1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 100. maddesi, önceki hükümlerle maddi ve
şekli sınırları çizilen "eski hâle getirme" (restitutio in integrum) kurumunun
mahkemece ne tür bir yargılama usulüyle inceleneceğini ve talebin kabulü
halinde doğacak hukuki sonuçların sınırlarını belirleyen tamamlayıcı bir usul
normudur. Eski hâle getirme talebi, asıl davanın esasına ilişkin bir talep
olmayıp, yargılamanın sağlıklı yürütülmesini engelleyen usuli bir tıkanıklığın
aşılmasına yönelik geçici bir uyuşmazlıktır. Kuru, Medeni Usul Hukuku
eserinde, kanun koyucunun bu madde ile eski hâle getirme incelemesini asıl
uyuşmazlıktan soyutlayarak "ön sorun" (hadise) prosedürüne bağladığını; böylece
davanın esasına girilmeden önce usuli pürüzün süratle giderilmesini ve
yargılamanın usul ekonomisine uygun olarak hızlandırılmasını amaçladığını
savunmaktadır [1]. Maddenin ikinci fıkrası ise, telafi mekanizmasının
sınırlarını çizerek, yargılamada geriye dönüşün mutlak olmadığını ve usuli
kazanılmış hakların korunması gerektiğini vurgular.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Ön Sorunlar Hakkındaki Usul: HMK m. 163 ve 164'te düzenlenen inceleme
yöntemidir. Eski hâle getirme talebinin, asıl davanın esasına dair tahkikat
durdurularak, tarafların bu spesifik mazeret (engel) üzerinde dinlenilmesi,
gerekirse sadece bu hususta delil toplanması ve meselenin derhal bir ara
kararıyla (veya duruşmada) neticelendirilmesidir.
- Temyiz Usulüne Göre İncelenmesi: Yargıtay aşamasında kaçırılan bir süre
için Yargıtay'a başvurulduğunda, Yargıtay'ın duruşma açıp tanık veya mazeret
delili dinlemek gibi bir ilk derece mahkemesi pratiği olmadığından, talebi
dosya üzerinden, kendi inceleme sistematiğine göre (temyiz incelemesi sınırları
içinde) değerlendirmesidir.
- İşlemlerin Geçersiz Hâle Geldiğinin Belirtilmesi: Mahkemenin, eski hâle
getirme talebini kabul etmesi durumunda, sürenin kaçırıldığı andan o ana kadar
yapılmış olan ve artık hukuki dayanağını yitiren (örneğin gıyapta dinlenen
tanık beyanları veya alınan ara kararlar) işlemleri kararında tek tek sayarak
iptal etmesi zorunluluğudur.
- Islahla Geçersiz Kılınamayan İşlemler: HMK m. 179 uyarınca ikrar,
feragat, kabul, sulh gibi doğrudan doğruya karşı taraf lehine maddi veya usuli
kazanılmış hak doğuran ve tek taraflı iradeyle geri alınamayan ağır usul
işlemleridir.
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 100, eski hâle getirme kurumunu düzenleyen HMK m. 95 vd. maddelerinin
usuli neticesi olup, doğrudan doğruya "Ön Sorun" incelemesini düzenleyen HMK m.
