RESMİ METİN

Kısmi dava


MADDE 109- (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.) (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.

AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 109. maddesi, medeni usul hukukunda davacının talep konusunun (alacağının) tamamını değil, yalnızca bir kısmını dava edebilmesine olanak tanıyan "kısmi dava" (partial action) müessesesini düzenlemektedir. Bu dava türü, medeni yargılamaya hâkim olan "Tasarruf İlkesi"nin (HMK m. 24) en somut tezahürlerinden biridir. Kural olarak kimse, kendi lehine olan bir hakkın tamamını talep etmeye zorlanamaz. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde [1], kanun koyucunun kısmi dava kurumu ile davacının başlangıçtaki yargılama gideri (harç) yükünü ve olası bir ret kararında karşılaşacağı karşı taraf vekâlet ücreti riskini minimize etmeyi amaçladığını; davacının bu sayede hakkının bir kısmını "pilot dava" olarak ileri sürüp, mahkemenin eğilimini (hukuki durumu) daha düşük bir maliyetle test edebildiğini savunmaktadır. Madde, alacaklıya esnek bir dava stratejisi sunan temel bir usul kalkanıdır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

  • Talep Konusunun Niteliği İtibarıyla Bölünebilir Olması: Kısmi dava açılabilmesinin mutlak ön şartıdır. Parça borçları, manevi tazminat talepleri (kural olarak) veya aynen ifası gereken misli olmayan eşyalar bölünemez. Bölünebilirlik, genellikle para alacaklarında (maddi tazminat, işçi alacağı, kira bedeli) veya misli eşyalarda (örneğin 100 ton buğdayın 20 tonunun talep edilmesi) karşımıza çıkar.
  • Mülga 2. Fıkra: Maddenin 2015 yılında yürürlükten kaldırılan ikinci fıkrası, "talep konusunun miktarının açıkça belli olduğu (likit) hallerde kısmi dava açılamaz" şeklindeydi. Bu fıkranın iptaliyle birlikte, günümüzde alacak miktarı kuruşu kuruşuna belli (likit) olsa dahi (örneğin 50.000 TL'lik bir senet alacağı), davacı bunun sadece 10.000 TL'si için kısmi dava açabilme özgürlüğüne yeniden kavuşmuştur.
  • Açıkça Feragat Edilmiş Olması Hâli Dışında: Davacının kısmi dava açarken dilekçesinde kullandığı ifadelerle ilgilidir. Sırf hakkın bir kısmı dava edildi diye, dışarıda kalan (talep edilmeyen) kısımdan zımnen vazgeçildiği (feragat edildiği) anlamı çıkarılamaz. Feragatin geçerli olabilmesi için "bakiye alacağımdan feragat ediyorum" gibi kesin ve net bir irade beyanı aranır.

3. Sistematik İlişkiler

HMK m. 109, "Tasarruf İlkesi" (HMK m. 24) ve "Taleple Bağlılık İlkesi" (HMK m. 26) ile sarsılmaz bir dogmatik temel üzerinde yükselir. Aynı zamanda, davanın genişletilmesi yasağının istisnası olan "Islah" (HMK m. 176) kurumuyla ve Türk Borçlar Kanunu'ndaki zamanaşımı hükümleriyle organik bir usul zinciri oluşturur. Zira kısmi davada zamanaşımı yalnızca "dava edilen kısım" için kesilir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında [1], kısmi dava ile belirsiz alacak davası (HMK m. 107) arasındaki sınırın, uygulamada en çok karıştırılan dogmatik alan olduğunu; belirsiz alacak davasında alacağın tamamı için zamanaşımının durduğunu, oysa kısmi davada dışarıda bırakılan (saklı tutulan) bakiye alacak için zamanaşımının işlemeye acımasızca devam ettiğini, bu yönüyle kısmi davanın davacı açısından çok daha riskli bir usul müessesesi olduğunu usul dogmatiği bağlamında belirtmektedir.

4. Uygulama: Yargı İçtihadı

Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.

