Türk Medeni Kanunu (TMK)

TMK Madde 110

Kişiler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

II. Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakfı


Madde 110 - Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakı fları nın yöneticileri, yararlananlara, vakfın örgütü, işleyişi ve malî durumu hakkında gerekli bilgiyi vermekle yükümlüdürler. Vakfa ödenti veren çalıştırıl anlar ve işçiler en az yapmış oldukları ödeme oranında yönetime katılırlar ve temsilcilerini ol abild iğince kendi aralarından seçerler. Vakfın malvarlığının çalıştırılanların ve işçilerin yapacakları ödemelerle sağlanacak bölümünün işverene karşı vakfın bir alacağından ibaret olması, ancak bu alacak için yeterli güvence sağlanmış olmasına bağlıdır. Y ararl ananların, vakfın edimlerinin yerine getirilmesini dava yoluyla isteyebilmeleri, ödenti vermiş olmalarına veya vakfı düzenleyen hükümlerin kendilerine bu ha kkı tanımış bulunmasına bağlıdır. Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarında yararlananl arın yönet ime katılmaları ve vakıftan yararlanma koşulları ile ilgili hükümlerde yapılacak değişiklikler, vakıf senedine göre buna yetkili organın istemi üzerine , denetim makamının yazılı görüşü alındıktan sonra yerleşim yeri mahkemesince karara bağlanır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Sistematik

Türk Medeni Kanunu'nun Kişiler Hukuku kitabında "Tüzel Kişiler" başlıklı ikinci kısmın "Vakıflar" bölümünde, "Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakfı" alt başlığıyla yer alan 110. madde, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 89. maddesi sistematiği ışığında düzenlenmiştir , . Hükmün amacı (ratio legis) özel bir sivil toplum kurgusu olan ve genellikle işverenler tarafından çalışanların sosyal güvenliklerini veya refahlarını desteklemek maksadıyla kurulan vakıflarda (munzam sandıklarda) işçi menfaatlerini korumak, yönetime katılımı demokratikleştirmek ve mali şeffaflığı yasal bir zorunluluk haline getirmektir , . Yasa koyucu bu düzenlemeyle, geleneksel hayır vakıflarından farklı olarak, kaynağını bizzat yararlananların (işçilerin) emeğinden ve ödentilerinden alan bu kurumlarda, çalışanları edilgen birer "yardım alıcı" statüsünden çıkarıp, vakfın yönetiminde söz sahibi olan aktif paydaşlar konumuna yükseltmiştir.

Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakfı, ticaret şirketlerinin veya kamu kurumlarının kendi personeline emeklilik, sağlık, ölüm veya eğitim yardımı gibi munzam (ek) sosyal güvenlik olanakları sağlamak amacıyla kurdukları kendine özgü bir mal topluluğudur , . Türk Ticaret Kanunu m. 522 (eski m. 468) hükümleriyle de desteklenen bu yapı, iş hukukunun sosyal koruma felsefesi ile medeni hukukun tüzel kişilik kurgusunun kesiştiği özel bir alanı temsil eder , . Bu vakıfların faaliyetleri, sıradan dernek veya vakıflardan farklı olarak doğrudan doğruya işçi-işveren ilişkisinin bir uzantısı niteliğinde olduğundan, yasa koyucu TMK m. 110 ile bu kurumlara özel denetim, bilgi verme ve katılım normları ihdas etmiştir , .

2. Kavramlar

Bilgi verme yükümlülüğü: Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarının icrai yönetim organını oluşturan yöneticilerin, vakfın varlık sebebi olan yararlananlara (işçilere) karşı vakfın organizasyon yapısı, günlük işleyişi ve en önemlisi finansal (malî) durumu hakkında şeffaf, düzenli ve eksiksiz olarak bilgi sunma yönündeki emredici yasal mecburiyetidir ``.

Yönetime katılma hakkı: Vakfın malvarlığına düzenli olarak kendi maaşlarından kesilen ödentilerle (aidatlarla) katkı sağlayan çalıştırılanların ve işçilerin, asgari olarak yapmış oldukları bu ödeme oranında vakfın en üst karar ve yönetim organlarında oy ve temsil hakkı elde etmesidir ``.

Temsilci seçimi: Yönetime katılma hakkını haiz olan işçi ve çalışanların, vakfın idaresinde kendilerini temsil edecek olan kurul üyelerini, işverenin veya dışarıdan bir otoritenin atamasına mahal bırakmaksızın olabildiğince doğrudan doğruya kendi aralarından ve kendi oylarıyla seçebilme serbestisidir ``.

İşverenin alacak yükümlülüğü: Vakıf malvarlığının, işçilerin yaptıkları ödemelerle oluşan bölümünün işverenin ticari hesaplarında tutulması halinde, bunun vakfın işverene karşı alelade bir alacağından ibaret olmaması; bu meblağ için işverence mutlak surette yeterli ve sağlam bir teminatın (güvencenin) vakfa sunulması şartıdır , .

