Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 629

Özel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

VI. Yönetim yetkisinin kaldırılması ve sınırlanması


Madde 629 - Ortaklık sözleşmesiyle ortaklardan birine verilen yönetim yetkisi, haklı bir sebep olmaksızın, diğer ortaklarca kaldırılamaz ve sınırlanamaz. Ortaklık sözleşmesinde yetkinin kaldırılamayacağına ilişkin bir hüküm bulunsa bile, haklı bir sebep varsa, diğer ortaklardan her biri yönetim yetkisini kaldırabilir. Haklı sebepler, özellikle yönetici ortağın görevini aşırı ölçüde ihmal etmesi veya iyi yönetim için gerekli olan yeteneği kaybetmesi durumlarında vardır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 629. maddesi, adi ortaklık sözleşmelerinde yönetici ortağın hukuki statüsünü ve bu statünün hangi şartlar altında sonlandırılabileceğini veya daraltılabileceğini düzenleyen, şahıs ortaklıkları hukukunun temel yapı taşlarından biridir [1, 2]. Madde, adi ortaklığın "Özel Hükümler" kısmında "Ortaklar arasındaki ilişki" alt başlığında, "Yönetim yetkisinin kaldırılması ve sınırlanması" kenar başlığı ile kaleme alınmıştır [1].

Adi ortaklıkta kural olarak her ortağın yönetim hakkı bulunmakla birlikte (TBK m. 625), taraflar kuruluş aşamasında ortaklık sözleşmesi ile bu yetkiyi içlerinden birine, birkaçına veya üçüncü bir kişiye bırakabilirler [2, 3]. İşte TBK m. 629, münhasıran ortaklık sözleşmesiyle atanmış olan yönetici ortağın korunması ile diğer ortakların ortaklığın selametini koruma menfaatleri arasındaki hassas dengeyi kurmaktadır.

Hükmün temel felsefesi şudur: Sözleşme ile verilmiş bir yetki, kural olarak ancak sözleşmenin değiştirilmesi usulüyle (oybirliği ile) geri alınabilir. Ancak kanun koyucu, ortaklığın devamını ve affectio societatis (ortak amaca ulaşma iradesi) ilkesini korumak adına, "haklı sebep" (just cause) kurumunu devreye sokmuş ve haklı sebebin varlığı hâlinde, diğer ortaklara yönetim yetkisini tek taraflı olarak kaldırma veya sınırlama imkânı tanımıştır [2]. İsviçre Borçlar Kanunu (OR) m. 539'a paralel olarak düzenlenen bu madde, emredici nitelikte olup, ortakların sözleşmeye koyacakları "yönetim yetkisi hiçbir şekilde kaldırılamaz" şeklindeki sorumsuzluk veya feragat kayıtlarını kesin olarak geçersiz kılmaktadır [2, 4].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Ortaklık Sözleşmesiyle Verilen Yönetim Yetkisi

Madde metni lafzi olarak incelendiğinde, korumanın kapsamına yalnızca "ortaklık sözleşmesiyle" (kuruluş aşamasında veya sonradan sözleşme değişikliği ile) atanan yönetici ortak girmektedir [1]. Eğer bir ortak, ortaklık sözleşmesiyle değil de sonradan olağan bir ortaklar kurulu kararıyla yönetici atanmışsa, onu atayan irade (karar) yine aynı usulle (contrarius actus ilkesi gereği) her zaman bu yetkiyi geri alabilir. Ancak yetki sözleşme ile verilmişse, bu yetkinin geri alınması, artık ortaklık sözleşmesinin tek taraflı olarak değiştirilmesi anlamına geleceğinden, TBK m. 629 devreye girer ve "haklı sebep" arar [2].

2.2. Kaldırma ve Sınırlama Kavramları

Yönetim yetkisinin "kaldırılması", yönetici ortağın idare yetkisinin tamamen elinden alınarak olağan bir ortak statüsüne indirilmesini ifade eder. "Sınırlanması" ise, tek başına (münferiden) yönetim yetkisine sahip olan ortağın yetkisinin, örneğin "çift imza" (birlikte yönetim) kuralına bağlanması veya parasal bir sınır (örneğin 100.000 TL üzerindeki işlemler için oybirliği aranması) getirilmesi şeklinde daraltılmasıdır [1, 2]. Her iki müdahale de haklı sebebe tabidir.