164 ve ıslahın etkilerini düzenleyen HMK m. 179 ile koparılamaz bir dogmatik
bağ içindedir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında,
kanun koyucunun bu maddenin ikinci fıkrasıyla "ıslah" kurumu ile "eski hâle
getirme" kurumu arasında katı bir sınır paralelliği yarattığını; her iki
kurumun da geçmişe etkili (makable şamil) sonuçlar doğurmasına rağmen, karşı
tarafın usuli kazanılmış haklarını ve davanın kilit taşlarını (ikrar, feragat
gibi) yerinden oynatamayacağını usul dogmatiği açısından belirtmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen bir tapu iptal davasında,
davalı vekili tanık listesini sunması için verilen kesin süreyi kalp krizi
geçirdiği için kaçırmıştır. Mahkeme, davalı vekili yokken davacının tanıklarını
dinlemiş ve tahkikatı ilerletmiştir. Taburcu olan davalı vekili eski hâle
getirme talep etmiştir. Mahkeme, bu talebi HMK m. 100/1 uyarınca "ön sorun"
olarak derhal incelemiş ve haklı bularak kabul etmiştir. HMK m. 100/2 uyarınca
hâkim, ara kararında "Davalı vekilinin hastanede yattığı dönemde gıyabında
yapılan 3 no'lu celsedeki davacı tanıklarının dinlenmesi işleminin geçersiz
hâle geldiğini ve tanıkların davalı vekilinin huzurunda yeniden dinlenmesine"
karar vererek hangi işlemin iptal edildiğini açıkça belirtmiştir.
(kurmaca senaryo) Davacı, alacak davasının 2. celsesinde "borcun 50.000
TL'sini tahsil ettiğini" açıkça mahkeme huzurunda ikrar etmiştir. 3. celseye
gelirken trafik kazası geçirmiş ve mazeretsiz katılamadığı için dosyası
işlemden kaldırılmıştır. Davacı iyileşip eski hâle getirme talebinde
bulunduğunda, bu talep mahkemece "ön sorun" usulüyle incelenip kabul
edilmiştir. Davacı, yargılamanın eski hâle gelmesini fırsat bilerek "Ben önceki
celsedeki 50.000 TL'lik ikrarımdan da dönüyorum" demiştir. Ancak HMK m. 100/2
amir hükmü uyarınca, ikrar ıslahla dahi geçersiz kılınamayan bir işlem
olduğundan, eski hâle getirme kararı ikrarı ortadan kaldırmaz ve davacının bu
talebi reddedilir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde HMK m. 100, talebin akıbetini ve yargılamanın
seyrini belirleyen usuli bir pusuladır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması
çalışmasında, meslektaşların eski hâle getirme dilekçesi sunarken sadece
mazeretlerini belirtmekle yetinmemeleri gerektiğini; HMK m. 100/2 uyarınca
mahkemeden "sürenin kaçırıldığı andan itibaren aleyhe yapılan hangi usul
işlemlerinin iptal edilmesinin (geçersiz sayılmasının)" istendiğinin dilekçenin
sonuç kısmında tek tek, açıkça sayılarak talep edilmesinin, ileride doğabilecek
hukuki belirsizlikleri ve usul kazalarını önleyen stratejik bir meslek kuralı
olduğunu hatırlatmaktadır [1]. Ön sorun usulü hızlı işlediğinden, tüm
delillerin dilekçeyle eksiksiz sunulması hayati önem taşır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 100/2'de yer alan "ıslahla geçersiz kılınamayan işlemlerin eski hâle
getirmeden de etkilenmeyeceği" kuralı, kurumların doğası gereği birbiriyle tam
örtüşmemesi bağlamında doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder
Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, ıslahın bütünüyle tarafın
kendi iradesine ve taktiksel tercihine dayanan bir usul işlemi olduğunu; oysa
eski hâle getirmenin "elde olmayan ağır bir sebeple" (koma, deprem, sel vb.)