5. Pratik Örnek Olaylar

(kurmaca senaryo) Davacı işçi (A), işvereni (B)'den 150.000 TL tutarında fazla mesai alacağı olduğunu bilmektedir. Ancak davanın başında ödemesi gereken nispi harcı denkleştiremediği ve olası bir kısmi ret durumunda fahiş karşı vekâlet ücreti ödemekten çekindiği için, HMK m. 109 uyarınca talebini bölerek şimdilik 10.000 TL'lik kısmı için kısmi dava açmıştır. Dilekçesine "fazlaya ilişkin haklarımı saklı tutuyorum" şerhini düşmüştür. Bilirkişi raporu alacağın 150.000 TL olduğunu teyit ettiğinde, (A) ıslah yoluyla (ve zamanaşımı süresi dolmadan) talebini 150.000 TL'ye çıkarmıştır.

(kurmaca senaryo) Davacı (X), trafik kazasından doğan 200.000 TL maddi zararının şimdilik 50.000 TL'sini talep ederek bir kısmi dava açmış, ancak dava dilekçesinin sonuç kısmına sehven "Davalıdan başka hiçbir hak ve alacağım kalmadığından bakiye kısımdan feragat ediyorum" yazmıştır. Tahkikat aşamasında zararın gerçekten 200.000 TL olduğu ortaya çıkmış olsa da, HMK m. 109/3'teki "kalan kısımdan açıkça feragat edilmiş olması hâli" gerçekleştiği için, mahkeme ıslah talebini reddetmiş ve yalnızca 50.000 TL'ye hükmetmiştir.

6. Pratik Uygulama Notları

Avukatlık mesleği pratiğinde kısmi dava açılması, maliyet yönetimi açısından stratejik olmakla birlikte, "zamanaşımı" tuzağı nedeniyle son derece tehlikelidir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında [1], meslektaşların kısmi dava dilekçesi hazırlarken mutlaka "fazlaya ilişkin haklarımızı saklı tutuyoruz" ibaresini ritüel bir alışkanlıkla eklemeleri gerektiğini; ancak asıl hayati olanın, davanın açıldığı tarihten itibaren işlemeye devam eden "bakiye alacağın zamanaşımı süresini" avukatın kendi ofis takviminde titizlikle takip etmesi olduğunu, zira yargılamanın uzaması halinde (bilirkişi raporu gelmeden) bakiye alacağın zamanaşımına uğramasının ve müvekkilin hakkının düşmesinin çok sık rastlanan bir malpraktis (mesleki hata) sebebi olduğunu hatırlatmaktadır.

7. Eleştirel Değerlendirme

HMK m. 109'da 2015 yılında 2. fıkranın yürürlükten kaldırılması, usul ekonomisi ve yargının iş yükü bağlamında doktrinde ağır eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], mülga fıkranın kaldırılmasıyla birlikte "alacağın miktarının açıkça belli (likit) olduğu" durumlarda dahi (örneğin bedeli net bir fatura veya kambiyo senedi) kişilere kısmi dava açma hakkı tanınmasını şiddetle eleştirmektedir. Yazar, miktar tam olarak belliyken davacının bilerek ve isteyerek davayı bölmesinin (örneğin 100.000 TL'lik bir senedin önce 5.000 TL'sini dava edip kalanı için ıslah yapmasının) Devletin peşin harç almasını engellemek için kurulan hukuki bir hileye dönüştüğünü; bu durumun mahkemeleri gereksiz işlemlerle meşgul ederek usul ekonomisi ilkesini (HMK m. 30) derinden zedelediğini eleştirel bir dille ifade etmektedir.

Diğer taraftan Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde [1], maddenin 3. fıkrasında yer alan kurguyu dogmatik açıdan eleştirmektedir. Kanun lafzı, kısmi davanın bakiye alacaktan feragat anlamına gelmediğini açıkça söylese de, Yargıtay'ın yıllarca yerleşmiş içtihatlarında dava dilekçesinde "fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması" ibaresi yazılmadığında hukuki tartışmaların doğmasına neden olunmuştur. Yazar, mademki kanun feragatin "açıkça" yapılmasını aramaktadır, kanun koyucunun madde metnine "Dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğuna dair bir ibare bulunmasa dahi, bakiye haktan feragat edilmiş sayılmaz" şeklinde emredici bir açıklama eklemesinin, avukatları kalıplaşmış kelime oyunlarına (ritüellere) mahkûm olmaktan kurtaracağını ve hukuki güvenliği artıracağını savunmaktadır.

Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.