ÜÇÜNCÜ KİŞİYİ KORUYUCU ETKİLİ SÖZLEŞMELER
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ
BİRİNCİ BÖLÜM
KAVRAMSAL ÇERÇEVE, TARİHSEL GELİŞİM VE BENZER HUKUKİ KURUMLARDAN AYIRT EDİLMESİ
1.1 TEMEL KAVRAMLAR VE TEORİNİN ORTAYA ÇIKIŞI
1.1.1 Borç İlişkisinin Nispiliği İlkesi
1.1.2 Nispilik İlkesinin Üçüncü Kişiler Açısından Doğurduğu Sakıncalar
1.1.3 Teorinin Amacı: Sözleşme Sorumluluğu ile Haksız Fiil Sorumluluğu Arasındaki Boşluğun Doldurulması
1.2 TEORİNİN MUKAYESELİ HUKUKTA VE TÜRK HUKUKUNDAKİ GELİŞİMİ
1.2.1 Diğer Hukuk Sistemlerinden Örnekler
1.2.2 Türk Hukukunda Doktrinin ve Yargıtay'ın Yaklaşımı
1.3 ÜÇÜNCÜ KİŞİYİ KORUYUCU ETKİLİ SÖZLEŞMENİN BENZER KURUMLARDAN AYRIMI
1.3.1 Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme
1.3.2 Üçüncü Kişinin Zararını Tazmin Kurumu
1.3.3 Haksız Fiil Sorumluluğu
İKİNCİ BÖLÜM
ÜÇÜNCÜ KİŞİYİ KORUYUCU ETKİLİ SÖZLEŞMENİN HUKUKİ DAYANAĞI TARTIŞMALARI
2.1 TEORİNİN HUKUKİ DAYANAĞINI SÖZLEŞME İÇİNDE ARAYAN GÖRÜŞLER
2.1.1 Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme Görüşü
2.1.2 Sözleşmenin Yorumu ve Tamamlanması Görüşü (Farazi İrade)
2.2 TEORİNİN HUKUKİ DAYANAĞINI SÖZLEŞME DIŞINDA ARAYAN GÖRÜŞLER
2.2.1 Örf ve Adet Hukuku Görüşü
2.2.2 Hâkimin Hukuk Yaratması ve Kanun Boşluğu Görüşü
2.3 MODERN VE BASKIN GÖRÜŞ: DÜRÜSTLÜK KURALI VE GÜVEN SORUMLULUĞU
2.3.1 Edim Yükümlülüğünden Bağımsız Borç İlişkisi Olarak Koruma Yükümlülükleri
2.3.2 Güven Sorumluluğu (Culpa İn Contrahendo İle İlişkisi)
2.3.3 Dürüstlük Kuralına Dayalı Yasal Borç İlişkisi Görüşü
2.3.4 Görüşlerin Değerlendirilmesi ve Türk Hukuku Açısından Tercih Edilmesi Gereken Görüş
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
BORÇLUNUN ÜÇÜNCÜ KİŞİYE KARŞI SORUMLULUĞUNUN ŞARTLARI VE ÖZEL SONUÇLARI
3.1 ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN KORUNMASINA İLİŞKİN ÖZEL ŞARTLAR
3.1.1 Genel Olarak Sınırlama Zorunluluğu
3.1.2 Edime Yakınlık Şartı
3.1.3 Alacaklının Üçüncü Kişiyi Korumakta Menfaatinin Olması
3.1.4 Öngörülebilirlik Kriteri
3.1.5 Üçüncü Kişinin Korunma İhtiyacının Bulunması
3.2 SORUMLULUĞUN SONUÇLARI VE ÖZELLİK ARZ EDEN DURUMLAR
3.2.1 Sorumsuzluk Anlaşmasının Üçüncü Kişinin Tazminat Talebine Etkisi
3.2.2 Alacaklının veya Üçüncü Kişinin Kusurunun (Birlikte Kusurun) Tazminata Etkisi
3.2.3 Zamanaşımı
SONUÇ
KAYNAKÇA
GİRİŞ
Türk ve İsviçre hukuk sistemlerinde kökleri Roma Hukuku'na uzanan borç ilişkisinin nisbilik ilkesi temel bir prensip olarak kabul edilmiştir. Bu ilke uyarınca, sözleşmelerden veya borç ilişkilerinden doğan tüm hak ve yükümlülükler kural olarak yalnızca o hukuki ilişkinin tarafları arasında hüküm ve sonuç doğurur. Bu katı kuralın doğal sonucu, sözleşmeye taraf olmayan üçüncü kişilerin ne borç altına girebilmesi ne de borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle uğradıkları zararın tazminini sözleşmeye dayanarak isteyebilmesidir.
Ne var ki, modern ticaret ve sosyal yaşamda, salt taraf iradeleriyle sınırlı bu yaklaşım, hukuki adalet duygusunu zedeleyen sonuçlar doğurabilmektedir. Zira, bir sözleşmenin ifası sırasında ortaya çıkan riskler, alacaklının yanı sıra, edim konusuna olan yakınlıkları sebebiyle üçüncü kişileri de yoğun bir şekilde tehdit edebilir. Örneğin, kiralanan konuttaki bir ayıp nedeniyle zarar gören kiracının aile bireyleri ya da işverenin satın aldığı tehlikeli bir makineyi kullanan işçiler, sözleşmenin tarafı olmasalar dahi, zararın doğumunda en az alacaklı kadar risk altındadırlar.
Mevcut hukuk düzeninde, bu tür bir zarara uğrayan üçüncü kişiler, kural olarak, ancak haksız fiil sorumluluğu (TBK m. 49 vd.) hükümlerine başvurmak zorundadırlar. Ancak haksız fiil hükümleri, sözleşme sorumluluğuna kıyasla, zarar görenler için bariz dezavantajlar içerir: Kusurun ispat yükü zarar görene aittir, zamanaşımı süreleri kısadır ve en önemlisi, salt malvarlığı zararlarının tazminine kural olarak imkân sağlamaz. Bu durum, haksız fiil ve sözleşme sorumluluğu arasındaki ikili ayrımın, edime yakın üçüncü kişiler yönünden yarattığı koruma boşluğunu açıkça ortaya koyar.
İşte üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme teorisi bu koruma boşluğunu doldurmak amacıyla ortaya çıkmıştır. Teorinin temel amacı, borçlunun koruma yükümlülüğünü ihlal etmesi sonucu zarar gören ve tehlikeye en az alacaklı kadar maruz kalan sınırlı bir üçüncü kişi çevresine, haksız fiil hükümlerinin aleyhine sonuçlarından kaçınarak sözleşmeye aykırılık hükümlerine dayanma imkânı sunmaktır. Bu sayede, aynı riske maruz kalan kişilerin farklı sorumluluk rejimlerine tabi tutulmasının yarattığı adaletsizlik giderilir. Teorinin bu korumayı sağlaması, üçüncü kişiye asli edimin ifasını talep hakkı vermekle ilgili değildir; aksine, yalnızca borçlunun koruma yükümlülüklerinin ihlali nedeniyle doğan zararın tazminini isteme hakkını tanır.
Bu kurum, Alman İmparatorluk Mahkemesi içtihatlarıyla geliştirilmiş, başlangıçta üçüncü kişi yararına sözleşme hükümlerine dayandırılmaya çalışılsa da, bu yaklaşım eleştirilmiştir. Modern Türk Hukuku'nda ise bu kurum, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun "Tüpgaz Kararı" ile kabul görmüş ve hukuki dayanağını Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralından (TMK m. 2) alan, edim yükümlülüğünden bağımsız bir yasal borç ilişkisi olarak sağlam bir temele oturtulmuştur. Bu görüş, teoriyi taraf iradelerinin zorlama bir yorumundan (farazi irade) kurtararak, sorumluluğun kaynağını doğrudan kanuna dayandırmaktadır.
