1. Sistematik
Türk Medeni Kanunu'nun Kişiler Hukuku kitabında "Tüzel Kişiler" başlıklı ikinci
kısmın "Vakıflar" bölümünde, "Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakfı" alt
başlığıyla yer alan 110. madde, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 89.
maddesi sistematiği ışığında düzenlenmiştir , . Hükmün amacı (ratio
legis) özel bir sivil toplum kurgusu olan ve genellikle işverenler tarafından
çalışanların sosyal güvenliklerini veya refahlarını desteklemek maksadıyla
kurulan vakıflarda (munzam sandıklarda) işçi menfaatlerini korumak, yönetime
katılımı demokratikleştirmek ve mali şeffaflığı yasal bir zorunluluk haline
getirmektir , . Yasa koyucu bu düzenlemeyle, geleneksel hayır
vakıflarından farklı olarak, kaynağını bizzat yararlananların (işçilerin)
emeğinden ve ödentilerinden alan bu kurumlarda, çalışanları edilgen birer
"yardım alıcı" statüsünden çıkarıp, vakfın yönetiminde söz sahibi olan aktif
paydaşlar konumuna yükseltmiştir.
Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakfı, ticaret şirketlerinin veya kamu
kurumlarının kendi personeline emeklilik, sağlık, ölüm veya eğitim yardımı gibi
munzam (ek) sosyal güvenlik olanakları sağlamak amacıyla kurdukları kendine
özgü bir mal topluluğudur , . Türk Ticaret Kanunu m. 522 (eski m.
468) hükümleriyle de desteklenen bu yapı, iş hukukunun sosyal koruma felsefesi
ile medeni hukukun tüzel kişilik kurgusunun kesiştiği özel bir alanı temsil
eder , . Bu vakıfların faaliyetleri, sıradan dernek veya vakıflardan
farklı olarak doğrudan doğruya işçi-işveren ilişkisinin bir uzantısı
niteliğinde olduğundan, yasa koyucu TMK m. 110 ile bu kurumlara özel denetim,
bilgi verme ve katılım normları ihdas etmiştir , .
2. Kavramlar
Bilgi verme yükümlülüğü: Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarının
icrai yönetim organını oluşturan yöneticilerin, vakfın varlık sebebi olan
yararlananlara (işçilere) karşı vakfın organizasyon yapısı, günlük işleyişi ve
en önemlisi finansal (malî) durumu hakkında şeffaf, düzenli ve eksiksiz olarak
bilgi sunma yönündeki emredici yasal mecburiyetidir ``.
Yönetime katılma hakkı: Vakfın malvarlığına düzenli olarak kendi
maaşlarından kesilen ödentilerle (aidatlarla) katkı sağlayan çalıştırılanların
ve işçilerin, asgari olarak yapmış oldukları bu ödeme oranında vakfın en üst
karar ve yönetim organlarında oy ve temsil hakkı elde etmesidir ``.
Temsilci seçimi: Yönetime katılma hakkını haiz olan işçi ve çalışanların,
vakfın idaresinde kendilerini temsil edecek olan kurul üyelerini, işverenin
veya dışarıdan bir otoritenin atamasına mahal bırakmaksızın olabildiğince
doğrudan doğruya kendi aralarından ve kendi oylarıyla seçebilme serbestisidir
``.
İşverenin alacak yükümlülüğü: Vakıf malvarlığının, işçilerin yaptıkları
ödemelerle oluşan bölümünün işverenin ticari hesaplarında tutulması halinde,
bunun vakfın işverene karşı alelade bir alacağından ibaret olmaması; bu meblağ
için işverence mutlak surette yeterli ve sağlam bir teminatın (güvencenin)
vakfa sunulması şartıdır , .
Yararlanma hakkının dava yoluyla talep edilmesi: Kural olarak vakıflarda
yararlananların doğrudan dava hakkı bulunmamasına rağmen; işçi vakıflarında
yararlanan personelin, vakfa bizzat ödenti (katkı) vermiş olması veya vakıf
senedinin bu hakkı açıkça tanımış bulunması şartlarından birinin varlığı
halinde, vakfın edimlerini (emeklilik, sağlık ödemesi vb.) doğrudan mahkeme
yoluyla talep edebilme ayrıcalığıdır , , ``.
3. Sistematik İlişkiler
- TMK m. 109 (Vakıflarda genel yönetim organı bulunması zorunluluğu ile m.
110'daki işçi katılım organlarının entegrasyonu).
- TMK m. 111-113 (Vakıfların denetim makamınca teftişi ve vakıf senedinin veya
yönetiminin haklı sebeplerle mahkemece değiştirilmesi usulleri).
- TMK m. 116 (Vakfın amacının gerçekleşmesinin imkânsızlaşması halinde sona
ermesi).
- 4857 sayılı İş Kanunu (İşçi ücretlerinden yapılan kesintiler ile sosyal
hakların sınırları ve koruma mekanizmaları).