2.3. Haklı Sebep (Justa Causa) ve Örnekleri

TBK m. 629/3, haklı sebebi tanımlamak yerine doktrine ve yargıya yol gösterecek iki tipik örnek saymıştır:

  1. Yönetici ortağın görevini aşırı ölçüde ihmal etmesi: Ortağın defterleri tutmaması, hesap vermekten kaçınması, ortaklık malvarlığını kişisel işlerinde kullanması veya rekabet yasağına aykırı davranması bu kapsamdadır [2].
  2. İyi yönetim için gerekli olan yeteneği kaybetmesi: Bu durum objektif bir imkânsızlık veya liyakat kaybıdır. Ortağın ağır bir hastalığa yakalanması, akıl zayıflığı, fiil ehliyetini etkileyen durumlar veya ticari itibarını sıfırlayan ağır ceza mahkûmiyetleri yetenek kaybı olarak değerlendirilir [2]. Kanun metnindeki "özellikle" ibaresi, sayımın tahdidi (sınırlı) olmadığını, hâkimin TMK m. 4 çerçevesinde takdir yetkisini kullanarak başka haklı sebepleri de (örneğin ortaklar arası güven ilişkisinin onarılamaz biçimde çökmesi) kabul edebileceğini gösterir.
2.4. Emredici Karakter ve Sözleşme Özgürlüğünün Sınırı

Maddenin ikinci fıkrası, "Ortaklık sözleşmesinde yetkinin kaldırılamayacağına ilişkin bir hüküm bulunsa bile, haklı bir sebep varsa, diğer ortaklardan her biri yönetim yetkisini kaldırabilir" diyerek, emredici (ius cogens) bir kural sevk etmiştir [2, 4]. Ortaklık ilişkisi, sürekli bir borç ilişkisidir. Sürekli borç ilişkilerinde tarafların sonsuza kadar tahammül edilemez şartlara katlanmasını beklemek, TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) ve TMK m. 23 (kişilik haklarının korunması) ile bağdaşmaz. Bu nedenle, feragat yasağı öngörülmüştür.

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 625 (Yönetim Yetkisi): TBK m. 629'un istisnası niteliğinde olduğu genel kural TBK m. 625'tir. Zira kanun, kural olarak "bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına sahiptir" der [3]. Yetkinin sözleşme ile bir kişiye verilmesi bu kuralın istisnası, haklı sebeple yetkinin geri alınması ise istisnanın istisnasıdır.
  • TBK m. 637 (Temsil Yetkisine Etkisi): Türk Borçlar Hukuku sistematiğinde adi ortaklıkta idare (iç ilişki) ve temsil (dış ilişki) birbiriyle sıkı sıkıya bağlıdır. TBK m. 637/3 uyarınca, "Kendisine yönetim görevi verilen ortağın, ortaklığı veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisi var sayılır" [5, 6]. Dolayısıyla, TBK m. 629 uyarınca yönetim yetkisi haklı sebeple kaldırılan ortağın, TBK m. 637 bağlamındaki "temsil yetkisi" de kanuni karine gereği (aksi kararlaştırılmamışsa) sona erer [5, 7].
  • TBK m. 639/7 (Haklı Sebeple Fesih ile İlişkisi - Ultima Ratio İlkesi): Haklı sebep, sadece yönetim yetkisinin kaldırılmasına değil, ortaklığın feshine de (TBK m. 639/7) yol açabilir. Ancak usul ekonomisi ve ortaklığı ayakta tutma (favor negotii) ilkesi gereği, ortaklığı feshetmek her zaman "son çare" (ultima ratio) olmalıdır [8]. Yargıtay içtihatlarında ve doktrinde, sırf bir yönetici ortağın kusuru nedeniyle kârlı bir ortaklığı tasfiyeye sürüklemek yerine, TBK m. 629 uyarınca o ortağın yönetim yetkisinin elinden alınması gibi daha hafif (alternatif) yaptırımların öncelikle değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır [8].
  • TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması): Yönetim yetkisinin kaldırılması hakkı, bir bozucu yenilik doğuran haktır. Bu hakkın kullanımında dürüstlük kuralına riayet edilmesi zorunludur. Önemsiz bir aksaklığın bahane edilerek yetkinin kaldırılması hakkın kötüye kullanılması teşkil eder.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında, adi ortaklıkta yönetim yetkisinin kaldırılması hususu çoğunlukla temsil yetkisinin sınırları ve ortaklığın haklı sebeple feshi davalarıyla iç içe incelenmektedir.

