III. İşin işsahibi tarafından uygun bulunması hâlinde
Madde 531 - İşsahibi yapılan işi uygun bulmuşsa, vekâlet hükümleri uygulanır. ONBİRİNCİ BÖLÜM Komisyon Sözleşmesi
III. İşin işsahibi tarafından uygun bulunması hâlinde
Madde 531 - İşsahibi yapılan işi uygun bulmuşsa, vekâlet hükümleri uygulanır. ONBİRİNCİ BÖLÜM Komisyon Sözleşmesi
Akademik Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Vekâletsiz İşgörme" başlığını taşıyan Onuncu Bölümü'nün son maddesi olan 531. madde, vekâletsiz işgörme ilişkisinin işsahibi tarafından onaylanması (icazet verilmesi) hâlinde ortaya çıkacak hukuki sonucu düzenlemektedir. Madde metni, "İşsahibi yapılan işi uygun bulmuşsa, vekâlet hükümleri uygulanır" şeklindedir [1].
Vekâletsiz işgörme, bir kimsenin (işgörenin), kendisine verilmiş geçerli bir vekâlet (yetki) bulunmaksızın, bir başkasının (işsahibinin) hukuki alanına girerek onun adına ve hesabına veya kendi hesabına maddi ya da hukuki bir işlem yapmasıdır [2]. Türk İsviçre borçlar hukuku doktrininde vekâletsiz işgörme; sözleşme, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmenin yanında dördüncü bir borç kaynağı (kanundan doğan borç ilişkisi) olarak kabul edilmektedir [2, 3]. Ancak TBK m. 531 hükmü, bu kanuni borç ilişkisinin, işsahibinin sonradan vereceği bir "uygun bulma" (onama/icazet) beyanı ile geriye etkili (ex tunc) olarak bir sözleşme ilişkisine, spesifik olarak da "vekâlet sözleşmesine" (TBK m. 502 vd.) dönüşmesini sağlamaktadır [1, 4].
Bu düzenlemenin temelinde yatan hukuki rasyo, işsahibinin kendi menfaatine veya menfaatine aykırı olarak yapılmış bir işi sonradan benimsemesi hâlinde, işgörenin bu eyleminin başından itibaren yetkili bir vekilin eylemi gibi muamele görmesinin hakkaniyete ve irade özerkliği ilkesine daha uygun olmasıdır.
Madde metninde yer alan "işsahibi", hukuki alanına müdahale edilen, işi görülen ve işin sonucundan olumlu veya olumsuz etkilenen kişidir [2, 5]. "İşgören" ise aralarında önceden kurulmuş geçerli bir vekâlet sözleşmesi, hizmet sözleşmesi veya kanuni bir temsil yetkisi (velayet, vesayet vb.) bulunmaksızın işsahibinin işini gören kişidir [2, 3]. İşgörenin eylemi, gerçek (işsahibinin menfaatine) veya gerçek olmayan (işgörenin kendi menfaatine/kötüniyetli) vekâletsiz işgörme şeklinde ortaya çıkabilir [3, 6]. TBK m. 531 her iki durum için de uygulama alanı bulur.
"Uygun bulma", hukuki niteliği itibarıyla tek taraflı, varması gerekli ve yenilik doğuran bir irade beyanıdır. İşsahibi, uygun bulma beyanı ile işgörenin fiilini benimsediğini ve bu fiilin sonuçlarını kendi hukuk alanında kabul ettiğini açıklar. Uygun bulma, herhangi bir geçerlilik şekline tabi değildir; açık (sarih) olabileceği gibi, işsahibinin işin sonuçlarından yararlanması, işgörenden hesap vermesini istemesi veya ifayı kabul etmesi gibi eylemler yoluyla örtülü (zımni) olarak da gerçekleşebilir [7, 8]. Uygun bulma beyanı işgörene ulaştığı andan itibaren, vekâletsiz işgörme ilişkisi yerini vekâlet sözleşmesi ilişkisine bırakır.
İşin uygun bulunmasının en temel sonucu, kanundan doğan vekâletsiz işgörme ilişkisinin yerini, TBK m. 502 vd. hükümlerinde düzenlenen vekâlet sözleşmesine bırakmasıdır [1, 4]. Bu dönüşümün sonuçları şunlardır:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, TBK m. 531 hükmünün uygulanabilmesi için işsahibinin onama iradesinin tereddüde mahal bırakmayacak şekilde ortaya konulması gereklidir. Yargıtay, işsahibinin vekâletsiz işgören tarafından kendisine sunulan hesap cetvelini itirazsız kabul etmesini, işin sonucunda elde edilen semereleri (kârı, malı vb.) teslim alıp kullanmasını veya işgörenin üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerden doğan borçları ifa etmesini (örneğin satın alınan malın bedelini ödemesi) örtülü (zımni) uygun bulma beyanı olarak kabul etmektedir.
