Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 586

Özel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

2. Müteselsil kefalet


Madde 586 - Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir. Alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvenceye alınmışsa, rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile başvurulamaz. Ancak, alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla tamamen karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından belirlenmesi veya borçlunun iflas etmesi ya da konkordato mehli verilmesi hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden önce de kefile başvurulabilir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 586. maddesinde düzenlenen "müteselsil kefalet", uygulamada en sık başvurulan kişisel teminat türü olup, alacaklıya adi kefalete nazaran çok daha güçlü ve hızlı bir tahsil imkânı sunmaktadır [1]. Kefalet sözleşmesinin genel yapısı itibarıyla asıl borca fer'i (bağımlı) ve tali (ikincil) bir nitelik taşıması kuralı [2], müteselsil kefalette alacaklı lehine yumuşatılmış, kefilin "tartışma def'i" (peşin dava def'i) ve "taşınmaz rehninin paraya çevrilmesi def'i"nden mahrum bırakılması esası benimsenmiştir [3].

Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (eBK) 487. maddesi uygulamasında, asıl borcun muaccel olması halinde alacaklı, asıl borçluya hiçbir müracaatta bulunmadan ve rehinleri paraya çevirmeden doğrudan doğruya müteselsil kefile başvurabilmekteydi [4, 5]. Ne var ki, 6098 sayılı TBK m. 586/1 hükmü, İsviçre Borçlar Kanunu (OR) m. 496/1 düzenlemesi ile uyumlu hâle getirilerek, alacaklının müteselsil kefile başvurabilmesi için asıl borçlunun ifada gecikmesi ve kendisine yapılacak ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde bulunması şartlarını getirmiştir [6, 7]. Bu yasal değişiklik, müteselsil kefalette kefilin tâlîlik (ikincillik) özelliğini yeniden belirginleştirmiş ve kefili, borçlunun temerrüde düştüğünden habersiz bir biçimde doğrudan icra takipleri ile muhatap olma riskine karşı korumuştur [2, 8].

Bununla birlikte, müteselsil kefil ile müteselsil borçluluk kavramları birbirine karıştırılmamalıdır; müteselsil kefil borca kendi menfaati için değil, teminat amacıyla katılırken, müteselsil borçlu asıl borç ilişkisinin bizzat tarafıdır ve borcun ifasından doğrudan sorumludur [9, 10].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Müteselsil Kefil Olma İradesi ve Şekil Şartı

TBK m. 586/1 uyarınca bir kimsenin müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu tutulabilmesi için, sözleşmede müteselsil kefil olduğuna veya bu anlama gelen bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğine dair beyanın, kendi el yazısıyla belirtilmesi kurucu şekil şartıdır [11, 12]. Sözleşmede salt "müteselsil kefil" ibaresinin yer alması zorunlu olmayıp, "bila taallül", "asıl borçlu ile birlikte", "alacaklı dilerse borçludan önce bana müracaat edebilmek üzere" gibi müteselsil sorumluluk iradesini yansıtan el yazılı ifadeler de bu şartı sağlar [13, 14]. Şayet el yazılı müteselsil kefalet iradesi yoksa veya bu konuda şüphe bulunuyorsa, kanun gereği adi kefaletin varlığı asıl kabul edilir (karine) [15, 16].

2.2. İfada Gecikme ve İhtarın Sonuçsuz Kalması

Alacaklının, müteselsil kefile doğrudan müracaat edebilmesi için asıl borçlunun "ifada gecikmesi" gerekmektedir. Buradaki "ifada gecikme" kavramı, TBK m. 117 vd. anlamında teknik bir "temerrüt" demek değildir; asıl borcun muaccel olmasına rağmen ifa edilmemiş olması, m. 586/1 anlamında ifada gecikme olarak kabul edilir [17]. Alacaklı, ifada geciken asıl borçluya "ihtar" göndermelidir. Bu ihtar, bir temerrüt ihtarı niteliğinde olmak zorunda değildir [17, 18]. İhtarın, asıl borçluya ulaştıktan sonra makul bir süre geçmesine rağmen edimin yerine getirilmemesi halinde "ihtar sonuçsuz kalmış" sayılır ve ancak bu aşamadan sonra müteselsil kefile müracaat edilebilir [19-21].