Ancak, nispilik ilkesine istisna teşkil eden bu teorinin kontrolsüz bir şekilde genişlemesi, borçlunun sorumluluğunu öngörülemez bir boyuta taşıma tehlikesi yaratır. Dolayısıyla, teorinin uygulanması için edime yakınlık, öngörülebilirlik ve korunma ihtiyacının bulunması gibi sınırlayıcı şartların varlığı zorunludur. Bu sınırlamaların objektif kriterlere göre dar yorumlanması, teorinin keyfi uygulamalardan kaçınması ve adalet terazisini borçlu aleyhine bozmaması açısından hayati önem taşımaktadır.
Bu çalışmada, üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme teorisinin temel kavramları, benzer kurumlarla ilişkisi ve hukuki dayanağı tartışmalarının ardından, borçlunun sözleşmesel sorumluluğunun doğumu için aranan özel ve genel şartlar ile sorumluluğun özel hukuki sonuçları detaylı olarak incelenecektir.
BİRİNCİ BÖLÜM
KAVRAMSAL ÇERÇEVE, TARİHSEL GELİŞİM VE BENZER HUKUKİ KURUMLARDAN AYIRT EDİLMESİ
1.1 TEMEL KAVRAMLAR VE TEORİNİN ORTAYA ÇIKIŞI
1.1.1 Borç İlişkisinin Nispiliği İlkesi
Borçlar hukukuna hâkim olan en temel ilkelerden biri "borç ilişkisinin nispiliği" ilkesidir. Bu ilke uyarınca, borç ilişkisinden doğan haklar ve borçlar kural olarak yalnızca o ilişkinin tarafları olan alacaklı ve borçlu arasında hüküm ve sonuç doğurur[1]. Sözleşme özgürlüğü prensibinin bir uzantısı olan nispilik ilkesi gereği, iki tarafın iradeleriyle oluşturdukları bir sözleşmenin, üçüncü kişileri hukuken bağlaması veya üçüncü kişilere doğrudan haklar bahşetmesi kural olarak mümkün değildir[2]. Bu ilkenin doğal sonucu olarak, sözleşmeden doğan borcun ifası yalnızca borçludan talep edilebilir ve borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi nedeniyle oluşan zararın tazmini ancak sözleşmenin tarafı olan alacaklı tarafından istenebilir[3]. Üçüncü kişiler, kural olarak tarafı olmadıkları bir sözleşmeye dayanarak herhangi bir talepte bulunamazlar[4].
1.1.2 Nispilik İlkesinin Üçüncü Kişiler Açısından Doğurduğu Sakıncalar
Nispilik prensibinin katı bir şekilde uygulanması, bazı durumlarda adalet duygusunu zedeleyen sonuçlar doğurmaktadır. Bir sözleşme sadece tarafları için hüküm doğursa da tarafları dışında birçok kişinin kişilik ve malvarlığı değerlerine etki edebilir[5]. Sözleşmenin ifası sırasında ortaya çıkan riskler, alacaklının yanı sıra edime yakın olan üçüncü kişileri de tehdit edebilir. Örneğin, bir ev kiralayan şahsın ailesi veya bir işverenin satın aldığı makineyi kullanan işçisi, sözleşmenin tarafı olmamalarına rağmen edime en az alacaklı kadar yakındırlar[6].
Bu kişiler, sözleşmenin tarafı olmadıkları için borçlunun edimi kötü ifa etmesi veya koruma yükümlülüklerini ihlal etmesi nedeniyle zarar gördüklerinde, sözleşmeye aykırılık hükümlerine dayanamamaktadırlar[7]. Mevcut hukuk düzeninde bu kişiler ancak haksız fiil hükümlerine (TBK m. 41 vd.) başvurmak zorunda kalmaktadır. Ancak haksız fiil sorumluluğu, sözleşme sorumluluğuna kıyasla zarar gören açısından daha elverişsizdir. Haksız fiilde kusurun ispat yükü zarar görendedir, yardımcı şahsın fiilinden sorumlulukta kurtuluş kanıtı getirme imkânı vardır ve zamanaşımı süreleri daha kısadır[8].
1.1.3 Teorinin Amacı: Sözleşme Sorumluluğu ile Haksız Fiil Sorumluluğu Arasındaki Boşluğun Doldurulması
Üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme teorisinin temel amacı, tarafı olmadığı bir sözleşmenin ihlalinden kaynaklanabilecek tehlikelere en az taraflar kadar maruz kalan üçüncü kişilerin, haksız fiil hükümleri yerine, daha güçlü koruma sağlayan sözleşmeye aykırılık hükümleri uyarınca korunmasını sağlamaktır[9]. Teori, sözleşme sorumluluğu ile haksız fiil sorumluluğu arasındaki boşluğu doldurmayı ve haksız fiil sorumluluğunun yetersiz kaldığı durumlarda üçüncü kişiye ek bir koruma sunmayı hedefler[10]. Amaç, sözleşmenin ihlalinden doğan tehlikelere aynı oranda maruz kalan kişilerin (örneğin kiracı ve ailesi) farklı derecede korunmalarını engellemektir[11]. Böylelikle nisbilik prensibi aşılarak, üçüncü kişiye haksız fiil yerine sözleşmeye aykırılık hükümlerine dayanan doğrudan ve bağımsız bir tazminat talep etme hakkı tanınır[12].
1.2 TEORİNİN MUKAYESELİ HUKUKTA VE TÜRK HUKUKUNDAKİ GELİŞİMİ
1.2.1 Diğer Hukuk Sistemlerinden Örnekler
Bu kurum, kanunda açıkça düzenlenmemiş olup, esasen Alman İmparatorluk Mahkemesi ve sonrasında Alman Federal Mahkemesi içtihatlarıyla geliştirilmiştir[13]. Alman hukukunda da nispilik ilkesi hakimdir; ancak mahkemeler, haksız fiil hükümlerinin yetersiz kaldığı durumlarda "adalet hissini zedeleyen" sonuçları gidermek için bu kurumu yaratmıştır[14].
İlk dönem kararlarında (örneğin 1915 tarihli bir kararda), mahkemeler bu kurumu "üçüncü şahıs yararına tam sözleşme" hükümlerine dayandırmaya çalışmışlardır[15]. Örneğin, kiracının kızının evin sağlıksız olması nedeniyle hastalanması olayında, mahkemeler sözleşmenin bu kişileri de koruyacak şekilde kurulduğunu varsaymıştır[16]. Zamanla Alman hukukunda bu kurum, edim yükümlülüğünden bağımsız bir borç ilişkisi olarak kabul edilmiş ve 2002 yılındaki reformla Alman Medeni Kanunu'nun 311. paragrafının 3. fıkrasında yasal bir zemine kavuşturulmuştur[17].
1.2.2 Türk Hukukunda Doktrinin ve Yargıtay'ın Yaklaşımı
Türk Borçlar Kanunu'nda üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşmeye ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır[18]. Ancak bu kurum, Alman hukukundaki gelişmelerin etkisiyle Türk doktrininde ve yargı kararlarında kabul görmeye başlamıştır[19]. Türk hukukunda bu teoriye duyulan ilgi, özellikle haksız fiil ve sözleşme sorumluluğu arasındaki ikili ayrımın yarattığı adaletsizlikleri giderme ihtiyacından kaynaklanmaktadır[20].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 1992 tarihli ünlü "Tüpgaz Kararı" ile bu kurumu açıkça tanımıştır[21]. Olayda, bir tüp satıcısının sattığı tüpün bozuk olduğunu fark eden alıcının yardıma çağırdığı komşusu, tüpün patlaması sonucu yaralanmıştır. Yargıtay, bu üçüncü kişinin (komşunun) sözleşmenin tarafı olmamasına rağmen, alıcı ile satıcı arasındaki "güven ortamına" dahil olduğunu ve satıcının koruma yükümlülüklerinin bu kişiyi de kapsadığını belirtmiştir. Kararda, bu ilişkinin kaynağının TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) olduğu ve üçüncü kişinin haksız fiil yerine sözleşmeye aykırılık hükümlerine dayanarak tazminat isteyebileceği hüküm altına alınmıştır.
