1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 105. maddesi, medeni usul hukukunda en sık
başvurulan ve hukuki koruma talebinin en güçlü şekilde vücut bulduğu "eda
davası" (action for performance) türünü tanımlayan temel bir usul normudur. Bir
hakkın ihlal edilmesi veya bir borcun ifa edilmemesi durumunda, devletin yargı
organları aracılığıyla hukuka aykırılığın giderilmesi ve bozulan dengenin
yeniden tesis edilmesi kural olarak eda davası ile sağlanır. Kuru, Medeni Usul
Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile davacının ihlal edilen hakkının
fiilen yerine getirilmesini (icrasını) sağlayan en temel dava türünü
kurguladığını; eda davasının doğası gereği hakkın varlığının tespitini de
mantıksal olarak içinde barındırdığını savunmaktadır [1, 2]. Bu madde,
mahkemeden salt bir hukuki durumun tespitini değil, davalının malvarlığına veya
şahsına yönelik icra edilebilir bir "mahkûmiyet" (emir veya yasak) kararı
çıkarılmasını amaçlayan dinamik bir koruma mekanizmasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Eda Davası: Davacının, ihlal edilen veya yerine getirilmeyen bir
hakkının mahkeme kararıyla zorla yerine getirilmesini talep ettiği, sonucunda
icra edilebilir bir mahkûmiyet hükmü doğuran dava türüdür.
- Bir Şeyi Vermeye Mahkûmiyet (Dare): Davalının, davacıya belirli bir
malı teslim etmesi, bir miktar parayı ödemesi veya mülkiyeti devretmesi
yönündeki edim yükümlülüklerini ifade eder (Örneğin; alacak davası, istihkak
davası).
- Bir Şeyi Yapmaya Mahkûmiyet (Facere): Davalının, bizzat bedeniyle,
emeğiyle veya ticari kapasitesiyle müspet (olumlu) bir eylemde bulunmasını
gerektiren hallerdir (Örneğin; yıkılan duvarın yeniden inşası, bir tablonun
yapılması, haksız rekabet beyanının gazetede ilanla düzeltilmesi).
- Bir Şeyi Yapmamaya Mahkûmiyet (Non facere): Davalının, hukuka aykırı
olan bir eylemden kaçınmasını (men edilmesini), pasif kalmasını veya devam eden
bir ihlali durdurmasını talep eden negatif (menfi) edim halleridir (Örneğin;
komşu taşınmaza tecavüzün önlenmesi, ticari sırların ifşa edilmemesi).
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 105, "Tespit Davası"nı düzenleyen HMK m. 106 ve "İnşai Dava"yı
düzenleyen HMK m. 108 ile usul hukukunun sacayağını oluşturur. Eda davası
açılabilen hallerde, kural olarak tespit davası açmakta hukuki yarar (HMK m.
114/1-h) yoktur; zira eda davası hakkın tespitini zaten zımnen içerir.
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, eda davasının
sonucunda verilen mahkûmiyet hükmünün, doğrudan doğruya İcra ve İflas Kanunu
kapsamında "ilamlı icra" takibine konu edilebileceğini; bu yönüyle tespit ve
(kural olarak icra gerektirmeyen) inşai davalardan ayrılarak, devlet zoruyla
(cebri icra ile) doğrudan fiili sonuca ulaşma vasfı taşıdığını belirtmektedir
[1, 2].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A), müteahhit (B) ile yaptığı eser sözleşmesi
uyarınca bedelini peşin ödediği dairenin kendisine teslim edilmemesi üzerine
Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. (A) dilekçesinde, dairenin tapusunun
iptali ile kendi adına tescilini ve dairenin boş olarak kendisine teslimini
(vermeye mahkûmiyet) talep etmiştir. Mahkemenin (B)'yi daireyi teslim etmeye
mahkûm etmesi tam anlamıyla bir eda hükmüdür.
(kurmaca senaryo) Davacı (X) şirketi, tescilli markasını haksız yere kullanan
ve taklit ürünler üreten davalı (Y) şirketine karşı haksız rekabetin ve marka
tecavüzünün tespiti davası ile birlikte, tecavüzün durdurulması, üretimin
durdurulması ve taklit ürünlerin toplatılması talebiyle mahkemeye başvurmuştur.