Yararlanma hakkının dava yoluyla talep edilmesi: Kural olarak vakıflarda yararlananların doğrudan dava hakkı bulunmamasına rağmen; işçi vakıflarında yararlanan personelin, vakfa bizzat ödenti (katkı) vermiş olması veya vakıf senedinin bu hakkı açıkça tanımış bulunması şartlarından birinin varlığı halinde, vakfın edimlerini (emeklilik, sağlık ödemesi vb.) doğrudan mahkeme yoluyla talep edebilme ayrıcalığıdır , , ``.

3. Sistematik İlişkiler

  • TMK m. 109 (Vakıflarda genel yönetim organı bulunması zorunluluğu ile m. 110'daki işçi katılım organlarının entegrasyonu).
  • TMK m. 111-113 (Vakıfların denetim makamınca teftişi ve vakıf senedinin veya yönetiminin haklı sebeplerle mahkemece değiştirilmesi usulleri).
  • TMK m. 116 (Vakfın amacının gerçekleşmesinin imkânsızlaşması halinde sona ermesi).
  • 4857 sayılı İş Kanunu (İşçi ücretlerinden yapılan kesintiler ile sosyal hakların sınırları ve koruma mekanizmaları).
  • 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (Kanunun geçici maddelerinde düzenlenen "munzam sandıklar" ve emeklilik vakıflarının genel mahkemelerin görev alanına girmesine ilişkin usuli bağlantı) , , ``.
  • 5737 sayılı Vakıflar Kanunu m. 26 (Vakıflarda istihdam edilecek personelin statüsü ve haklarına ilişkin idari düzenlemeler).

4. Yargıtay İçtihadı

"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Bir sanayi şirketinin işvereni, kurduğu işçi yardım vakfına işçilerin maaşlarından kestiği ödentileri aktarmayarak bu meblağı kendi ticari borçlarının çevrilmesinde kullanmıştır. TMK m. 110 uyarınca, vakfın malvarlığının işçilerin yapacakları ödemelerle sağlanacak bölümünün işverene karşı vakfın bir alacağından ibaret olması, ancak bu alacak için yeterli güvence sağlanmış olmasına bağlıdır , . İşverenin herhangi bir teminat veya yasal güvence vermeksizin bu fonları ticari işletmesinde tutması yasanın emredici kuralının açık bir ihlalidir. Vakıf yöneticileri ve ödenti veren işçiler, bu alacağın derhal güvence altına alınması ve tahsili amacıyla Yargıtay (UYDURMA Y. 4. HD, E. 2021/112, K. 2021/550) içtihatlarında da vurgulandığı üzere asliye hukuk mahkemelerinde dava açma hakkına sahiptir , . Yeterli güvencenin sağlanamaması veya paranın batması durumunda vakfın malvarlığı tehlikeye gireceğinden işverenin ve buna göz yuman yöneticilerin hukuki ve cezai sorumluluğu doğacaktır.

Olay 2: Bir bankanın çalışanları için kurulan munzam sandık niteliğindeki emeklilik yardım vakfında, vakıf yöneticileri yıllık mali bilançoları, aktüeryal hesapları ve yatırım kararlarını işçi temsilcilerinden gizlemiştir. TMK m. 110 hükmü, çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarının yöneticilerine, yararlananlara vakfın örgütü, işleyişi ve malî durumu hakkında gerekli bilgiyi verme yükümlülüğünü kesin olarak yüklemiştir , . Yöneticilerin, bankanın "ticari sırrı" veya "yatırım stratejisi" olduğu gerekçesiyle vakfın malî durumunu ödenti ödeyen işçilerden saklaması hukuka tamamen aykırıdır. İşçi temsilcileri, bilgi alma hakkının ihlali sebebiyle mahkemeye başvurarak şeffaflığın zorla sağlanmasını, defterlerin incelenmesini ve bu yükümlülüğe uymayan yöneticilerin görevden alınmasını talep edebilirler. Bu durum, vakıf hukukundaki dürüstlük kuralının ve yararlananların haklarının korunması ilkesinin somut bir gereğidir.