1.3 ÜÇÜNCÜ KİŞİYİ KORUYUCU ETKİLİ SÖZLEŞMENİN BENZER KURUMLARLA AYRIMI
1.3.1 Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme
Üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme, "üçüncü kişi yararına sözleşme" (TBK m. 129) kurumundan farklıdır[22]. Üçüncü kişi yararına tam sözleşmede, taraflar üçüncü kişiye "asli edimi talep etme hakkı" verirler; yani üçüncü kişi borcun ifasını isteyebilir[23]. Oysa üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşmede, üçüncü kişiye asla asli edimi talep etme hakkı verilmez[24]. Üçüncü kişi, sadece borçlunun koruma yükümlülüklerini ihlal etmesi sonucu uğradığı zararın tazminini isteyebilir[25]. Bu kurumda borçlu, üçüncü kişiye karşı ifa ile yükümlü tutulmaz, sadece ona zarar vermeme (koruma) yükümlülüğü altındadır[26].
1.3.2 Üçüncü Kişinin Zararını Tazmin Kurumu
Üçüncü kişinin zararını tazmin kurumu ile üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme, benzer amaçlara hizmet etseler de sonuçları bakımından farklıdır[27]. Üçüncü şahsın zararını tazmin kurumunda, borca aykırılık sonucunda alacaklı değil, tesadüfen üçüncü bir kişi zarar görür (zararın nakli/yer değiştirmesi)[28]. Burada tazminat hakkı kural olarak alacaklıdadır, ancak zararı gören üçüncü kişidir; alacaklı, üçüncü kişinin zararını borçludan talep eder[29]. Oysa üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşmede, "zararın yığılması" söz konusu olabilir; yani hem alacaklı hem de üçüncü kişi aynı anda zarar görebilir ve her ikisi de kendi zararlarını talep edebilir. Ayrıca, üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşmede üçüncü kişi "doğrudan" ve "bağımsız" talep hakkına sahipken, diğer kurumda tazminatı kural olarak alacaklı ister[30].
1.3.3 Haksız Fiil Sorumluluğu
Normal şartlarda sözleşme dışı üçüncü kişiler, uğradıkları zararlar için haksız fiil hükümlerine (TBK m. 49 vd.) başvururlar[31]. Ancak üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme teorisi, belirli şartlar altında (edime yakınlık, güven ilişkisi vb.) üçüncü kişiyi haksız fiil alanından çıkarıp sözleşme sorumluluğu alanına çeker[32]. Haksız fiil sorumluluğunda kusurun ispatı zarar görene aitken, bu teori sayesinde borçlu kusursuzluğunu ispat etmek zorunda kalır (TBK m. 112). Ayrıca, haksız fiilde yardımcı şahsın fiilinden sorumlulukta (TBK m. 66) kurtuluş kanıtı getirilebilirken, sözleşmesel sorumlulukta (TBK m. 116) bu imkan yoktur[33]. Zamanaşımı süreleri de sözleşme sorumluluğunda (10 yıl) haksız fiile göre (2/10 yıl) daha uzundur.
İKİNCİ BÖLÜM
ÜÇÜNCÜ KİŞİYİ KORUYUCU ETKİLİ SÖZLEŞMENİN HUKUKİ DAYANAĞI TARTIŞMALARI
2.1 TEORİNİN HUKUKİ DAYANAĞINI SÖZLEŞME İÇİNDE ARAYAN GÖRÜŞLER
2.1.1 Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme Görüşü
Teorinin ilk ortaya çıktığı dönemde Alman Mahkemeleri, bu kurumu yasada düzenlenmiş olan "üçüncü şahıs yararına tam sözleşme"ye dayandırmaya çalışmıştır[34]. Mahkemeler, taraf iradelerini yorumlayarak, tarafların üçüncü kişiyi de koruma kapsamına almak konusunda "zımni" bir anlaşma yaptıklarını ve bunun üçüncü kişi lehine bir sözleşme oluşturduğunu varsaymışlardır[35]. Ancak bu görüş doktrinde eleştirilmiştir; çünkü üçüncü şahıs yararına sözleşmenin temel unsuru olan "edimi talep hakkı", koruyucu etkili sözleşmelerde üçüncü kişiye verilmemektedir[36]. Sadece koruma yükümlülüğünün ihlali halinde tazminat hakkı doğmaktadır ki bu, kanundaki üçüncü şahıs yararına sözleşme tanımına uymamaktadır[37].
2.1.2 Sözleşmenin Yorumu ve Tamamlanması Görüşü (Farazi İrade)
Üçüncü kişi yararına sözleşme görüşünün eleştirilmesi üzerine, Karl Larenz gibi hukukçular, bu kurumun "sözleşmenin tamamlayıcı yorumuna" dayandığını ileri sürmüşlerdir[38]. Bu görüşe göre, sözleşmede üçüncü kişinin korunmasına ilişkin açık bir hüküm bulunmasa da "sözleşme boşluğu" vardır[39]. Hâkim, dürüstlük kuralı ve tarafların farazi iradelerinden yola çıkarak, tarafların eğer düşünselerdi üçüncü kişiyi de koruma kapsamına alacaklarını varsayar ve sözleşmeyi bu yönde tamamlar[40]. Ancak bu görüş de eleştirilmiştir; çünkü tarafların çoğu zaman üçüncü kişiyi koruma gibi bir iradeleri veya düşünceleri yoktur. Olmayan bir iradenin taraflara atfedilmesi, sözleşme özgürlüğünü zorlamaktadır[41].
2.2 TEORİNİN HUKUKİ DAYANAĞINI SÖZLEŞME DIŞINDA ARAYAN GÖRÜŞLER
2.2.1 Örf ve Adet Hukuku Görüşü
Gernhuber tarafından savunulan bu görüşe göre, kira, taşıma veya hekimlik gibi bazı sözleşmelerde üçüncü kişilerin korunması o kadar yaygınlaşmıştır ki, bu durum bir "örf ve adet hukuku" kuralı haline gelmiştir[42]. Artık hâkimin takdirine veya taraf iradesine gerek kalmaksızın, örf ve âdet hukuku gereği üçüncü kişiler korunmalıdır[43]. Ancak bu görüş, kurumun dogmatik temellerini açıklamakta yetersiz kaldığı ve her sözleşme tipinde (henüz örf adet oluşmamış olanlarda) uygulanamayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir.
2.2.2 Hâkimin Hukuk Yaratması ve Kanun Boşluğu Görüşü
Bu görüşe göre, üçüncü kişilerin sözleşme ile korunması ihtiyacı ortadadır ancak kanunda buna ilişkin bir düzenleme yoktur (açık boşluk veya gerçek olmayan boşluk)[44]. Nispilik ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalmak adaletsiz sonuçlar doğurduğu için, hâkim TMK m. 1 uyarınca hukuk yaratma yetkisini kullanarak bu boşluğu doldurmalıdır[45]. Bu görüş, teoriyi taraf iradelerinden (sözleşmeden) koparır ve doğrudan hakim tarafından yaratılan hukuka dayandırır[46].
2.3 MODERN VE BASKIN GÖRÜŞ: DÜRÜSTLÜK KURALI VE GÜVEN SORUMLULUĞU
2.3.1 Edim Yükümlülüğünden Bağımsız Borç İlişkisi Olarak Koruma Yükümlülükleri
Modern borçlar hukuku teorisinde, sözleşmenin sadece "asli edim yükümlülüklerinden" (verme, yapma) ibaret olmadığı kabul edilir[47]. Bunun yanında, tarafların birbirlerinin mal ve şahıs varlıklarına zarar vermemelerini gerektiren "koruma yükümlülükleri" vardır[48]. Bu koruma yükümlülükleri, sözleşmeden değil, doğrudan "dürüstlük kuralından" (TMK m. 2) ve taraflar arasındaki "güven ilişkisinden" doğar[49]. Bu nedenle, edim yükümlülüğünden bağımsız bir "kanuni borç ilişkisi" mevcuttur. Bu ilişki, sözleşme kurulmadan önce (görüşmelerde) başlayabilir ve sözleşme sona erdikten sonra da devam edebilir[50].
