III. Akıl hastalığı
Madde 133 - Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbî sakınca bulun madığı resmî sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler. ÜÇÜNCÜ AYIRIM EVLENME BAŞVURUSU VE TÖRENİ A. Başvuru I. Başvuru makamı
III. Akıl hastalığı
Madde 133 - Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbî sakınca bulun madığı resmî sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler. ÜÇÜNCÜ AYIRIM EVLENME BAŞVURUSU VE TÖRENİ A. Başvuru I. Başvuru makamı
Akademik Değerlendirme
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Evlilik Hukuku kısmında evlenme engelleri bağlamında "Akıl hastalığı" alt başlığıyla düzenlenen 133. maddesi, mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 97. maddesine dayanmaktadır. Bu hükmün temelindeki ratio legis, zihinsel sağlık bakımından evliliğin taraflar, doğacak çocuklar ve toplum için uygun olup olmadığının nesnel bir tıbbi değerlendirmeye tabi tutulmasını sağlamaktır. Yasa koyucu, mülga 743 sayılı Medeni Kanun dönemindeki mutlak evlenme yasağını esneterek, her akıl hastasının değil, yalnızca tıbben sakıncalı görülenlerin evlenmesini engellemeyi amaçlamıştır.
Bu hükmün TMK m. 125'te düzenlenen "ayırt etme gücü" şartı ile organik bir ilişkisi bulunmakla birlikte, her iki şart hukuken ve tıbben tamamen ayrı koşulları ifade etmektedir. Bir kimse ayırt etme gücüne sahip olsa dahi (örneğin iyileşme dönemindeki bir şizofreni veya epilepsi hastası) şayet hastalığının kendisi, eşi veya gelecek nesiller için tehlike arz ettiği tıbben saptanırsa, TMK m. 133 uyarınca evlenmesi engellenecektir. Dolayısıyla, ayırt etme gücü iradi, psikolojik ve hukuki bir ehliyet meselesiyken; TMK m. 133'teki rapor zorunluluğu, soyun sağlığını ve kamu düzenini korumaya yönelik idari ve tıbbi bir evlenme engelidir.
Resmi sağlık kurulu raporu Evlenmek isteyen ve akıl hastalığı şüphesi veya kaydı bulunan kişinin, tam teşekküllü bir devlet hastanesinden veya üniversite hastanelerinin ilgili ihtisas kurullarından almak zorunda olduğu resmi belgedir. Bu belge, tek bir hekimin şahsi kanaatine değil, birden fazla uzman hekimin (psikiyatri, nöroloji vb.) dahil olduğu objektif, bilimsel ve kurumsal bir değerlendirmeye dayanmak zorundadır.
"Tıbbi sakınca bulunmadığı" Kurul raporunun, kişinin mevcut zihinsel rahatsızlığının evlilik birliğinin sürdürülmesine, eşine karşı ahlaki ve hukuki yükümlülüklerini yerine getirmesine ve potansiyel olarak doğacak çocukların genetik ile fiziksel sağlığına zarar vermeyeceği yönündeki olumlu tıbbi değerlendirmesidir. Bu ifade, hastalığın tamamen iyileşmiş olmasını değil, kişinin mevcut zihinsel durumuyla evlilik kurumunun tarafları veya toplum açısından bir tehlike (risk) yaratmayacağını gösteren kilit bir hukuki standarttır.
Akıl hastası kavramı Medeni hukuk ve özellikle evlenme engelleri anlamında, TMK m. 13'teki ayırt etme gücünü tamamen ortadan kaldırmasa dahi, psikiyatrik bir tanı almış (örneğin şizofreni, bipolar affektif bozukluk, ağır depresyon) ve tıbbi tedavi/takip gerektiren kişileri ifade eder. Buradaki kavram, kişinin hukuki işlem ehliyetini etkileyen salt zihinsel yetersizlikten veya akıl zayıflığından (mental retardasyon) bağımsız olarak, duygu, düşünce ve davranışlarda patolojik bozukluklar yaratan ruhsal hastalıkları kapsayacak şekilde geniş yorumlanmaktadır.
Raporun yeniliği ve geçerliliği Kanun koyucu raporun geçerlilik süresine dair açık bir süre sınırı öngörmemiş olsa da, evlenme başvurusu öncesinde veya o süreçte alınmış güncel bir tıbbi değerlendirme olması kanunun amacından doğan bir şarttır. Psikiyatrik rahatsızlıkların dinamik ve değişken (ataklar, remisyonlar halinde seyredebilen) yapısı göz önüne alındığında, yıllar öncesine ait veya kişinin güncel sağlık durumunu yansıtmayan bir rapor, TMK m. 133'ün aradığı tıbbi güvence şartını karşılamaz.
Raporun olmadığı halde evlenme Akıl hastası olan bir kişinin, resmi sağlık kurulu raporu almadan idareyi yanıltarak veya memurun ihmaliyle gözden kaçırması neticesinde evlenmesi halinde, bu durum tek başına mutlak butlan sebebi oluşturmaz. Kişi ayırt etme gücüne sahipse ve evlenmeye engel derecede ağır bir akıl hastası değilse evlilik şeklen geçerli kurulmuştur. Ancak rapor eksikliğiyle birlikte hastalığın gizlenmesi, şartları varsa nispi butlan (aldatma) davasına konu edilebilir.
