Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 636

Özel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

d. Tamamlanmamış işler


Madde 636 - Çıkan veya çıkarılan ortak, ortak olduğu dönemde henüz sonuçlanmamış işlerden doğan kâra veya zarara katılır. Ortaklık sıfatı sona eren kişi, o hesap yılı sonu itibarıyla, tamamlanmış olan işler sebebiyle varsa ortaklıktan kendisine düşecek kâr payını; devam eden işler hakkında da gerekli bilgiyi isteyebilir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Adi Ortaklık Sözleşmesi" başlıklı onsekizinci bölümünde, ortaklar arasındaki ve ortaklık yapısındaki değişiklikler bağlamında "Ortaklıktan çıkma ve çıkarılma" müessesesi düzenlenmiştir. Adi ortaklık kural olarak ortaklardan birinin ölümü, kısıtlanması, iflası, fesih bildiriminde bulunması gibi sebeplerle sona erer (TBK m. 639) [1], [2]. Ancak sözleşmede ortaklığın diğer ortaklarla devam edeceğine ilişkin bir hüküm (devam klozları) varsa, bu durumlardan birinin gerçekleşmesi ortaklığı bütünüyle sona erdirmez; ilgili ortağın ortaklıktan çıkması veya çıkarılması sonucunu doğurur (TBK m. 633) [3], [4], [5].

İşte TBK m. 636 hükmü, adi ortaklıktan çıkan veya çıkarılan ortağın, ortaklık sıfatı devam ettiği dönemde başlamış ancak ayrılış anında henüz sonuçlanmamış (tamamlanmamış) işlerle ilgili hukuki ve mali durumunu düzenlemektedir [6]. Ortaklıktan çıkma veya çıkarılma anı itibarıyla ayrılan ortağın payı, diğer ortaklara payları oranında kendiliğinden geçer (TBK m. 634) ve ayrılan ortağa ayrılış tarihindeki duruma göre hesaplanacak tasfiye payı ödenir [7]. Ancak bu tasfiye, ortaklık bünyesinde daha önceden başlanmış ve henüz kâr-zarar hesabı netleşmemiş hukuki işlemlerin varlığını ortadan kaldırmaz.

TBK m. 636 uyarınca, çıkan veya çıkarılan ortak, ortaklıkta bulunduğu dönemde başlamış işlerin doğuracağı olumlu (kâr) veya olumsuz (zarar) sonuçlara katlanmakla yükümlüdür [6]. Bu kural, hem hakkaniyetin hem de "kâra ve zarara iştirak" (TBK m. 622, 623) prensibinin sözleşme sonrası döneme uzanan doğal bir yansımasıdır [8], [9]. Hükmün ikinci fıkrası ise, eski ortağın bu henüz sonuçlanmamış işlere ilişkin bilgi alma ve hesap yılı sonu itibarıyla kâr payını talep etme hakkını teminat altına almaktadır [6].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Çıkan veya Çıkarılan Ortak

Adi ortaklık, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri, kişi unsurunun (intuitu personae) son derece ön planda olduğu bir sözleşmedir (TBK m. 620) [10], [11]. Bu sıkı bağ nedeniyle, kanunda veya sözleşmede öngörülen sebeplerle ortaklık yapısında değişiklik olması mümkündür. Çıkan ortak, kendi iradesiyle veya iflas, ölüm, kısıtlanma gibi kendi şahsında gerçekleşen kanuni sebeplerle ortaklıktan ayrılan kişiyi (veya mirasçılarını) ifade eder. Çıkarılan ortak ise, haklı sebeplerin varlığı hâlinde diğer ortakların yazılı bildirimi ile ortaklık dışına itilen kişidir (TBK m. 633) [3], [12], [13]. TBK m. 636 hükmü, ayrılış şekli (çıkma veya çıkarılma) fark etmeksizin eski ortak statüsündeki herkes için geçerlidir [6].

2.2. Ortak Olduğu Dönemde Henüz Sonuçlanmamış İşler

Maddenin kalbinde yer alan bu kavram, işlemi başlatan iradenin oluştuğu zaman dilimini esas alır. Ortaklık süresince üçüncü kişilerle sözleşmeler akdedilmiş, yatırımlar yapılmış veya davalar açılmış olabilir. Ortaklık sıfatı sona erdiğinde, bu işlemler fiilen veya hukuken henüz tamamlanmamışsa, "sonuçlanmamış iş" söz konusudur [6]. Kârın veya zararın ortaya çıkış tarihi ayrılık tarihinden sonra olsa bile, işin kökeni eski ortağın görev süresine dayanıyorsa illiyet bağı kurulur. Bu düzenleme sayesinde kalan ortaklar, geçmişteki ortak kararların riskini tek başlarına taşımak zorunda bırakılmazken; ayrılan ortak da geçmişteki emek veya sermayesinin getireceği muhtemel kazançtan mahrum edilmez.