2.3. İhtar Şartının İstisnaları (Açıkça Ödeme Güçsüzlüğü)

Eğer asıl borçlu açıkça ödeme güçsüzlüğü içerisinde ise, TBK m. 586/1 uyarınca alacaklının asıl borçluya ihtar gönderme külfeti ortadan kalkar [22, 23]. Borçlunun iflas etmesi, konkordato mehli alması veya borçlu hakkında kesin aciz belgesi (İİK m. 143) alınması hâllerinde ödeme güçsüzlüğü açıkça ispatlanmış sayılır ve alacaklı doğrudan müteselsil kefili takip edebilir [22-24].

2.4. Rehnin Paraya Çevrilmesi Def'inin Sınırları (Taşınmaz ve Taşınır Rehni Ayrımı)

Müteselsil kefalet müessesesinin adi kefaletten en büyük farklarından biri, rehnin paraya çevrilmesi def'i noktasındadır. Adi kefalette alacaklı önce tüm rehinleri paraya çevirmek zorundayken (TBK m. 585/2); müteselsil kefalette kefil, "taşınmaz rehninin (ipoteğin vb.) paraya çevrilmesi def'inden" kanun gereği mahrumdur [3, 25, 26]. Buna karşılık, TBK m. 586/2, alacak teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvence altına alınmışsa, kural olarak alacaklının müteselsil kefile başvurmadan önce bu taşınır veya alacak rehinlerini paraya çevirmesini emretmektedir [6, 26, 27]. Bu kuralın da istisnaları şunlardır: Rehnin borcu karşılamayacağının önceden hâkim tarafından tespiti, asıl borçlunun iflası veya asıl borçluya konkordato mehli verilmesi hallerinde teslime bağlı taşınır rehninin paraya çevrilmesi dahi beklenmeden müteselsil kefile gidilebilir [28-31].

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 583 (Kefaletin Şekli): Müteselsil kefilin sorumlu tutulabilmesi için m. 583'teki katı şekil şartlarına (el yazısıyla tarih, miktar ve teselsül iradesinin yazılması) uyulması zorunludur [12, 32].
  • TBK m. 591 (Kefilin Savunmaları ve Def'ileri): Müteselsil kefil, borçlunun iflası/ödeme güçsüzlüğü haricindeki tüm def'ileri (zamanaşımı, takas, sözleşmenin geçersizliği vb.) alacaklıya karşı ileri sürme hakkına ve yükümlülüğüne sahiptir [33-35].
  • İİK m. 45 (Rehinle Temin Edilmiş Alacaklarda Takip): İİK m. 45, alacağı rehinle temin edilmiş alacaklının önce rehni paraya çevirme yoluyla takip yapmasını emreder. Ancak, TBK m. 586/1 taşınmaz rehinleri bakımından İİK m. 45'in müteselsil kefile uygulanmasını açıkça engeller. Doktrin ve Yargıtay'a göre alacaklı, asıl borçluyu İİK 45 sebebiyle haciz yoluyla takip edemese bile, müteselsil kefile karşı haciz veya iflas yoluyla doğrudan takip başlatabilir [36-38].
  • TTK m. 7 (Ticari İşlerde Müteselsil Sorumluluk): Ticari bir borca kefalet hâlinde, TBK'daki "adi kefalet asıldır" karinesinin aksine, TTK m. 7/2 uyarınca taraflar arasında aksi kararlaştırılmadıkça kefaletin müteselsil olduğu kabul edilir [15, 39, 40].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında TBK m. 586/1'in getirdiği "ihtar" şartı özellikle banka kredi sözleşmelerinde yoğun biçimde tartışılmaktadır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, banka tarafından asıl borçluya gönderilen ve kredi hesabının kesildiğini bildiren "hesap kat ihtarnamesi", TBK m. 586'daki "ihtar" şartını sağlamak için yeterli kabul edilmektedir (Örn: Y. 12. HD, 01.10.2015, E. 2015/7754, K. 2015/22680) [41, 42]. Bu kararlara göre, hesap kat ihtarı borçluya gönderilip sonuçsuz kalmışsa (ihtarın tebliğ edilememesi dahi kredilerde adrese çıkarılmış olması şartıyla geçerli sayılabilir), artık asıl borçlu için TBK m. 586/1'deki ihtar koşulu gerçekleşmiştir ve banka doğrudan müteselsil kefile icra takibi yapabilir [41-43].

Ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (Örn: YHGK 14.10.1972, E. 215, K. 841), kefalet sözleşmesinin geçerli olduğu durumlarda, İİK m. 45 çerçevesinde alacaklının asıl borçludaki taşınmaz rehnini paraya çevirmeden dahi müteselsil kefil aleyhine genel haciz yoluyla takibe geçmesinin kanuna uygun olduğunu içtihat etmiştir [37, 44].

Yargıtay 19. HD kararlarında ise kefalet senedine atılan imzanın yanına yalnızca matbu "müteselsil kefil" yazılması veya "müşterek müteselsil borçlu" sıfatıyla imza atılması durumunda şekil şartları bağlamında borcun geçerliliğine dair incelemeler yapılmaktadır [9, 14, 45]. "Müşterek borçlu ve kefil" ifadelerinin müteselsil kefalet yaratıp yaratmayacağı bir süre Yargıtay daireleri arasında çelişkili kararlara konu olmuş, sonrasında bu ibarelerin salt başlarına müteselsil kefalet iradesi taşımadığı yönünde eğilim gelişmiştir [9].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: A (asıl borçlu), ticari işletmesi için B Bankasından ticari kredi kullanmıştır. C ise TBK m. 583 şekil şartlarına uygun el yazılı onayı ile krediye müteselsil kefil olmuştur. A, kredi taksitlerini ödemekte temerrüde düşer. B Bankası, A'ya hiçbir ihtar göndermeksizin doğrudan C aleyhine icra takibi başlatır. C, ödeme emrine, "asıl borçluya ihtar gönderilmediği" gerekçesiyle itiraz eder. Hukuki analiz: TBK m. 586/1 uyarınca, alacaklının (B Bankası) müteselsil kefil (C) aleyhine doğrudan takibe girişebilmesi için, asıl borçlunun ifada gecikmesi ve çekilecek ihtarın sonuçsuz kalması şarttır. Asıl borçlu iflas etmemişse veya ödeme güçsüzlüğü kesin aciz vesikası vb. ile sabit değilse, alacaklı B'nin öncelikle A'ya ihtar çekmesi gerekirdi. Dolayısıyla C'nin takibe itirazı haklıdır ve TBK m. 586/1 kapsamında alacaklının erken takibini durdurabilir [6, 46].

