c. Geri verme yeri
Madde 566 - Saklanan, masrafları ve hasarı saklatana ait olmak üzere, korunması gereken yerde geri verilir.
c. Geri verme yeri
Madde 566 - Saklanan, masrafları ve hasarı saklatana ait olmak üzere, korunması gereken yerde geri verilir.
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Saklama Sözleşmeleri" başlıklı Ondördüncü Bölümü altında yer alan 566. maddesi, genel saklama sözleşmesinde saklayanın geri verme borcunun ifa yerini ve bu iade işlemine ilişkin masraf ve hasarın kime ait olacağını düzenlemektedir [1], [2]. Kanun koyucu, TBK m. 566 hükmü ile saklama sözleşmelerinin doğası gereği, ifa yeri (geri verme yeri) konusunda genel hükümlerden (TBK m. 89) farklı, bu sözleşme tipinin amacına uygun özel bir kural ihdas etmiştir.
Madde metnine göre; "Saklanan, masrafları ve hasarı saklatana ait olmak üzere, korunması gereken yerde geri verilir" [3], [2]. Bu hüküm, saklama sözleşmesinde saklayanın temel borcu olan "güvenli bir yerde koruma altına alma" ve süre sonunda "geri verme" yükümlülüklerinin [1], [4] ifa edileceği mekânı kesin bir biçimde "korunması gereken yer" olarak belirlemiş ve iadenin hukuki-maddi külfetlerini saklatana yüklemiştir [5], [3].
Hükümde yer alan "korunması gereken yer" ibaresi, tarafların sözleşme kurulurken anlaştıkları veya eşyanın niteliği gereği muhafaza edilmesi gereken lokasyonu ifade eder. Bu kuralın doğal bir sonucu olarak, saklama sözleşmesinden doğan geri verme borcu, bir "aranılacak borç" niteliğindedir [5], [6]. Saklayan (muhafaza eden), eşyayı saklatanın (tevdi edenin) ayağına veya yerleşim yerine götürmekle yükümlü değildir; saklatan, bizzat muhafaza yerine gelerek malını teslim almak zorundadır [5].
İade işlemi sırasında ortaya çıkabilecek teslim, tartma, ölçme veya nakliye gibi her türlü gider ile malın iade sırasında veya iade maksadıyla nakliyesi aşamasında başına gelebilecek tesadüfi zararlar (hasar), kanun gereği saklatana (eşya sahibine) aittir [5], [3], [2]. Saklama sözleşmeleri, yapıları itibarıyla kural olarak eşya sahibinin (saklatanın) menfaatine hizmet eden sözleşmelerdir [7], [8]. Bu hukuki tabiatın bir yansıması olarak kanun koyucu, muhafaza edeni (saklayanı) sadece eşyayı korumakla yükümlü kılmış, iadenin yaratacağı ilave ekonomik risk ve maliyetleri saklatana tahsis etmiştir [5], [3].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarında, saklama (vedia) sözleşmelerinde saklayanın birincil görevinin eşyayı özenle muhafaza etmek olduğu vurgulanmaktadır. İade sürecinde, taraflar aksini kararlaştırmadıkça, saklayanın nakliye veya eşyanın saklatanın adresine ulaştırılması gibi bir yükümlülüğü bulunmadığı kabul edilir. Hasarın ve masrafların saklatana ait olması ilkesi gereği Yargıtay, iade için eşyanın bulunduğu yerden alınması sırasındaki ambalajlama, taşıma ve bu süreçte doğabilecek zarar risklerini (mücbir sebep vb. hallerde) malik/saklatan üzerinde bırakmaktadır. Olası bir uyuşmazlıkta, saklayanın eşyayı muhafaza yerinde iadeye hazır tutması, temerrütten kurtulması için yeterli bir ifa hazırlığı (oblasyon) olarak değerlendirilmektedir.
Olay 1 (Antika Tablo Saklama Sözleşmesi): Koleksiyoner A, antika değerindeki bir tablosunu bir yıllığına korunması amacıyla sanat galerisi işleten B'nin özel iklimlendirmeli deposuna bırakmıştır. Süre sonunda A, B'yi arayarak tablonun kendi malikânesine teslim edilmesini, nakliye ücretini de B'nin ödemesini talep eder. Hukuki analiz: TBK m. 566 gereğince, saklanan eşya, masraf ve hasarı saklatana ait olmak üzere korunması gereken yerde geri verilir [3], [2]. B, tabloyu deposunda iadeye hazır tutmakla yükümlülüğünü yerine getirmiş sayılır. Nakliye organizasyonu, taşıma masrafları ve yolda tablonun başına gelebilecek hasar riski bütünüyle saklatan A'ya aittir.
Olay 2 (Misli Şeylerin Saklanması - Hububat Depolama): Çiftçi X, 10 ton buğdayını Y'ye ait lisanssız bir siloya mislen iade edilmek üzere teslim eder. İade zamanı geldiğinde X, Y'den 10 ton buğdayın kendi un fabrikasına getirilmesini ister. Y ise buğdayın silodan teslim alınması gerektiğini, aksi takdirde yükleme masraflarının X'e ait olduğunu beyan eder. Hukuki analiz: Somut olay bir misli şeylerin saklanması (depositum irregulare) sözleşmesidir [9], [13]. Kanunda misli şeylerin iade yerine dair özel hüküm bulunmadığından, TBK m. 566 genel saklama hükmü uygulanır [3]. Dolayısıyla buğdayın iadesi, korunduğu yer olan Y'nin silosunda gerçekleşecek bir "aranılacak borç"tur [5], [6]. Tartma, yükleme masrafları ve nakliye rizikosu TBK m. 566 açık lafzı uyarınca X'e aittir [10].
Doktrinde, TBK m. 566 hükmünün genel saklama sözleşmeleri (depositum) için oldukça makul ve menfaatler dengesine uygun olduğu kabul edilmekle birlikte, misli şeylerin saklanması (depositum irregulare) kurumuna kıyasen uygulanması noktasında bazı teorik eleştiriler bulunmaktadır. Misli şeylerin saklanmasında mülkiyet saklayana geçmekte ve saklayan eşya üzerinde (özellikle para ise) tasarruf hakkına sahip olmaktadır [14], [15], [16]. Bu durumda, mülkiyeti karşı tarafa geçmiş ve onun tarafından kullanılmış/karıştırılmış bir eşyanın (örneğin buğdayın veya misli emtianın) iadesinde, ölçme, tartma ve ayırma masraflarının bütünüyle saklatana yüklenmesinin, saklayanın sağladığı fiili menfaat dikkate alındığında tam bir hakkaniyet sağlayıp sağlamadığı tartışmaya açıktır [10]. Buna rağmen kanun koyucunun sarih tercihi, ayrım gözetmeksizin masraf ve hasarın saklatana ait olduğu yönündedir [5], [3]. Bu durum, kanunun yorumunda lafzi bağlılık ile amaca uygun yorum arasındaki klasik gerilimi yansıtmaktadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.