2.3. Bilgi İsteme Hakkı ve Hesap Yılı

TBK m. 631, mevcut ortaklar için geniş bir "ortaklık işlerini inceleme" (bilgi alma, defterleri inceleme) hakkı tanımıştır [14]. TBK m. 636/2 ise, bu hakkın daraltılmış bir versiyonunu eski ortağa da bahşetmektedir [6]. Ortaklıktan ayrılan kişi artık ortaklık işlerinin yönetimine veya genel gidişatına müdahale edemez; ancak şahsi malvarlığını doğrudan etkileyebilecek olan "devam eden işler" hakkında bilgi isteme hakkına mutlak surette sahiptir. Ayrıca, bu işler tamamlandığında hak edişlerin muaccel olacağı tarih "hesap yılı sonu" olarak belirlenmiştir [6]. Bu, ortaklığın günlük işleyişini ve nakit akışını her tamamlanan iş sonrası anlık ödemelerle sekteye uğratmamak adına getirilmiş pratik bir emredici sınırlamadır.

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 634 (Ortaklık Payının Tasfiyesi): Ayrılan ortağın tasfiye payı, ortaklık sıfatının sona erdiği tarih itibarıyla uzman bir kişiye hesaplattırılır [7]. Tasfiye payı o anki mevcut aktif ve pasif değerler üzerinden hesaplanırken, TBK m. 636 bu tasfiye anında henüz belirsiz olan (muallaktaki) işlerin sonradan tasfiye sürecine dâhil edilmesini sağlar.
  • TBK m. 622 ve 623 (Kazanç ve Zararın Paylaşılması): Adi ortaklıkta kural olarak her ortak kazanç ve zarara eşittir veya sözleşmeyle belirlenen oranda katılır [8], [9]. TBK m. 636, bu iştirak prensibinin, ortaklık sıfatının kaybından sonra da sırf "başlanmış işler" ekseninde devam edeceğini teyit eden özel bir devamlılık hükmüdür.
  • TBK m. 631 (İnceleme Hakkı): Eski ortağın bilgi alma hakkı, TBK m. 631'deki aktif ortağın bilgi alma hakkının uzantısı olup [14], TMK m. 2'deki dürüstlük kuralı çerçevesinde, yalnızca ayrılan ortağın menfaatini ilgilendiren sonuçlanmamış işlerle sınırlı olarak kullanılabilir.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay uygulamalarında, adi ortaklıktan kaynaklanan tasfiye (hesaplaşma) davalarında alanında uzman mali müşavir ve sektörel bilirkişilerden oluşan heyetlerden rapor alınması kati bir usul kuralı olarak benimsenmiştir [15], [16].

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin yerleşik kararlarına göre; adi ortaklığın tasfiyesinde kural olarak ortaklığın sona erdiği tarih itibarıyla tüm malvarlığı (aktif ve pasif) tespit edilmeli, varsa tamamlanmamış işlere ilişkin gelir ve gider beklentileri de muhasebeleştirilmelidir [17], [18]. Çıkan ortak bakımından açılacak pay talebi davalarında, Yargıtay, tarafın ortak olduğu döneme isabet eden işlerin neticelerinin, hesaba objektif olarak katılıp katılmadığını denetlemektedir. Ortaklık süresince alınmış bir ihalenin veya başlanmış bir inşaatın, ortak ayrıldıktan sonra bitirilmesi durumunda, kalan ortakların harcadığı ek emek ve masraflar tenzil edildikten sonra bulunacak safi kâr (veya zarar) üzerinden ayrılan ortağa düşen payın TBK m. 636 gereğince hesaplanması gerektiği ifade edilmektedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): (A), (B) ve (C) bir adi ortaklık kurarak büyük bir konut projesi ihalesini üstlenmişlerdir. İnşaatın %60 seviyesinde olduğu 1 Temmuz 2024 tarihinde (A), sağlık sorunları sebebiyle ve sözleşmedeki çıkma klozuna dayanarak ortaklıktan ayrılmıştır. İnşaat kalan ortaklar (B) ve (C) tarafından 2025 Şubat ayında bitirilmiş ve hak ediş bedeli idareden tahsil edilmiştir. Proje büyük bir kârla sonuçlanmıştır. (A), kârdan pay talep etmektedir. Hukuki analiz: TBK m. 636 uyarınca (A), ayrıldığı tarihte henüz sonuçlanmamış olan bu inşaat projesinden doğan kâra iştirak etme hakkına sahiptir [6]. Ancak (A)'nın kâr payı hesaplanırken, 1 Temmuz 2024 tarihinden sonra (B) ve (C)'nin işi tamamlamak için tek başlarına sarf ettikleri ek sermaye, yönetim emeği ve riskler dikkate alınarak hakkaniyete uygun bir oranlama ve denkleştirme yapılmalıdır. Ödeme muacceliyeti ise hesap yılının sonu itibarıyla doğacaktır [6].

