EVLENME BİRİNCİ AYIRIM NİŞANLILIK A. Ni şanlanma
Madde 118 - Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur. Nişanlanma, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.
EVLENME BİRİNCİ AYIRIM NİŞANLILIK A. Ni şanlanma
Madde 118 - Nişanlanma, evlenme vaadiyle olur. Nişanlanma, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça küçüğü veya kısıtlıyı bağlamaz.
Akademik Değerlendirme
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun İkinci Kitap Aile Hukuku, Birinci Kısım Evlilik Hukuku altında "Nişanlanma" başlığıyla yer alan 118. maddesi, evlenme öncesi birliktelik statüsünü ve buna bağlı hakları düzenleyen temel hükümdür. Mehaz İsviçre Medeni Kanunu'nun (ZGB) 90. maddesine dayanan bu hüküm, toplumun temel yapıtaşı olan ailenin kurulmasındaki ilk adımı teşkil eden nişanlanmanın hukuki çerçevesini ve ehliyet koşullarını belirlemeyi amaçlar (ratio legis).
Nişanlanma, doktrinde de açıkça ifade edildiği üzere, evlenme vaadine dayanan kendine özgü (sui generis) bir aile hukuku sözleşmesidir. Borçlar hukuku sözleşmelerinden farklı olarak tarafların irade muhtariyeti tam serbestiye sahip değildir ve bu sözleşme, evlenmeye zorlama (aynen ifa) hakkı vermemesi bakımından evlilikten de net bir biçimde ayrılan, nev-i şahsına münhasır bir hukuki niteliğe sahiptir.
Nişanlanma Tanımı Bir kadın ile bir erkeğin ileride birbirleriyle evlenecekleri yönünde karşılıklı olarak verdikleri evlenme vaadidir. Bu tanım gereği, evlenme niyeti bulunmayan arkadaşlık ilişkileri veya sadece fiili beraberlikler hukuken nişanlanma sayılmaz. Tarafların birbirlerini daha iyi tanımak amacıyla girdikleri bu önsözleşme dönemi, taraflara sadakat, yardım ve özen gibi çeşitli manevi ve ahlaki yükümlülükler de yükler. Aynı zamanda bu süreç, evliliğin kurucu adımı olduğu için taraflar arasında özel bir güven ilişkisi (culpa in contrahendo temelli) tesis eder.
Sui Generis Nitelik Nişanlanma, standart bir borçlar hukuku sözleşmesi ya da salt tek taraflı bir irade beyanı değil, aile hukukuna özgü, kendine has (sui generis) bir statü doğuran akittir. Bu nedenle, sözleşmeler hukukundaki katı kurallar, örneğin icap ve kabuldeki süreye bağlılık veya sözleşmeden doğan aynen ifa talebi nişanlanmada doğrudan uygulanamaz. Karşılıklı maddi edim değişimi değil, manevi ve kişisel bir birliktelik amacı taşıması onu diğer hukuki işlemlerden ayırır. Klasik akitlerden farklı olarak nişanlanmada "ahde vefa" kuralı mutlak şekilde işletilemez; zira taraflar her zaman evlenmekten vazgeçme özgürlüğüne sahiptir.
Karşılıklılık Unsuru Nişanlanmanın geçerli olabilmesi için her iki tarafın da evlenme yönündeki iradelerini birbirlerine karşılıklı olarak beyan etmeleri zorunludur. Taraflardan sadece birinin tek taraflı evlenme teklifi veya kendi zihninde taşıdığı niyet, karşı tarafça iradi olarak kabul edilmedikçe hukuken nişanlanma meydana getirmez. Söz konusu karşılıklılık, iradelerin "evlenme" ortak amacına yönelmesini ve taraflar arasında hukuki bir bağ kurulmasını temin eder. İradelerin uyuşmaması veya zihni kayıt hallerinde geçerli bir evlenme vaadinden söz edilemeyeceğinden, nişanlanma akdi kurulmuş sayılmaz.