2.3.2 Güven Sorumluluğu (Culpa İn Contrahendo İle İlişkisi)
Güven sorumluluğu (culpa in contrahendo), sözleşme görüşmeleri sırasında taraflardan birinin diğerinde yarattığı güveni boşa çıkarması sonucu oluşan zararın tazminidir[51]. Üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme de aynı temele, yani "güven ilkesine" dayanır. Canaris'in "bütünsel borç ilişkisi" teorisine göre, taraflar arasındaki güven ilişkisi (sosyal temas), sadece tarafları değil, edime yakın olan üçüncü kişileri de kapsar[52]. Üçüncü kişi, alacaklı ile borçlu arasındaki bu "güven ortamına" dahil olur ve bu güven ihlal edildiğinde sorumluluk doğar[53].
2.3.3 Dürüstlük Kuralına Dayalı Yasal Borç İlişkisi Görüşü
Bu görüşe göre, üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme ne tarafların sözleşmesine ne de salt hâkimin takdirine dayanır; kaynağı doğrudan MK m. 2'deki dürüstlük kuralıdır[54]. Taraflar bir sözleşme veya sosyal temas kurduklarında, dürüstlük kuralı gereği, edime yakın olan üçüncü kişileri de koruma yükümlülüğü altına girerler[55]. Bu, edim yükümlülüklerinden bağımsız, kanundan doğan bir borç ilişkisidir. Bu ilişki, tarafların iradesinden bağımsız oluşur ve sözleşmenin geçerli olup olmamasından etkilenmez[56].
2.3.4 Görüşlerin Değerlendirilmesi ve Türk Hukuku Açısından Tercih Edilmesi Gereken Görüş
Türk hukukunda hakim görüş ve Yargıtay uygulaması, üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşmeyi "edim yükümlülüğünden bağımsız borç ilişkisi" ve "dürüstlük kuralı" temelinde kabul etmektedir[57]. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun Tüpgaz kararında da belirtildiği üzere, üçüncü kişi ile borçlu arasında, sözleşmeden bağımsız ancak dürüstlük kuralı (MK m. 2) gereği oluşan bir "koruma yükümlülüğü ilişkisi" kurulmaktadır[58]. Bu görüş, teoriyi taraf iradelerinin kurgusal yorumundan kurtararak objektif ve sağlam bir zemine oturtmaktadır[59]. Dolayısıyla Türk hukuku açısından tercih edilmesi gereken görüş, bu kurumun dürüstlük kuralına dayalı, edimden bağımsız bir kanuni borç ilişkisi olduğudur[60].
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
BORÇLUNUN ÜÇÜNCÜ KİŞİYE KARŞI SORUMLULUĞUNUN ŞARTLARI VE ÖZEL SONUÇLARI
3.1 ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN KORUNMASINA İLİŞKİN ÖZEL ŞARTLAR
3.1.1 Genel Olarak Sınırlama Zorunluluğu
Sözleşmeden doğan bir borcun ihlali nedeniyle zarar gören her üçüncü kişinin bu korumadan yararlanması kabul edilemez. Aksi takdirde, borçlunun sorumluluğu öngörülemez bir şekilde genişler ve haksız fiil ile sözleşme sorumluluğu arasındaki sınır tamamen belirsizleşir[61]. Nispilik prensibinin amacı, borçlunun risk alanını sınırlamaktır[62]. Bu nedenle, üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşmenin uygulanabilmesi için, üçüncü kişinin sözleşme ile arasındaki ilişkinin belirli bir yoğunlukta olması ve belirli sınırlayıcı şartların gerçekleşmesi gerekir[63].
3.1.2 Edime Yakınlık Şartı
Bu teorinin uygulanabilmesi için aranan ilk ve en önemli şart, üçüncü kişinin "edime yakın" olmasıdır[64]. Edime yakınlık, üçüncü kişinin, sözleşmeye konu olan edimin ifası sırasında ortaya çıkabilecek tehlikelere ve risklere, en az sözleşmenin tarafı olan alacaklı kadar maruz kalması anlamına gelir[65]. Üçüncü kişinin edimle tesadüfi bir teması yeterli değildir; edimle sürekli veya yoğun bir temas halinde olması gerekir[66]. Örneğin, kiralanan evde kiracıyla birlikte yaşayan aile bireyleri veya işverenin aldığı makineyi kullanan işçiler edime yakındır[67]. Ancak eve gelen misafirin veya postacının edimle teması tesadüfi sayıldığından, bu kişiler kural olarak kapsam dışındadır[68].
3.1.3 Alacaklının Üçüncü Kişiyi Korumakta Menfaatinin Olması
İkinci şart, alacaklının (sözleşme tarafının), üçüncü kişinin korunmasında haklı bir menfaatinin bulunmasıdır[69]. Başlangıçta Alman mahkemeleri bu şartı dar yorumlamış ve alacaklının üçüncü kişiye karşı "bakım ve gözetim borcu" (aile veya iş hukuku kaynaklı) olmasını aramıştır[70]. Ancak bu görüş, uygulama alanını çok daralttığı için (örneğin evlilik dışı partnerleri dışladığı için) eleştirilmiştir[71]. Modern görüş ve Yargıtay uygulaması, alacaklının üçüncü kişinin korunmasında "haklı bir menfaatinin" olmasını yeterli görmekte, mutlaka bakım borcu aramamaktadır[72]. Hatta son dönem Alman içtihatlarında, alacaklı ile üçüncü kişinin menfaatlerinin zıt olduğu durumlarda bile (örneğin satıcının bilirkişiye rapor hazırlatması ve bu raporu alıcıya sunması) bu teorinin uygulanabildiği görülmektedir[73].
3.1.4 Öngörülebilirlik Kriteri
Borçlunun, sözleşme tarafı dışındaki kişilere karşı sorumlu tutulabilmesi için, bu riskin kendisi tarafından "öngörülebilir" olması gerekir[74]. Borçlu, sözleşmeyi kurarken veya ifa ederken, edime yakın olan ve alacaklının koruma alanında bulunan bu üçüncü kişilerin varlığını ve bunların zarar görme ihtimalini öngörebilecek durumda olmalıdır[75]. Borçlunun üçüncü kişileri ismen tanıması veya sayılarını tam olarak bilmesi gerekmez; risk grubunu (örneğin "kiracının ailesi", "işyerindeki işçiler") öngörebilmesi yeterlidir. Öngörülebilirlik, borçlunun sorumluluğunun sınırlarını belirlemesi açısından hayati öneme sahiptir[76].
3.1.5 Üçüncü Kişinin Korunma İhtiyacının Bulunması
Bu teori "tali" (ikincil) niteliktedir. Üçüncü kişi, eğer kendi sözleşmesi gereği alacaklıya (veya bir başkasına) karşı eşdeğer bir sözleşmesel tazminat hakkına sahipse, üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşmeye başvuramaz[77]. Örneğin, bir alt kiracı, asıl kiraya verenin kusuruyla zarar gördüğünde, eğer kendi kiracısına karşı sözleşmeden doğan bir tazminat hakkına sahipse, asıl kiraya verene karşı bu teoriye dayanamayacağı savunulmaktadır[78]. Ancak üçüncü kişinin diğer talep hakkı, bu teoriyle elde edeceği haktan daha az koruma sağlıyorsa (örneğin ispat yükü veya zamanaşımı açısından), koruma ihtiyacının devam ettiği kabul edilmelidir[79].
