1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 11. maddesi, miras hukukundan kaynaklanan
uyuşmazlıklarda uygulanacak yetki kurallarını düzenleyen ve kural olarak "kesin
yetki" (münhasır yetki) rejimini benimseyen çok temel bir usul normudur. Kanun
koyucu, mirasbırakanın (murisin) ölümüyle birlikte ortaya çıkan malvarlığı
(tereke) üzerindeki karmaşık uyuşmazlıkların farklı mahkemelere dağılmasını
önlemek, delillerin topluca değerlendirilmesini sağlamak ve mirasçılar arasında
birbiriyle çelişen kararların çıkmasını engellemek amacıyla, uyuşmazlıkların
tek bir merkezde çözülmesini hedeflemiştir. Kuru, Medeni Usul Hukuku
eserinde, kanun koyucunun miras uyuşmazlıklarında ölenin son yerleşim yeri
mahkemesini "kesin yetkili" kılarak, terekenin bütünlüğünü ve usul ekonomisini
korumayı amaçladığını; böylece aynı terekeye ilişkin olarak farklı yerlerde
dava açılmasının usuli karmaşasından kaçınıldığını savunmaktadır [1]. Maddenin
birinci fıkrası kesin yetkiyi düzenlerken, ikinci ve üçüncü fıkraları usul
hukukunun pratik ihtiyaçlarını karşılamak üzere bazı özel durumlarda (istihkak
ve mirasçılık belgesi davaları) "seçimlik (kesin olmayan) yetki" imkânı da
sunmuştur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Ölen Kimsenin Son Yerleşim Yeri Mahkemesi: Mirasbırakanın vefat ettiği
tarihte Türk Medeni Kanunu (TMK) anlamında resmi ve fiili ikametgâhının
bulunduğu yargı çevresidir. Bu yetki "kesin" olduğundan, taraflar yetki
sözleşmesiyle başka bir mahkemeyi yetkili kılamazlar ve mahkeme yetkisizliğini
yargılamanın her aşamasında re'sen (kendiliğinden) gözetir.
- Terekenin Paylaşılması, İptal ve Tenkis Davaları (1/a bendi):
Mirasçılar arasındaki mal paylaşımı, vasiyetnamenin iptali veya saklı paya
tecavüz eden ölüme bağlı tasarrufların (bağışlamaların vb.) tenkisi
(indirilmesi) davalarıdır. Tümü mirasın özüne ve terekenin hacmine ilişkindir.
- Kesin Paylaşıma Kadar Açılacak Davalar (1/b bendi): Tereke henüz
elbirliği mülkiyeti altındayken ve tasfiye edilmemişken, mirasçılara (tereke
temsilcilerine) karşı üçüncü kişiler tarafından yöneltilecek tüm alacak ve hak
davalarını kapsar.
- Terekede Bulunan Mal Hakkında İstihkak Davası (2. fıkra): Terekenin
yazımı (envanteri) sırasında terekede görünen ancak üçüncü bir kişinin "bu mal
aslında ölene değil bana aittir" diyerek mülkiyet iddiasında bulunduğu davadır.
Burada kesin yetki yumuşatılmış, "orada da açılabilir" ibaresiyle seçimlik bir
yetki yaratılmıştır.
- Mirasçılık Belgesinin (Veraset İlamının) İptali (3. fıkra): Veraset
ilamının gerçeği yansıtmadığı gerekçesiyle iptali veya yenisinin verilmesi
davasıdır. Pratik kolaylık sağlamak adına "mirasçıların her birinin oturduğu
yer" mahkemesi de alternatif (seçimlik) olarak yetkili kılınmıştır.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 11, doğrudan doğruya Türk Medeni Kanunu'nun mirasın açılmasına ilişkin
maddi hukuk normlarıyla (TMK m. 575: "Miras, malvarlığının tamamı için
mirasbırakanın yerleşim yerinde açılır") sarsılmaz bir dogmatik entegrasyon
içindedir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m.
