B. Bor çlardan sorumluluk
Madde 246 - Eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.
B. Bor çlardan sorumluluk
Madde 246 - Eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.
Akademik Değerlendirme
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku bölümünde, mal rejimleri kısmının edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesine ilişkin özel hakları barındıran son hükümleri (TMK m. 240-243) ile alternatif seçimlik rejimler olan mal ayrılığı ve paylaşmalı mal ayrılığı rejimlerini düzenleyen (TMK m. 244-254) kurallar bütünü, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 212-218 ve 247-251. maddelerinden sistematiğimize dâhil edilmiştir. Bu hükümlerin ratio legis'i (kanunun konuluş amacı) bir yandan edinilmiş mallara katılma rejiminin ölümle sona ermesi hâlinde sağ kalan ve ekonomik olarak zayıf düşen eşi mirasçılara karşı "aile konutu" özgülemesiyle korumak; diğer yandan ise mülkiyet ve tasarruf özerkliğini tam anlamıyla ellerinde tutmak isteyen eşlere yasal rejimin dışında esnek ve alternatif mülkiyet rejimleri (mal ayrılığı ve paylaşmalı mal ayrılığı) sunabilmektir. Yasa koyucu, tasfiye sürecindeki barınma krizlerini çözen koruyucu normlar ile sözleşme serbestisine dayalı mülkiyet normlarını bu sistematik yapıda birbirine bağlamıştır.
Mal ayrılığı ve paylaşmalı mal ayrılığı rejimlerinin Türkiye'de fiili uygulamada son derece az kullanılmasının temel nedeni, toplumsal kodlarda evliliğin ekonomik bir ayrışmadan ziyade "tam bir kader ve mal birliği" olarak algılanmasıdır. Eşlerin evlenirken notere gidip "benim malım benimdir" mantığına dayanan bir mal ayrılığı sözleşmesi imzalamaları, kültürel olarak evliliğe ve aşka duyulan güvenin zedelenmesi olarak görülmektedir. Öte yandan, 743 sayılı mülga Kanun döneminde yasal rejim olan mal ayrılığının kadını ekonomik olarak sömüren ve mağdur eden geçmiş pratiği, yeni dönemde bu rejimlerin tercih edilebilirliğini psikolojik ve sosyolojik olarak ortadan kaldırmıştır.
Aile konutunda intifa/oturma hakkı (m. 240) Evlilik birliğinin eşlerden birinin ölümü ile sona ermesi durumunda, sağ kalan eşin eski yaşantısını devam ettirebilmesi amacıyla, ölen eşe ait olan ve birlikte yaşadıkları konut üzerinde kendisine katılma alacağına mahsuben, yetmez ise bedel eklenmek suretiyle ayni bir hak (intifa veya oturma hakkı) tanınmasını isteyebilmesi kurumudur. Şahsi bir alacak hakkı olan katılma alacağının, istisnai olarak ayni bir talep hakkına dönüştüğü bu düzenleme, sağ kalan eşin barınma hakkını ve hatıralarını diğer mirasçıların tasfiye tehdidine karşı koruyan hayati bir hukuki kalkandır.
Katkı payı alacağı (m. 245-248) Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu evliliklerde, bir eşin diğerine ait bir malvarlığı değerinin edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına para, para ile ölçülebilen maddi bir değer veya karşılıksız hizmet yoluyla yaptığı katkının, mal rejiminin tasfiyesi sırasında iadesini talep etme hakkıdır. Yasal mal rejimindeki değer artış payından farklı olarak, salt Borçlar Hukuku genel hükümlerine ve fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesine dayanan nispi bir alacak hakkıdır.
Mal ayrılığı (m. 244) Eşlerin her birinin yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını tamamen bağımsız olarak koruduğu ve ortak malvarlığı kurgusunun bulunmadığı en yalın ve bireysel seçimlik mal rejimidir. Bu rejimde tasfiye anında (katkı payı hariç) kural olarak malların bölüşülmesi veya bir artık değer ortaklığı söz konusu olmaz; borçlardan da her eş tamamen kendi malvarlığıyla bizzat sorumludur.
Paylaşmalı mal ayrılığı (m. 252) Klasik mal ayrılığı rejiminin sertliğini ve ev içi emeği dışlayan yapısını yumuşatmak amacıyla kurgulanmış; eşlerin evlilik süresince yönetim ve tasarruf bağımsızlığını koruduğu ancak ailenin ortak kullanımına özgülenen mallar ile ekonomik geleceği güvence altına alan yatırımların tasfiye anında eşit paylaşıldığı melez (hibrit) bir seçimlik mal rejimidir.
Tasfiyede eşitlik Mal rejimlerinin tasfiyesinde eşlerin evlilik birliğine sundukları maddi veya manevi katkının karşılığını hakkaniyete uygun olarak almaları ilkesi olup; kısa süreli evliliklerde dayanışmanın azlığı sebebiyle katılma alacağının sıfır çıkması veya uzun süreli evliliklerde yüksek meblağlara ulaşması, salt eşitlik (1/2) ilkesinin somut olayın adaletiyle harmanlanmasını ifade eder.