3.2 SORUMLULUĞUN SONUÇLARI VE ÖZELLİK ARZ EDEN DURUMLAR
3.2.1 Sorumsuzluk Anlaşmasının Üçüncü Kişinin Tazminat Talebine Etkisi
Üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme, asıl sözleşmeye (alacaklı ile borçlu arasındaki ilişkiye) bağımlı bir karakter taşır. Genel kabul gören ilkeye göre, "üçüncü kişi, sözleşmenin tarafı olan alacaklıdan daha iyi bir konumda olamaz"[80]. Bu nedenle, alacaklı ile borçlu arasında yapılan ve borçlunun sorumluluğunu sınırlandıran veya kaldıran anlaşmalar (sorumsuzluk anlaşmaları), kural olarak üçüncü kişiye karşı da ileri sürülebilir[81]. Eğer borçlu, alacaklıya karşı sorumluluğunu geçerli bir şekilde sınırlandırmışsa (örneğin hafif kusurdan sorumlu olmayacağı kararlaştırılmışsa), bu sınırlama "koruma alanına" dahil olan üçüncü kişi için de geçerlidir[82]. Aksi takdirde, borçlunun sorumluluk alanı öngöremediği şekilde genişlemiş olurdu. Ancak, borçlunun ağır kusuru veya hilesi durumunda sorumsuzluk anlaşmasının geçersiz olacağı (TBK m. 115) kuralı, üçüncü kişi için de geçerliliğini korur[83].
3.2.2 Alacaklının veya Üçüncü Kişinin Kusurunun (Birlikte Kusurun) Tazminata Etkisi
Üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme teorisi, borçlunun koruma yükümlülüğünü ihlal etmesi sonucunda ortaya çıkan zararın tazminini konu alır. Bu tazminat miktarının belirlenmesinde, zarar gören üçüncü kişinin kendi kusurunun bulunup bulunmadığı hususu büyük önem taşır[84].
Zarar gören üçüncü kişinin, makul bir kişiden beklenen davranışı göstermeyerek zararın doğmasına veya artmasına etki etmesi hali, birlikte kusur olarak adlandırılır[85]. Bu kusurun varlığı halinde, hükmedilecek tazminat miktarının indirilmesi veya tazminat talebinin tamamen reddedilmesi söz konusu olabilir[86].
Sözleşme sorumluluğuna ilişkin taleplerde tazminat miktarının tenkisi hususu, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 98/III'ün atfıyla, haksız fiil hükümlerinde düzenlenen TBK m. 44'ün kıyasen uygulanması ile gerçekleştirilir[87].
Örneğin, bilirkişinin sorumluluğu incelenirken, üçüncü kişinin, bilirkişi raporuna güvenirken kusurlu olup olmadığının araştırılması gerekir[88]. Eğer üçüncü kişinin rapora güvenirken kusurlu olduğu tespit edilirse, bilirkişi tüm zarardan sorumlu tutulmayabilir ve üçüncü kişinin zararın bir kısmına katlanması gerekebilir[89].
Üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme teorisinde, tazminat miktarının belirlenmesinde alacaklının kusurunun dikkate alınıp alınmayacağı hususu tartışmalıdır.
Hâkim görüşe göre, üçüncü kişinin, alacaklıdan daha fazla haklara sahip olmaması gerektiği ilkesi esas alınarak, alacaklının ortak kusurunun, üçüncü kişiye ödenecek tazminat miktarının belirlenmesinde indirim sebebi olarak göz önünde bulundurulması gerekir[90].
Alacaklının kusurunun, üçüncü kişinin kanuni temsilcisi veya ifa yardımcısı sıfatını taşıdığı hallerde, tazminat miktarının indirilmesine yol açacağı kabul edilir[91]. Ancak baskın görüş, bu indirimin yalnızca bu hallerle sınırlı kalmaması gerektiğini savunur[92].
3.2.3 Zamanaşımı
Üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme teorisi kapsamında, zarar gören üçüncü kişinin borçludan talep edeceği tazminat, sözleşme sorumluluğu hükümlerine tabi olduğundan, zamanaşımı süresi de buna paralel olarak belirlenir[93].
Sözleşme sorumluluğundan doğan talepler, TBK'da aksine bir düzenleme bulunmadıkça, TBK m. 146 uyarınca on yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir.
Teorinin kabul edilmesindeki temel amaçlardan biri, üçüncü kişiyi, haksız fiil sorumluluğunun getirdiği, kısa zamanaşımı süresi gibi dezavantajlı hükümlerden (TBK m. 72'de öngörülen iki yıl/on yıl) korumaktır[94]. Bu nedenle, üçüncü kişinin sözleşme sorumluluğu hükümlerine dayanarak zararını talep edebilmesi, on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanmasını gerektirir[95].
Bu durum, üçüncü kişinin sözleşme tarafı olan alacaklı ile eşit koruma görmesi gerektiği ilkesiyle de uyumludur[96].
Alacaklı ve borçlu arasındaki ana sözleşmenin kendisi için kanunda daha kısa bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse, üçüncü kişinin tazminat talebinin de bu daha kısa süreye tabi olması gerekir[97].
Bu yaklaşım, üçüncü kişinin tazminat talebinin ana sözleşmenin kurallarına göre belirlenmesi gerektiği düşüncesiyle desteklenir. Zira üçüncü kişi, dayanak borç ilişkisinin şartlarını aşan bir koruma talep edememelidir.
Bu durumda, üçüncü kişinin tazminat talebi, ana sözleşmeye uygulanan zamanaşımı kurallarına göre belirlenmelidir.
Dolayısıyla, üçüncü kişinin tazminat talebi kural olarak on yıllık zamanaşımı süresine tabi olmakla birlikte, bu süre, dayanak sözleşmenin tabi olduğu özel hükümlerin getirdiği daha kısa süreler varsa, onlara uygun olarak sınırlandırılacaktır[98].
SONUÇ
Borç ilişkilerinin temel prensibi olan nisbilik ilkesi modern hukukun karmaşıklaşan sosyal ve ticari ilişkilerinin doğurduğu riskler karşısında yetersiz kalmış ve bu durum, sözleşme risklerine maruz kalan üçüncü kişiler için ciddi bir koruma boşluğu yaratmıştır. Sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle zarar gören üçüncü kişilerin, daha elverişsiz hükümler içeren haksız fiil sorumluluğuna başvurmak zorunda kalmaları ya da zararının tamamını tazmin edememesi tehlikesi, hukuk düzeninin somut olay adaletini sağlama çabasını zorlamıştır.
İşte bu eksikliği gidermek ve sorumluluk hukukunun ikili yapısının yarattığı adaletsizliği bertaraf etmek amacıyla üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme teorisi ortaya çıkmıştır. Bu teorinin amacı, borç ilişkisinin koruma alanına dâhil edilen sınırlı bir üçüncü kişi çevresine, haksız fiil hükümlerinden ziyade sözleşme sorumluluğuna ilişkin hükümler uyarınca doğrudan ve bağımsız bir tazminat talep etme imkânı sunmaktır.
Teorinin hukuki dayanağı, Alman hukukunda uzun süre farazi iradeye dayalı sözleşmenin tamamlayıcı yorumu olarak görülse de bu yaklaşım hukuki belirsizlik yarattığı için eleştirilmiştir. Türk hukuku ve modern doktrin ise teorinin kaynağını, taraf iradelerinden bağımsız olarak, Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralından alan edim yükümlülüğünden bağımsız bir kanuni borç ilişkisine dayandırmıştır. Bu yaklaşım, teoriyi sağlam bir normatif temele oturtmakla kalmaz, aynı zamanda koruma yükümlülüklerinin sözleşmenin geçersizliğinden veya kurulmamış olmasından etkilenmemesi gerektiği fikriyle de uyumludur.