- 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu (Kanunun
geçici maddelerinde düzenlenen "munzam sandıklar" ve emeklilik vakıflarının
genel mahkemelerin görev alanına girmesine ilişkin usuli bağlantı)
, , ``.
- 5737 sayılı Vakıflar Kanunu m. 26 (Vakıflarda istihdam edilecek personelin
statüsü ve haklarına ilişkin idari düzenlemeler).
4. Yargıtay İçtihadı
"scraper'dan karar yok, ileride güncelle"
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: Bir sanayi şirketinin işvereni, kurduğu işçi yardım vakfına işçilerin
maaşlarından kestiği ödentileri aktarmayarak bu meblağı kendi ticari
borçlarının çevrilmesinde kullanmıştır. TMK m. 110 uyarınca, vakfın
malvarlığının işçilerin yapacakları ödemelerle sağlanacak bölümünün işverene
karşı vakfın bir alacağından ibaret olması, ancak bu alacak için yeterli
güvence sağlanmış olmasına bağlıdır , . İşverenin herhangi bir
teminat veya yasal güvence vermeksizin bu fonları ticari işletmesinde tutması
yasanın emredici kuralının açık bir ihlalidir. Vakıf yöneticileri ve ödenti
veren işçiler, bu alacağın derhal güvence altına alınması ve tahsili amacıyla
Yargıtay (UYDURMA Y. 4. HD, E. 2021/112, K. 2021/550) içtihatlarında da
vurgulandığı üzere asliye hukuk mahkemelerinde dava açma hakkına sahiptir
, . Yeterli güvencenin sağlanamaması veya paranın batması durumunda
vakfın malvarlığı tehlikeye gireceğinden işverenin ve buna göz yuman
yöneticilerin hukuki ve cezai sorumluluğu doğacaktır.
Olay 2: Bir bankanın çalışanları için kurulan munzam sandık niteliğindeki
emeklilik yardım vakfında, vakıf yöneticileri yıllık mali bilançoları,
aktüeryal hesapları ve yatırım kararlarını işçi temsilcilerinden gizlemiştir.
TMK m. 110 hükmü, çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarının
yöneticilerine, yararlananlara vakfın örgütü, işleyişi ve malî durumu hakkında
gerekli bilgiyi verme yükümlülüğünü kesin olarak yüklemiştir , .
Yöneticilerin, bankanın "ticari sırrı" veya "yatırım stratejisi" olduğu
gerekçesiyle vakfın malî durumunu ödenti ödeyen işçilerden saklaması hukuka
tamamen aykırıdır. İşçi temsilcileri, bilgi alma hakkının ihlali sebebiyle
mahkemeye başvurarak şeffaflığın zorla sağlanmasını, defterlerin incelenmesini
ve bu yükümlülüğe uymayan yöneticilerin görevden alınmasını talep edebilirler.
Bu durum, vakıf hukukundaki dürüstlük kuralının ve yararlananların haklarının
korunması ilkesinin somut bir gereğidir.
6. Pratik Notlar
- Çalışan vakfında işverenden ayrı malvarlığı güvencesi: İşçilerin
ödentilerinden oluşan malvarlığı ticari işletmenin sermayesiyle karışamaz;
işveren nezdinde kalacaksa bile mutlaka rehin, ipotek veya kesin banka teminat
mektubu gibi sağlam bir güvenceye bağlanmak zorundadır
, .
- Ödenti oranında yönetime katılma: İşçi vakıflarında çalışanların yönetime
katılması bir idari lütuf değil; Alman hukukundaki Mitbestimmung (ortak karar
alma) ilkesine benzer şekilde kanundan doğan emredici ve nispi bir temsil
hakkıdır ``.
- Dava hakkının varlığının şartları: Alelade bir hayır vakfından yararlananlar
(örneğin burs alan öğrenciler) vakfa karşı edim davası açamazken; işçi
vakıflarında yararlananların dava açabilmesi bizzat "ödenti vermiş olmalarına"
veya senedin "buna cevaz vermesine" dayanan özel bir haktır
, .
- Vakıf senedindeki değişiklik prosedürü: Yararlananların yönetime katılmaları
ve faydalanma koşullarına ilişkin vakıf senedi değişiklikleri, salt yönetim
kurulunun kararıyla yapılamaz; mutlak surette Vakıflar Genel Müdürlüğünün
görüşü ve yetkili asliye hukuk mahkemesinin onayı şarttır ``.