Küçük ve Kısıtlının Nişanlanması Sınırlı ehliyetsiz konumunda olan, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olan nişanlanmayı bizzat yapabilseler de, TMK m. 118/2 gereği yasal temsilcilerinin (veli veya vasi) rızası olmadıkça bu işlem onları bağlamaz. Yasal temsilcinin rızası, nişanlanma işleminden önce ön izin veya işlemden sonra icazet şeklinde verilebilir. Rıza verilmediği takdirde işlem askıda geçersiz olup, yasal temsilci bu onayı kesin olarak reddederse nişanlanma hiçbir hukuki sonuç doğurmaz. Bu kural, zayıf durumda olan küçükleri ve kısıtlıları, tecrübesizliklerinden faydalanarak onları bağlayıcı ve aleyhlerine sonuç doğuracak aile hukuku sözleşmelerinden koruma gayesi taşır.
Şekil Serbestisi Kanun koyucu nişanlanmayı geçerlilik şartı olarak herhangi bir resmi şekle (örneğin evlendirme memuru veya noter onayına) tabi tutmamış olup, irade beyanları sözlü, yazılı veya zımni (örtülü) davranışlarla serbestçe yapılabilir. Aileler arası merasim düzenlenmesi, söz kesilmesi, yüzük takılması veya nişan töreni yapılması gibi örf ve adetler ispat açısından büyük önem taşısa da hukuki bir geçerlilik şartı teşkil etmez. Sözleşme serbestisi kapsamında ehliyetli iradelerin karşılıklı olarak evlenme amacında örtüşmesi, nişanlılık statüsünün kurulması için yeterlidir. Buna karşılık, ispat açısından uyuşmazlık çıktığında, yapılan törenlerin veya alınan hediyelerin varlığı mahkemelerce kuvvetli karineler olarak değerlendirilir.
scraper'dan karar yok, ileride güncelle
Olay 1: 16 yaşındaki (A) lise arkadaşı (B) ile okulda kendi aralarında söz yüzüğü takarak ve birbirlerine evlenme sözü vererek nişanlanmıştır; ancak (A)'nın anne ve babasının bu durumdan haberi yoktur. Bu olayda, 16 yaşındaki (A) velayet altında olan ve evlenme rüştüne henüz erişmemiş bir sınırlı ehliyetsizdir. TMK m. 118/2 gereği, yasal temsilci konumundaki anne ve babanın rızası bulunmadığı için (A)'nın yaptığı bu nişanlanma akdi kendisini hukuken bağlamaz. Yasal temsilciler duruma daha sonra icazet vermediklerinden, söz konusu evlenme vaadi baştan itibaren geçersiz sayılır. Dolayısıyla, taraflar arasında hukuken korunan, tazminat veya hediye iadesi talep edilebilir bir nişanlılık statüsü doğmamıştır.
Olay 2: (X) ve (Y) baş başa kutladıkları bir yemekte birbirlerine evlenme teklif etmiş ve kabul etmişler, ancak herhangi bir yüzük takmamış veya ailelere haber vermemişlerdir. Daha sonra (X) hiçbir gerekçe göstermeden bu sözünden döndüğünü ve ayrılmak istediğini bildirmiştir. Nişanlanma, geçerliliği hiçbir resmi şekle bağlı olmayan bir hukuki işlem olduğundan, (X) ve (Y)'nin karşılıklı irade beyanları nişanlılık statüsünü kurmaya prensipte yeterlidir. Ancak aralarında ihtilaf çıkıp (Y)'nin tazminat talep etmesi halinde, (Y) usul hukuku kuralları gereği öncelikle "geçerli bir nişanlanmanın varlığını" ispat yükü altındadır. Tören yapılması, yüzük takılması veya ailelerin tanışması birer dışa vurum ve ispat aracı fonksiyonu gördüğünden, somut olayda bu emareler olmadan (Y)'nin aralarındaki ilişkiyi salt sözlü bir vaatten yola çıkarak hukuken ispatlaması son derece güç olacaktır.
