Türk Medeni Kanunu (TMK)

TMK Madde 116

Kişiler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

Madde 116


Madde 116 - Amacın gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı takdirde , vak ıf kendiliğinden sona erer ve mahkeme kararıyla sicilden silinir. Yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan veya amacı sonrad an yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine olanak bulunmazsa; vakıf, denetim makamının ya d a Cum huriyet savcısının başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Sistematik

Türk Medeni Kanunu'nun Kişiler Hukuku kitabında "Tüzel Kişiler" başlıklı ikinci kısmın "Vakıflar" bölümünde, "Vakfın sona ermesi" kenar başlığıyla yer alan 116. madde, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 88. maddesi ve mülga 743 sayılı Kanun'un 81/A maddesi sistematiği çerçevesinde düzenlenmiştir. Hükmün amacı (ratio legis) belirli ve sürekli bir amaca özgülenmiş mal topluluğu olan vakfın, varoluş nedenini yitirmesi (imkânsızlaşma) veya kamu düzenine aykırı (yasaklı) hâle gelmesi durumlarında hukuk dünyasından fiilen ve hukuken ortadan kaldırılmasını sağlamaktır. Vakıflar, dernekler veya ticaret şirketlerinin aksine kendi genel kurul veya yönetim organı iradesiyle feshedilemezler; sona erme ancak yasadaki bu katı şartların gerçekleşmesine bağlıdır.

Madde metninde vakıfların sona ermesi için iki ayrı hukuki yol öngörülmüştür. Birinci fıkra, amacın gerçekleşmesinin imkânsızlaşması sebebiyle vakfın "kendiliğinden sona ermesi (dağılma)" hâlini düzenlerken; ikinci fıkra, vakfın yasak amaç gütmesi veya sonradan yasaklı hâle gelmesi sebebiyle mahkeme kararıyla "dağıtılması" yaptırımını içermektedir.

2. Kavramlar

Kendiliğinden sona erme: Vakfın kuruluş senedinde belirlenen amacının fiili, hukuki veya ekonomik nedenlerle gerçekleşmesinin kesin olarak imkânsız hâle gelmesi ve TMK m. 113 uyarınca bu amacın değiştirilmesine de olanak bulunmaması durumunda, tüzel kişiliğin hiçbir mahkeme kararına gerek kalmaksızın yasa gereği (dağılarak) ortadan kalkmasıdır.

Mahkeme kararıyla sicilden silme: Kendiliğinden (dağılma suretiyle) sona eren vakfın, bu fiili ve hukuki durumunun yetkili asliye hukuk mahkemesince tespit edilerek tüzel kişiliğinin mahkeme nezdindeki ve merkezi sicilden terkin edilmesidir. Bu aşamada mahkeme kararı sona erme açısından "tespit", sicilden silinme açısından ise "inşai (kurucu)" niteliktedir.

Yasak amaç güttüğünün sonradan anlaşılması: Vakfın kuruluş aşamasında senedinde meşru ve hukuka uygun bir amaç göstermesine rağmen, fiili işleyişinde Anayasa'nın temel ilkelerine, hukuka, ahlaka veya milli birliğe aykırı, gizlenmiş illegal bir gayeye hizmet ettiğinin sonradan tespit edilmesidir.

Amacın sonradan yasaklanması: Vakfın kurulduğu tarihte tamamen yasal ve meşru olan amacının veya faaliyet alanının, sonradan yürürlüğe giren emredici kanun değişiklikleri veya kamu düzeni kuralları gereğince hukuka aykırı (yasaklı) hâle gelmesi ve senet değişikliğiyle kurtarılamamasıdır.

Duruşma yapılarak dağıtılma: Yasak amaç güden veya yasak faaliyetlerde bulunan vakfın, denetim makamı olan Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine, yetkili mahkemece savunma hakkı tanınarak (duruşmalı olarak) yargılanması ve tüzel kişiliğine mahkeme hükmüyle son verilmesi işlemidir.