Mahkemenin, davalı (Y)'nin markayı kullanmasının yasaklanmasına karar vermesi,
HMK m. 105 anlamında davalının bir şeyi "yapmamaya (men'e)" mahkûm edilmesidir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, dilekçelerin "netice-i talep" (sonuç ve istem)
kısımlarının HMK m. 105'e uygun kurgulanması usul hukukunun en hassas
noktasıdır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde, davacı
vekillerinin dava dilekçesinde sadece hakkın veya ihlalin "tespitini" istemekle
yetinmemeleri gerektiğini; şayet müvekkilin asıl amacı bir paranın tahsili veya
bir malın iadesi ise mutlak surette "tahsiline", "teslimine" veya "önlenmesine"
(edaya) yönelik açık bir mahkûmiyet fıkrası yazmalarının mesleki bir zorunluluk
olduğunu hatırlatmaktadır [1, 2]. Mahkeme, taleple bağlı (HMK m. 26)
olduğundan, sadece "tespitine" yönelik bir talep üzerine davalıyı "vermeye"
mahkûm edemez; bu da davanın kazanılmasına rağmen icra edilemez (kısır) bir
ilam doğmasına yol açar.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 105 metni her ne kadar klasik Roma hukuku dogmatiğine sadık kalarak
(dare, facere, non facere) davayı başarılı bir şekilde tanımlasa da, doktrinde
bazı yapısal eleştirilere konu olmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri
Kanunu Şerhi eserinde, madde metninin yalınlığının olumlu olduğunu, ancak eda
davası açmak için aranan en temel dava şartı olan "hukuki yarar" (HMK m.
114/1-h) kriterinin, tespit davasında (HMK m. 106) olduğu gibi bu maddede
açıkça zikredilmemesinin sistematik bir eksiklik olduğunu eleştirmektedir [1,
2]. Kanun koyucu, tespit davasında güncel bir hukuki yarar ararken, eda
davasında ihlalin gerçekleşmiş olmasını doğal bir hukuki yarar kabul etse de,
bunun madde metnine işlenmesi açıklığı artırabilirdi.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, eda
davalarının özellikle "yapmamaya" (kaçınmaya) ilişkin mahkûmiyet kararlarının
icra edilebilirliği konusundaki dogmatik boşluklara dikkat çekmektedir [1, 2].
Bir kimsenin "yapmamaya" mahkûm edilmesi halinde (örneğin haksız rekabetten
kaçınma), bu ihlalin devam etmesi durumunda İcra ve İflas Kanunu sistematiğinde
doğrudan uygulanacak cebri icra yaptırımlarının (örneğin disiplin hapsi veya
doğrudan müdahale) çok ağır işlediğini; HMK m. 105 anlamında verilen "yapmama"
kararlarının mahkeme kararıyla birlikte doğrudan cezai/idari bir koruma
kalkanına (otomatik icra edilebilirliğe) kavuşturulmasını sağlayacak açık bir
kanuni köprünün HMK'ya eklenmesi gerektiğini eleştirel bir dille ifade
etmektedir [1, 2].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 105. maddesi, medeni usul hukukunda en sık başvurulan ve hukuki koruma talebinin en güçlü şekilde vücut bulduğu "eda davası" (action for performance) türünü tanımlayan temel bir usul normudur. Bir hakkın ihlal edilmesi veya bir borcun ifa edilmemesi durumunda, devletin yargı organları aracılığıyla hukuka aykırılığın giderilmesi ve bozulan dengenin yeniden tesis edilmesi kural olarak eda davası ile sağlanır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile davacının ihlal edilen hakkının fiilen yerine getirilmesini (icrasını) sağlayan en temel dava türünü kurguladığını; eda davasının doğası gereği hakkın varlığının tespitini de mantıksal olarak içinde barındırdığını savunmaktadır [1, 2]. Bu madde, mahkemeden salt bir hukuki durumun tespitini değil, davalının malvarlığına veya şahsına yönelik icra edilebilir bir "mahkûmiyet" (emir veya yasak) kararı çıkarılmasını amaçlayan dinamik bir koruma mekanizmasıdır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 105, "Tespit Davası"nı düzenleyen HMK m. 106 ve "İnşai Dava"yı düzenleyen HMK m. 108 ile usul hukukunun sacayağını oluşturur. Eda davası açılabilen hallerde, kural olarak tespit davası açmakta hukuki yarar (HMK m. 114/1-h) yoktur; zira eda davası hakkın tespitini zaten zımnen içerir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, eda davasının sonucunda verilen mahkûmiyet hükmünün, doğrudan doğruya İcra ve İflas Kanunu kapsamında "ilamlı icra" takibine konu edilebileceğini; bu yönüyle tespit ve (kural olarak icra gerektirmeyen) inşai davalardan ayrılarak, devlet zoruyla (cebri icra ile) doğrudan fiili sonuca ulaşma vasfı taşıdığını belirtmektedir [1, 2].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A), müteahhit (B) ile yaptığı eser sözleşmesi uyarınca bedelini peşin ödediği dairenin kendisine teslim edilmemesi üzerine Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. (A) dilekçesinde, dairenin tapusunun iptali ile kendi adına tescilini ve dairenin boş olarak kendisine teslimini (vermeye mahkûmiyet) talep etmiştir. Mahkemenin (B)'yi daireyi teslim etmeye mahkûm etmesi tam anlamıyla bir eda hükmüdür.