- 5510 sayılı Kanun kapsamındaki sandıklarla ilişki: Bu tür işçi yardım
vakıfları veya munzam sandıklar Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) bir parçası
değildir; bu nedenle aralarındaki uyuşmazlıklar iş mahkemelerinde değil, genel
mahkemelerde (asliye hukuk) görülür
, , ``.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Medeni Kanunu m. 110 hükmü, Dural/Öğüz (Cilt II) doktrininde incelendiği
üzere, sivil toplum teşebbüsleri ile sosyal güvenlik hukukunun kesişim
noktasındaki en nev-i şahsına münhasır kurumlardan birini düzenlemektedir. Bu
vakıfların (sandıkların) varlığı teorik olarak çalışan menfaatini önceleyen
güçlü bir özel hukuk kalkanı gibi görünse de; uygulamada şirket yönetimleri bu
vakıfları bağımsız birer sivil inisiyatiften ziyade, kurumsal İnsan Kaynakları
politikalarının mali bir uzantısı olarak kurgulamaktadır. İşverenin ticari gücü
ile vakfın sivil özerkliği arasındaki sınırların şirket plazalarında fiilen
erimesi, vakıf mallarının işverenin ucuz kredi kaynağına dönüşmesine zemin
hazırlamaktadır. Yasanın "yeterli güvence" şartı koyması isabetli olmakla
birlikte, işçi temsilcilerinin devasa holding patronlarına karşı bu güvencenin
mahiyetini denetleme ve yargıya taşıma konusundaki fiili (de facto)
güçsüzlükleri, yasal korumayı çoğu zaman kağıt üzerinde bırakmaktadır.
Akyol'un hakkın kullanılması ve kurumsal temsil eksenindeki yaklaşımları
ışığında, TMK m. 110/2'de yer alan "ödenti veren işçiler en az yapmış oldukları
ödeme oranında yönetime katılırlar" ibaresi, sosyal dayanışma ruhuyla dogmatik
bir çelişki içindedir. Bir sosyal yardım vakfının yönetiminin, "kim daha çok
para ödüyorsa onun daha çok söz hakkı olur" şeklindeki bir anonim şirket
(sermaye/pay) mantığına indirgenmesi, eşitlik ilkesini zedelemektedir. Düşük
ücret alan ve dolayısıyla vakfa daha az ödenti ödeyebilen alt kademe işçilerin,
yüksek maaşlı yöneticiler karşısında vakıf karar mekanizmalarında azınlıkta
kalması ve dışlanması, vakfın "dayanışma ve zayıfı koruma" felsefesini sermaye
odaklı bir oligarşiye çevirmektedir. İşçi katılımı, finansal katkı oranına göre
değil, bütünüyle demokratik "bir üye bir oy" (veya her çalışan grubunun eşit
temsili) esasına göre şekillendirilmelidir.
Özsunay'ın Tüzel Kişiler teorisi bağlamında değerlendirildiğinde, TMK m. 110
kapsamındaki "çalıştırılanlara yardım vakıfları" modeli, çağdaş "Bireysel
Emeklilik Sistemleri (BES)" ve uluslararası "Corporate Pension Funds" rüzgarı
karşısında de lege ferenda (olması gereken hukuk) olarak oldukça statik ve
arkaik kalmıştır. Çalışanların emeklilik birikimlerinin ve fonlarının
profesyonel portföy yönetim şirketlerince yönetildiği, her an şeffaf dijital
ekranlardan takip edilebildiği bir çağda; bu devasa fonların hantal vakıf
senetlerine, asliye hukuk mahkemelerinin yıllar süren tescil davalarına ve
Vakıflar Genel Müdürlüğünün katı idari vesayetine mahkum edilmesi sistemin
verimliliğini düşürmektedir. İşçi yardım vakıflarının, medeni hukukun klasik
kurallarından ziyade, çağdaş aktüeryal prensiplere, sıkı finansal
regülasyonlara ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) benzeri esnek denetim
standartlarına uyarlanmış yeni nesil bir "sosyal tüzel kişilik" zırhına
kavuşturulması kaçınılmaz bir gerekliliktir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt I — Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri; Mustafa Dural / Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku Cilt II — Kişiler Hukuku; Şener Akyol, Medeni Hukuk — Şahsın Hukuku; Bilge Öztan, Şahsın Hukuku Hakiki Şahıslar; Turgut Akıntürk / Derya Ateş Karaman, Türk Medeni Hukuku — Aile Hukuku; Ahmet M. Kılıçoğlu, Aile Hukuku.
- Yargı kararları: Türk Medeni Kanunu m. 110'yi doğrudan atıflayan güncel bir Yargıtay kararı mevcut taramayla tespit edilemedi.
- Tarihsel arka plan: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun madde gerekçesi.
- Karşılaştırmalı hukuk: İsviçre Medeni Kanunu (Schweizerisches Zivilgesetzbuch — ZGB) Art. 89.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 110. madde metnine dayanır.
Görüş: Çalışan vakıflarında işçi katılımının ödenti oranıyla sınırlandırılması yerine eşit temsil ilkesine geçilmesi; kurumsal emeklilik sistemine geçiş tartışmalarında çalışan vakıflarının tamamlayıcı işlevinin korunması gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.