1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107. maddesi, Türk medeni usul hukukuna
2011 yılında giren ve alacaklıların hak arama hürriyetini usuli imkânsızlıklara
karşı güvence altına alan "belirsiz alacak davası" kurumunu düzenlemektedir.
Kural olarak dava açılırken talep sonucunun (alacak miktarının) açıkça ve kesin
olarak gösterilmesi gerekir. Ancak bazı durumlarda zararın veya alacağın tam
miktarını dava anında tespit etmek, davacı için objektif olarak imkânsız veya
kendisinden beklenemeyecek kadar zordur. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde,
kanun koyucunun bu madde ile davacının baştan tam miktarını bilemediği
alacaklarda hak arama hürriyetinin önündeki engelleri kaldırdığını; davacıyı
tahmini ve yüksek bir dava değeri gösterip haksız çıkacağı kısım için karşı
vekâlet ücreti ödeme riski ile düşük bir değer gösterip fazlaya ilişkin
hakkının zamanaşımına uğraması riski arasında sıkışmaktan kurtardığını
savunmaktadır. Bu dava türü, adalete erişim hakkının usul hukukundaki en modern
yansımalarından biridir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Miktar veya Değerini Belirleyebilmesinin Beklenemeyeceği/İmkânsız Olduğu
Hâller: Alacağın hesaplanabilmesi için uzmanlık (bilirkişi) incelemesine,
karşı tarafın uhdesindeki belgelere (ticari defterlere) veya ileride
gerçekleşecek tedavi giderleri gibi henüz olgunlaşmamış vakıalara ihtiyaç
duyulan durumlardır.
- Asgari Bir Miktar ya da Değer Belirtmek: Dava dilekçesinde talep
sonucunun tamamen boş bırakılamayacağını ifade eder. Davacı, alacağının
"şimdilik" belirleyebildiği asgari (geçici) bir miktarını yazarak harcını bu
tutar üzerinden öder.
- İki Haftalık Kesin Süre: 2020 yılında 7251 sayılı Kanun'la getirilen
çok kritik bir usul kuralıdır. Tahkikat aşamasında alınan raporlarla veya
toplanan delillerle alacağın miktarı kesinleştiği (belirlenebilir hale geldiği)
an, hâkim davacıya talebini artırması ve eksik harcı tamamlaması için "iki
haftalık kesin süre" verir.
- İddianın Genişletilmesi Yasağına Tabi Olmamak: Davacının, hâkim
tarafından verilen bu iki haftalık süre içinde talep miktarını artırmasının,
davalının rızasına veya "ıslah" (HMK m. 176) kurumuna ihtiyaç duymaksızın
hukuken geçerli bir usul işlemi olarak kabul edilmesidir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 107, medeni usul hukukunda "Taleple Bağlılık İlkesi" (HMK m. 26) ve
"İddia ve Savunmanın Genişletilmesi Yasağı" (HMK m. 141) kurallarının en önemli
ve doğrudan istisnasıdır. Aynı zamanda "Kısmi Dava" (HMK m. 109) ile sürekli
bir kavramsal temas (ve bazen çatışma) halindedir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes,
Medeni Usul Hukuku çalışmasında, belirsiz alacak davasının usul hukukumuza
girişinin, kısmi dava ile ıslah kurumları arasındaki katı sınırları
yumuşattığını; belirsiz alacak davasında alacağın tamamı için davanın başında
zamanaşımının kesildiğini, oysa kısmi davada sadece dava edilen (talep edilen)
kısım için zamanaşımının kesildiğini, bu nedenle HMK m. 107'nin davacı dostu
devrim niteliğinde bir usul aracı olduğunu belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı işçi (A), iş kazası neticesinde uğradığı bedensel
zararların ve efor kaybının tazmini için işveren (B) aleyhine dava açmak
istemektedir. (A)'nın maluliyet oranı, bakiye ömrü ve asgari ücretteki muhtemel
artışlar henüz aktüerya uzmanı tarafından hesaplanmadığı için alacağın
miktarını tam olarak bilmesi imkânsızdır. (A), HMK m. 107/1 uyarınca hukuki
ilişkiyi (iş kazası) açıklayarak şimdilik asgari 10.000 TL bedelle belirsiz
alacak davası açar. Tahkikat aşamasında alınan kusur ve aktüerya bilirkişi
raporlarıyla zararın 350.000 TL olduğu kesinleşince, mahkeme (A)'ya HMK m.
107/2 gereğince talebini artırması için iki haftalık kesin süre verir. (A) bu
sürede harcını tamamlayarak talebini 350.000 TL'ye yükseltir.
