Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 601

Özel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

IV. Süreli olmayan kefalette


Madde 601 - Süreli olmayan kefalette kefil, asıl borç muaccel olunca, adi kefalette her zaman ve müteselsil kefalette ise, kanunun öngördüğü hâllerde, alacaklıdan, bir ay içinde borçluya karşı dava ve takip haklarını kullanmasını, varsa rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçmesini ve ara vermeden takibe devam etmesini isteyebilir. Borç, alacaklının borçluya yapacağı bildirim sonucunda muaccel olacaksa kefil, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihten bir yıl sonra alacaklıdan, bu bildirimi yapmasını ve borç bu suretle muaccel olunca, yukarıdaki fıkra hükümleri uyarınca takip ve dava haklarını kullanmasını isteyebilir. Alacaklı, kefilin bu istemlerini yerine getirmezse, kefil borcundan kurtulur.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 601. maddesi, "Süreli olmayan kefalette" başlığı altında, kefalet sözleşmesinin sona erme sebeplerinden birini ve kefile tanınan çok önemli bir "kefaletten kurtulma hakkını" düzenlemektedir. Bu hüküm, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (eBK) 494. maddesini karşılamakta olup, İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 511. maddesinden mehaz alınmıştır.

Süreli olmayan kefalette kefilin borçtan kurtulmasına ilişkin TBK m. 601 hükmünün temelinde yatan hukuki düşünce şudur: Asıl borcun muaccel hâle gelmesi tek başına alacaklının bir an önce harekete geçmesini sağlamaya yetmemekte, alacaklı kefaletin varlığına güvenerek asıl borçluyu takip etmekte ihmal gösterebilmektedir [1]. Bu bekleme süresi zarfında asıl borçlunun ödeme gücü zayıflayabilmekte ve bu durum, kefilin üstlendiği rizikonun iradesi dışında artmasına sebebiyet vermektedir [1]. Kanun koyucu, alacaklının bu ihmalinden doğabilecek olumsuzluklara karşı kefile kendisini koruyabilmesi için aktif bir mekanizma, bir tür "kefaletten kurtulma hakkı" tanımıştır [1].

Kefil, alacaklıya yapacağı bir bildirim ile, onu asıl borçluya karşı yasal yollara başvurmaya zorlamaktadır. Bildirimden itibaren işleyecek bir aylık sürenin sonunda, alacaklı hâlâ takibe başlamamışsa veya başladığı takibe ara vermişse, kefil kanun gereği sorumluluktan kurtulmaktadır [1]. Bu düzenleme, kefalet sözleşmesinin fer'i niteliğinin ve kefili koruyucu emredici normlar sisteminin doğal bir uzantısıdır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Süreli Olmayan Kefalet Kavramı

Süreli olmayan (belirsiz süreli) kefalet, taraflarca kefilin sorumluluğunun belirli bir zaman dilimi ile sınırlandırılmadığı kefalet türüdür. TBK m. 600'de düzenlenen süreli kefaletin aksine, burada kefil zımnen, asıl borç varlığını sürdürdüğü müddetçe sorumlu olmayı kabul etmiş sayılır. Ancak gerçek kişilerce verilen kefaletlerde TBK m. 598/III hükmü uyarınca on yıllık azami süre sınırı her halükarda geçerlidir [2].

2.2. Asıl Borcun Muaccel Olması Şartı

TBK m. 601/1'in işleyebilmesi için ön şart, asıl borcun muaccel olmasıdır [3]. Muacceliyet, alacaklının borcun ifasını talep ve dava edebilme yetkisini kazandığı andır. Asıl borç muaccel olmadan kefil, alacaklıyı takibe zorlayamaz. Asıl borcun muacceliyeti bir bildirime bağlanmışsa, maddenin ikinci fıkrası devreye girer.

2.3. Adi Kefalet ve Müteselsil Kefalette "Kanunun Öngördüğü Hâller"

Madde lafzı, adi kefalet ile müteselsil kefalet arasında teknik bir ayrım yapmıştır. Adi kefalette kefil, "her zaman" alacaklıdan 1 ay içinde borçluya karşı dava ve takip haklarını kullanmasını isteyebilir. Zira adi kefalette tartışma (peşin dava) def'i esastır.