Ancak bu kurum, nisbilik ilkesine getirilen tali (ikincil) bir istisna olduğu için, borçlunun sorumluluk riskini öngörülemez bir şekilde genişletmesini önlemek amacıyla sıkı şartlarla sınırlandırılmalıdır. Bu sınırlamalar, üçüncü kişinin zararı tazmin hakkını sözleşme sorumluluğu alanına çekmek için zorunludur. Sorumluluğun doğumu için aranan temel özel şartlar şunlardır: üçüncü kişinin borçlu ve alacaklı arasındaki edime yakınlığı, bu riskin borçlu tarafından öngörülebilir olması ve üçüncü kişinin zararın tazmini için başka eşdeğer bir sözleşmesel imkâna sahip olmaması (korunma ihtiyacı).
Teorinin kabulü, zarar gören üçüncü kişi açısından hukuki bir avantaj sağlarken, bu avantajın sınırları da borçlu aleyhine keyfi olarak genişletilemez. Üçüncü kişinin talep hakkı, dayanak borç ilişkisine bağımlı türetilmiş bir karaktere sahiptir; bu sebeple, genel kabul gören ilkeye göre, üçüncü kişinin alacaklıdan daha iyi bir hukuki konuma sahip olması mümkün değildir. Bu bağımlılık, alacaklı ile borçlu arasında kararlaştırılan sorumsuzluk anlaşmalarının kural olarak üçüncü kişiye karşı da ileri sürülebilmesini ve alacaklının veya üçüncü kişinin kusurunun tazminat miktarında indirim sebebi olarak dikkate alınmasını gerektirir. Son olarak, talep hakkı sözleşme sorumluluğuna tabi olduğundan, haksız fiilin kısa sürelerinin aksine, on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır; ancak dayanak sözleşme için özel bir kısa süre öngörülmüşse, bu süreye uyulmalıdır.
Sonuç olarak, üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme teorisi, Türk hukukunda kabul gören dürüstlük kuralına dayalı yasal borç ilişkisi çerçevesinde, somut olay adaletini sağlamak ve üçüncü kişilere sözleşme sorumluluğunun avantajlarını sunmak için gerekli ve hukuki sistematiğe uygun dengeli bir istisnadır.
KAYNAKÇA
AKİPEK Şebnem ve KÜÇÜKGÜNGÖR Erkan (2002), Sözleşmeler Rehberi, Yetkin Yayınları, Ankara.
AKKANAT Halil (2000), Taşeronluk (Alt Müteahhitlik) Sözleşmesi, Filiz Kitapevi, İstanbul.
AKYOL Şener (2006), Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı, 2. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul.
AKYOL Şener (2007), Üçüncü Şahsın İfayı Kendi Adına Talep Yetkisi, Vedat Yayınları, İstanbul.
AKYOL Şener (2008), Tam Üçüncü Şahıs Yararına Sözleşme, Vedat Kitapçılık, İstanbul.
ASLAN Yavuz Can (2020), Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme, 1. Bası, Oniki Levha Yayınları, İstanbul.
ATAMER Yeşim M. (1996), "Üçüncü Kişinin Uğradığı Zararların Sözleşmesel Sorumluluk Kurallarına Göre Tazmini", Yargıtay Dergisi, C. 22, S. 1-2, ss. 99-132.
AYDINLI İbrahim (2004), İşverenin Sosyal Temas ve İş İlişkisinden Doğan Edimden Bağımsız Koruma Yükümlülükleri ve Sonuçları, Seçkin Yayınevi, Ankara.
ÇELT Damla Özden (2023), Üçüncü Kişiyi Koruyucu Etkili Sözleşme Teorisi (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Ankara.
ÇİLENTİ KONURALP Ayşen (2020a), "Türk Hukukunda Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme ve Hukuki Niteliği Konusunda Bir Değerlendirme", TBB Dergisi, S. 146, ss. 158-177.
ÇİLENTİ KONURALP Ayşen (2020b), Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme, Oniki Levha Yayınları, İstanbul.
DURAL Mustafa ve SARI Suat (2014), Türk Özel Hukuku Cilt I, Filiz Kitabevi, İstanbul.
EREN Fikret (2020a), Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 25. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara.
EREN Fikret (2020b), Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 8. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara.
EREN Fikret (2023), Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Legem Yayınevi, Ankara.
EREN Fikret ve DÖNMEZ Ünsal (2022), Eren Borçlar Hukuku Şerhi, C. III, Yetkin Yayınları, Ankara.
GÜRPINAR Damla (2006), Sözleşme Dışı Yanlış Tavsiyede Bulunma, Öğüt veya Bilgi Vermeden Doğan Hukuki Sorumluluk (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İzmir.
HATEMİ Hüseyin (2004), Medeni Hukuka Giriş, Vedat Kitapçılık, İstanbul.
KILIÇOĞLU YILMAZ Kumru (2016), "Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme", Cevdet Yavuz’a Armağan, ss. 1761-1784.
KIRCA Çiğdem (2001), "Örtülü Boşluk ve Bu Boşluğun Doldurulması Yöntemi Olarak Amaca Uygun Sınırlama (teleolojik Reduktion)", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 50, S. 1, ss. 89-119.
KIRCA Çiğdem (2004), Bilgi Vermeden Dolayı Üçüncü Kişiye Karşı Sorumluluk, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Ankara.
KOCABAŞ Gediz (2016), "Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmede Yararlananın Edimi Ret Hakkı", Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi (Cevdet Yavuz’a Armağan Özel Sayısı), C. 22, ss. 1798-1823.
KOCAMAN Arif Burhanettin (2012), "Yeni Türk Borçlar Kanunu’nun Üçlü İlişkiler Konusundaki Düzenlemeleri Üzerine Bir Değerlendirme", Ankara Barosu Yayınları, Erzurumluoğlu Armağanı, Ankara, ss. 535-555.
KOCAMAN Arif Burhanettin (2020), Türk Borçlar Hukukunda Havale, 2. Bası, Seçkin Yayınları, Ankara.
KOCAYUSUFPAŞAOĞLU Necip (2017), Borçlar Hukuku Genel Bölüm Birinci Cilt, 4. Basıdan 7. Tıpkı Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul.
KOÇ Nevzat, ULUSOY Erol, AKİPEK Şebnem (2012), 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ve Yürürlük Kanunu, 1. Baskı, Türkiye Adalet Akademisi Yayınları, Ankara.
OĞUZMAN M. Kemal ve BARLAS Nami (2014), Medeni Hukuk: Giriş, Kaynaklar, Temel Kavramlar, Arıkan Yayınevi, İstanbul.
OĞUZMAN M. Kemal ve ÖZ M. Turgut (2015), Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt-1, 12. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul.
OĞUZMAN M. Kemal ve ÖZ M. Turgut (2018), Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Vedat Kitapçılık, İstanbul.
OĞUZMAN M. Kemal ve ÖZ M. Turgut (2022), Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Vedat Kitapçılık, İstanbul.
ÖZTÜRK Özge (2021), "Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme", Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 25, S. 1, ss. 165-210.
REİSOĞLU Safa (2013), Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 24. Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul.
SEROZAN Rona (1968), "Culpa in Contrahendo, Akdin müspet ihlali ve Üçüncü Kişiyi Koruyucu Etkili Sözleşme Kurumlarının Ortak Temeli: Edim Yükümlerinden Bağımsız Borç İlişkisi", Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi, Yıl 2, S. 3, ss. 108-129.
SEROZAN Rona (2004), Medeni Hukuk: Genel Bölüm, Vedat Kitapçılık, İstanbul.
SEROZAN Rona (2006), Borçlar Hukuku Genel Bölüm Üçüncü Cilt, 4. Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul.
SEROZAN Rona (2007), "Haksız Fiil ve Haksız Zenginleşme Sorumluluklarının Açıklarını Sözleşme Sorumluluğu ile Kapatma Eğilimi", Prof. Dr. Yavuz Alangoya için Armağan, Alkım Yayınevi, İstanbul, ss. 715-741.