11'in maddi hukuktaki mirasın açılma yeri kuralının usul hukukuna yansıyan
organik ve kaçınılmaz bir sonucu olduğunu; kanun koyucunun tereke işlerinin
idaresi (çekişmesiz yargı) ile mirastan doğan davaların (çekişmeli yargı) aynı
coğrafi yargı çevresinde yürütülmesini sağlayarak sistematik bir uyum inşa
ettiğini belirtmektedir [1]. Ayrıca bu madde, taşınmazın aynına ilişkin HMK m.
12'deki kesin yetki kuralıyla kesişim ve zaman zaman çatışma alanlarına
sahiptir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Hayatının son 10 yılını Ankara'da geçiren ve resmi
ikametgâhı Ankara olan (A) vefat etmiştir. (A)'nın terekesinde İstanbul, İzmir
ve Antalya'da bulunan değerli taşınmazlar ile banka hesapları vardır.
Mirasçılar, aralarında anlaşamadıkları için vasiyetnamenin iptali ve terekenin
paylaştırılması (izale-i şüyu) davası açmak istemektedir. Gayrimenkuller farklı
şehirlerde olsa da, uyuşmazlığın temeli miras hukukuna dayandığı için, HMK m.
11/1 amir hükmü gereğince bu davanın mutlak surette ölenin son yerleşim yeri
olan Ankara mahkemelerinde (kesin yetki) açılması zorunludur. İstanbul veya
İzmir'de açılacak davalar usulden reddedilir.
(kurmaca senaryo) Ölen (B)'nin tereke tespiti Bursa'da yapılmış ve bu sırada
garajında duran antika bir araba da terekeye yazılmıştır. Ancak üçüncü kişi
(C), bu arabanın aslında kendisine ait olduğunu ve sadece tamir için (B)'ye
bıraktığını iddia ederek "istihkak davası" açmak istemektedir. (B)'nin son
yerleşim yeri Ankara'dır. HMK m. 11/2 uyarınca (C), dilerse kesin yetkili
Ankara mahkemesinde, dilerse malın tespit edildiği Bursa mahkemesinde bu davayı
açma (seçimlik) hakkına sahiptir.
(kurmaca senaryo) Ölen (D)'nin son ikametgâhı Trabzon'dur. Ancak
mirasçılarından (E) İstanbul'da yaşamaktadır. (E), diğer mirasçıların
Trabzon'da hileli bir şekilde aldıkları mirasçılık belgesinin iptali için dava
açacaktır. HMK m. 11/3'ün getirdiği usuli kolaylık sayesinde (E), Trabzon'a
gitmek zorunda kalmaksızın bu iptal davasını kendi oturduğu yer olan İstanbul
mahkemelerinde açabilecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık ve mahkeme pratiğinde, "mirastan doğan dava" ile "taşınmazın aynına
ilişkin dava" arasındaki ince çizginin tespiti hayati önemdedir. Sungurtekin
Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle "muris
muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davaları" açarken çok
dikkatli olmaları gerektiğini; Yargıtay uygulamasına göre muris muvazaası
davalarının HMK m. 11 kapsamında mirastan doğan bir dava olarak değil, HMK m.
12 kapsamında taşınmazın aynına ilişkin bir dava olarak nitelendirildiğini ve
bu nedenle yetkinin ölenin son yerleşim yeri değil, "taşınmazın bulunduğu yer"
(kesin yetki) olacağını stratejik ve usuli bir tuzak olarak hatırlatmaktadır
[1]. (Örneğin tenkis davası HMK m. 11, muris muvazaası HMK m. 12 yetkisine
tabidir).