Müteselsil kefalette ise madde metninde yer alan "kanunun öngördüğü hâllerde" ibaresi, doktrinde detaylı tartışmalara konu olmuştur. İsviçre Borçlar Kanunu (OR m. 511/1) bu konuda adi veya müteselsil kefalet ayrımı yapmamışken, TBK m. 601/1'de bu ifadeye yer verilmiştir [4]. Doktrindeki hâkim ve isabetli görüşe göre (Özen, Gümüş, Çınar); buradaki "kanunun öngördüğü hâller" ibaresi, TBK m. 586'da alacaklının müteselsil kefile başvurabilmesi için yapması zorunlu olan yükümlülükler şeklinde anlaşılmalıdır [5]. Buna göre, müteselsil kefil, asıl borç muaccel olduktan sonra alacaklıdan bir ay içinde;

  1. Asıl alacak teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvence altına alınmışsa, bu rehinlerin paraya çevrilmesini isteyebilir [6].
  2. Asıl borçlunun ifada gecikmesi durumunda, müteselsil kefile başvurulabilmesinin şartı olan "borçluya ihtar gönderilmesi" yükümlülüğünün yerine getirilmesini talep edebilir [7, 8].

Alacaklı, müteselsil kefilin bu ihtarına rağmen 1 ay içinde ilgili rehnin paraya çevrilmesi için işlemlere başlamaz veya borçluya ihtar çekmezse, müteselsil kefil borcundan kurtulur [6, 9].

2.4. Ara Vermeden Takibe Devam Etme Külfeti

TBK m. 601/1, alacaklıya yalnızca dava açma veya icra takibi başlatma yükümlülüğü değil, aynı zamanda bu takibe "ara vermeden devam etme" külfeti yüklemektedir [10]. Bu külfet, alacaklının kefaletin varlığına güvenerek başlattığı takibi sürüncemede bırakmasını ve kefili belirsiz bir risk altında tutmasını engellemeyi amaçlar [11]. Alacaklı, keyfi olarak veya ağır ihmali neticesinde takibe ara verirse (örneğin zamanaşımı veya hak düşürücü süreleri kaçırırsa, icra dosyasını işlemsiz bırakıp düşürürse), kefil sorumluluktan kurtulduğu itirazını ileri sürebilir [12].

2.5. Bildirime Bağlı Muacceliyet (TBK m. 601/2)

Eğer asıl borcun muaccel olması, alacaklının borçluya yapacağı bir bildirime (fesih ihbarı vb.) bağlıysa, kefil bu belirsizliğin sonsuza dek sürmesine katlanmak zorunda değildir. TBK m. 601/2 uyarınca kefil, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihten itibaren bir yıl geçtikten sonra alacaklıdan, bu muacceliyet bildirimini yapmasını isteyebilir [3]. Borç bu suretle muaccel olunca, kefil yine alacaklıya bir aylık süreyi vererek takibe geçilmesini talep etme hakkını kazanır.

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 586 (Müteselsil Kefalet): TBK m. 601'deki müteselsil kefalet bakımından aranan "kanunun öngördüğü hâller" ibaresi, doğrudan TBK m. 586/1 ve 586/2'de yer alan şartlara atıf yapmaktadır. Alacaklı, müteselsil kefile başvurabilmek için kural olarak önce teslime bağlı taşınır rehnini veya alacak rehnini paraya çevirmeli ve borçluya ihtar göndermelidir [5, 7, 13, 14].
  • TBK m. 582/III (Kefili Koruyucu Hükümlerden Önceden Feragat Yasağı): Kanundan aksi anlaşılmadıkça kefil, kendisine tanınan haklardan önceden feragat edemez. TBK m. 601'in kefile tanıdığı "kefaletten kurtulma hakkı" ve "takibe zorlama yetkisi" emredici niteliktedir. Kefilin sözleşme kurulurken veya sonrasında bu hakkından önceden feragat etmesi, TBK m. 582/III uyarınca kesin hükümsüzdür [15-18].
  • TBK m. 598/III (On Yıllık Azami Süre): Kefalet sözleşmesi süreli olmayan bir kefalet olarak kurulmuş olsa dahi, kefil gerçek kişi ise sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren 10 yıl geçmesiyle kefalet kendiliğinden ortadan kalkar [2, 19, 20]. TBK m. 601 bu 10 yıllık azami süre dolmadan önce kefile, süreci hızlandırma ve daha erken borçtan kurtulma imkânı veren paralel bir hukuki yoldur.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında, kefalet sözleşmesinin sona ermesi ve kefilin borçtan kurtulması hususunda alacaklının özen ve takip külfetlerine sıkı sıkıya uyulması gerektiği vurgulanmaktadır.