başvurulan bir mücbir sebep kurumu olduğunu vurgulamaktadır [1]. Tamamen irade
dışı bir felaketle yargılamadan kopan bir tarafı, kendi hür iradesiyle davasını
değiştiren (ıslah eden) kişiyle aynı katı sınırlamalara (ikrar veya kabulün
geri alınamaması vb.) tabi tutmak, zorda kalanı koruma gayesiyle çelişmektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde,
birinci fıkrada yer alan "Yargıtayda ileri sürülecek eski hâle getirme talebi
temyiz usulüne göre incelenir" hükmünün usul dogmatiğinde yarattığı teknik
açmaza dikkat çekmektedir [1]. Yargıtay bir derece (vakıa) mahkemesi değil,
hukuka uygunluk denetimi yapan bir içtihat mahkemesidir. Temyiz süresini
kaçıran bir kişinin sunduğu hastane raporunun gerçekliğini veya sahteliğini
Yargıtay üyelerinin "temyiz incelemesi" mantığıyla, yani dosya üzerinden karar
bağlamaya çalışması, ispat hukuku açısından son derece verimsizdir. Yazar,
maddi vakıa araştırması gerektiren (hastalık, kaza var mı yok mu) bu tür
olağanüstü mazeret incelemelerinin mutlaka tanık veya belge toplayabilecek
nitelikteki yerel (ilk derece veya istinaf) mahkemelerince yapılmasına imkân
veren bir usul değişikliğinin şart olduğunu eleştirel bir dille ifade
etmektedir [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 100. maddesi, önceki hükümlerle maddi ve şekli sınırları çizilen "eski hâle getirme" (restitutio in integrum) kurumunun mahkemece ne tür bir yargılama usulüyle inceleneceğini ve talebin kabulü halinde doğacak hukuki sonuçların sınırlarını belirleyen tamamlayıcı bir usul normudur. Eski hâle getirme talebi, asıl davanın esasına ilişkin bir talep olmayıp, yargılamanın sağlıklı yürütülmesini engelleyen usuli bir tıkanıklığın aşılmasına yönelik geçici bir uyuşmazlıktır. Kuru, Medeni Usul Hukuku eserinde, kanun koyucunun bu madde ile eski hâle getirme incelemesini asıl uyuşmazlıktan soyutlayarak "ön sorun" (hadise) prosedürüne bağladığını; böylece davanın esasına girilmeden önce usuli pürüzün süratle giderilmesini ve yargılamanın usul ekonomisine uygun olarak hızlandırılmasını amaçladığını savunmaktadır [1]. Maddenin ikinci fıkrası ise, telafi mekanizmasının sınırlarını çizerek, yargılamada geriye dönüşün mutlak olmadığını ve usuli kazanılmış hakların korunması gerektiğini vurgular.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
HMK m. 100, eski hâle getirme kurumunu düzenleyen HMK m. 95 vd. maddelerinin usuli neticesi olup, doğrudan doğruya "Ön Sorun" incelemesini düzenleyen HMK m. 164 ve ıslahın etkilerini düzenleyen HMK m. 179 ile koparılamaz bir dogmatik bağ içindedir. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku çalışmasında, kanun koyucunun bu maddenin ikinci fıkrasıyla "ıslah" kurumu ile "eski hâle getirme" kurumu arasında katı bir sınır paralelliği yarattığını; her iki kurumun da geçmişe etkili (makable şamil) sonuçlar doğurmasına rağmen, karşı tarafın usuli kazanılmış haklarını ve davanın kilit taşlarını (ikrar, feragat gibi) yerinden oynatamayacağını usul dogmatiği açısından belirtmektedir [1].
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen bir tapu iptal davasında, davalı vekili tanık listesini sunması için verilen kesin süreyi kalp krizi geçirdiği için kaçırmıştır. Mahkeme, davalı vekili yokken davacının tanıklarını dinlemiş ve tahkikatı ilerletmiştir. Taburcu olan davalı vekili eski hâle getirme talep etmiştir. Mahkeme, bu talebi HMK m. 100/1 uyarınca "ön sorun" olarak derhal incelemiş ve haklı bularak kabul etmiştir. HMK m. 100/2 uyarınca hâkim, ara kararında "Davalı vekilinin hastanede yattığı dönemde gıyabında yapılan 3 no'lu celsedeki davacı tanıklarının dinlenmesi işleminin geçersiz hâle geldiğini ve tanıkların davalı vekilinin huzurunda yeniden dinlenmesine" karar vererek hangi işlemin iptal edildiğini açıkça belirtmiştir.