Olay 2: D, E'den olan 1.000.000 TL alacağı için F'yi "müteselsil kefil" sıfatıyla sözleşmeye dâhil etmiştir. Ayrıca, D'nin alacağı için asıl borçlu E'nin mülkiyetindeki bir tarla üzerinde birinci derece ipotek (taşınmaz rehni) ve E'nin pırlanta saati üzerinde teslime bağlı taşınır rehni tesis edilmiştir. Vade geldiğinde E borcu ödemez. D, ihtar çeker ve sonuçsuz kalır. D, her iki rehni paraya çevirmeden F'ye karşı doğrudan dava açar. F, öncelikle rehinlerin satılması gerektiğini savunur. Hukuki analiz: TBK m. 586/1 uyarınca müteselsil kefil F, taşınmaz rehninin (tarla ipoteği) paraya çevrilmesi def'ini ileri süremez [25, 36, 47]. Ancak TBK m. 586/2 gereği, ortada teslime bağlı bir taşınır rehni (pırlanta saat) bulunmaktadır. Hâkim kararı ile bu taşınır rehninin alacağı karşılamayacağı baştan tespit edilmemişse veya E iflas etmemişse, F, alacaklı D'nin öncelikle pırlanta saati paraya çevirmesini (Rehnin Paraya Çevrilmesi Def'i) haklı olarak ileri sürebilecektir [26, 27, 48].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Alacaklı, müteselsil kefile doğrudan başvurduğu icra takiplerinde veya alacak davalarında; asıl borçlunun borcu ifada geciktiğini, borçluya ihtar gönderildiğini ve ihtarın sonuçsuz kaldığını (veya ihtar gerektirmeyen istisnai hallerden olan açık ödeme güçsüzlüğünü) ispat yükü altındadır [19, 24, 46].
  • Zamanaşımı / Süreler: Kefalet borcu, asıl borçtan bağımsız ancak onunla paralellik arz eden bir 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir (TBK m. 146). Kefalet zamanaşımı, asıl borç muaccel olduğunda işlemeye başlar [49, 50]. Ayrıca TBK m. 598 uyarınca gerçek kişilerce verilen kefalet on yılın geçmesiyle kendiliğinden düşer.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Asıl borç, TTK m. 4 kapsamında her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili bir ticari dava ise ve müteselsil kefil de bu borca güvence sağlıyorsa (TTK m. 7 uyarınca ticari teselsül), görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Tüketici kredisi veya adi sözleşmelerden doğan bir kefalet ise Asliye Hukuk veya Tüketici Mahkemesi (borcun yapısına göre) görevli olabilir.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada özellikle alacaklı bankaların, "hesap kat ihtarını" TBK m. 586'daki ihtar şartını tek başına karşıladığı düşüncesiyle hemen akabinde icra takibi yapmaları yaygındır [51, 52]. Doktrinde bu durum, "hesap kat ihtarının sadece borcu muaccel kıldığı, m. 586/1'deki ifa ihtarının ise muaccel olan borca ilişkin ayrı bir beyan olması gerektiği" argümanıyla eleştirilmekte ve hukuki hatalara sebebiyet verdiği ileri sürülmektedir [52-54]. Müteselsil kefilin asıl borçluya ait def'ileri ileri sürme zorunluluğunun unutularak, alacaklıya yapılan dikkatsiz ödemeler sonucu asıl borçluya rücu hakkının zedelenmesi (TBK m. 591/3) yine sık rastlanan uygulama hatalarındandır [55, 56].

7. Eleştirel Değerlendirme

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 586 düzenlemesi ile İsviçre Borçlar Kanunu'na yaklaşarak alacaklının doğrudan kefile gitme kolaylığını, "ifada gecikme ve ihtar" şartlarına bağlamıştır. Bu durum doktrinde "müteselsil kefaletin tâlilik (ikincillik) özelliğini yeniden güçlendirdiği" [2, 8] gerekçesiyle olumlu karşılansa da, uygulamada alacaklıların (özellikle bankaların) tahsilat hızını düşürdüğü ve işlem maliyetini artırdığı yönünden eleştirilmiştir [5, 8, 51].

Doktrindeki en önemli tartışmalardan birisi TBK m. 586/1'de geçen "ihtar"ın niteliğidir. Yargıtay'ın, kredi hesap kat ihtarını aynı zamanda TBK m. 586 uyarınca kefile başvuru için yeterli görmesi [41, 42], doktrin (Özlem Acar Ünal vb.) tarafından eleştirilmektedir [53]. Zira hesap kat ihtarı, vadesi gelmemiş taksitleri muaccel kılan bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğinde iken, m. 586'daki ihtar, "zaten muaccel olmuş borcun ifasının talep edilmesini" ifade eder [53, 54]. Bu iki kurumun Yargıtay eliyle birleştirilmesi, kanun koyucunun kefili koruma saiki ile yarattığı süreci zayıflatarak alacaklı lehine pratik bir kolaylık haline dönüşmüştür [54]. Ayrıca, teslime bağlı taşınır rehni def'inin (m. 586/2) taşınırların ve alacak haklarının kolay paraya çevrilebilirliğine bağlanması [57], ticari işletme rehni ile ipotekli borç senetleri arasındaki tasnif tartışmalarını (Örn. kıymetli evrak rehninin teslime bağlı taşınır rehni sayılıp sayılamayacağı) doktrinde derinleştirmiştir [57-59].


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.