Yargıtay uygulaması bağlamında özellikle sürekli borç ilişkisi doğuran kira sözleşmelerine ilişkin kefaletlerde m. 601'in uygulanması önem taşır. Kira sözleşmesindeki kefaletin süresiz olarak (veya on yıllık yasal sınır içinde belirsiz olarak) yapılması hâlinde, doktrin ve Yargıtay'ın genel eğilimi, muaccel olup ödenmeyen her bir kira bedeli için kefilin TBK m. 601 hükmünü işletebileceği yönündedir [21]. Kefil, ödenmemiş kira bedelleri (örneğin bir yıllık birikmiş kira) için alacaklıdan 1 ay içinde takibe geçmesini isteyebilir; alacaklı harekete geçmezse, kefil o döneme ait kira borçlarından sorumluluktan kurtulur [22, 23].

Ayrıca Yargıtay, bankaların standart genel işlem koşulları ile kefillerden aldıkları "alacaklının dilediği zaman takibe geçebileceğine veya takibe ara vermesinin kefili sorumluluktan kurtarmayacağına" dair önceden feragat kayıtlarını, TBK m. 582/3 ve m. 27 gereğince hükümsüz saymaktadır [15].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Ticari Kredi Sözleşmesinde Adi Kefaletin İşleyişi Olay: (A) Bankası ile asıl borçlu (B) Şirketi arasında akdedilen ticari kredi sözleşmesine, gerçek kişi (K) süresiz olarak adi kefil olmuştur. Kredi taksitlerinin ödenmemesi üzerine kredi muaccel hale gelmiştir. A Bankası, B şirketine karşı herhangi bir takip başlatmadan aylar boyunca beklemektedir. B Şirketinin mali durumu giderek kötüleşmektedir. Hukuki analiz: TBK m. 601/1 uyarınca kefil (K), noter aracılığıyla (A) Bankası'na bir ihtarname keşide ederek, asıl borçlu (B)'ye karşı 1 ay içinde dava veya icra takibi haklarını kullanmasını talep etmelidir. Banka bu 1 aylık süre zarfında takibe geçmezse veya takibe geçip sonrasında işlemsiz bırakarak takibe ara verirse, kefil (K) kanun gereği kefalet borcundan tamamen kurtulur [1, 24, 25].