(kurmaca senaryo) Davacı, alacak davasının 2. celsesinde "borcun 50.000 TL'sini tahsil ettiğini" açıkça mahkeme huzurunda ikrar etmiştir. 3. celseye gelirken trafik kazası geçirmiş ve mazeretsiz katılamadığı için dosyası işlemden kaldırılmıştır. Davacı iyileşip eski hâle getirme talebinde bulunduğunda, bu talep mahkemece "ön sorun" usulüyle incelenip kabul edilmiştir. Davacı, yargılamanın eski hâle gelmesini fırsat bilerek "Ben önceki celsedeki 50.000 TL'lik ikrarımdan da dönüyorum" demiştir. Ancak HMK m. 100/2 amir hükmü uyarınca, ikrar ıslahla dahi geçersiz kılınamayan bir işlem olduğundan, eski hâle getirme kararı ikrarı ortadan kaldırmaz ve davacının bu talebi reddedilir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık mesleği pratiğinde HMK m. 100, talebin akıbetini ve yargılamanın seyrini belirleyen usuli bir pusuladır. Sungurtekin Özkan, Hukuk Yargılaması çalışmasında, meslektaşların eski hâle getirme dilekçesi sunarken sadece mazeretlerini belirtmekle yetinmemeleri gerektiğini; HMK m. 100/2 uyarınca mahkemeden "sürenin kaçırıldığı andan itibaren aleyhe yapılan hangi usul işlemlerinin iptal edilmesinin (geçersiz sayılmasının)" istendiğinin dilekçenin sonuç kısmında tek tek, açıkça sayılarak talep edilmesinin, ileride doğabilecek hukuki belirsizlikleri ve usul kazalarını önleyen stratejik bir meslek kuralı olduğunu hatırlatmaktadır [1]. Ön sorun usulü hızlı işlediğinden, tüm delillerin dilekçeyle eksiksiz sunulması hayati önem taşır.
7. Eleştirel Değerlendirme
HMK m. 100/2'de yer alan "ıslahla geçersiz kılınamayan işlemlerin eski hâle getirmeden de etkilenmeyeceği" kuralı, kurumların doğası gereği birbiriyle tam örtüşmemesi bağlamında doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, ıslahın bütünüyle tarafın kendi iradesine ve taktiksel tercihine dayanan bir usul işlemi olduğunu; oysa eski hâle getirmenin "elde olmayan ağır bir sebeple" (koma, deprem, sel vb.) başvurulan bir mücbir sebep kurumu olduğunu vurgulamaktadır [1]. Tamamen irade dışı bir felaketle yargılamadan kopan bir tarafı, kendi hür iradesiyle davasını değiştiren (ıslah eden) kişiyle aynı katı sınırlamalara (ikrar veya kabulün geri alınamaması vb.) tabi tutmak, zorda kalanı koruma gayesiyle çelişmektedir.
Buna ek olarak Budak/Karaaslan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi eserinde, birinci fıkrada yer alan "Yargıtayda ileri sürülecek eski hâle getirme talebi temyiz usulüne göre incelenir" hükmünün usul dogmatiğinde yarattığı teknik açmaza dikkat çekmektedir [1]. Yargıtay bir derece (vakıa) mahkemesi değil, hukuka uygunluk denetimi yapan bir içtihat mahkemesidir. Temyiz süresini kaçıran bir kişinin sunduğu hastane raporunun gerçekliğini veya sahteliğini Yargıtay üyelerinin "temyiz incelemesi" mantığıyla, yani dosya üzerinden karar bağlamaya çalışması, ispat hukuku açısından son derece verimsizdir. Yazar, maddi vakıa araştırması gerektiren (hastalık, kaza var mı yok mu) bu tür olağanüstü mazeret incelemelerinin mutlaka tanık veya belge toplayabilecek nitelikteki yerel (ilk derece veya istinaf) mahkemelerince yapılmasına imkân veren bir usul değişikliğinin şart olduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)