Yargıtay kararlarında vurgulanan bir diğer husus, işin uygun bulunmasıyla birlikte ilişkinin vekâlete dönüşmesinin "geçmişe etkili" (ex tunc) olmasıdır. Bu bağlamda, işgörenin işe başladığı andan itibaren vekil sıfatını haiz olduğu kabul edilir ve talep edilecek faizler, masraflar veya zamanaşımı süreleri bu başlangıç anına ve vekâlet hükümlerine göre belirlenir.
Olay 1 (Gerçek Vekâletsiz İşgörme ve Uygun Bulma): Ahmet, yurt dışında uzun süreli bir seyahatteyken, yan komşusu Burak, Ahmet'in evinin çatısının fırtınada uçtuğunu ve evin su aldığını görür. Burak, Ahmet'e ulaşamamasına rağmen derhal bir çatı ustası ile anlaşıp çatıyı onartır ve masrafları cebinden öder. Ahmet döndüğünde yapılan işi görür ve Burak'a "Çok iyi yapmışsın, ellerine sağlık, borcum neyse söyle ödeyim" der. Hukuki analiz: Burak'ın eylemi başlangıçta acil bir durumu önlemeye yönelik gerçek vekâletsiz işgörmedir (TBK m. 526, 529) [11, 12]. Ahmet'in, işi benimsediğini açıkça ifade etmesiyle TBK m. 531 devreye girer. İlişki geriye dönük olarak vekâlet sözleşmesine dönüşür [1]. Burak, TBK m. 510 uyarınca yaptığı masrafları faiziyle birlikte talep etme hakkını, vekâlet sözleşmesi kuralları çerçevesinde elde eder.
Olay 2 (Gerçek Olmayan Vekâletsiz İşgörme ve Zımni Uygun Bulma): Cemil, arkadaşı Deniz'in şehir dışında olmasından faydalanarak, Deniz'e ait olan değerli bir antika saati, Deniz'den hiçbir izin almaksızın yüksek bir bedelle kendi adına ve hesabına üçüncü bir kişiye satar. Deniz döndüğünde durumu öğrenir ve saati geri almak yerine Cemil'e ihtarname çekerek "Saatin satışından elde ettiğin bedeli derhâl bana öde" der. Hukuki analiz: Cemil'in eylemi, başkasına ait bir işi kendi menfaatine yürüttüğü gerçek olmayan (kötüniyetli) vekâletsiz işgörmedir (TBK m. 530) [1, 6]. Deniz'in satış bedelini talep etmesi, TBK m. 531 anlamında işin "zımnen uygun bulunması"dır. İşsahibi yapılan işi uygun bulduğu için aralarındaki ilişki vekâlet hükümlerine (TBK m. 502 vd.) tabi olur [1, 4]. Cemil, bir vekil gibi hesap vermek ve elde ettiği tüm meblağı Deniz'e devretmekle yükümlüdür (TBK m. 508) [10].
Türk ve İsviçre doktrininde (Eren, Tandoğan, Gümüş, Honsell vb.) TBK m. 531 (İsv. BK m. 424) hükmünün hukuki etkisinin zaman boyutu tartışma konusu olmuştur [2, 16]. Hüküm, uygun bulmanın etkisinin geçmişe mi (ex tunc) yoksa ileriye mi (ex nunc) yönelik olduğunu açıkça belirtmemektedir. Ancak doktrindeki baskın görüş ve yerleşik akademik içtihatlar, uygun bulmanın ex tunc (geçmişe etkili) sonuç doğurduğu yönündedir. Zira işsahibinin iradesi, yapılan eylemi başından itibaren kendi iradesine dayalı bir vekâlet sözleşmesiymiş gibi geçerli kılmak yönündedir.
Diğer bir eleştiri noktası, işgörenin işi başlangıçta ücretsiz bir hatır işi olarak yapma kastıyla (animus obligandi olmaksızın) hareket ettiği durumlarda ortaya çıkar. Doktrindeki haklı eleştirilere göre, sırf işsahibinin işi sonradan "uygun bulması", işgörene otomatik olarak bir vekâlet ücreti talep etme hakkı (TBK m. 502/3) vermemelidir. Uygun bulma ile birlikte uygulanacak olan "vekâlet hükümleri", işgörenin baştaki kastı ve dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde yorumlanmalı; başlangıçta ücret beklentisi olmayan bir gerçek vekâletsiz işgörmede, sonradan icazet verilmesi tek başına bir ücret alacağı doğurmamalıdır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.