(kurmaca senaryo) Davacı ticari mümessil (X), davalı şirket (Y) adına yaptığı
sözleşmelerden doğan prim alacaklarının ödenmediğini iddia etmektedir. Ancak
(X)'in prim miktarını hesaplayabilmesi için (Y) şirketinin kasasında tuttuğu
ticari defterlerin ve faturaların incelenmesi zorunludur. (X), HMK m. 107
uyarınca 5.000 TL asgari değer göstererek belirsiz alacak davası açar.
Mahkemece davalı (Y)'nin defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu prim
alacağı 85.000 TL olarak belirlendiğinde, hâkim davacı (X)'e miktar artırımı
için iki haftalık süre verir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, davanın türünün doğru seçilmesi malpraktis
(mesleki sorumluluk) davalarının önüne geçmek için hayati bir önem taşır.
Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların her alacak
davasını "nasılsa harcı az ödeniyor, sonradan artırırım" düşüncesiyle belirsiz
alacak davası olarak açmamaları gerektiğini; faturaya, senede veya net bir
sözleşme bedeline dayanan, yani davacı tarafından kolaylıkla matematiksel
olarak hesaplanabilen "likit (belirli)" alacaklarda bu davanın açılmasının
"hukuki yarar yokluğundan" (HMK m. 114/1-h) davanın usulden reddi tehlikesi
taşıdığını stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır. Ayrıca 2020 değişikliği
sonrası, hâkimin verdiği iki haftalık miktar artırım süresinin kesin olduğu, bu
sürenin kaçırılması halinde davanın sadece dilekçede gösterilen "asgari miktar"
üzerinden karara bağlanacağı (ve büyük hak kayıpları yaşanacağı)
unutulmamalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 107'de 2020 yılında yapılan fıkra değişiklikleri (ikinci fıkranın revize
edilmesi ve üçüncü fıkranın mülga olması), usul ekonomisi sağlama amacı taşısa
da doktrinde hak arama hürriyeti bağlamında sert eleştirilere maruz
kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, fıkraya
eklenen "hâkim tarafından verilecek iki haftalık kesin süre" kuralını usuli bir
tuzak olarak değerlendirmektedir. Bilirkişi raporuyla alacak miktarı ortaya
çıktıktan sonra davacının bu miktarı talep edebilmesi için, eski sistemde veya
ıslah kurumunda (HMK m. 177) olduğu gibi tahkikatın sonuna kadar bir esnekliğe
sahip olması gerekirken; hâkimin tensibiyle başlatılan ve yüksek meblağlı
tamamlama harçlarının (nispi harç) yatırılmasını gerektiren bu "iki haftalık"
dar sürenin, ekonomik zorluk çeken davacıyı hak kaybına uğratma riski
taşıdığını eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
birinci fıkrada yer alan "belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği"
kıstasının aşırı yoruma açık olduğunu vurgulamaktadır. Kısmi dava (HMK m. 109)
ile belirsiz alacak davası (HMK m. 107) arasındaki sınırın muğlak olması,
uygulamada Yargıtay daireleri arasında dahi derin içtihat çatışmalarına (hangi
alacağın likit, hangisinin belirsiz olduğu yönünde) yol açmıştır. Yazar, kanun
koyucunun bu iki dava türü arasındaki dogmatik farkı daha nesnel (objektif)
sınırlarla yeniden çizmemesinin, usul hukukunun bel kemiği olan hukuki
öngörülebilirlik ve güvenlik ilkelerini zedelediğini savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107. maddesi, Türk medeni usul hukukuna 2011 yılında giren ve alacaklıların hak arama hürriyetini usuli imkânsızlıklara karşı güvence altına alan "belirsiz alacak davası" kurumunu düzenlemektedir. Kural olarak dava açılırken talep sonucunun (alacak miktarının) açıkça ve kesin olarak gösterilmesi gerekir. Ancak bazı durumlarda zararın veya alacağın tam miktarını dava anında tespit etmek, davacı için objektif olarak imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek kadar zordur. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile davacının baştan tam miktarını bilemediği alacaklarda hak arama hürriyetinin önündeki engelleri kaldırdığını; davacıyı tahmini ve yüksek bir dava değeri gösterip haksız çıkacağı kısım için karşı vekâlet ücreti ödeme riski ile düşük bir değer gösterip fazlaya ilişkin hakkının zamanaşımına uğraması riski arasında sıkışmaktan kurtardığını savunmaktadır. Bu dava türü, adalete erişim hakkının usul hukukundaki en modern yansımalarından biridir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 107, medeni usul hukukunda "Taleple Bağlılık İlkesi" (HMK m. 26) ve "İddia ve Savunmanın Genişletilmesi Yasağı" (HMK m. 141) kurallarının en önemli ve doğrudan istisnasıdır. Aynı zamanda "Kısmi Dava" (HMK m. 109) ile sürekli bir kavramsal temas (ve bazen çatışma) halindedir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, belirsiz alacak davasının usul hukukumuza girişinin, kısmi dava ile ıslah kurumları arasındaki katı sınırları yumuşattığını; belirsiz alacak davasında alacağın tamamı için davanın başında zamanaşımının kesildiğini, oysa kısmi davada sadece dava edilen (talep edilen) kısım için zamanaşımının kesildiğini, bu nedenle HMK m. 107'nin davacı dostu devrim niteliğinde bir usul aracı olduğunu belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı işçi (A), iş kazası neticesinde uğradığı bedensel zararların ve efor kaybının tazmini için işveren (B) aleyhine dava açmak istemektedir. (A)'nın maluliyet oranı, bakiye ömrü ve asgari ücretteki muhtemel artışlar henüz aktüerya uzmanı tarafından hesaplanmadığı için alacağın miktarını tam olarak bilmesi imkânsızdır. (A), HMK m. 107/1 uyarınca hukuki ilişkiyi (iş kazası) açıklayarak şimdilik asgari 10.000 TL bedelle belirsiz alacak davası açar. Tahkikat aşamasında alınan kusur ve aktüerya bilirkişi raporlarıyla zararın 350.000 TL olduğu kesinleşince, mahkeme (A)'ya HMK m. 107/2 gereğince talebini artırması için iki haftalık kesin süre verir. (A) bu sürede harcını tamamlayarak talebini 350.000 TL'ye yükseltir.