SEROZAN Rona (2014), Borçlar Hukuku Genel Bölüm Üçüncü Cilt, Filiz Yayıncılık, İstanbul.
TANDOĞAN Haluk (1963), Üçüncü Şahsın Zararının Tazmini, Ajans Türk Matbaası, Ankara.
TARMAN Zeynep Derya (2005), Bilirkişilik Sözleşmesinin Hukuki Niteliği ve Bilirkişinin Üçüncü Kişiye Karşı Olan Sorumluluğu (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.
TEKİNAY Selahattin S., AKMAN Sermet, BURCUOĞLU Haluk ve ALTOP Atilla (1993), Borçlar Hukuku: Genel Hükümler, 7. Bası, Filiz Kitabevi, İstanbul.
TURAN BAŞARA Gamze (2014), "Türk Borçlar Kanunuyla Getirilen Yeni Bir Müessese: Borca Katılma", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 63, S. 2, ss. 421-447.
UYGUR Buse (2025), Tüketici Sözleşmesinin Üçüncü Kişiyi Koruyucu Etkisi (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
Şebnem AKİPEK ve Erkan KÜÇÜKGÜNGÖR (2002), Sözleşmeler Rehberi, Yetkin Yayınları, Ankara, s. 35. ↑
Çiğdem KIRCA (2004), Bilgi Vermeden Dolayı Üçüncü Kişiye Karşı Sorumluluk, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, Ankara, s. 33; Haluk TANDOĞAN (1963), Üçüncü Şahsın Zararının Tazmini, Ajans Türk Matbaası, Ankara, s. 21; Yeşim M. ATAMER (1996), “Üçüncü Kişinin Uğradığı Zararların Sözleşmesel Sorumluluk Kurallarına Göre Tazmini”, Yargıtay Dergisi, C. 22, S. 1-2, s. 99 vd., s. 100. ↑
Haluk TANDOĞAN (1963), agt, s. 21; Necip KOCAYUSUFPAŞAOĞLU (2017), Borçlar Hukuku Genel Bölüm Birinci Cilt (4. Basıdan 7. Tıpkı Bası), Filiz Kitabevi, İstanbul, § 2 N 19; M. Kemal OĞUZMAN ve M. Turgut ÖZ (2022), Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Vedat Kitapçılık, İstanbul, s. 17. ↑
Necip KOCAYUSUFPAŞAOĞLU (2017), age, s. 15; Haluk TANDOĞAN (1963), agt, s. 22; İbrahim AYDINLI (2004), İşverenin Sosyal Temas ve İş İlişkisinden Doğan Edimden Bağımsız Koruma Yükümlülükleri ve Sonuçları, Seçkin Yayınevi, Ankara, s. 33; Haluk TANDOĞAN (1963), agt, s. 23; Mustafa Alper GÜMÜŞ (2021), Borçlar Hukukunun Genel Hükümleri, Ankara, s. 54. ↑
Nil KARABAĞ (2007), Üçüncü Kişiyi Koruyucu Etkili Sözleşme (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, s. 13. ↑
Nil KARABAĞ (2007), agt, s. 14. ↑
Şener AKYOL (2006), Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı (2. Bası), Vedat Kitapçılık, İstanbul, s. 54; Yavuz Can ASLAN (2020), Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme (1. Bası), Oniki Levha Yayınları, İstanbul, s. 5. ↑
Safa REİSOĞLU (2013), Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler (24. Bası), İstanbul, s. 391; M. Kemal OĞUZMAN ve M. Turgut ÖZ (2022), age, C. I, N. 130; Akünal, s. 223; Huriye Reyhan DEMİRCİOĞLU (2009), “Sorumluluk Hukukunun İkili Yapısının Aşılması Çabalarının Ürünleri Olarak Culpa In Contrahendo ve Güven Sorumlulukları”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sempozyumu, s. 223 vd.; Rona SEROZAN (1990), Yürürlükteki İfa Engelleri ve Haksız Fiil Hukukun Yetersizlikleri..., agm, s. 38. ↑
Damla Özden ÇELT (2023), Üçüncü Kişiyi Koruyucu Etkili Sözleşme Teorisi (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Ankara, s. 2; Nil KARABAĞ (2007), agt, s. 2. ↑
Özge ÖZTÜRK (2021), “Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme”, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 25, S. 1, s. 167. ↑
Damla Özden ÇELT (2023), agt, s. 1. ↑
Haluk TANDOĞAN (1963), agt, s. 35. ↑
Nil KARABAĞ (2007), agt, s. 16. ↑
Nil KARABAĞ (2007), agt, s. 16. ↑
Nil KARABAĞ (2007), agt, s. 31 vd. ↑
Nil KARABAĞ (2007), agt, s. 17 vd. ↑
Nil KARABAĞ (2007), agt, s. 75. ↑
Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 113-114 ↑
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 06.05.1992, E. 13-213, K. 1992/315, Yargıtay Kararları Dergisi, C. 18, S. 8, s. 1176 vd.; Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 99. ↑
Nil KARABAĞ (2007), agt, s. 1. ↑
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 06.05.1992, E. 1992/213, K. 1992/315, https://www.hukukturk.com/ E.T. 11.04.2024; Şener AKYOL (2008), Tam Üçüncü Şahıs Yararına Sözleşme, Vedat Kitapçılık, İstanbul, s. 27; ↑
Kumru KILIÇOĞLU YILMAZ (2016), “Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme”, Cevdet Yavuz’a Armağan, s. 19. ↑
. Ayşen ÇİLENTİ KONURALP (2020), Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme, Oniki Levha Yayınları, İstanbul, s. 51. ↑
Ayşen ÇİLENTİ KONURALP (2020), age, s. 51. ↑
Damla Özden ÇELT (2023), agt, s. 80. ↑
Galip Sermet AKMAN (1976), Sorumsuzluk Anlaşması, Sulhi Garan Matbaası, İstanbul, s. 102. ↑
Rona SEROZAN (2006), age, § 19 N 3 dpn. 5; Halil AKKANAT (2000), Taşeronluk (Alt Müteahhitlik) Sözleşmesi, Filiz Kitapevi, İstanbul, s. 257 vd.; Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 120. ↑
Fikret EREN ve Ünsal DÖNMEZ (2022), Eren Borçlar Hukuku Şerhi, C. III, s. 2265. ↑
Haluk TANDOĞAN (1963), agt, s. 342 vd; Selahattin S. TEKİNAY, Sermet AKMAN, Haluk BURCUOĞLU ve Atilla ALTOP (1993), Borçlar Hukuku: Genel Hükümler, Filiz Kitabevi, İstanbul, s. 862. ↑
Tuba AKÇURA KARAMAN (2008), agt, s. 67. ↑
Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 99 vd. ↑
Dilşah Buşra KARTAL (2021), Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme, Oniki Levha Yayınları, İstanbul, s. 118. ↑
Zeynep Derya TARMAN (2005), Bilirkişilik Sözleşmesinin Hukuki Niteliği ve Bilirkişinin Üçüncü Kişiye Karşı Olan Sorumluluğu (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, s. 85. ↑
Gediz KOCABAŞ (2016), “Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmede Yararlananın Edimi Ret Hakkı”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 22, s. 1802. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), Üçüncü Kişiyi Koruyucu Etkili Sözleşme (1. Baskı), s. 32-33. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 17. ↑
Haluk TANDOĞAN (1963), agt, s. 165. ↑
Sanem AKSOY DURSUN (2008), Borçlar Hukukunda Hakimin Sözleşmeyi Tamamlaması, 1. Baskı, İstanbul, s. 12. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 48. ↑
Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 109. ↑
Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 110. ↑
Buse UYGUR (2025), Tüketici Sözleşmesinin Üçüncü Kişiyi Koruyucu Etkisi (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, s. 34; Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 53. ↑
Buse UYGUR (2025), agt, s. 34. ↑