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (X), (Y) ve (Z) tarafından işletilen adi ortaklık niteliğindeki tekstil atölyesinde, (X)'in ortak olduğu dönemde hatalı üretim yapılarak üçüncü bir firmaya ayıplı mallar teslim edilmiştir. (X), 1 Ocak 2023'te ortaklıktan haklı sebeple çıkarılmıştır. Ancak üçüncü firma, ayıplı mallar sebebiyle ortaklığa karşı 2023 Mayıs ayında tazminat davası açmış ve ortaklık 500.000 TL tazminat ödemeye mahkûm edilmiştir. (Y) ve (Z), ödedikleri tazminatın üçte birini (X)'ten rücuen talep etmektedir. Hukuki analiz: Ayıplı mal üretimi ve teslimi fiili (X)'in ortak olduğu dönemde gerçekleşen ve henüz hukuki sonuçları tam olarak neticelenmemiş (sonuçlanmamış) bir iştir. Tazminat yükümlülüğü ayrılık tarihinden sonra kesinleşmiş olsa bile, zararı doğuran olay (X)'in ortaklık sıfatını taşıdığı döneme aittir. TBK m. 636/1 uyarınca (X), "ortak olduğu dönemde henüz sonuçlanmamış işlerden doğan zarara" katılmakla yükümlüdür [6]. Dolayısıyla (Y) ve (Z)'nin rücu talebi hukuka uygundur.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Çıkan veya çıkarılan ortak kâr talep ediyorsa, kâr getiren işlemin kendisinin ortak olduğu dönemde başladığını ve işin kârla kapandığını (veya kapatılması gerektiğini) ispatlamalıdır (TMK m. 6). Zararın paylaşılmasını talep eden kalan ortaklar ise, zararı doğuran hukuki eylem veya fiilin eski ortağın zamanında gerçekleştiğini ve zararın miktarını kanıtlamakla mükelleftir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Adi ortaklık ilişkilerinden doğan alacak davaları, TBK m. 147/b.4 uyarınca beş (5) yıllık zamanaşımı süresine tabidir [19]. Süre, TBK m. 636 bağlamında ilgili "hesap yılının sonundan" yani alacağın talep edilebilir (muaccel) hâle geldiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Adi ortaklığın tasfiyesi ve kâr/zarar paylaşımına ilişkin davalarda, ortaklığın ticari bir işletme işletip işletmediğine bakılır. Ortaklık ticari işletme işletiyorsa Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir (TTK m. 4). Aksi hâlde görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir [20], [21].
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, ayrılan ortağa o anki defter değeri üzerinden bir tasfiye payı ödendiğinde, tarafın ortaklık ile olan tüm mali bağının tamamen ve kesin olarak kesildiğinin zannedilmesi sıklıkla karşılaşılan bir hatadır. Geçmişten sarkan gizli riskler veya bekleyen hak edişler yönünden TBK m. 636'nın "rezerv" niteliğindeki etkisi göz ardı edilmemelidir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde ve İsviçre Hukuku ile mukayeseli incelemelerde, TBK m. 636 hükmünün (İsv. BK m. 542 paraleli) ortaklığın sürekliliğini ve fesih yerine "ayrılma" modelinin sürdürülebilirliğini sağlamak adına son derece isabetli bir norm olduğu kabul edilmektedir. Söz konusu hüküm olmasaydı, uzun süreli ve yüksek riskli projeler üstlenen ortaklıklarda, bir ortağın işin sonuna doğru ortaklıktan ayrılarak muhtemel zararlardan kaçınması ya da tam tersine kalan ortakların kârlı bir projenin son aşamasında bir ortağı haksızca çıkararak kârı kendi aralarında paylaşmaları gibi kötü niyetli girişimlerin önü açılabilirdi.

Bununla birlikte, kanun koyucunun "tamamlanmamış işler" kavramının sınırlarını çizmemesi, doktrin ve yargı içtihatlarına büyük bir iş yükü bırakmaktadır. Zira süregelen, periyodik bir üretim tesisinde hangi siparişin "ayrılık öncesine", hangi maliyetin "ayrılık sonrasına" ait olduğunu belirlemek, iç içe geçmiş cari hesaplar dikkate alındığında mali müşavirler için ciddi zorluklar yaratmaktadır. İdeal olan, ortakların hazırlayacakları adi ortaklık sözleşmesinde (veya çıkma anında düzenleyecekleri ayrılık protokolünde), devam eden işlerin maliyet, kâr ve zarar dağılımına ilişkin daha açık ve net matematiksel oranlar (denkleştirme formülleri) saptamalarıdır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.