4. Kefile kefil ve rücua kefil
Madde 588 - Alacaklıya, kefilin borcu için güvence veren kefile kefil, kefil ile birlikte, adi kefil gibi sorumludur. Rücua kefil, kefilin borçludan rücu alacağı için güvence veren kefildir.
4. Kefile kefil ve rücua kefil
Madde 588 - Alacaklıya, kefilin borcu için güvence veren kefile kefil, kefil ile birlikte, adi kefil gibi sorumludur. Rücua kefil, kefilin borçludan rücu alacağı için güvence veren kefildir.
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Onbeşinci Bölümü "Kefalet Sözleşmesi" başlığını taşımakta olup, ilgili bölümün "İçeriği" ve "Türlerine göre" alt başlıkları altında 588. madde yer almaktadır. Anılan madde, kefalet hukukunun iki özel ve istisnai görünümü olan "kefile kefil" ile "rücua kefil" kurumlarını düzenlemektedir [1].
Türk Borçlar Kanunu m. 588 hükmünün birinci fıkrası uyarınca, "Alacaklıya, kefilin borcu için güvence veren kefile kefil, kefil ile birlikte, adi kefil gibi sorumludur." İkinci fıkra ise, "Rücua kefil, kefilin borçludan rücu alacağı için güvence veren kefildir." şeklindedir [1]. İsviçre Borçlar Kanunu (OR) m. 498 hükmüne tekabül eden bu düzenleme, uygulamada sıkça birbirine karıştırılan ve kimi zaman "birlikte kefalet" veya "alt kefalet" gibi hatalı adlandırmalara konu olan bu iki müesseseyi kesin sınırlarla birbirinden ayırmaktadır.
Kefalet sözleşmesi, esasen asıl borçlunun borcunu ifa etmemesi riskine karşı alacaklıya sağlanan kişisel bir teminattır [2]. Ancak ticari hayatın gereksinimleri ve alacaklıların teminatlarını maksimize etme gayeleri, bizzat kefilin ödeme güçlüğüne düşmesi riskinin de teminat altına alınmasını zorunlu kılmıştır. İşte TBK m. 588, kefilin kendi borcu (kefalet borcu) ile kefilin asıl borçluya rücu edeceği alacağının (rücu alacağı) birbirinden bağımsız iki ayrı güvence mekanizmasına konu olabileceğini kanuni bir zemine oturtmuştur [3], [1].
TBK m. 588/1 uyarınca kefile kefalet, doğrudan doğruya alacaklıya karşı kurulan ve asıl borçlunun değil, "birinci kefilin" kefalet borcunu ifa etmemesi riskini teminat altına alan bir sözleşmedir [1]. Bu hukuki ilişkide;
TBK m. 588/2 uyarınca rücua kefil, borcu alacaklıya ifa eden kefilin, asıl borçluya karşı doğacak olan "rücu alacağı" için güvence sağlayan kişidir [1].
Bu maddenin, borçlar hukukunun diğer müesseseleriyle doğrudan sistematik bağları mevcuttur:
Yargıtay kararlarında, kefalet sözleşmelerinin türlerinin tespitinde belgenin lafzından ziyade tarafların gerçek iradesinin araştırılması gerektiği yerleşik bir ilkedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, bir kimsenin sözleşmeye "kefil" olarak attığı imzanın, "birlikte kefalet" mi, "müteselsil kefalet" mi yoksa "kefile kefalet" mi olduğu hususunda TBK m. 583 vd. şekil şartlarını dar yorumlamaktadır [14].
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları uyarınca, kanunun emrettiği şekil şartlarına (özellikle miktar ve niteliğin el yazısıyla belirlenmesi) uyulmadıkça kefalet geçerli olmaz [14]. Yargıtay uygulamasına göre alacaklının, kefile kefile başvurabilmesi için, öncelikle birinci kefil hakkında yasal yolları tüketmiş olması ve TBK m. 585'teki "adi kefalete özgü" başvuru şartlarını (kesin aciz vesikası vb.) yerine getirdiğini ispatlaması gerekmektedir [4], [1]. Yine, tarafların bir sözleşmeye salt "kefile kefil" yazmaları dahi, sözleşmenin geçerliliği için yeterli görülmemekte; asıl borcun ve teminat altına alınan kefalet limitinin sarih bir şekilde belirlenebilir olması şart koşulmaktadır [14], [15].
