**III. Yasal temsilcinin izni
- Küçükler hakkında**
Madde 126 - Küçük, yasal temsilc isinin izni olmadıkça evlenemez.
**III. Yasal temsilcinin izni
Madde 126 - Küçük, yasal temsilc isinin izni olmadıkça evlenemez.
Akademik Değerlendirme
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Evlilik Hukuku kısmında yer alan evlenme ehliyeti koşulları arasında "Ayırt etme gücü" (m. 125) ve "Yasal temsilcinin izni" (m. 126) alt başlıkları düzenlenmiştir. Mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 95 ve 96. maddelerine dayanan bu hükümlerin temelindeki oran (ratio legis) evlenme akdinin son derece ağır kişisel, sosyal ve mali sonuçlar doğurması nedeniyle, bu aile hukuku sözleşmesinin mutlak surette bilinçli, sonuçları kavrayışa dayalı ve dış baskılardan yahut korumasızlıklardan uzak, özgür bir irade açıklaması ile kurulması zorunluluğudur.
Bu düzenlemeler, doğrudan TMK m. 10 hükmünde yer alan fiil ehliyetinin genel ilkeleriyle organik bir paralellik içindedir. Hukukumuzda tam ehliyetli olmak için aranan üç temel koşul (erginlik, ayırt etme gücüne sahip olmak ve kısıtlı olmamak) evlenme ehliyeti alanında da karşımıza çıkmaktadır; zira evlenme ancak ayırt etme gücünün mutlak varlığı ile asgari yaş (erginlik veya olağan evlenme yaşı) ve sınırlı ehliyetsizler bakımından yasal temsilcinin izninin birleşmesiyle hukuken geçerli biçimde kurulabilir.
Ayırt etme gücü şartı (m. 125) Evlenme anında kişinin yaptığı hukuki işlemin, yani evliliğin kurduğu birliğin anlam ve sonuçlarını, yüklendiği ahlaki ve hukuki hak ve ödevleri akla uygun biçimde kavrayabilme yeteneğini ifade eder. TMK m. 13'te tanımlanan bu genel yetenekten yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı veya sarhoşluk gibi sebeplerle sürekli veya evlenme anında geçici olarak yoksun olan kişiler, kanunun emredici lafzı uyarınca hiçbir şekilde evlenemezler.
Küçüğün izin şartı (m. 126) Kural olarak 17 yaşını doldurmakla olağan evlenme yaşına ulaşan ancak genel rüşt yaşı olan 18'i henüz tamamlamadığı için kanunen sınırlı ehliyetsiz konumunda bulunan kişilerin evlenebilmesi için mutlak surette aranan yasal temsilci (veli veya vasi) onayıdır. Evlenme kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olduğundan küçük iradeyi bizzat kendisi açıklar; ancak koruma felsefesi gereği yasal temsilcinin de işleme katılması (icazet vermesi) hukuki bir geçerlilik şartı olarak öngörülmüştür.
İzin kimin tarafından verilmeli Evlenmeye izin verme yetkisi ve görevi, kural olarak velayet hakkını birlikte kullanan ana ve babaya aittir; velayet kanuni nedenlerle ana veya babadan yalnız birinde ise (örneğin boşanma, evlilik dışı doğum veya ölüm nedeniyle) bu izin o ebeveyn tarafından verilir. Şayet 17 yaşını doldurmuş olan küçük velayet altında değil de vesayet altında ise, bu durumda evlenmeye izin verecek makam doğrudan doğruya sulh hukuk mahkemesince atanmış olan vasidir.
İznin şekli Kanun koyucu, yasal temsilcinin evlenmeye izni hususunda Türk Medeni Kanunu metninde açık ve bağlayıcı bir şekil şartı öngörmemiştir. Ancak uygulamada ve Evlendirme Yönetmeliği gereğince, yasal temsilcinin bu izni evlendirme memuruna başvuru sırasında ya bizzat memur önünde sözlü beyanla ve imza atarak ya da noterden onaylı özel ve yazılı bir muvafakatname sunarak bildirmesi usulü benimsenmiştir.
İzinsiz evliliğin akıbeti Küçüğün, yasal temsilcisinin rızası alınmadan evlendirme memurunu yanıltarak veya memurun ihmaliyle hukuken evlenmesi durumunda, bu işlem kamu düzenini ilgilendiren mutlak butlanla batıl veya yok sayılmaz. Bu durumda izni alınmayan yasal temsilci, TMK m. 153 uyarınca evlenme töreninden sonra mahkemeye başvurarak nispi butlan sebebine dayalı evlenmenin iptali davası açma hakkına sahiptir.
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
Olay 1: Evlenme töreni sırasında damat (A)'nın aslında ağır derecede şizofreni hastası olduğu ve bu akıl hastalığı nedeniyle ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunduğu, ancak evlendirme memurunun o anki geçici sükunet sebebiyle durumu fark edemeyip nikahı kıydığı sonradan anlaşılmıştır. TMK m. 125 gereği ayırt etme gücüne sahip olmayanların evlenmesi kesinlikle yasak ve kanuna aykırı olduğundan, bu evlilik TMK m. 145/2 uyarınca "evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunma" gerekçesiyle mutlak butlanla sakattır. Cumhuriyet Savcısı veya her ilgili, hiçbir süreye tabi olmaksızın aile mahkemesine başvurarak, sağlık kurulu raporu deliliyle bu evliliğin mutlak butlan nedeniyle iptaline karar verilmesini talep edebilir.