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 11, terekenin bütünlüğünü korumak adına katı bir usul kuralı (kesin
yetki) ihdas etmiş olsa da, günümüz mobil toplum gerçekleri karşısında zaman
zaman usul ekonomisiyle çelişen sonuçlar doğurabilmektedir. Ejder Yılmaz,
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, ölen kişinin son yerleşim yerinin
örneğin Kars olduğu, ancak tüm mirasçıların ve terekedeki tüm malvarlığının
İstanbul'da bulunduğu bir senaryoda, kanunun tüm mirasçıları zorla Kars
mahkemelerinde dava açmaya mecbur bırakmasının adil yargılanma hakkını
zorlaştırdığını ve bu katı kesin yetki kuralının mirasçıların ortak iradesi
(yetki sözleşmesi) ile esnetilebileceği yönünde bir istisnai yasal düzenlemeye
ihtiyaç olduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Bununla birlikte, kanunlaştırma tekniği bakımından normlar arası çatışma riski
de mevcuttur. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
miras uyuşmazlıklarının büyük çoğunluğunun taşınmaz mallara ilişkin olduğu
gerçeği karşısında, HMK m. 11'in (miras) kesin yetkisi ile HMK m. 12'nin
(taşınmaz) kesin yetkisi arasındaki sınırların kanun metninde hiçbir
sınırlandırıcı açıklama (lex specialis derogat legi generali çözümü) yapılmadan
aynı metinde arka arkaya düzenlenmesinin, doktrin ve içtihatta yıllar süren
dogmatik kavram karmaşalarına zemin hazırladığını vurgulamaktadır [1]. Modern
usul hukukunun, birbiriyle yarışan iki kesin yetki kuralı (miras ve taşınmaz)
arasında daha net bir çözücü norm barındırması gerekirdi.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 11. maddesi, miras hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda uygulanacak yetki kurallarını düzenleyen ve kural olarak "kesin yetki" (münhasır yetki) rejimini benimseyen çok temel bir usul normudur. Kanun koyucu, mirasbırakanın (murisin) ölümüyle birlikte ortaya çıkan malvarlığı (tereke) üzerindeki karmaşık uyuşmazlıkların farklı mahkemelere dağılmasını önlemek, delillerin topluca değerlendirilmesini sağlamak ve mirasçılar arasında birbiriyle çelişen kararların çıkmasını engellemek amacıyla, uyuşmazlıkların tek bir merkezde çözülmesini hedeflemiştir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun miras uyuşmazlıklarında ölenin son yerleşim yeri mahkemesini "kesin yetkili" kılarak, terekenin bütünlüğünü ve usul ekonomisini korumayı amaçladığını; böylece aynı terekeye ilişkin olarak farklı yerlerde dava açılmasının usuli karmaşasından kaçınıldığını savunmaktadır [1]. Maddenin birinci fıkrası kesin yetkiyi düzenlerken, ikinci ve üçüncü fıkraları usul hukukunun pratik ihtiyaçlarını karşılamak üzere bazı özel durumlarda (istihkak ve mirasçılık belgesi davaları) "seçimlik (kesin olmayan) yetki" imkânı da sunmuştur.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 11, doğrudan doğruya Türk Medeni Kanunu'nun mirasın açılmasına ilişkin maddi hukuk normlarıyla (TMK m. 575: "Miras, malvarlığının tamamı için mirasbırakanın yerleşim yerinde açılır") sarsılmaz bir dogmatik entegrasyon içindedir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 11'in maddi hukuktaki mirasın açılma yeri kuralının usul hukukuna yansıyan organik ve kaçınılmaz bir sonucu olduğunu; kanun koyucunun tereke işlerinin idaresi (çekişmesiz yargı) ile mirastan doğan davaların (çekişmeli yargı) aynı coğrafi yargı çevresinde yürütülmesini sağlayarak sistematik bir uyum inşa ettiğini belirtmektedir [1]. Ayrıca bu madde, taşınmazın aynına ilişkin HMK m. 12'deki kesin yetki kuralıyla kesişim ve zaman zaman çatışma alanlarına sahiptir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Hayatının son 10 yılını Ankara'da geçiren ve resmi ikametgâhı Ankara olan (A) vefat etmiştir. (A)'nın terekesinde İstanbul, İzmir ve Antalya'da bulunan değerli taşınmazlar ile banka hesapları vardır. Mirasçılar, aralarında anlaşamadıkları için vasiyetnamenin iptali ve terekenin paylaştırılması (izale-i şüyu) davası açmak istemektedir. Gayrimenkuller farklı şehirlerde olsa da, uyuşmazlığın temeli miras hukukuna dayandığı için, HMK m. 11/1 amir hükmü gereğince bu davanın mutlak surette ölenin son yerleşim yeri olan Ankara mahkemelerinde (kesin yetki) açılması zorunludur. İstanbul veya İzmir'de açılacak davalar usulden reddedilir.
