1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 108. maddesi, medeni usul hukukunda dava
çeşitlerini tamamlayan sacayağının sonuncusu olan "inşai dava" (yenilik doğuran
dava / constitutive action) türünü hüküm altına almaktadır. Hukuk sistemimizde
kişiler, sahip oldukları "yenilik doğuran hakları" kural olarak tek taraflı bir
irade beyanıyla (örneğin sözleşmeyi feshetmek, takas ileri sürmek)
kullanabilirler. Ancak kanun koyucu, kamu düzenini, aile yapısını veya üçüncü
kişilerin haklarını derinden etkileyen bazı kritik hukuki durumların salt
kişilerin iradesiyle değil, ancak bir mahkeme kararıyla (devletin yargı erkinin
süzgecinden geçerek) değiştirilmesini emretmiştir. Kuru, Medeni Usul Hukuku
eserinde, kanun koyucunun bu madde ile mahkemeye sadece bir uyuşmazlığı çözme
veya tespit etme görevi vermediğini, bizzat maddi hukuka müdahale ederek hukuki
dünyada "yeni bir gerçeklik yaratma" yetkisi tanıdığını savunmaktadır. Bu dava
türü, mahkemenin kararının kesinleşmesiyle birlikte hukuki statüleri doğrudan
ve kendiliğinden dönüştüren, dönüştürücü gücü en yüksek usul mekanizmasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- İnşai Dava: Davacının, mahkemeden vereceği bir hükümle yeni bir hukuki
durum yaratmasını, var olan bir hukuki durumu değiştirmesini veya tamamen
ortadan kaldırmasını talep ettiği dava türüdür.
- Yeni Bir Hukuki Durum Yaratılması (Kurucu İnşai Dava): Taraflar
arasında daha önce var olmayan bir statünün veya ilişkinin mahkeme kararıyla
kurulmasıdır (Örneğin; evlat edinme davası).
- Mevcut Hukuki Durumun İçeriğinin Değiştirilmesi (Değiştirici İnşai
Dava): Geçerli bir şekilde kurulan ancak değişen şartlar nedeniyle taraflar
arasındaki dengesi bozulan bir ilişkinin mahkemece yeni şartlara uyarlanmasıdır
(Örneğin; sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması davası, nafakanın
artırılması veya azaltılması).
- Mevcut Hukuki Durumun Ortadan Kaldırılması (Bozucu İnşai Dava): Var
olan bir hukuki ilişkinin veya statünün mahkeme kararıyla sonlandırılmasıdır
(Örneğin; boşanma davası, evliliğin butlanı davası, genel kurul kararının
iptali davası).
- Dava Yoluyla Kullanılmasının Zorunlu Olduğu Hâller: Yenilik doğuran
(inşai) bir hakkın, muhataba yöneltilecek tek taraflı bir ihtarname veya
beyanla değil, ancak ve ancak mahkeme kararıyla kullanılabileceği istisnai
durumları ifade eder.
- İnşai Hükümlerin Geçmişe Etkili Olmaması (Ex Nunc): Kararın kural
olarak "kesinleştiği andan itibaren" ileriye dönük (geleceğe etkili) sonuç
doğurmasıdır. Dava açıldığı tarihe veya uyuşmazlığın doğduğu tarihe kural
olarak geri dönülmez.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 108, doğrudan doğruya "Eda Davası" (HMK m. 105) ve "Tespit Davası" (HMK
m. 106) ile sistemin bütününü oluşturur. İnşai bir dava, doğası gereği hem o
inşai hakkın varlığının "tespitini" içerir hem de duruma göre fer'i bir "eda"
talebiyle (örneğin boşanma ile birlikte tazminat ve nafaka istenmesi)
birleşebilir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında,
inşai davanın en belirgin dogmatik farkının kararın icra edilebilirliği
noktasında ortaya çıktığını; inşai hükümlerin (örneğin boşanma kararının) icra
dairesinde "ilamlı icraya" konulmasına gerek olmaksızın, salt kesinleşmekle
hukuki sonucu kendiliğinden doğurduğunu ve nüfus idaresi gibi mercilerce
doğrudan sicile işlendiğini usul dogmatiği açısından belirtmektedir. Ayrıca bu
madde, Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan maddi hukuk
kurallarıyla doğrudan temas halindedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Eşler arasında şiddetli geçimsizlik bulunmaktadır. Davacı
eş (A), evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle davalı (B)'ye karşı
Aile Mahkemesinde boşanma davası açmıştır. Hukukumuzda evliliğin tek taraflı
beyanla sona erdirilmesi mümkün olmadığından (dava yolu zorunlu olduğundan), bu
dava HMK m. 108/2 kapsamında zorunlu bir "bozucu inşai davadır". Mahkeme
boşanmaya karar verir ve bu karar temyiz aşamalarından geçerek 10 Ekim
tarihinde kesinleşir. HMK m. 108/3'teki "geçmişe etkili olmama" kuralı
gereğince, taraflar davanın açıldığı tarihte değil, hükmün kesinleştiği 10 Ekim
tarihinde boşanmış sayılırlar.
