maddedeki "temsil ettikleri kesim" kavramının muğlaklığına ve verilen kararın
"kesin hüküm" (HMK m. 303) etkisine dikkat çekmektedir [1, 2]. Bir tüketici
derneğinin açıp kaybettiği bir topluluk davasından sonra, o derneğe üye olmayan
sıradan bir tüketicinin kendi başına açacağı bireysel davada önceki topluluk
davası kararının onun aleyhine kesin hüküm oluşturup oluşturmayacağı HMK'da
açıkça düzenlenmemiştir. Yazar, kanun koyucunun topluluk davalarında verilecek
ilamların, bireysel davalar üzerindeki bağlayıcılığını (usuli etkisini) net bir
fıkra ile çözüme kavuşturmamasının usul dogmatiğinde ve hukuki güvenlikte ciddi
boşluklar yarattığını eleştirel bir dille ifade etmektedir [1, 2].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 113. maddesi, klasik medeni usul hukukunun bireyci (sübjektif) hak arama anlayışından, modern toplumun ihtiyaç duyduğu kolektif (toplu) hak arama anlayışına geçişi simgeleyen "topluluk davası" (group action/Verbandsklage) kurumunu düzenlemektedir. Geleneksel usul hukukunda, bir kimsenin dava açabilmesi için bizzat kendi hukuki alanında doğrudan ve kişisel bir ihlalin (hukuki yararın) bulunması şarttır. Ancak çevre kirliliği, haksız rekabet, tüketici hakları ihlalleri gibi kitleleri aynı anda ilgilendiren zararlarda, bireylerin tek tek dava açması hem usul ekonomisi hem de adalete erişim bakımından yetersiz kalmaktadır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile tüzel kişilere, bizzat kendi malvarlıkları veya şahsi hakları ihlal edilmese bile, salt temsil ettikleri kitlenin menfaatini korumak adına aktif husumet (dava takip) yetkisi tanıyarak usul hukukunda devrim niteliğinde bir istisna yarattığını savunmaktadır [1, 2]. Madde, zayıf durumda olan kitlelerin güçlü ihlalcilere karşı örgütlü bir tüzel kişilik çatısı altında hukuki koruma bulmasını sağlayan bir usul kalkanıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 113, dava şartı olan "hukuki yarar" (HMK m. 114/1-h) kurumunun özel ve genişletilmiş bir yansımasıdır. Ayrıca bu madde, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da yer alan tüketici örgütlerinin dava açma hakkı, Çevre Kanunu'ndaki çevre derneklerinin dava hakkı ve Sendikalar Kanunu'ndaki dava haklarıyla doğrudan temas halindedir (genel norm işlevi görür). Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 113'ün Amerikan usul hukukundaki "class action" (sınıf davası) kurumundan ciddi şekilde ayrıldığını; Anglo-Amerikan sisteminde topluluk adına tazminat tahsil edilip üyelere dağıtılması mümkünken, HMK m. 113 uyarınca tüzel kişilerin üyeleri adına maddi veya manevi "tazminat davası" açmasının mutlak surette yasak olduğunu, korumanın sadece tespit ve önleme ile sınırlandırıldığını usul dogmatiği açısından belirtmektedir [1, 2].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Tüketici Haklarını Koruma Derneği (davacı), (A) Bankasının (davalı) ülke çapında milyonlarca müşterisine sunduğu "Konut Kredisi Standart Sözleşmesi"ndeki 5. maddenin haksız şart olduğunu ve tüketicileri mağdur ettiğini tespit etmiştir. Dernek, HMK m. 113 uyarınca kendi tüzel kişiliği adına Tüketici Mahkemesinde "Topluluk Davası" açarak, söz konusu 5. maddenin haksız şart olduğunun tespit edilmesini ve bu maddenin tüm sözleşmelerden çıkarılarak hukuka aykırı durumun giderilmesini talep eder. Ancak dernek, tüketicilerden haksız yere kesilen paraların iadesini (edasını) bu davada isteyemez.
(kurmaca senaryo) Bir ilçede faaliyet gösteren "Doğal Yaşamı Koruma Vakfı", bölgedeki bir kimya fabrikasının arıtma tesisi kurmadan faaliyete geçeceğini öğrenmiştir. Vakıf, vakıf senedinde yer alan "çevreyi koruma" statüsü çerçevesinde HMK m. 113'e dayanarak fabrikanın faaliyetinin durdurulması ve gelecekteki çevre ihlalinin önüne geçilmesi (önleme) için mahkemeye başvurur. Mahkeme vakfın aktif husumet ehliyetini kabul ederek durdurma kararı verir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, bir dernek veya vakıf adına topluluk davası açılırken dilekçe ekine sunulacak belgeler davanın kaderini belirler. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların bu davayı açmadan önce müvekkil tüzel kişinin "tüzüğünü veya vakıf senedini" satır satır okumaları gerektiğini; zira tüzüğündeki amacı sadece "çocukların eğitimini desteklemek" olan bir derneğin "çevre kirliliğini önleme" konulu bir topluluk davası açması halinde, mahkemenin "statü çerçevesinde hareket edilmediği" gerekçesiyle davayı aktif husumet (dava şartı) yokluğundan derhal reddedeceğini stratejik bir meslek kuralı olarak hatırlatmaktadır [1, 2]. Ayrıca dilekçenin netice-i talep kısmında yanlışlıkla dahi olsa tazminat veya eda talebinde bulunulmamasına azami dikkat edilmelidir.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 113'te yer alan kurgu, bilhassa "eda (tazminat) davası açılamaması" yönünden doktrinde ağır eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, topluluk davasının bu haliyle "dişsiz bir kurum" olarak kaldığını eleştirmektedir; zira bir bankanın haksız kesinti yaptığı tespit edilse dahi, mağdur olan 100.000 kişinin bu parayı geri alabilmek için mahkemelerde veya hakem heyetlerinde tek tek 100.000 ayrı eda davası açmak zorunda bırakılması, usul ekonomisi ilkesiyle (HMK m. 30) kökünden çelişmektedir [1, 2]. Yazar, derneklerin üyeleri adına tazminat tahsil edip onlara dağıtabileceği "tahsil amaçlı topluluk davası" kurgusunun HMK'ya acilen entegre edilmesi gerektiğini savunmaktadır [1, 2].
Diğer taraftan Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki "temsil ettikleri kesim" kavramının muğlaklığına ve verilen kararın "kesin hüküm" (HMK m. 303) etkisine dikkat çekmektedir [1, 2]. Bir tüketici derneğinin açıp kaybettiği bir topluluk davasından sonra, o derneğe üye olmayan sıradan bir tüketicinin kendi başına açacağı bireysel davada önceki topluluk davası kararının onun aleyhine kesin hüküm oluşturup oluşturmayacağı HMK'da açıkça düzenlenmemiştir. Yazar, kanun koyucunun topluluk davalarında verilecek ilamların, bireysel davalar üzerindeki bağlayıcılığını (usuli etkisini) net bir fıkra ile çözüme kavuşturmamasının usul dogmatiğinde ve hukuki güvenlikte ciddi boşluklar yarattığını eleştirel bir dille ifade etmektedir [1, 2].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)