(kurmaca senaryo) Davacı ticari mümessil (X), davalı şirket (Y) adına yaptığı sözleşmelerden doğan prim alacaklarının ödenmediğini iddia etmektedir. Ancak (X)'in prim miktarını hesaplayabilmesi için (Y) şirketinin kasasında tuttuğu ticari defterlerin ve faturaların incelenmesi zorunludur. (X), HMK m. 107 uyarınca 5.000 TL asgari değer göstererek belirsiz alacak davası açar. Mahkemece davalı (Y)'nin defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu prim alacağı 85.000 TL olarak belirlendiğinde, hâkim davacı (X)'e miktar artırımı için iki haftalık süre verir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, davanın türünün doğru seçilmesi malpraktis (mesleki sorumluluk) davalarının önüne geçmek için hayati bir önem taşır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların her alacak davasını "nasılsa harcı az ödeniyor, sonradan artırırım" düşüncesiyle belirsiz alacak davası olarak açmamaları gerektiğini; faturaya, senede veya net bir sözleşme bedeline dayanan, yani davacı tarafından kolaylıkla matematiksel olarak hesaplanabilen "likit (belirli)" alacaklarda bu davanın açılmasının "hukuki yarar yokluğundan" (HMK m. 114/1-h) davanın usulden reddi tehlikesi taşıdığını stratejik bir kural olarak hatırlatmaktadır. Ayrıca 2020 değişikliği sonrası, hâkimin verdiği iki haftalık miktar artırım süresinin kesin olduğu, bu sürenin kaçırılması halinde davanın sadece dilekçede gösterilen "asgari miktar" üzerinden karara bağlanacağı (ve büyük hak kayıpları yaşanacağı) unutulmamalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 107'de 2020 yılında yapılan fıkra değişiklikleri (ikinci fıkranın revize edilmesi ve üçüncü fıkranın mülga olması), usul ekonomisi sağlama amacı taşısa da doktrinde hak arama hürriyeti bağlamında sert eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, fıkraya eklenen "hâkim tarafından verilecek iki haftalık kesin süre" kuralını usuli bir tuzak olarak değerlendirmektedir. Bilirkişi raporuyla alacak miktarı ortaya çıktıktan sonra davacının bu miktarı talep edebilmesi için, eski sistemde veya ıslah kurumunda (HMK m. 177) olduğu gibi tahkikatın sonuna kadar bir esnekliğe sahip olması gerekirken; hâkimin tensibiyle başlatılan ve yüksek meblağlı tamamlama harçlarının (nispi harç) yatırılmasını gerektiren bu "iki haftalık" dar sürenin, ekonomik zorluk çeken davacıyı hak kaybına uğratma riski taşıdığını eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, birinci fıkrada yer alan "belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği" kıstasının aşırı yoruma açık olduğunu vurgulamaktadır. Kısmi dava (HMK m. 109) ile belirsiz alacak davası (HMK m. 107) arasındaki sınırın muğlak olması, uygulamada Yargıtay daireleri arasında dahi derin içtihat çatışmalarına (hangi alacağın likit, hangisinin belirsiz olduğu yönünde) yol açmıştır. Yazar, kanun koyucunun bu iki dava türü arasındaki dogmatik farkı daha nesnel (objektif) sınırlarla yeniden çizmemesinin, usul hukukunun bel kemiği olan hukuki öngörülebilirlik ve güvenlik ilkelerini zedelediğini savunmaktadır.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)