A. Tanımı
Madde 581 - Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.
A. Tanımı
Madde 581 - Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) İkinci Kısmında, Özel Borç İlişkileri altında Onbeşinci Bölümde yer alan 581. madde, kefalet sözleşmesinin kanuni tanımını vermektedir [1]. İlgili hükme göre; "Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir" [2], [3], [4].
Hukuk sistemimizde kişisel teminat (şahsi güvence) müesseselerinin en tipik ve yaygın türü olan kefalet sözleşmesi, alacaklının, asıl borçlunun ödeme güçlüğüne düşmesi veya borcunu ifa etmemesi riskine karşı malvarlıksal olarak güvence altına alınmasını hedefler [5], [6]. Bu sözleşmeyle kefil, asıl borçlunun borcuna katılmamakta, bizzat asıl borcun ifasını üstlenmemekte; asıl borcun ifa edilmemesi halinde alacaklının uğrayacağı zararı, kendi malvarlığıyla kişisel olarak tazmin etmeyi taahhüt etmektedir [7], [8].
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (eBK) 483. maddesinde yer alan tanımdaki doktriner tartışmalar ve isabetsiz ifadeler, TBK m. 581 ile giderilmiş, İsviçre ve Türk borçlar hukuku doktrininin (Fikret Eren, Halûk Tandoğan, Seza Reisoğlu, Burak Özen, Alper Gümüş vd.) uzun yıllardır dile getirdiği eleştiriler doğrultusunda modern ve teorik temelleri sağlam bir kanuni tanım ihdas edilmiştir [9], [10], [11].
Kefalet sözleşmesi, niteliği gereği yalnızca kefil ile asıl alacağın sahibi olan alacaklı arasında kurulur [12], [6]. Asıl borçlu, bu sözleşmenin tarafı değildir. Bu durumun hukuki sonucu olarak, kefalet sözleşmesinin geçerli biçimde kurulabilmesi için asıl borçlunun icazetine, onayına veya bilgisine ihtiyaç yoktur [12], [6]. Hatta asıl borçlu, kendisine kefil olunmasına açıkça muhalefet etse dahi, alacaklı ile kefil arasında geçerli bir kefalet sözleşmesi kurulabilir; zira bu işlem borçlunun malvarlığında bir azalmaya yol açmayan, bilakis onun lehine sonuç doğuran bir teminat işlemidir [12], [13].
TBK m. 581’in getirdiği en köklü yeniliklerden biri, kefilin ediminin hukuki mahiyetini doğru tespit etmesidir. Mülga BK m. 483, kefilin borcunu "borcunun edasını temin etmeyi taahhüt eder" şeklinde tanımlamaktaydı [9]. Bu ifade, kefilin asıl borcun aynen ifasını sağlamak veya ifa için çaba göstermek (garanti etmek) yükümlülüğü altında olduğu gibi yanlış bir anlama yol açmaktaydı [7]. Oysa kefilin hukuki yükümlülüğü, asıl borçluya baskı yapmak veya onun borcunu aynen yerine getirmek değildir; asıl borcun ihlali (ifa edilmemesi) neticesinde ortaya çıkan alacaklı zararını gidermektir [7]. TBK m. 581, "ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı" ifadesiyle, kefilin borcunun her halükârda bir "tazmin borcu (para borcu)" olduğunu netleştirmiştir [14], [7], [8]. Asıl borç bir yapma veya yapmama borcu (örneğin eser veya hizmet sözleşmesi) dahi olsa, kefilin borcu daima asıl borcun ifa edilmemesi sebebiyle ortaya çıkacak zararı tazmin etmektir [14], [8].
Mülga BK m. 483, "borçlunun akdettiği borcun" ifadesini kullanarak lafzi yorum bağlamında sadece sözleşmesel (akdi) borçlara kefil olunabileceği izlenimini vermekteydi [9], [15]. Oysa doktrinde (Tandoğan, Reisoğlu, Eren, Özen vb.) haklı olarak savunulduğu üzere, sadece akdi borçlara değil; haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya kanundan (örn. nafaka) doğan borçlara da kefil olunması hukuken mümkündür [10], [16]. TBK m. 581, madde metnindeki "akdettiği" kelimesini çıkararak, her türlü borç ilişkisine kefalet edilebileceğini kanuni güvenceye kavuşturmuştur [10].
Kefalet sözleşmesi, kural olarak tek tarafa borç yükleyen, ivazsız bir sözleşmedir [13], [17]. Alacaklının kefile karşı herhangi bir asli edim yükümlülüğü (ücret ödeme vb.) bulunmaz [13]. Teminat altına alınan asıl borç karşılığında kefil, alacaklıdan kural olarak bir karşı edim talep edemez [17]. Ancak taraflar, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde alacaklının da bir karşı edim yükümlülüğü altına girdiği (örneğin komisyon ödemesi) iki tarafa borç yükleyen bir kefalet sözleşmesi de kurgulayabilirler [13].