(kurmaca senaryo) Ölen (B)'nin tereke tespiti Bursa'da yapılmış ve bu sırada garajında duran antika bir araba da terekeye yazılmıştır. Ancak üçüncü kişi (C), bu arabanın aslında kendisine ait olduğunu ve sadece tamir için (B)'ye bıraktığını iddia ederek "istihkak davası" açmak istemektedir. (B)'nin son yerleşim yeri Ankara'dır. HMK m. 11/2 uyarınca (C), dilerse kesin yetkili Ankara mahkemesinde, dilerse malın tespit edildiği Bursa mahkemesinde bu davayı açma (seçimlik) hakkına sahiptir.
(kurmaca senaryo) Ölen (D)'nin son ikametgâhı Trabzon'dur. Ancak mirasçılarından (E) İstanbul'da yaşamaktadır. (E), diğer mirasçıların Trabzon'da hileli bir şekilde aldıkları mirasçılık belgesinin iptali için dava açacaktır. HMK m. 11/3'ün getirdiği usuli kolaylık sayesinde (E), Trabzon'a gitmek zorunda kalmaksızın bu iptal davasını kendi oturduğu yer olan İstanbul mahkemelerinde açabilecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık ve mahkeme pratiğinde, "mirastan doğan dava" ile "taşınmazın aynına ilişkin dava" arasındaki ince çizginin tespiti hayati önemdedir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle "muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davaları" açarken çok dikkatli olmaları gerektiğini; Yargıtay uygulamasına göre muris muvazaası davalarının HMK m. 11 kapsamında mirastan doğan bir dava olarak değil, HMK m. 12 kapsamında taşınmazın aynına ilişkin bir dava olarak nitelendirildiğini ve bu nedenle yetkinin ölenin son yerleşim yeri değil, "taşınmazın bulunduğu yer" (kesin yetki) olacağını stratejik ve usuli bir tuzak olarak hatırlatmaktadır [1]. (Örneğin tenkis davası HMK m. 11, muris muvazaası HMK m. 12 yetkisine tabidir).
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 11, terekenin bütünlüğünü korumak adına katı bir usul kuralı (kesin yetki) ihdas etmiş olsa da, günümüz mobil toplum gerçekleri karşısında zaman zaman usul ekonomisiyle çelişen sonuçlar doğurabilmektedir. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, ölen kişinin son yerleşim yerinin örneğin Kars olduğu, ancak tüm mirasçıların ve terekedeki tüm malvarlığının İstanbul'da bulunduğu bir senaryoda, kanunun tüm mirasçıları zorla Kars mahkemelerinde dava açmaya mecbur bırakmasının adil yargılanma hakkını zorlaştırdığını ve bu katı kesin yetki kuralının mirasçıların ortak iradesi (yetki sözleşmesi) ile esnetilebileceği yönünde bir istisnai yasal düzenlemeye ihtiyaç olduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Bununla birlikte, kanunlaştırma tekniği bakımından normlar arası çatışma riski de mevcuttur. Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, miras uyuşmazlıklarının büyük çoğunluğunun taşınmaz mallara ilişkin olduğu gerçeği karşısında, HMK m. 11'in (miras) kesin yetkisi ile HMK m. 12'nin (taşınmaz) kesin yetkisi arasındaki sınırların kanun metninde hiçbir sınırlandırıcı açıklama (lex specialis derogat legi generali çözümü) yapılmadan aynı metinde arka arkaya düzenlenmesinin, doktrin ve içtihatta yıllar süren dogmatik kavram karmaşalarına zemin hazırladığını vurgulamaktadır [1]. Modern usul hukukunun, birbiriyle yarışan iki kesin yetki kuralı (miras ve taşınmaz) arasında daha net bir çözücü norm barındırması gerekirdi.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)