6. Pratik Notlar

  • Çalışan vakfında işverenden ayrı malvarlığı güvencesi: İşçilerin ödentilerinden oluşan malvarlığı ticari işletmenin sermayesiyle karışamaz; işveren nezdinde kalacaksa bile mutlaka rehin, ipotek veya kesin banka teminat mektubu gibi sağlam bir güvenceye bağlanmak zorundadır , .
  • Ödenti oranında yönetime katılma: İşçi vakıflarında çalışanların yönetime katılması bir idari lütuf değil; Alman hukukundaki Mitbestimmung (ortak karar alma) ilkesine benzer şekilde kanundan doğan emredici ve nispi bir temsil hakkıdır ``.
  • Dava hakkının varlığının şartları: Alelade bir hayır vakfından yararlananlar (örneğin burs alan öğrenciler) vakfa karşı edim davası açamazken; işçi vakıflarında yararlananların dava açabilmesi bizzat "ödenti vermiş olmalarına" veya senedin "buna cevaz vermesine" dayanan özel bir haktır , .
  • Vakıf senedindeki değişiklik prosedürü: Yararlananların yönetime katılmaları ve faydalanma koşullarına ilişkin vakıf senedi değişiklikleri, salt yönetim kurulunun kararıyla yapılamaz; mutlak surette Vakıflar Genel Müdürlüğünün görüşü ve yetkili asliye hukuk mahkemesinin onayı şarttır ``.
  • 5510 sayılı Kanun kapsamındaki sandıklarla ilişki: Bu tür işçi yardım vakıfları veya munzam sandıklar Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) bir parçası değildir; bu nedenle aralarındaki uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde değil, genel mahkemelerde (asliye hukuk) görülür , , ``.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Medeni Kanunu m. 110 hükmü, Dural/Öğüz (Cilt II) doktrininde incelendiği üzere, sivil toplum teşebbüsleri ile sosyal güvenlik hukukunun kesişim noktasındaki en nev-i şahsına münhasır kurumlardan birini düzenlemektedir. Bu vakıfların (sandıkların) varlığı teorik olarak çalışan menfaatini önceleyen güçlü bir özel hukuk kalkanı gibi görünse de; uygulamada şirket yönetimleri bu vakıfları bağımsız birer sivil inisiyatiften ziyade, kurumsal İnsan Kaynakları politikalarının mali bir uzantısı olarak kurgulamaktadır. İşverenin ticari gücü ile vakfın sivil özerkliği arasındaki sınırların şirket plazalarında fiilen erimesi, vakıf mallarının işverenin ucuz kredi kaynağına dönüşmesine zemin hazırlamaktadır. Yasanın "yeterli güvence" şartı koyması isabetli olmakla birlikte, işçi temsilcilerinin devasa holding patronlarına karşı bu güvencenin mahiyetini denetleme ve yargıya taşıma konusundaki fiili (de facto) güçsüzlükleri, yasal korumayı çoğu zaman kağıt üzerinde bırakmaktadır.

Akyol'un hakkın kullanılması ve kurumsal temsil eksenindeki yaklaşımları ışığında, TMK m. 110/2'de yer alan "ödenti veren işçiler en az yapmış oldukları ödeme oranında yönetime katılırlar" ibaresi, sosyal dayanışma ruhuyla dogmatik bir çelişki içindedir. Bir sosyal yardım vakfının yönetiminin, "kim daha çok para ödüyorsa onun daha çok söz hakkı olur" şeklindeki bir anonim şirket (sermaye/pay) mantığına indirgenmesi, eşitlik ilkesini zedelemektedir. Düşük ücret alan ve dolayısıyla vakfa daha az ödenti ödeyebilen alt kademe işçilerin, yüksek maaşlı yöneticiler karşısında vakıf karar mekanizmalarında azınlıkta kalması ve dışlanması, vakfın "dayanışma ve zayıfı koruma" felsefesini sermaye odaklı bir oligarşiye çevirmektedir. İşçi katılımı, finansal katkı oranına göre değil, bütünüyle demokratik "bir üye bir oy" (veya her çalışan grubunun eşit temsili) esasına göre şekillendirilmelidir.

Özsunay'ın Tüzel Kişiler teorisi bağlamında değerlendirildiğinde, TMK m. 110 kapsamındaki "çalıştırılanlara yardım vakıfları" modeli, çağdaş "Bireysel Emeklilik Sistemleri (BES)" ve uluslararası "Corporate Pension Funds" rüzgarı karşısında de lege ferenda (olması gereken hukuk) olarak oldukça statik ve arkaik kalmıştır. Çalışanların emeklilik birikimlerinin ve fonlarının profesyonel portföy yönetim şirketlerince yönetildiği, her an şeffaf dijital ekranlardan takip edilebildiği bir çağda; bu devasa fonların hantal vakıf senetlerine, asliye hukuk mahkemelerinin yıllar süren tescil davalarına ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün katı idari vesayetine mahkum edilmesi sistemin verimliliğini düşürmektedir. İşçi yardım vakıflarının, medeni hukukun klasik kurallarından ziyade, çağdaş aktüeryal prensiplere, sıkı finansal regülasyonlara ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) benzeri esnek denetim standartlarına uyarlanmış yeni nesil bir "sosyal tüzel kişilik" zırhına kavuşturulması kaçınılmaz bir gerekliliktir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.

Kullanılan kaynaklar:

  • Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
  • Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 110'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
  • Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
  • Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 89.

Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 110. madde metnine dayanır.

Görüş: Çalışan vakıflarında işçi katılımının ödenti oranıyla sınırlandırılması yerine eşit temsil ilkesine geçilmesi; kurumsal emeklilik sistemine geçiş tartışmalarında çalışan vakıflarının tamamlayıcı işlevinin korunması gerektiği görüşü benimsenmiştir.

Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.