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
Olay 1: Evlilik birliği içerisinde kocanın vefat etmesi üzerine edinilmiş mallara katılma rejimi sona ermiş ve muris koca adına kayıtlı olan aile konutu terekeye dâhil olmuştur. Kocanın ilk evliliğinden olan çocukları (mirasçılar) evi satıp mirası paylaştırmak istemektedirler. Sağ kalan kadın eş, TMK m. 240 uyarınca Aile Mahkemesi'ne başvurarak, kocasının edinilmiş mallarından doğan 500.000 TL'lik katılma alacağından mahsup edilmek üzere, eski yaşantısını sürdürebilmek için aile konutu üzerinde kendisine kaydıhayatla (ömür boyu) intifa hakkı tanınmasını talep etmiştir. Mahkemece, konutun intifa değeri hesaplanarak bu tutar kadının katılma alacağından düşülür ve kadın, tapuda intifa hakkı sahibi olarak evi mirasçılara karşı ömür boyu kullanma güvencesine kavuşur.
Olay 2: Evlenirken noterde "mal ayrılığı" rejimini seçen eşlerden koca, kendi adına bir tekstil atölyesi işletmektedir. Kadın eş ise, evlilik süresince bu atölyede hiçbir resmi maaş almadan haftanın altı günü işçi gibi çalışarak kocasının sermayesini büyütmesine doğrudan emek katmıştır. Yıllar sonra taraflar boşandığında, kadın eş mal ayrılığı rejimi geçerli olduğu için edinilmiş mallara katılma rejimindeki gibi atölyenin değerinin yarısını (artık değer) isteyemez; ancak TMK'nın ilgili katkı payı alacağı hükümleri (ve Borçlar Kanunu'nun sebepsiz zenginleşme kuralları) uyarınca, atölyeye sağladığı bu ücretsiz ve ölçülebilir fiili emek karşılığında kocasına karşı "katkı payı alacağı" davası açarak emeğinin ekonomik değerini tahsil edebilir.
TMK m. 240 hükmünün, sağ kalan eşe tanıdığı ayni hak (intifa/oturma veya mülkiyet) talep etme imkânı, kanun koyucunun "zayıf eşi" koruma saikiyle getirdiği bir güvence gibi dursa da pratik uygulamada kendi içinde büyük bir ekonomik çelişki barındırmaktadır. Kanun, bu ayni hakkın tanınmasını mutlak surette "katılma alacağına mahsup edilme" veya yetmezse "bedel eklenme" şartına bağlamıştır. Şayet sağ kalan eşin ölen eşten doğan katılma alacağı yoksa (örneğin ev kocasının kişisel malı ise) veya alacak miktarı çok düşükse, maddi durumu zayıf olan sağ eş bu konutun mülkiyet bedelini mirasçılara nakit olarak ödeyemeyeceği için bu haktan fiilen yararlanamayacaktır. Diğer mirasçıların (örneğin kocasının ilk evliliğinden olan çocuklarının) mülkiyet beklentileri ile sağ eşin barınma hakkı çarpıştığında, kanunun parasal bir "mahsup" öngörmesi, sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmayan, zengini koruyan bir tasfiye modelidir.
Klasik mal ayrılığı rejiminin (m. 244) saf borçlar hukuku mantığına dayanan katı yapısı, bilhassa ev içi emeği değersizleştirme riski açısından feminist hukuk doktrini tarafından haklı olarak eleştirilmektedir. Türkiye gibi kadının istihdama katılım oranının düşük olduğu ve çocuk bakımı ile ev işlerinin cinsiyetçi bir işbölümüyle tamamen kadına yüklendiği bir toplumda; mal ayrılığı rejiminin seçilmiş olması, on yıllarca süren bir evliliğin sonunda kadını ekonomik olarak tamamen sıfır noktasında sokağa terk etmek anlamına gelmektedir. Kadının ev içindeki yoğun emeğinin "karşılıksız katkı" veya "ahlaki ödev" sayılarak mal ayrılığı tasfiyesinde tamamen yok sayılması, sözleşme hürriyeti maskesi altında meşrulaştırılan yasal bir emek sömürüsüdür.
Paylaşmalı mal ayrılığı rejiminin (m. 252 vd.) teorik olarak her iki rejimin (mal ayrılığı ile katılma rejiminin) avantajlarını bir araya getiren son derece modern ve ideal bir model olmasına rağmen, uygulamada neredeyse bir ölü doğmuş olması düşündürücüdür. Bunun temel sebebi, kanunda yer alan "ailenin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenmiş mallar" ile "ekonomik geleceği güvence altına almaya yönelik yatırımlar" gibi kriterlerin (TMK m. 250) son derece muğlak ve ispata muhtaç olmasıdır. Uygulayıcılar (hâkimler ve avukatlar) ile eşler, hangi malın bireysel yatırım, hangisinin ailenin ekonomik geleceği için olduğunu ayırmak konusunda ciddi usuli krizler yaşamaktadır. Yasa koyucunun, paylaşmalı mal ayrılığını daha şeffaf matematiksel karinelere oturtarak teşvik edici bir hukuki altyapı kurmaması, eşleri ya mutlak ayrılığa ya da mecburi katılma rejimine mahkûm etmiştir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 246. madde metnine dayanır.
Görüş: Aile konutunda intifa hakkının mirasçılarla çatışmasında zayıf eşi koruyan yorumun benimsenmesi; mal ayrılığı rejiminin ev emeğini değersizleştirme riskine karşı katkı payı alacağının esnek yorumla genişletilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.