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
Olay 1: Bipolar bozukluk tanısı ile uzun süredir tedavi gören, ilaçlarını düzenli kullanan ve evlenme anında (remisyon/ara dönem) ayırt etme gücüne sahip olan (A) evlendirme dairesine başvurmadan önce bir üniversite hastanesinden heyet raporu almıştır. Bu raporda, hastalığının stabil olduğu ve evlilik için "tıbbi sakınca" oluşturmadığı bilimsel olarak onaylanmıştır. Somut olayda (A) TMK m. 133 gereğince aranan yasal şartı tam anlamıyla yerine getirmiş olduğundan, nikah memuru bu kişiyi sırf geçmiş psikiyatrik kayıtlarına dayanarak evlendirmekten kaçınamaz. Zira yasa koyucu, hastalığın pür varlığını değil, tıbbi sakıncanın varlığını evlenme engeli olarak düzenlemiştir. Bu sayede kişinin engellilik durumuna rağmen anayasal evlenme hakkı güvenceye alınmıştır.
Olay 2: Şizofreni tanısı bulunan (X) evlendirme memuruna herhangi bir psikiyatrik sağlık kurulu raporu sunmadan, sadece rutin sağlık belgeleriyle durumu gizleyerek (Y) ile evlenmiştir. Bu evlilik yapıldıktan sonra, (X)'in sadece TMK m. 133'teki resmi raporu almamış olması, evliliği kendiliğinden mutlak butlanla batıl veya yok kılmaz. Ancak (X)'in evlenme sırasında hastalığı sebebiyle ayırt etme gücünden yoksun olduğu veya hastalığının "evlenmeye engel derecede" olduğu (TMK m. 145/3) tıbben ispatlanırsa her ilgili mutlak butlan davası açabilir. Şayet ayırt etme gücü var ancak hastalığı eş için ağır tehlike yaratıyorsa ve kasten gizlenmişse, (Y) ancak aldatma (TMK m. 150/2) sebebine dayanarak nispi butlan davası açabilecektir. Dolayısıyla raporsuzluk tek başına değil, yarattığı ehliyet ve hile sonuçlarıyla iptal sebebi doğurur.
Psikiyatrik tanıya dayalı genel bir evlenme engeli olarak TMK m. 133'ün varlığı, çağdaş insan hakları hukuku ve özellikle BM Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme (CRPD) m. 23 bağlamında ciddi dogmatik eleştirilere neden olmaktadır. Dural/Öğüz/Gümüş, Kılıçoğlu ve Akıntürk/Ateş Karaman gibi otoritelerin eserlerinde incelenen evlenme ehliyeti ilkelerine göre, CRPD taraf devletlere engellilerin aile kurma haklarını diğer bireylerle eşit temelinde tanıma ve ayrımcılık yapmama pozitif yükümlülüğü yüklemektedir. Oysa TMK m. 133, salt "akıl hastası" etiketi üzerinden kişiyi olağan bir haktan peşinen mahrum bırakmakta ve evlenme hakkını tıbbi bir heyetin iznine tabi kılarak, doğrudan psikososyal engel temelli bir ayrımcılık yaratmaktadır. Bu durum, kişinin ayırt etme gücü yerinde olsa dahi, evliliğinin "sağlık kurullarının inisiyatifine" bırakılması nedeniyle anayasal eşitlik ve özel hayata saygı ilkeleriyle açık bir çatışma içindedir.
Madde metninde yer alan "tıbbi sakınca" standardının muğlaklığı ve yargı/hastane pratiğindeki raporlama kültürünün tutarsızlığı, bir diğer derin kanayan yaradır. "Tıbbi sakınca" ile ne kastedildiği kanunda açıklanmamış; doğacak çocukların genetik sağlığı mı, eşin görebileceği maddi/manevi zarar mı, yoksa hastanın kendi psikolojisi mi koruma altına alınmak isteniyor belirsiz bırakılmıştır. Öztan'ın da işaret edebileceği üzere, bu muğlaklık farklı hastanelerin heyetlerinde tamamen farklı ve keyfi inisiyatifler doğurmakta; bir devlet hastanesinin "sakınca yoktur" dediği aynı hastaya, başka bir üniversite hastanesi "sakıncalıdır" diyebilmektedir. Hukuki güvenliği zedeleyen bu standart yoksunluğu, idari memurların ve hekimlerin evlenecek engelli bireyler üzerinde ölçüsüz ve sübjektif bir vesayet yetkisi kullanmalarına zemin hazırlamakta ve evlilik hakkını bir piyangoya çevirmektedir.
Çağdaş medeni hukuk sistemlerine ve uluslararası insan hakları standartlarına tam uyum sağlamak adına, TMK m. 133 hükmünün köklü bir reforma tabi tutulması kaçınılmazdır. Yasa koyucu, kişileri tüm psikiyatrik tanıları kapsayacak geniş ve damgalayıcı bir "akıl hastası" şemsiyesi altında toplayıp peşinen rapor zorunluluğuna tabi tutmaktan vazgeçmelidir. Bunun yerine, kişinin hukuki işlem ehliyetini merkeze alan ve tıbbi engeli yalnızca "hastalığın ayırt etme gücünü tamamen ortadan kaldırdığı akut (kriz) dönemleriyle" sınırlı tutan, orantılı bir düzenleme getirilmelidir. Evlilik ehliyeti denetimi, toplum sağlığını koruma bahanesiyle kişilerin üreme ve aile kurma haklarının hadım edilmesine (öjenik kaygılara) hizmet etmemeli; rıza, ayırt etme gücü ve eşlerin birbirini şeffafça bilgilendirmesi üzerine kurulu modern ve eşitlikçi bir aile hukuku paradigmasına oturtulmalıdır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 133. madde metnine dayanır.
Görüş: TMK m. 133'ün tüm psikiyatrik tanılar için genel bir evlenme engeli oluşturmasının BM Engelli Hakları Sözleşmesi m. 23 ile çeliştiği; yalnızca akut tehlike dönemlerini kapsayan orantılı bir kısıtlamaya dönüştürülmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.