3. Sistematik İlişkiler

  • TMK m. 101 (Vakfın kuruluş amacının belirli, sürekli ve hukuka uygun olması kuralı ile m. 116'daki yasak amaç bağlantısı).
  • TMK m. 113 (Vakfın amacının değiştirilmesi mekanizması; m. 116 uyarınca sona ermeden önce bu yolun tüketilmesi zorunluluğu).
  • TMK m. 115 (İçişleri Bakanlığı'nın gecikmesinde sakınca bulunan hallerde vakfı faaliyetten geçici alıkoyması ve bunun dağıtılma davasına öncül teşkil edebilmesi).
  • TMK m. 52-54 (Sona eren tüzel kişilerin tasfiyesi ve malvarlığının en yakın amacı güden kamu kurumuna veya Hazine'ye özgülenmesi hükümleri).
  • AY m. 33 (Örgütlenme özgürlüğü ve sivil toplum kuruluşlarının kapatılma şartları anayasal çerçevesi).
  • 5737 sayılı Vakıflar Kanunu m. 27 (Sona eren yeni vakıfların mal ve haklarının benzer amaçlı vakfa veya Genel Müdürlüğe intikali).

4. Yargıtay İçtihadı

"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Yalnızca cüzzam (lebra) hastalığının tedavisi ve bu hastalar için özel sanatoryumlar kurulması amacıyla 1950'li yıllarda teşkil edilen bir sağlık vakfının, günümüzde bu hastalığın tamamen eradike edilmesi (ortadan kalkması) sebebiyle faaliyetsiz kalması durumudur. TMK m. 116 uyarınca, vakfın amacının gerçekleşmesi tıbbi ve fiili olarak imkânsız hâle gelmişse ve kurucu irade gereği bu amacın başka bir bulaşıcı hastalığa yönlendirilmesine (değiştirilmesine) de olanak bulunmuyorsa, vakıf kendiliğinden sona erer. Bu durumda Vakıflar Genel Müdürlüğü veya vakıf yönetimi mahkemeye başvurarak vakfın dağıldığının tespitini ve sicilden silinmesini talep eder; mahkemece tasfiye süreci başlatılarak arta kalan malvarlığı benzer amaçlı başka bir vakfa devredilir.

Olay 2: Ülkenin somut bir bölgesindeki tarihi eserlerin restorasyonunu finanse etmek üzere kurulan meşru bir vakfın, zaman içerisinde yöneticilerinin değişmesiyle birlikte bölücü ve anayasal düzene aykırı illegal bir örgütün finansman merkezine dönüştüğünün istihbarat ve denetim raporlarıyla saptanmasıdır. TMK m. 116/2 kapsamında, kuruluşta hukuka uygun görünen ancak sonradan yasak faaliyetlerde bulunduğu veya gizli bir yasak amaç güttüğü anlaşılan bu vakfın amacının değiştirilerek ıslah edilmesine imkân yoktur. Cumhuriyet savcısının veya denetim makamının talebi üzerine açılacak davada, mahkeme mutlak surette duruşma açarak vakfı yargılayacak ve iddiaların ispatı hâlinde vakfın dağıtılmasına (kapatılmasına) karar verecektir.

6. Pratik Notlar

  • Kendiliğinden sona ermede sicilden silme için mahkeme başvurusu zorunluluğu: Vakıf fiilen dağılmış olsa bile, tüzel kişiliğin hukuken ortadan kalkması ve sicil kaydının terkin edilebilmesi için mahkemenin "dağılma tespiti" kararı vermesi kurucu bir usul işlemidir.
  • Dağıtma ile dernekte kapatma arasındaki fark: Dernekler genel kurul kararıyla her zaman kendi kendilerini feshedebilirken, vakıflarda kurucu irade veya yönetim organı vakfın feshine (kapatılmasına) karar veremez; sona erme daima mahkeme tespitine veya dağıtma kararına muhtaçtır.
  • Malvarlığının dağıtma sonrası özgülenmesi (TMK m. 54): Kendiliğinden sona eren vakfın malları kural olarak benzer amaçlı vakfa geçerken (Vakıflar Kanunu m. 27); TMK m. 54/3 gereği hukuka veya ahlaka aykırı (yasak) amaç güttüğü için dağıtılan vakfın malvarlığı her hâlde devlete (Hazine'ye veya ilgili kamu kuruluşuna) intikal eder.
  • "Yasak faaliyetin sonradan anlaşılması" ispat yükü: Vakfın gizli bir yasak amaç güttüğünü veya illegal faaliyetlerde bulunduğunu iddia eden Cumhuriyet savcısı veya denetim makamı, bu durumu somut, inandırıcı ve süreklilik arz eden delillerle ispat etmekle yükümlüdür.
  • Duruşma zorunluluğunun işlevi: TMK m. 116/2'de açıkça vurgulanan "duruşma yapılarak" ibaresi, idarenin tek taraflı raporlarıyla vakıfların dosya üzerinden kapatılmasını önleyen, sivil toplum örgütlerinin adil yargılanma ve savunma hakkını teminat altına alan emredici bir usul güvencesidir.