Konuya ilişkin emsal niteliğindeki Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 09.03.2015 tarihli, 2014/16529 E. ve 2015/3667 K. sayılı kararında açıkça şu ilkelere yer verilmiştir: "TBK'nın 629. maddesinde, ortaklık sözleşmesiyle ortaklardan birine verilen yönetim yetkisinin haklı bir sebep olmaksızın diğer ortaklarca kaldırılamayacağı ve sınırlandırılamayacağı kabul edilmekte ise de, aynı maddenin ikinci fıkrasında, haklı bir neden olması halinde diğer ortaklardan her birinin yönetim yetkisini kaldırabileceği öngörülmüştür. O halde adi ortaklık sözleşmesinde yönetim yetkisinin kaldırılamayacağına ilişkin bir hüküm bulunsa dahi haklı sebeplerin varlığı halinde herhalde yönetici ortağın yönetim yetkisi kaldırılabilir." [4].

Yargıtay bu kararında, sözleşme özgürlüğünün (TBK m. 26) mutlak olmadığını, emredici nitelikteki haklı sebeple azil kuralının (TBK m. 629/2) sözleşmedeki her türlü "geri alınamazlık" klozunu bertaraf edeceğini net bir şekilde içtihat etmiştir [4]. Ayrıca Yargıtay, yönetim yetkisinin kaldırılması talebinin bazen ortaklığın feshine yönelik davalarda "çoğun içinde az da vardır" kuralı gereğince alt bir talep olarak dinlenebileceğini; zira feshin son çare (ultima ratio) olarak görülmesi gerektiğini işaret eden doktriner yaklaşımlara paralel kararlar da üretmektedir [8].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: (A), (B) ve (C), büyük bir altyapı ihalesini gerçekleştirmek üzere bir adi ortaklık kurmuşlar ve inşaat mühendisi olan (A)'yı sözleşme ile "tek yetkili yönetici ortak" tayin etmişlerdir. Sözleşmeye "A'nın yöneticiliği inşaat bitene kadar hiçbir sebeple geri alınamaz" maddesi eklenmiştir. İnşaatın ikinci yılında (A), ortaklığa ait avansları şahsi kripto para yatırımlarında kullanmış ve şantiyedeki ilerlemeyi durma noktasına getirmiştir. Hukuki analiz: Her ne kadar sözleşmede yetkinin alınamayacağına dair kesin bir kloz bulunsa da, TBK m. 629/2 gereği bu kloz geçersizdir [2]. (A)'nın ortaklık parasını şahsi işlerinde kullanması, TBK m. 629/3 kapsamında "görevini aşırı ölçüde ihmal etmesi" bağlamında tartışmasız bir haklı sebeptir [2]. Bu durumda (B) veya (C), tek taraflı bir irade beyanıyla (A)'nın yönetim yetkisini derhal kaldırabilir.