Nişanlanmanın hukuki niteliğinin bir "sözleşme" mi yoksa "kişisel bir statü (karar)" mü olduğu hususu, hem Türk hem de İsviçre doktrininde köklü tartışmalara konu olmuştur. Dural/Öğüz/Gümüş ve Akıntürk/Ateş Karaman gibi duayen hocaların eserlerinde de vurgulandığı üzere; bir görüş, nişanlanmayı salt bir evlenme vaadi olarak dar bir borçlar hukuku sözleşmesine benzetirken, diğer bir görüş bunun tamamen Aile Hukukuna özgü, aynen ifası istenemeyen iradi bir "karar" olduğunu ileri sürer. Baskın ve isabetli olan yaklaşım, Kılıçoğlu ve Öztan'ın da işaret ettiği gibi, nişanlanmanın "sui generis" bir aile hukuku akdi olmasıdır. Bu nitelendirme salt teorik bir tartışma olmayıp pratik hayatta son derece hayati bir fonksiyona sahiptir; zira nişanlanmaya klasik borçlar hukuku kurallarının (örneğin ifaya zorlama, sözleşme cezası veya ifa menfaati tazmininin) uygulanamaması, tarafların evlenmeye giderken irade özgürlüklerinin ahlaki ve duygusal temelde korunmasını garanti altına alır.
TMK m. 118/2'de düzenlenen, küçüğün nişanlanmasında yasal temsilci rızasının aranması kuralı, ilk bakışta zayıf durumdakileri koruyan bir mekanizma gibi görünse de günümüz sosyolojik gerçeklikleri karşısında tek başına yeterli bir kalkan sağlamaktan uzaktır. Türkiye'nin toplumsal yapısında, henüz fiil ehliyetine veya asgari evlenme yaşına ulaşmamış çocukların bizzat ailelerinin (yasal temsilcilerin) zorlaması veya "rıza" vermesi suretiyle erken yaşlarda gayri resmi evliliklere veya uzun süreli bağlayıcı nişanlılıklara itilmesi ciddi bir kanayan yaradır. Yasal temsilcinin rızası, küçüğü üçüncü kişilere ve dış dünyaya karşı korumak için tasarlanmışken; tehlikenin ve baskının bizzat rıza makamından (aileden) gelmesi halinde, TMK m. 118/2'nin pasif yapısı çocuğu korumasız bırakmaktadır. Bu nedenle, çocuğun üstün yararını muhafaza edecek, erken nişanlanmaları engelleyecek ve yasal temsilci rızasını kamusal bir (örneğin vesayet makamı) objektif denetime tabi tutacak ek reformlara ihtiyaç vardır.
Modern ilişki biçimlerinin hızla gelişmesi, flört, fiili birlikte yaşama (concubinage) ve klasik nişan kültürünün giderek iç içe geçmesi, TMK m. 118'in mevcut statik lafzının yargısal uygulamalarda yetersiz kalmasına neden olmaktadır. Mahkemeler, evlenme niyeti net olarak kanıtlanamayan ancak uzun yıllar süren serbest birliktelikleri "nişanlılık" statüsünde görmeyerek, bu ilişkileri haksız fiil veya kısıtlı sebepsiz zenginleşme kurallarına hapsetmektedir. Evlilik öncesi ve dışı bu yoğun hayat ortaklıklarının hukuki korumadan (örneğin manevi tazminat veya detaylı tasfiye hükümlerinden) mahrum bırakılması, ilişki sona erdiğinde taraflar, özellikle de kadınlar açısından ağır maddi ve manevi hak kayıplarına yol açmaktadır. Dolayısıyla, salt "evlenme vaadi" ritüeline sıkışmış şekilci anlayıştan kurtularak, uzun süreli hayat ortaklıklarının tasfiyesinde hakkaniyeti sağlayacak, evlilik dışı beraberlikleri de kendi gerçekliği içinde düzenleyen çağdaş ve bütüncül bir hukuki çerçevenin Türk Medeni Hukukuna kazandırılması kaçınılmaz bir gerekliliktir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1 Ocak 2002'de yürürlüğe giren 118. madde metnine dayanır.
Görüş: Nişanlanmanın sui generis hukuki niteliğinin borçlar hukuku sözleşmesinden bağımsız yorumlanması; erken nişanın çocukları olumsuz etkilemesi bakımından yasal temsilci rızasının gerekli ama yeterli olmayan bir koruma oluşturduğu; çocuğun üstün yararının da aranması gerektiği görüşü benimsenmiştir.
Güncellik: Bu yorum, 16.05.2026 tarihi itibariyle günceldir.