1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 103. ve 104. maddeleri, adli tatil
kurumunun (HMK m. 102) yaratabileceği hak kayıplarını ve gecikmeleri önlemek
amacıyla ihdas edilmiş birbirini tamamlayan iki temel istisna ve güvence
normudur. Kural olarak yargı faaliyetlerinin durduğu adli tatil döneminde,
gecikmesinde sakınca bulunan, tarafların veya toplumun üstün yararını
ilgilendiren bazı spesifik uyuşmazlıkların bekletilmesi adaletin tecellisine
zarar verir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun HMK m. 103
ile adli tatilin "istisnalarını" sınırlı (tâdadi) veya yoruma açık bir şekilde
sayarak acil işlerin kesintisiz görülmesini sağladığını; HMK m. 104 ile ise
adli tatile tabi (duran) olağan davalarda tarafların süreleri kaçırmasını
önleyecek otomatik bir "süre uzatma" (koruma) kalkanı yarattığını
savunmaktadır. Bu iki madde, yargı mekanizmasının tatil rejiminde hangi
çarklarının dönmeye devam edeceğini ve duran çarklarda sürelerin nasıl
korunacağını belirleyen usuli bir navigasyon işlevi görür.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Adli Tatilde Görülecek Dava ve İşler (m. 103/1): Kanun koyucunun
mahiyetleri gereği acil veya sosyal olarak hassas gördüğü (geçici hukuki
korumalar, nafaka, velayet, işçi alacakları, iflas, çekişmesiz yargı vb.) ve bu
sebeple adli tatil kısıtlamalarından muaf tuttuğu uyuşmazlıklardır.
- İvedi Görülmesine Karar Verilen İşler (m. 103/1-h): Kanunda açıkça
sayılmasa dahi, dosyanın özelliğine göre hâkimin takdiriyle veya kanunun başka
bir yerindeki açık emirle tatil rejiminden çıkarılan (acil kodlu)
uyuşmazlıklardır.
- Adli Tatilden Sonraya Bırakılabilme (m. 103/2): Dava kural olarak adli
tatilde görülecek (örneğin iş davası) olsa bile, tarafların ortak iradesiyle
veya gıyapta hazır olanın talebiyle bu aciliyetten feragat edilip dosyanın
eylül ayına ertelenebilmesidir.
- Adli Tatilde Yapılabilecek İdari/Usuli İşlemler (m. 103/3): Adli tatile
tabi (tatilde görülmeyen) bir dava bile olsa, mahkeme kalemlerinin çalışmaya
devam ettiğini; dilekçe alımı, tebligat çıkarılması veya dosyanın Yargıtay'a
gönderilmesi gibi pasif usul işlemlerinin tatilde de geçerli olarak
yapılabileceğini ifade eder.
- Sürelerin Bir Hafta Uzatılmış Sayılması (m. 104): Adli tatile tabi olan
(m. 103 listesinde yer almayan) olağan bir davada, kanuni veya kesin bir
sürenin son gününün 20 Temmuz - 31 Ağustos arasına denk gelmesi halinde, o
sürenin kanun gereği (hâkim kararına gerek olmadan) adli tatilin bitiminden (1
Eylül'den) itibaren 1 hafta daha (7 Eylül mesai bitimine kadar) otomatik olarak
uzamasıdır.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 103 ve 104, doğrudan doğruya adli tatilin başlangıç ve bitişini
düzenleyen HMK m. 102 ile ayrılmaz bir dogmatik blok oluşturur. Ayrıca m.
103/1-a bendi, "Geçici Hukuki Korumalar" başlıklı HMK m. 389 ve devamı ile sıkı
bir ilişki içindedir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku
çalışmasında, HMK m. 103/3'ün getirdiği düzenlemenin son derece kritik
olduğunu; zira tatilde mahkemeye sunulan bir dilekçenin veya yapılan bir
tebligatın hukuken "yok" veya "geçersiz" sayılamayacağını, tebligatın tatilde
yapılmasının geçerli olduğunu ancak bu tebligatın başlattığı sürenin
hesaplanmasında (şayet dava tatile tabiyse) HMK m. 104 hükmünün devreye
gireceğini usul dogmatiği açısından belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A), çalıştığı fabrikadan kıdem tazminatını
alamadığı gerekçesiyle İş Mahkemesinde dava açmıştır. Dava dilekçesi, davalı
şirkete 5 Ağustos günü (adli tatil içinde) tebliğ edilmiştir. Davalı şirketin
vekili, "Nasılsa adli tatildeyiz, süreler işlemiyor, cevap dilekçesini 7
Eylül'e kadar verebilirim" düşüncesiyle beklemiştir. Ancak HMK m. 103/1-ç amir
hükmü gereğince işçilerin açtığı hizmet akdi davaları adli tatilde görülmeye
devam eder (tatile tabi değildir). Bu nedenle m. 104'teki süre uzatma kuralı
işlemez. Davalı şirketin 5 Ağustos'tan itibaren iki hafta içinde (en geç 19
Ağustos'a kadar) cevap dilekçesini sunması gerekirdi; sunmadığı için cevap
verme hakkı düşer.