Olay 2: 17 yaşını doldurmuş ancak henüz 18 yaşını tamamlamamış olan lise öğrencisi (B) anne ve babasının evlenmesine açıkça karşı çıkmasına rağmen, nişanlısıyla yurt dışına giderek orada yerel makamlar önünde yasal temsilci izni olmaksızın evlenmiş ve sonradan Türkiye'de bu evliliği nüfusa işletmek istemiştir. Sınırlı ehliyetsiz olan (B)'nin velilerinin rızası alınmadan yaptığı bu evlilik, ehliyet eksikliği nedeniyle TMK m. 126 uyarınca geçersizlik riski taşır ve Türkiye'de izni alınmayan yasal temsilciler (anne ve baba) tarafından TMK m. 153'e göre nispi butlan sebebiyle iptal davasına konu edilebilir. Ancak dava açılmadan veya yargılama devam ederken (B) 18 yaşını doldurarak erginliğe ulaşırsa veya kadın eş gebe kalırsa, kanun koyucunun aileyi koruma prensibi gereği evlenmenin iptaline mahkemece karar verilemez.
Türk Medeni Kanunu m. 125'te düzenlenen ayırt etme gücü şartının, pratik hayatta evlendirme memurunun çoğu zaman birkaç dakikayla sınırlı tören gözlemine terkedilmesi, sistemde ciddi bir hukuki güvenlik boşluğu yaratmaktadır. Akıntürk/Ateş Karaman, Kılıçoğlu ve Dural/Öğüz/Gümüş gibi yazarların eserlerinde de tartışıldığı üzere, sınırda olan bir akıl hastalığının veya hafif dereceli zeka geriliğinin yüzeysel bir diyalogla anlaşılması tıp bilimi açısından dahi son derece zorken, sıradan bir idari memurdan bunu kusursuz şekilde tespit etmesini beklemek hayatın olağan akışıyla çelişmektedir. Bu fiili durum, evlenme anında aslında ayırt etme gücünden yoksun olan zayıf kişilerin art niyetli üçüncü şahıslarca suistimal edilmesine ve ileride uzun, ispatı güç tıbbi raporlara dayalı mutlak butlan davalarının (TMK m. 145/2) mahkemeleri gereksiz yere yormasına sebebiyet vermektedir.
TMK m. 126 uyarınca küçüğün evlenebilmesi için getirilen "yasal temsilcinin izni" kuralı, dogmatik kökeninde tecrübesiz bireyleri telafisi zor kararlardan koruma kastı taşısa da, Türkiye'nin belirli sosyolojik ve kırsal gerçekliğinde bu kurum maalesef sıklıkla bir aile içi istismar ve baskı aracına dönüşebilmektedir. Ailelerin, 17 yaşını doldurmuş kız çocuklarını ekonomik çıkarlar, başlık parası beklentisi veya katı töre kuralları sebebiyle kendi rızaları hilafına istemedikleri kişilerle evlenmeye icbar etmeleri durumunda, yasal temsilcinin verdiği "izin", küçüğü koruyan hukuki bir kalkan olmaktan çıkıp onu istenmeyen bir hayata mahkum eden bir vasıtaya dönüşmektedir. Veli izninin sadece şekli bir noter muvafakatnamesine indirgenmesi ve memur tarafından küçüğün gerçek, içsel iradesinin pedagojik bir süzgeçten geçirilmeden salt evrak tamlığı üzerinden onaylanması, maddenin koruyucu ruhunu zedelemektedir.
Çağdaş hukuk sistemlerinde ve uluslararası çocuk hakları metinlerinde en üstte tutulan "çocuğun üstün yararı" ilkesinin, küçüklerin ve kısıtlıların evlenmesi süreçlerine proaktif bir denetim mekanizması olarak entegre edilmesi günümüz hukukunun acil bir ihtiyacıdır. Mevcut sistematiğimizde, yasal temsilcinin rızasıyla gerçekleşen olağan evliliklerde hâkimin veya uzman pedagogların hiçbir ön denetimi bulunmamakta; sadece veli/vasi izin vermeyi reddettiğinde hâkime başvurulabilmektedir (TMK m. 128). Oysa 18 yaşın altındaki tüm küçüklerin dâhil olduğu evlilik işlemlerinin, temsilcinin rızası olsun veya olmasın, tıpkı evlat edinme (TMK m. 305 vd.) prosedürlerinde olduğu gibi mutlak surette aile mahkemelerinin uzman raporları eşliğindeki objektif denetiminden geçirilmesi, zorla erken yaşta evliliklerin önlenmesi ve çocuk haklarının korunması açısından Türk Medeni Kanunu'na dâhil edilmesi gereken en rasyonel reformlardan biridir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 126. madde metnine dayanır.
Görüş: Yasal temsilci izninin çocuğu baskı altında evlendirme aracına dönüşmemesi için hâkimin reddi iptal etme yetkisinin çocuğun üstün yararını merkeze alacak biçimde güçlendirilmesi gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.