7. Eleştirel Değerlendirme

TMK m. 116 metninde düzenlenen "kendiliğinden sona erme (dağılma)" ile mahkeme eliyle "dağıtılma" yaptırımları, tüzel kişiliğin sona ermesinin ardından malvarlığının akıbeti bağlamında çok farklı ve ağır sonuçlar doğurmaktadır. Amacın imkânsızlaşması sebebiyle dağılan bir vakfın malvarlığı, kurucunun iradesine saygı gereği Vakıflar Kanunu m. 27 ve TMK m. 54 uyarınca en yakın amacı güden sivil bir kuruma devredilerek toplumsal işlevini sürdürür. Oysa yasak amaç güttüğü gerekçesiyle mahkemece dağıtılan (kapatılan) vakfın tüm malvarlığına TMK m. 54'ün cezalandırıcı mantığı çerçevesinde devlet (Hazine) tarafından el konulmaktadır. Bu katı müsadere pratiği, sivil toplum fonlarının devletleştirilmesi riskini doğurmakta olup, yöneticilerin suç teşkil eden eylemlerinin cezasının bizzat vakfın tüzel kişiliğine ve malvarlığına kesilmesi, özel mülkiyetin korunması ilkesiyle çelişmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasında yer alan "yasak amaç güttüğü sonradan anlaşılan veya yasak faaliyetlerde bulunan" kriteri, Türk hukuk uygulamasında idari makamlara ve yargıya son derece tehlikeli, geniş ve yoruma açık bir takdir marjı sunmaktadır. Neyin "milli menfaatlere" veya "kamu düzenine" aykırı yasak bir faaliyet olduğu, dönemin siyasi iklimine göre kolayca esnetilebilmektedir. Yöneticilerin münferit bir söylemi veya idarenin onaylamadığı marjinal bir fikri savunan sivil inisiyatifler, kolaylıkla "yasak faaliyet" şemsiyesi altına sokulabilmekte ve vakfın doğrudan kapatılması davasına muhatap bırakılabilmektedir. Hukuk devletinde tüzel kişiliğin ölüm fermanı olan "dağıtma", ancak şiddete çağrı veya somut terör finansmanı gibi çok ağır ihlallerle sınırlandırılmalı, muğlak kamu düzeni kavramlarıyla sivil toplumun tepesinde bir Demokles kılıcı gibi sallandırılmamalıdır.

Son olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) sivil toplum örgütlerinin kapatılmasına ilişkin geliştirdiği evrensel "orantılılık" standartları ışığında TMK m. 116 incelendiğinde, mevzuatımızın orantılılık testinden geçemediği görülmektedir. AİHM içtihatları, bir dernek veya vakfın kapatılmasını demokratik bir toplumda ancak en son çare olarak kabul etmektedir. Oysa TMK m. 116, yasak amaca yönelen vakfı ıslah etme, yöneticilerini görevden alarak kayyım atama veya amacını zorla değiştirerek yaşatma gibi daha hafif idari/yargısal alternatifleri bütünüyle devre dışı bırakıp doğrudan "dağıtma" yaptırımını emretmektedir. Sivil örgütlenme hürriyetinin korunabilmesi için, de lege ferenda (olması gereken hukuk) olarak vakıf kapatma davalarında mahkemelere "daha hafif müdahale araçlarını" uygulama yetkisi verilmeli ve tasfiye kurumu sadece başka hiçbir hukuki çözümün kalmadığı istisnai anlara hasredilmelidir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
  • Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 116'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 88.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 116. madde metnine dayanır.

Görüş: Vakfın sona ermesi mekanizmalarında 'kendiliğinden sona erme' ve 'dağıtma' arasındaki farkın malvarlığı açısından önemini vurgulayan; yasak amaç tespitinde keyfi uygulamaya karşı AİHM orantılılık testinin esas alınması gerektiği görüşü benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.