Olay 2: (X) ve (Y), bir medikal malzeme ithalatı adi ortaklığı kurmuşlar ve tıp doktoru olan (X) sözleşme ile yönetici yapılmıştır. (X), geçirdiği ağır bir kaza sonucu uzun süreli komaya girmiş ve fiil ehliyetini fiilen kullanamaz hâle gelmiştir. (Y), ortaklığın ticari faaliyetlerinin durmaması için (X)'in yetkisini sonlandırmak istemektedir. Hukuki analiz: (X)'in herhangi bir kastı veya kusuru olmamasına rağmen, koma hâli TBK m. 629/3 uyarınca "iyi yönetim için gerekli olan yeteneği kaybetmesi" kriterine birebir uymaktadır [2]. Haklı sebep için yönetici ortağın kusurlu olması şart değildir; objektif olarak idare kabiliyetinin yitirilmesi yeterlidir. (Y), bu haklı sebebe dayanarak (X)'in yönetim yetkisini kaldırıp, TBK m. 625 uyarınca olağan yönetim yetkisini kendisi kullanmaya başlayabilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Yönetim yetkisinin kaldırılmasına ilişkin uyuşmazlıklarda, "haklı sebebin" varlığını ispat yükü (TMK m. 6), yönetim yetkisini kaldıran (azleden) veya sınırlandıran ortak veya ortaklara aittir.
  • Hakkın Niteliği ve Kullanılması: Yönetim yetkisini kaldırma hakkı, bozucu yenilik doğuran bir haktır (Gestaltungsrecht). Kural olarak mahkeme kararına gerek olmaksızın, hak sahibinin tek taraflı irade beyanının yönetici ortağa ulaşmasıyla sonuç doğurur. Ancak uygulamada, ispat kolaylığı ve temsil yetkisinin (örneğin bankalar nezdinde) engellenmesi için bu iradenin noter kanalıyla (ihtarname ile) bildirilmesi elzemdir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Yenilik doğuran bir hak olması hasebiyle, kanunda hak düşürücü bir süre öngörülmemiştir. Ancak, doktrinde İsviçre hukuku uygulamaları da dikkate alınarak, haklı sebebin öğrenilmesinden itibaren "makul bir süre" içinde bu yetkinin kullanılması gerektiği, aylar sonra geçmiş bir olaya dayanılarak yetkinin kaldırılmasının çelişkili davranış yasağı (venire contra factum proprium) ve TMK m. 2 ihlali sayılacağı kabul edilmektedir.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlığın mahkemeye intikal etmesi (örneğin azledilen ortağın işlemin geçersizliğinin tespiti talebiyle dava açması) hâlinde, adi ortaklığın ticari bir işletme işletip işletmediğine göre Asliye Hukuk veya Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olacaktır. HMK'nın genel yetki kuralları (davalının yerleşim yeri) uygulanır.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada en sık yapılan hata, yönetim yetkisi sözleşme ile verilmiş bir ortağın, sırf diğer ortakların çoğunluk kararı aldıkları gerekçesiyle (ortada hiçbir haklı sebep yokken) görevden alınabileceği yanılgısıdır. TBK m. 629/1 uyarınca salt çoğunluk kararı, haklı sebep yoksa, sözleşmesel yetkiyi kaldırmaya yetmez [1]. Diğer bir hata ise, idare yetkisi kalkan ortağın, üçüncü kişilere karşı temsil yetkisinin de dış ilişkide otomatikman sıfırlanacağının sanılmasıdır. Üçüncü kişilerin iyiniyetinin (TMK m. 3) korunabileceği ihtimali unutulmamalıdır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk hukuku doktrininde (Fikret Eren, M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz vb. otoritelerin borçlar hukuku genel ve özel hükümler eserlerinde tartıştığı üzere) adi ortaklığın en zayıf karnı, bir tüzel kişiliğinin bulunmamasıdır. TBK m. 629, "diğer ortaklardan her biri"ne yönetim yetkisini kaldırma hakkı tanımıştır [2]. Çok ortaklı yapılarda, ortaklardan sadece birinin subjektif bir "haklı sebep" algısıyla yöneticinin yetkisini tek taraflı olarak kaldırması, ortaklık içinde kaosa ve yönetim krizine yol açma potansiyeli taşır.

Doktrinde bazı yazarlar, İsviçre hukukundaki yaklaşımlara da atıfla, çok ortaklı adi ortaklıklarda yetkinin bir tek ortağın iradesiyle değil, ancak yönetici dışındaki "diğer ortakların oybirliği" veya mahkeme kararı ile kaldırılabileceği yönünde bir de lege ferenda (olması gereken hukuk) eleştirisi getirmektedirler. Ancak kanunun lafzı (TBK m. 629/2: "...diğer ortaklardan her biri...") açık olduğundan, mevcut pozitif hukukta her bir ortağın bu yenilik doğuran hakkı tek başına kullanabileceği kabul edilmektedir [2]. Bu durum, kanun koyucunun kurumsal istikrardan ziyade, şahıs ortaklıklarındaki o derin kişisel güven ilişkisini üstün tuttuğunun en bariz kanıtıdır. Yönetici ortakta bu güveni sarsacak en ufak bir sapma ("aşırı ihmal"), ortaklığın varoluş temelini (affectio societatis) yıkacağından, her ortağa bir nevî 'acil fren' butonu tahsis edilmiştir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.