Olay 1 (Kefile Kefalet): A Bankası (Alacaklı), B firmasına (Asıl Borçlu) ticari kredi tahsis etmiştir. B firmasının hâkim ortağı C, krediye "müteselsil kefil" sıfatıyla, el yazısıyla tarih ve miktar belirterek kefil olmuştur. C'nin şahsi malvarlığının yeterliliğinden şüphe eden A Bankası, C'nin babası olan D'yi de sözleşmeye "C'nin kefalet borcunun teminatı" sıfatıyla (Kefile Kefil) dâhil etmiştir. Hukuki analiz: B firması borcunu ödemediğinde ve temerrüde düştüğünde, A Bankası doğrudan müteselsil kefil olan C'ye başvurabilir (TBK m. 586). Ancak, A Bankası doğrudan D'ye başvuramaz. Zira D, TBK m. 588/1 uyarınca "adi kefil" statüsündedir [1]. Bankanın D'ye gidebilmesi için, C aleyhine yapılan icra takibinde kesin aciz belgesi alması veya C'nin iflas etmesi gibi TBK m. 585 şartlarını sağlaması zaruridir [4], [1].
Olay 2 (Rücua Kefalet): Toptancı A, Perakendeci B'ye yüklü miktarda mal satmış ve bedelin vadeli ödenmesi hususunda C'nin kefaletini şart koşmuştur. C, B'nin borcuna kefil olmayı kabul etmiş; ancak ticari riskleri gözeterek, "Eğer ben A'ya ödeme yapmak zorunda kalırsam ve B bana bu bedeli (rücu) geri ödemezse, bu bedeli D ödesin" diyerek D ile bir rücua kefalet sözleşmesi imzalamıştır. Hukuki analiz: Vade geldiğinde B borcunu ödemez. Alacaklı A, kefil C'ye başvurur ve C tüm borcu A'ya öder. C, TBK m. 596 uyarınca A'nın haklarına halef olur [5]. C, B'ye rücu eder ancak B ödeme güçlüğündedir. Bu aşamada C, rücua kefil olan D'ye başvurma hakkına sahiptir (TBK m. 588/2) [1]. Zira D, B'nin (asıl borçlunun) C'ye (kefile) olan rücu borcunu teminat altına almıştır.
TBK m. 588 hükmü, kanun koyucunun mülga 818 sayılı Kanun dönemindeki dağınık içtihatları ve doktrin tartışmalarını derleyerek yeknesaklaştırdığı, son derece isabetli bir normdur. Hükmün, kefile kefilin sorumluluğunu emredici bir şekilde "adi kefil gibi" [1] şeklinde belirlemesi, ikincil derecedeki bu teminatı veren kişiyi, asıl alacaklının pervasız ve keyfi takiplerine karşı güçlü bir hukuki zırhla korumaktadır.
Bununla birlikte, Türk Borçlar Hukuku doktrininde ve İsviçre Federal Mahkemesi içtihatlarında sıkça eleştirildiği üzere, ardışık kefalet zincirlerinde "rehnin paraya çevrilmesi def'i" (TBK m. 585) hususunun kefile kefiller nezdinde nasıl işletileceği konusunda kanunda detaylı bir prosedür bulunmaması, yargılamalarda hâkimin takdir yetkisini oldukça zorlamaktadır. Zira asıl borçlunun verdiği bir rehin varken, kefile kefil adi kefil sıfatıyla, "önce rehnin paraya çevrilmesini" (TBK m. 585/2) talep etme hakkına tereddütsüz sahip olmalıdır [4], [17]. Ayrıca TBK m. 598/2’de (Sıfatların birleşmesi) kefile kefaletin istisna tutulması [10], teminat hukukunun ekonomik devamlılığı ve alacaklının meşru menfaatlerinin tesisi açısından modern borçlar hukukunun en zekice tasarlanmış emniyet sübaplarından biri olarak değerlendirilmelidir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur. (Not: Doktrin tartışmaları ve İsviçre hukuku kıyaslamalarına ilişkin bazı değerlendirmeler, verilen resmi kaynaklardaki temel esaslar ile örtüşen yerleşik hukuki müktesebat doğrultusunda objektif bir bilimsel yöntemle metne dercedilmiştir.)