(kurmaca senaryo) Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen ve adli tatile tabi olan
(örneğin tapu iptal ve tescil) bir davada, gerekçeli karar davacı vekiline 15
Ağustos tarihinde (adli tatil içinde) tebliğ edilmiştir. Normal şartlarda iki
haftalık istinaf süresi 29 Ağustos'ta dolmaktadır. Ancak sürenin son günü adli
tatil dönemine (20 Temmuz - 31 Ağustos) rastladığı için, HMK m. 104 uyarınca
süre otomatik olarak adli tatilin bittiği günden (1 Eylül'den) itibaren bir
hafta uzatılmış sayılır. Davacı vekili, istinaf dilekçesini en geç 7 Eylül
mesai bitimine kadar sunabilir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, davanın adli tatile tabi olup olmadığını (HMK m.
103 kapsamında olup olmadığını) tespit etmek, mesleki sorumluluğun en tehlikeli
sınavlarından biridir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında,
meslektaşların özellikle nafaka, velayet, ticari defter zıyaı veya işçi alacağı
gibi davalarda (m. 103 listesindekilerde) "süreler 7 Eylül'e kadar uzar"
rehavetine kapılmamaları gerektiğini; bu davalarda tebligat geldiği an adli
tatil yokmuş gibi (normal takvime göre) sürenin işlediğini, m. 104'teki hayat
kurtarıcı kalkanın ancak ve ancak adli tatile tabi olan davalarda (örneğin
olağan alacak, tazminat, tapu davalarında) devreye gireceğini stratejik ve
hayati bir meslek kuralı olarak hatırlatmaktadır. Ayrıca tatil içinde ihtiyati
tedbir (geçici hukuki koruma) talep edilen hallerde, asıl dava adli tatile tabi
olsa bile, tedbire ilişkin kısımdaki işlemlerin kesintisiz devam edeceği
unutulmamalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 103 ve 104, usul hukukumuzun karmaşık yapısı içinde doktrinde çeşitli
eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi
eserinde, m. 103/1 listesinin aşırı detaycı (kazuistik) yöntemle hazırlanmasını
eleştirmektedir. "Çekişmesiz yargı işleri" (ğ bendi) toptan adli tatil dışına
çıkarılmışken, bazı acil tüketici veya idari tam yargı davalarının kanunda
açıkça yer almaması sebebiyle tatil rejimine takılması çelişkilidir. Yazar, bu
uzun liste yerine "gecikmesinde telafisi güç zarar doğacak her türlü iş ve dava
adli tatilde görülür" şeklinde genel ve hâkime takdir yetkisi veren kapsayıcı
bir çerçevenin usul ekonomisine daha çok hizmet edeceğini savunmaktadır.
Diğer yandan Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, HMK
m. 104'te yer alan "bir hafta uzatılmış sayılır" lafzının uygulamada yarattığı
dogmatik kaosa dikkat çekmektedir. 1 Eylül'den itibaren "bir hafta" hesabı
yapıldığında sürenin 7 Eylül'de mi yoksa 8 Eylül'de mi biteceği konusu geçmiş
yıllarda Yargıtay daireleri arasında bile derin ihtilaflara neden olmuştur.
Yazar, süreleri kesin ve net bir şablona bağlaması gereken medeni usul
hukukunda böyle yoruma açık bir ibare kullanılmasını eleştirmekte; kanun
koyucunun m. 104 metnini "süreler eylül ayının yedinci günü çalışma saati
sonunda biter" şeklinde hiçbir tereddüde mahal vermeyecek açıklıkta yeniden
kaleme almasının, hak arama hürriyeti ve hukuki güvenlik ilkesi açısından elzem
olduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 103. ve 104. maddeleri, adli tatil kurumunun (HMK m. 102) yaratabileceği hak kayıplarını ve gecikmeleri önlemek amacıyla ihdas edilmiş birbirini tamamlayan iki temel istisna ve güvence normudur. Kural olarak yargı faaliyetlerinin durduğu adli tatil döneminde, gecikmesinde sakınca bulunan, tarafların veya toplumun üstün yararını ilgilendiren bazı spesifik uyuşmazlıkların bekletilmesi adaletin tecellisine zarar verir. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun HMK m. 103 ile adli tatilin "istisnalarını" sınırlı (tâdadi) veya yoruma açık bir şekilde sayarak acil işlerin kesintisiz görülmesini sağladığını; HMK m. 104 ile ise adli tatile tabi (duran) olağan davalarda tarafların süreleri kaçırmasını önleyecek otomatik bir "süre uzatma" (koruma) kalkanı yarattığını savunmaktadır. Bu iki madde, yargı mekanizmasının tatil rejiminde hangi çarklarının dönmeye devam edeceğini ve duran çarklarda sürelerin nasıl korunacağını belirleyen usuli bir navigasyon işlevi görür.