Mustafa DURAL ve Suat SARI (2014), Türk Özel Hukuku Cilt I, age, s. 112; Hüseyin HATEMİ (2004), Medeni Hukuka Giriş, Vedat Kitapçılık, İstanbul, § 7 N 61; Şener AKYOL (2006), age, s. 278: “Bu boşluklarda kanunun susması onun çatısı, yapısı ve ruhu ile çelişmektedir”; Rona SEROZAN (2004), Medeni Hukuk: Genel Bölüm, Vedat Kitapçılık, İstanbul, I § 5 N 38; Çiğdem KIRCA (2001), “Örtülü Boşluk ve Bu Boşluğun Doldurulması Yöntemi Olarak Amaca Uygun Sınırlama (teleolojik Reduktion)”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 50, S. 1, s. 89 vd., s. 96; M. Kemal OĞUZMAN ve Nami BARLAS (2014), Medeni Hukuk: Giriş, Kaynaklar, Temel Kavramlar, Arıkan Yayınevi, İstanbul, s. 80, 81. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 64. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 65. ↑
Necip KOCAYUSUFPAŞAOĞLU (2017), age, § 2 N 11, dpn. 19; Fikret EREN (2020), age, s. 31. ↑
Huriye Reyhan DEMİRCİOĞLU (2009), agm, s. 223. ↑
Fikret EREN ve Ünsal DÖNMEZ (2022), age, C. I, s. 57. ↑
Rona SEROZAN (2006), age, § 18 N 5; Fikret EREN (2020), age, s. 41. ↑
Erhan ADAL (1970), Culpa in Contrahendo, Akit/Sözleşme Öncesi Sorumluluk (Yayımlanmamış Doçentlik Tezi), İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul; Fikret EREN (2023), Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Legem Yayınevi, Ankara, s. 1275; Pelin IŞINTAN (2009), Sözleşme Müzakereleri (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul; Süleyman YALMAN (2006), Türk-İsviçre Hukukunda Sözleşme Görüşmelerinden Doğan Sorumluluk, Seçkin Yayıncılık, Ankara; İlhan ULUSAN (1982), “Culpa in Contrahendo Üstüne”, Prof. Dr. Ümit Doğanay Anısına Armağan, C. 1, İstanbul, ss. 275-319. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 84. ↑
Damla GÜRPINAR (2006), Sözleşme Dışı Yanlış Tavsiyede Bulunma, Öğüt veya Bilgi Vermeden Doğan Hukuki Sorumluluk (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İzmir, s. 217. ↑
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 06.05.1992, E. 13-213, K. 1992/315, Yargıtay Kararları Dergisi, C. 18, S. 8, s. 1176 vd.; Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 99. ↑
Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 104-105; Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 71-72. ↑
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 06.05.1992, E. 1992/213, K. 1992/315; Fikret EREN ve Ünsal DÖNMEZ (2022), age, C. III, s. 2500. ↑
M. Kemal OĞUZMAN ve M. Turgut ÖZ (2018), age, s. 825, dpn 100; Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 112; Çiğdem KIRCA (2004), age, s. 107. ↑
Necip KOCAYUSUFPAŞAOĞLU (2017), age, § 2 N 14, N 30; Fikret EREN (2020), age, s. 41 vd.; Şener AKYOL (2006), age, s. 54; Rona SEROZAN (1968), agm, s. 108 vd., 121 vd.; Rona SEROZAN (2006), age, § 18 N 5; Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 126; Çiğdem KIRCA (2004), age, s. 103. ↑
Haluk TANDOĞAN (1963), agt, s. 162: “Bütün bu gayretlerin altında, gerçekte, kanundaki bir boşluğun hüsnüniyet kaidelerine uygun olarak doldurulması gizlenmektedir.”; Rona SEROZAN (1968), agm, s. 109; Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 126. ↑
Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 114; Halil AKKANAT (2000), age, s. 264. ↑
Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 114, 115. ↑
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 06.05.1992, E. 13-213, K. 1992/315, Yargıtay Kararları Dergisi, C. 18, S. 8, s. 1179. ↑
Şener AKYOL (2006), age, s. 60; Yavuz Can ASLAN (2020), age, s. 259; Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 115; Halil AKKANAT (2000), age, s. 264. ↑
Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 115; Halil AKKANAT (2000), age, s. 264; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 06.05.1992, E. 13-213, K. 1992/315, Yargıtay Kararları Dergisi, C. 18, S. 8, s. 1178 vd. ↑
Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 115; Halil AKKANAT (2000), age, s. 265. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 120; Haluk TANDOĞAN (1963), agt, s. 263. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 121. ↑
Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 117, 118; Halil AKKANAT (2000), age, s. 265. ↑
Nil karabağ, s. 120; Tandoğan, Zararın Tazmini, s. 263 ↑
Nil Karabağ; s. 121 ↑
Nil Karabağ; s. 122 ↑
Çiğdem KIRCA (2004), age, s. 83. ↑
Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 117, 118; Halil AKKANAT (2000), age, s. 265. ↑
Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 117, 118; Halil AKKANAT (2000), age, s. 265. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 217. ↑
Halil AKKANAT (2000), age, s. 266. ↑
Damla Özden ÇELT (2023), agt, s. 105. ↑
Şener AKYOL (2006), age, s. 54. ↑
Haluk TANDOĞAN (1963), agt, s. 168. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 140. ↑
Haluk TANDOĞAN (1963), agt, s. 168. ↑
Zeynep Derya TARMAN (2005), agt, s. 77. ↑
Selahattin S. TEKİNAY, Sermet AKMAN, Haluk BURCUOĞLU ve Atilla ALTOP (1993), age, s. 871; M. Kemal OĞUZMAN ve M. Turgut ÖZ (2022), age, s. 373, 374; Fikret EREN (2020), age, s. 1024. ↑
Selahattin S. TEKİNAY, Sermet AKMAN, Haluk BURCUOĞLU ve Atilla ALTOP (1993), age, s. 594; M. Kemal OĞUZMAN ve M. Turgut ÖZ (2022), age, s. 579; Fikret EREN (2020), age, s. 732. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 147. ↑
Selahattin S. TEKİNAY, Sermet AKMAN, Haluk BURCUOĞLU ve Atilla ALTOP (1993), age, s. 1036 vd.; M. Kemal OĞUZMAN (2022), age, s. 468; ↑
Zeynep Derya TARMAN (2005), agt, s. 77. ↑
Zeynep Derya TARMAN (2005), agt, s. 82. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 144. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 147. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 147. ↑
Selahattin S. TEKİNAY, Sermet AKMAN, Haluk BURCUOĞLU ve Atilla ALTOP (1993), age, s. 1036 vd.; M. Kemal OĞUZMAN (2022), age, s. 468; Necip KOCAYUSUFPAŞAOĞLU (2017), age, § 2 N 9, dpn. 16; M. Kemal OĞUZMAN ve M. Turgut ÖZ (2022), age, s. 468 vd.; Fikret EREN (2020), age, s. 1239 vd.; Çiğdem KIRCA (2004), age, s. 38 dpn. 178. ↑
Selahattin S. TEKİNAY, Sermet AKMAN, Haluk BURCUOĞLU ve Atilla ALTOP (1993), age, s. 1036 vd.; M. Kemal OĞUZMAN (2022), age, s. 468; Necip KOCAYUSUFPAŞAOĞLU (2017), age, § 2 N 9, dpn. 16; M. Kemal OĞUZMAN ve M. Turgut ÖZ (2022), age, s. 468 vd.; Fikret EREN (2020), age, s. 1239 vd.; Çiğdem KIRCA (2004), age, s. 38 dpn. 178. ↑
Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 126. ↑
Yeşim M. ATAMER (1996), agm, s. 126. ↑
Rona SEROZAN (2006), age, s. 23. ↑
Nil KARABAĞ BULUT (2009), age, s. 151. ↑