(kurmaca senaryo) Davacı (X) şirketi, tescilli markasını haksız yere kullanan ve taklit ürünler üreten davalı (Y) şirketine karşı haksız rekabetin ve marka tecavüzünün tespiti davası ile birlikte, tecavüzün durdurulması, üretimin durdurulması ve taklit ürünlerin toplatılması talebiyle mahkemeye başvurmuştur. Mahkemenin, davalı (Y)'nin markayı kullanmasının yasaklanmasına karar vermesi, HMK m. 105 anlamında davalının bir şeyi "yapmamaya (men'e)" mahkûm edilmesidir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, dilekçelerin "netice-i talep" (sonuç ve istem) kısımlarının HMK m. 105'e uygun kurgulanması usul hukukunun en hassas noktasıdır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması eserinde, davacı vekillerinin dava dilekçesinde sadece hakkın veya ihlalin "tespitini" istemekle yetinmemeleri gerektiğini; şayet müvekkilin asıl amacı bir paranın tahsili veya bir malın iadesi ise mutlak surette "tahsiline", "teslimine" veya "önlenmesine" (edaya) yönelik açık bir mahkûmiyet fıkrası yazmalarının mesleki bir zorunluluk olduğunu hatırlatmaktadır [1, 2]. Mahkeme, taleple bağlı (HMK m. 26) olduğundan, sadece "tespitine" yönelik bir talep üzerine davalıyı "vermeye" mahkûm edemez; bu da davanın kazanılmasına rağmen icra edilemez (kısır) bir ilam doğmasına yol açar.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 105 metni her ne kadar klasik Roma hukuku dogmatiğine sadık kalarak (dare, facere, non facere) davayı başarılı bir şekilde tanımlasa da, doktrinde bazı yapısal eleştirilere konu olmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, madde metninin yalınlığının olumlu olduğunu, ancak eda davası açmak için aranan en temel dava şartı olan "hukuki yarar" (HMK m. 114/1-h) kriterinin, tespit davasında (HMK m. 106) olduğu gibi bu maddede açıkça zikredilmemesinin sistematik bir eksiklik olduğunu eleştirmektedir [1, 2]. Kanun koyucu, tespit davasında güncel bir hukuki yarar ararken, eda davasında ihlalin gerçekleşmiş olmasını doğal bir hukuki yarar kabul etse de, bunun madde metnine işlenmesi açıklığı artırabilirdi.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, eda davalarının özellikle "yapmamaya" (kaçınmaya) ilişkin mahkûmiyet kararlarının icra edilebilirliği konusundaki dogmatik boşluklara dikkat çekmektedir [1, 2]. Bir kimsenin "yapmamaya" mahkûm edilmesi halinde (örneğin haksız rekabetten kaçınma), bu ihlalin devam etmesi durumunda İcra ve İflas Kanunu sistematiğinde doğrudan uygulanacak cebri icra yaptırımlarının (örneğin disiplin hapsi veya doğrudan müdahale) çok ağır işlediğini; HMK m. 105 anlamında verilen "yapmama" kararlarının mahkeme kararıyla birlikte doğrudan cezai/idari bir koruma kalkanına (otomatik icra edilebilirliğe) kavuşturulmasını sağlayacak açık bir kanuni köprünün HMK'ya eklenmesi gerektiğini eleştirel bir dille ifade etmektedir [1, 2].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)