Olay 2: Müteselsil Kefalette Rehnin Paraya Çevrilmesi Talebi Olay: Alacaklı (C), borçlu (D)'ye verdiği borç karşılığında hem (D)'ye ait kıymetli bir tabloyu teslime bağlı taşınır rehni olarak almış hem de (M)'yi müteselsil kefil olarak kabul etmiştir. Borcun vadesi gelmiş ve ödenmemiştir. (M), TBK m. 601 uyarınca (C)'ye ihtar çekerek, 1 ay içinde tablo üzerinde rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçilmesini istemiştir. (C) ise rehinle uğraşmak istemeyip doğrudan (M)'ye karşı ilamsız icra takibi başlatmıştır. Hukuki analiz: Müteselsil kefalette TBK m. 601'in atıf yaptığı "kanunun öngördüğü hâller" gereğince (TBK m. 586/2), teslime bağlı taşınır rehninin öncelikle paraya çevrilmesi şarttır [5, 6, 26]. (M), 1 aylık süre içinde alacaklının bu yükümlülüğü yerine getirmediğini, takibe "rehnin paraya çevrilmesi" yoluyla başlamadığını belirterek, TBK m. 601/3 gereğince kefalet borcundan kurtulduğunu bir def'i/itiraz olarak icra mahkemesinde ve genel mahkemelerde ileri sürecek ve ifadan kaçınacaktır [25].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Kefil, asıl borcun muaccel olduğunu ve alacaklıya 1 aylık süre (veya muacceliyet için 1 yıllık bekleme süresi sonrasındaki bildirim) talebini usulüne uygun şekilde (tercihen noter veya iadeli taahhütlü mektupla) ilettiğini ispatla mükelleftir. Alacaklı ise, kendisine verilen 1 aylık süre içinde dava veya takibe başladığını ve takibe "ara vermeden" devam ettiğini icra/mahkeme tutanaklarıyla ispat etmelidir [12].
  • Zamanaşımı / Süreler: TBK m. 601'de öngörülen 1 aylık süre, alacaklı açısından bir hak düşürücü süredir. Bu süre durmaz veya kesilmez. Alacaklı bu süre içinde işlemi yapmazsa, kefile başvurma hakkını kesin olarak kaybeder [27]. Maddenin ikinci fıkrasındaki bildirime bağlı muacceliyet talebi için ise, kefaletin kurulmasından itibaren en az 1 yıllık sürenin geçmesi şartı aranır.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Kefilin borçtan kurtulduğunun tespiti (menfi tespit) taleplerinde veya alacaklının kefile açacağı eda davalarında genel hükümlere göre Asliye Hukuk veya (taraflar tacir / iş ticari ise) Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir.
  • Yaygın uygulama hataları:
    1. Uygulamada alacaklı banka veya finans kurumlarının, TBK m. 601'de kefile tanınan bu haktan feragat edildiğine dair standart sözleşme maddelerine dayanarak kefili takip edebileceklerini zannetmeleri (TBK m. 582/III gereği bu feragatler kesin hükümsüzdür) [15-18].
    2. Alacaklıların müteselsil kefalette kefilin hiçbir şekilde alacaklıyı yönlendiremeyeceğini veya rehnin paraya çevrilmesini isteyemeyeceğini düşünmesi (m. 601 ve m. 586/2 bağlamında taşınır rehni/alacak rehni için bu mümkündür) [6].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde TBK m. 601 hükmü bilhassa birinci fıkrasında yer alan "müteselsil kefalette ise, kanunun öngördüğü hâllerde" ibaresi yönünden ciddi eleştirilere tabi tutulmuştur. İsviçre Borçlar Kanunu’nun 511. maddesinin birinci fıkrasında (OR Art. 511), adi veya müteselsil kefalet ayırımı yapılmaksızın, kefilin asıl borç muaccel olduktan sonra alacaklıdan dört hafta içerisinde asıl borçluyu takip etmesini, varsa rehnin paraya çevrilmesini talep edebileceği düzenlenmiştir [4].

Türk kanun koyucusunun bu hükmü iktibas ederken araya eklediği bu farklılaştırıcı ibare, ilk bakışta müteselsil kefilin bu hakkını daraltan belirsiz bir norm gibi görünmektedir. Akademik çevrelerde (Özen, Gümüş, Çınar gibi yazarlar) bu durum eleştirilmiş; ancak normun işlevsiz kalmaması adına bu ifadenin mefhum-u muhalifinden veya amaçsal yorumundan yola çıkılarak, TBK m. 586 hükmüne (asıl borçluya ihtar çekilmesi ve teslime bağlı taşınır/alacak rehninin paraya çevrilmesi zorunluluğu) bir atıf olduğu kabul edilmiştir [4, 5, 7].

Bunun yanı sıra, maddedeki "ara vermeden takibe devam etmesi" külfetinin kapsamı da somut olayın özelliklerine göre yargıca çok geniş bir takdir yetkisi vermektedir. Alacaklının "basiretli bir alacaklı" gibi davranıp davranmadığı, hangi sürelik bir işlemsizliğin "ara verme" sayılacağı TMK m. 2 (Dürüstlük Kuralı) ekseninde her olayda ayrı ayrı değerlendirilmektedir [12, 28]. Bu durum, kanunilik ve öngörülebilirlik ilkeleri açısından uygulamada hukuki güvenlik sorunlarına yol açabilecek niteliktedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.