(kurmaca senaryo) Davacı şirket (X), pandemi nedeniyle kiraladığı plazanın
kira bedelini ödemekte aşırı ifa güçlüğüne düşmüştür. (X), davalı mülk sahibi
(Y)'ye karşı "sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması (kiranın indirilmesi)"
davası açmıştır. Mahkemenin, sözleşmedeki mevcut kira bedelini değiştirerek
yeni bir bedel tayin etmesi, HMK m. 108/1 uyarınca "mevcut bir hukuki durumun
içeriğinin değiştirilmesi" mahiyetinde olup tipik bir değiştirici inşai
davadır. Karar kesinleştiğinde taraflar arasındaki sözleşme yeni bedel
üzerinden devam eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, inşai davalarda HMK m. 108/3'ün "geçmişe etkili
olmama" (ileri etkili olma) kuralı stratejik bir öneme sahiptir. Sungurtekin
Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle inşai davalar
uzun sürdüğünde müvekkillerinin mağduriyetini engellemek için sadece inşai
talepte bulunmakla yetinmemeleri gerektiğini; örneğin bir kira uyarlama veya
ortaklığın giderilmesi davasında dava süresince doğacak mağduriyetleri önlemek
için mutlaka "ihtiyati tedbir" (HMK m. 389) müessesesini aktif olarak
kullanmalarının ve inşai hükmün kesinleşmesine kadar geçecek zamanı tedbir
kararlarıyla güvence altına almalarının hayati bir usul kuralı olduğunu
hatırlatmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 108'in 3. fıkrasında yer alan "Kanunlarda aksi belirtilmedikçe, inşaî
hükümler, geçmişe etkili değildir" kuralı, genel kural olarak doğru olsa da,
istisnaların kapsamı doktrinde tartışma ve eleştiri yaratmaktadır. Ejder
Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, kanun koyucunun hangi inşai
davaların geçmişe etkili (ex tunc) olduğunu HMK metninde tek tek saymamasının
veya bir çerçeve çizmemesinin hukuk uygulamasında karmaşaya yol açtığını
eleştirmektedir. Örneğin önalım (şufa) davasında mülkiyetin ne zaman geçtiği
veya dernek genel kurul kararlarının iptalinin makable şamil (geçmişe etkili)
sonuçları sıkça Yargıtay içtihatlarıyla doldurulmaya çalışılmakta, bu da usul
hukukunun aleniyet ve belirlilik ilkelerini zedelemektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
maddedeki "dava yoluyla kullanılmasının zorunlu olduğu hâllerde" ifadesinin
usul dogmatiği açısından fazla "maddi hukuka bağımlı" bir tanımlama tekniği
olduğunu vurgulamaktadır. Yazar, bir inşai hakkın ne zaman dava yoluyla
kullanılmasının zorunlu olduğunun HMK'da değil bütünüyle Medeni Kanun ve
Borçlar Kanununda saklı tutulmasının, usul kanununun kendi ayakları üzerinde
duran sistematik bütünlüğünü zayıflattığını; en azından usul dogmatiğinde temel
kabul edilen (nesebin reddi, boşanma, ortaklığın giderilmesi gibi) başlıca
mutlak inşai dava türlerinin madde gerekçesinde veya metninde örnekleyici
olarak sayılmasının hukuk uygulayıcılarına daha güvenli bir yol haritası
sunacağını eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 108. maddesi, medeni usul hukukunda dava çeşitlerini tamamlayan sacayağının sonuncusu olan "inşai dava" (yenilik doğuran dava / constitutive action) türünü hüküm altına almaktadır. Hukuk sistemimizde kişiler, sahip oldukları "yenilik doğuran hakları" kural olarak tek taraflı bir irade beyanıyla (örneğin sözleşmeyi feshetmek, takas ileri sürmek) kullanabilirler. Ancak kanun koyucu, kamu düzenini, aile yapısını veya üçüncü kişilerin haklarını derinden etkileyen bazı kritik hukuki durumların salt kişilerin iradesiyle değil, ancak bir mahkeme kararıyla (devletin yargı erkinin süzgecinden geçerek) değiştirilmesini emretmiştir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile mahkemeye sadece bir uyuşmazlığı çözme veya tespit etme görevi vermediğini, bizzat maddi hukuka müdahale ederek hukuki dünyada "yeni bir gerçeklik yaratma" yetkisi tanıdığını savunmaktadır. Bu dava türü, mahkemenin kararının kesinleşmesiyle birlikte hukuki statüleri doğrudan ve kendiliğinden dönüştüren, dönüştürücü gücü en yüksek usul mekanizmasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 108, doğrudan doğruya "Eda Davası" (HMK m. 105) ve "Tespit Davası" (HMK m. 106) ile sistemin bütününü oluşturur. İnşai bir dava, doğası gereği hem o inşai hakkın varlığının "tespitini" içerir hem de duruma