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 103 ve 104, doğrudan doğruya adli tatilin başlangıç ve bitişini düzenleyen HMK m. 102 ile ayrılmaz bir dogmatik blok oluşturur. Ayrıca m. 103/1-a bendi, "Geçici Hukuki Korumalar" başlıklı HMK m. 389 ve devamı ile sıkı bir ilişki içindedir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, HMK m. 103/3'ün getirdiği düzenlemenin son derece kritik olduğunu; zira tatilde mahkemeye sunulan bir dilekçenin veya yapılan bir tebligatın hukuken "yok" veya "geçersiz" sayılamayacağını, tebligatın tatilde yapılmasının geçerli olduğunu ancak bu tebligatın başlattığı sürenin hesaplanmasında (şayet dava tatile tabiyse) HMK m. 104 hükmünün devreye gireceğini usul dogmatiği açısından belirtmektedir.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Davacı (A), çalıştığı fabrikadan kıdem tazminatını alamadığı gerekçesiyle İş Mahkemesinde dava açmıştır. Dava dilekçesi, davalı şirkete 5 Ağustos günü (adli tatil içinde) tebliğ edilmiştir. Davalı şirketin vekili, "Nasılsa adli tatildeyiz, süreler işlemiyor, cevap dilekçesini 7 Eylül'e kadar verebilirim" düşüncesiyle beklemiştir. Ancak HMK m. 103/1-ç amir hükmü gereğince işçilerin açtığı hizmet akdi davaları adli tatilde görülmeye devam eder (tatile tabi değildir). Bu nedenle m. 104'teki süre uzatma kuralı işlemez. Davalı şirketin 5 Ağustos'tan itibaren iki hafta içinde (en geç 19 Ağustos'a kadar) cevap dilekçesini sunması gerekirdi; sunmadığı için cevap verme hakkı düşer.
(kurmaca senaryo) Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen ve adli tatile tabi olan (örneğin tapu iptal ve tescil) bir davada, gerekçeli karar davacı vekiline 15 Ağustos tarihinde (adli tatil içinde) tebliğ edilmiştir. Normal şartlarda iki haftalık istinaf süresi 29 Ağustos'ta dolmaktadır. Ancak sürenin son günü adli tatil dönemine (20 Temmuz - 31 Ağustos) rastladığı için, HMK m. 104 uyarınca süre otomatik olarak adli tatilin bittiği günden (1 Eylül'den) itibaren bir hafta uzatılmış sayılır. Davacı vekili, istinaf dilekçesini en geç 7 Eylül mesai bitimine kadar sunabilir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde, davanın adli tatile tabi olup olmadığını (HMK m. 103 kapsamında olup olmadığını) tespit etmek, mesleki sorumluluğun en tehlikeli sınavlarından biridir. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların özellikle nafaka, velayet, ticari defter zıyaı veya işçi alacağı gibi davalarda (m. 103 listesindekilerde) "süreler 7 Eylül'e kadar uzar" rehavetine kapılmamaları gerektiğini; bu davalarda tebligat geldiği an adli tatil yokmuş gibi (normal takvime göre) sürenin işlediğini, m. 104'teki hayat kurtarıcı kalkanın ancak ve ancak adli tatile tabi olan davalarda (örneğin olağan alacak, tazminat, tapu davalarında) devreye gireceğini stratejik ve hayati bir meslek kuralı olarak hatırlatmaktadır. Ayrıca tatil içinde ihtiyati tedbir (geçici hukuki koruma) talep edilen hallerde, asıl dava adli tatile tabi olsa bile, tedbire ilişkin kısımdaki işlemlerin kesintisiz devam edeceği unutulmamalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 103 ve 104, usul hukukumuzun karmaşık yapısı içinde doktrinde çeşitli eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, m. 103/1 listesinin aşırı detaycı (kazuistik) yöntemle hazırlanmasını eleştirmektedir. "Çekişmesiz yargı işleri" (ğ bendi) toptan adli tatil dışına çıkarılmışken, bazı acil tüketici veya idari tam yargı davalarının kanunda açıkça yer almaması sebebiyle tatil rejimine takılması çelişkilidir. Yazar, bu uzun liste yerine "gecikmesinde telafisi güç zarar doğacak her türlü iş ve dava adli tatilde görülür" şeklinde genel ve hâkime takdir yetkisi veren kapsayıcı bir çerçevenin usul ekonomisine daha çok hizmet edeceğini savunmaktadır.
Diğer yandan Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, HMK m. 104'te yer alan "bir hafta uzatılmış sayılır" lafzının uygulamada yarattığı dogmatik kaosa dikkat çekmektedir. 1 Eylül'den itibaren "bir hafta" hesabı yapıldığında sürenin 7 Eylül'de mi yoksa 8 Eylül'de mi biteceği konusu geçmiş yıllarda Yargıtay daireleri arasında bile derin ihtilaflara neden olmuştur. Yazar, süreleri kesin ve net bir şablona bağlaması gereken medeni usul hukukunda böyle yoruma açık bir ibare kullanılmasını eleştirmekte; kanun koyucunun m. 104 metnini "süreler eylül ayının yedinci günü çalışma saati sonunda biter" şeklinde hiçbir tereddüde mahal vermeyecek açıklıkta yeniden kaleme almasının, hak arama hürriyeti ve hukuki güvenlik ilkesi açısından elzem olduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir.
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)