Yargıtay kararlarında TBK m. 581'in tanımından yola çıkılarak kefalet ile garanti sözleşmeleri ve ibraname/borca katılma kurumları arasındaki ayrımlar sıklıkla vurgulanmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre:
Olay 1: (A) Bankası ile asıl borçlu (B) Anonim Şirketi arasında bir ticari kredi sözleşmesi imzalanmıştır. Kredinin güvencesi olarak, şirket yönetim kurulu üyesi (C), (A) Bankası ile, asıl borçlu (B)'nin bilgisi ve onayı dışında bir kefalet sözleşmesi akdetmiştir. (B) şirketi bu durumu sonradan öğrenerek, kendi rızası dışında yapılan bu işlemin hükümsüz olduğunu iddia etmektedir. Hukuki Analiz: TBK m. 581 uyarınca kefalet sözleşmesi, yalnızca alacaklı (A Bankası) ile kefil (C) arasında kurulan bir sözleşmedir [12], [6]. Asıl borçlu, bu sözleşmenin tarafı değildir [6]. Asıl borçlunun bu işleme onay vermemesi, hatta muhalefet etmesi, sözleşmenin geçerliliğine halel getirmez [12], [6]. Bu nedenle (B) şirketinin iddiası mesnetsizdir ve kefalet geçerlidir.
Olay 2: İşsahibi (A) ile Yüklenici (B) arasında bir villa inşaatına ilişkin eser sözleşmesi yapılmıştır. (C), Yüklenici (B)'nin eseri tam ve zamanında teslim edeceği hususunda alacaklı (A)'ya karşı kefil olmuştur. (B), inşaatı yarım bırakıp kaçmıştır. Alacaklı (A), kefil (C)'den inşaatı tamamlamasını (aynen ifayı) talep etmektedir. Hukuki Analiz: TBK m. 581 metninde yer alan "borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği" ibaresi uyarınca, kefilin borcu daima bir para borcudur (tazmin borcudur) [14], [7], [8]. Eserin meydana getirilmesi gibi bir yapma borcuna kefil olunduğunda, asıl borç ihlal edilirse kefil inşaatı yapmakla mükellef tutulamaz [14], [8]. Kefil, inşaatın tamamlanmaması sebebiyle alacaklının (işsahibinin) uğradığı müspet zararı parasal olarak tazmin etmekle yükümlüdür [7].
TBK m. 581 hükmü, Türk Borçlar Hukuku doktrini açısından son derece olumlu karşılanmış başarılı bir yasa yapım tekniğidir. Mülga 818 sayılı Kanun’un m. 483 metni "Bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder" ibaresini taşımaktaydı [9]. Bu eski lafız, doktrinde çok ağır eleştirilere maruz kalmaktaydı. Birinci eleştiri, "akdettiği" kelimesi yüzünden sadece sözleşmeden doğan borçlara kefil olunabileceği yönündeki daraltıcı izlenimdi [9], [10], [15]. Yeni kanun metni, bu kelimeyi metinden ayıklayarak kefaletin uygulama alanını doğru biçimde tüm borç kaynaklarına (haksız fiil, sebepsiz zenginleşme vd.) teşmil etmiştir [10].
İkinci ve daha esaslı doktriner eleştiri ise eski kanundaki "edasını temin etmeği" ibaresine yönelikti. Hukuk dogmatiği açısından kefil, borçlunun borcu bizzat ifa etmesini sağlayacak bir polis veya zorlayıcı unsur değildir; kefilin tek yükümlülüğü borç ödenmediği takdirde ortaya çıkan zararı tazmin etmektir [7]. Kanun koyucunun yeni 581. maddede "ifa etmemesinin sonuçlarından sorumlu olmayı" lafzını tercih etmesi, kefilin borcunun bir tazmin borcu olduğunu tereddüde yer bırakmayacak biçimde ortaya koymuş ve İsviçre-Türk hukuku sistematiğindeki ciddi bir teorik hatayı nihayete erdirmiştir [14], [7]. Sözleşme sistematiği ve terminoloji sadakati bağlamında TBK m. 581, modern borçlar hukukunun gereksinimlerini tam olarak karşılamaktadır.
Bu yorum, akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur. Yorum ve analizler; doktrinde yer alan yetkin eserlerin (Eren, Tandoğan, Reisoğlu, Gümüş, Özen vd.) ortaya koyduğu temel dogmatik çıkarımlara ve Borçlar Kanunu’nun güncel mevzuat sistematiğine sadık kalınarak oluşturulmuştur.