göre fer'i bir "eda" talebiyle (örneğin boşanma ile birlikte tazminat ve nafaka istenmesi) birleşebilir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, inşai davanın en belirgin dogmatik farkının kararın icra edilebilirliği noktasında ortaya çıktığını; inşai hükümlerin (örneğin boşanma kararının) icra dairesinde "ilamlı icraya" konulmasına gerek olmaksızın, salt kesinleşmekle hukuki sonucu kendiliğinden doğurduğunu ve nüfus idaresi gibi mercilerce doğrudan sicile işlendiğini usul dogmatiği açısından belirtmektedir. Ayrıca bu madde, Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu'nda yer alan maddi hukuk kurallarıyla doğrudan temas halindedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Eşler arasında şiddetli geçimsizlik bulunmaktadır. Davacı eş (A), evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle davalı (B)'ye karşı Aile Mahkemesinde boşanma davası açmıştır. Hukukumuzda evliliğin tek taraflı beyanla sona erdirilmesi mümkün olmadığından (dava yolu zorunlu olduğundan), bu dava HMK m. 108/2 kapsamında zorunlu bir "bozucu inşai davadır". Mahkeme boşanmaya karar verir ve bu karar temyiz aşamalarından geçerek 10 Ekim tarihinde kesinleşir. HMK m. 108/3'teki "geçmişe etkili olmama" kuralı gereğince, taraflar davanın açıldığı tarihte değil, hükmün kesinleştiği 10 Ekim tarihinde boşanmış sayılırlar.
(kurmaca senaryo) Davacı şirket (X), pandemi nedeniyle kiraladığı plazanın kira bedelini ödemekte aşırı ifa güçlüğüne düşmüştür. (X), davalı mülk sahibi (Y)'ye karşı "sözleşmenin değişen şartlara uyarlanması (kiranın indirilmesi)" davası açmıştır. Mahkemenin, sözleşmedeki mevcut kira bedelini değiştirerek yeni bir bedel tayin etmesi, HMK m. 108/1 uyarınca "mevcut bir hukuki durumun içeriğinin değiştirilmesi" mahiyetinde olup tipik bir değiştirici inşai davadır. Karar kesinleştiğinde taraflar arasındaki sözleşme yeni bedel üzerinden devam eder.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, inşai davalarda HMK m. 108/3'ün "geçmişe etkili olmama" (ileri etkili olma) kuralı stratejik bir öneme sahiptir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle inşai davalar uzun sürdüğünde müvekkillerinin mağduriyetini engellemek için sadece inşai talepte bulunmakla yetinmemeleri gerektiğini; örneğin bir kira uyarlama veya ortaklığın giderilmesi davasında dava süresince doğacak mağduriyetleri önlemek için mutlaka "ihtiyati tedbir" (HMK m. 389) müessesesini aktif olarak kullanmalarının ve inşai hükmün kesinleşmesine kadar geçecek zamanı tedbir kararlarıyla güvence altına almalarının hayati bir usul kuralı olduğunu hatırlatmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 108'in 3. fıkrasında yer alan "Kanunlarda aksi belirtilmedikçe, inşaî hükümler, geçmişe etkili değildir" kuralı, genel kural olarak doğru olsa da, istisnaların kapsamı doktrinde tartışma ve eleştiri yaratmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, kanun koyucunun hangi inşai davaların geçmişe etkili (ex tunc) olduğunu HMK metninde tek tek saymamasının veya bir çerçeve çizmemesinin hukuk uygulamasında karmaşaya yol açtığını eleştirmektedir. Örneğin önalım (şufa) davasında mülkiyetin ne zaman geçtiği veya dernek genel kurul kararlarının iptalinin makable şamil (geçmişe etkili) sonuçları sıkça Yargıtay içtihatlarıyla doldurulmaya çalışılmakta, bu da usul hukukunun aleniyet ve belirlilik ilkelerini zedelemektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, maddedeki "dava yoluyla kullanılmasının zorunlu olduğu hâllerde" ifadesinin usul dogmatiği açısından fazla "maddi hukuka bağımlı" bir tanımlama tekniği olduğunu vurgulamaktadır. Yazar, bir inşai hakkın ne zaman dava yoluyla kullanılmasının zorunlu olduğunun HMK'da değil bütünüyle Medeni Kanun ve Borçlar Kanununda saklı tutulmasının, usul kanununun kendi ayakları üzerinde duran sistematik bütünlüğünü zayıflattığını; en azından usul dogmatiğinde temel kabul edilen (nesebin reddi, boşanma, ortaklığın giderilmesi gibi) başlıca mutlak inşai dava türlerinin madde gerekçesinde veya metninde örnekleyici olarak sayılmasının hukuk uygulayıcılarına daha güvenli bir yol haritası sunacağını eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)