A. İşgörenin hak ve borçları I. İşin görülmesi
Madde 526 - Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür.
A. İşgörenin hak ve borçları I. İşin görülmesi
Madde 526 - Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlüdür.
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkileri kısmının Onuncu Bölümünde düzenlenen "Vekâletsiz İşgörme" kurumu, kaynağını Roma hukukundaki negotiorum gestio müessesesinden almaktadır. TBK m. 526 hükmü, vekâletsiz işgörmenin en temel ve tipik hâli olan "gerçek (caiz) vekâletsiz işgörme"nin tanımını ve işgörenin asli yükümlülüğünü ortaya koymaktadır [1, 2].
Vekâletsiz işgörme, bir kimsenin (işgören), kendisine verilmiş geçerli bir vekâlet (yetki) bulunmaksızın, bir başkasının (işsahibi) hukukî alanına girerek onun adına ve hesabına işlem veya fiillerde bulunmasıdır [1]. Hukuk düzeni, kural olarak hiç kimsenin bir başkasının hukuk alanına müdahale etmesine izin vermez. Ancak sosyal dayanışma düşüncesi ve işsahibinin menfaatinin gözetilmesi gerekliliği, bazı acil ve zorunlu durumlarda bu müdahaleyi hukuka uygun hâle getirir [1]. İşte TBK m. 526, bu hukuka uygunluğun (caiz olmanın) temel kıstaslarını belirler: Müdahale, işsahibinin "menfaatine" ve "varsayılan iradesine" uygun olmalıdır [2]. Aksi takdirde, eylem haksız fiil veya gerçek olmayan vekâletsiz işgörme (TBK m. 530) hükümlerine tabi olacaktır [3, 4].
Maddenin lafzında yer alan kurucu unsurlar, doktrinde ve İsviçre-Türk hukuk uygulamasında titizlikle analiz edilmiştir. Gerçek vekâletsiz işgörmenin unsurları şunlardır:
İşgören ile işsahibi arasında, söz konusu işin görülmesine dayanak teşkil edecek geçerli bir vekâlet sözleşmesi, eser, hizmet veya ortaklık sözleşmesi gibi sözleşmesel bir ilişki bulunmamalıdır [1, 5]. Aynı şekilde, velayet veya vesayet gibi kanundan doğan bir temsil yetkisinin varlığı hâlinde de vekâletsiz işgörmeden söz edilemez. Zira TBK m. 526, "vekâleti olmaksızın" ibaresiyle bu hukuki boşluğu temel almıştır [2].
Görülen iş, objektif olarak üçüncü bir kişiye (işsahibine) ait olmalıdır [6, 7]. İşgörme fiili; hukuki bir işlem yapmak (örneğin bir malı satın almak, borç ödemek) olabileceği gibi, maddi bir eylem (yangını söndürmek, sızıntı yapan boruyu tamir etmek, hastaya tıbbi müdahalede bulunmak) de olabilir [7, 8]. İşin başkasına ait olması unsuru, işgörenin işi "başkası hesabına" yapma bilincini (animus aliena negotia gerendi) gerektirir [3, 7]. Doktrinde kabul edildiği üzere, görülen işte hem işsahibinin hem de işgörenin ortak bir yararının söz konusu olduğu durumlarda dahi, işgörenin elde edeceği yarar, işsahibinin yararına nazaran tamamen baskın değilse, "başkasına ait iş" şartı gerçekleşmiş sayılır [9, 10].
İşgören, o işi "sahibinin menfaatine" uygun olarak görmekle yükümlüdür [2]. Menfaat kriteri objektif bir değerlendirmeyi gerektirir. İşgörme fiili, işin yapıldığı an itibarıyla (ex ante) işsahibinin malvarlığında bir artış sağlıyor, bir zararı önlüyor veya bir tehlikeyi bertaraf ediyorsa menfaat unsurunun varlığı kabul edilir. İşgörme fiilinin sonucunda beklenen yararın elde edilememiş olması (örneğin veterinerin müdahalesine rağmen hayvanın ölmesi), müdahale anındaki objektif fayda gerçeğini değiştirmez ve gerçek vekâletsiz işgörme vasfını ortadan kaldırmaz (TBK m. 529/1) [11].
TBK m. 526, menfaatin yanı sıra işin işsahibinin "varsayılan iradesine" (presumed will / mutmasslicher Wille) uygun olmasını emreder [2]. İşsahibinin fiilî (gerçek) iradesinin bilinemediği durumlarda, objektif olarak makul ve dürüst bir kişinin aynı şartlar altında o işin yapılmasına nasıl bir irade göstereceği tespit edilir. İşsahibinin menfaatine olan bir eylemin, kural olarak onun varsayılan iradesine de uygun olduğu karine olarak kabul edilir. Ancak işsahibinin açık veya örtülü bir yasaklaması varsa ve bu yasaklama hukuka veya ahlaka aykırı değilse (TBK m. 527/2), ortada gerçek (caiz) bir vekâletsiz işgörmeden bahsedilemez [7, 12].
TBK m. 526 hükmü, borçlar hukukunun diğer müesseseleri ile doğrudan bağlantılıdır:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Özel Daireleri, TBK m. 526 hükmünü özellikle acil tıbbi müdahaleler ve kiralayan-kiracı uyuşmazlıkları bağlamında şekillendirmiştir.
Olay 1: (A) acil bir iş seyahati için yurt dışına çıkmıştır. (A)'nın evinin su tesisatı patlamış ve sular alt kat komşusu (B)'nin evine sızmaya başlamıştır. Komşu (B), (A)'ya ulaşamamış; bunun üzerine kendi imkânlarıyla çilingir ve tesisatçı çağırarak (A)'nın kapısını açtırmış, su vanasını kapattırmış ve patlayan boruyu tamir ettirmiştir. (B), tesisatçıya ve çilingire ödediği 5.000 TL'yi (A)'dan talep etmektedir. Hukuki analiz: Somut olayda (B) ile (A) arasında herhangi bir vekâlet ilişkisi yoktur. (B)'nin müdahalesi, (A)'nın evindeki su basması zararının büyümesini engellemek amacını taşıdığından doğrudan (A)'nın menfaatinedir ve rasyonel her insanın malının korunmasını isteyeceği gerçeğinden hareketle (A)'nın varsayılan iradesine uygundur. (B), TBK m. 526'daki yükümlülüklerine uygun hareket ettiği için, gerçek vekâletsiz işgören sıfatıyla TBK m. 529 gereği yaptığı zorunlu ve yararlı masrafları (5.000 TL) faiziyle birlikte (A)'dan talep edebilir.
Olay 2: Bir mimar olan (C), komşusu (D)'nin yazlık evinin bahçesindeki duvarın eskidiğini görmüş ve (D)'nin haberi olmaksızın, kendi estetik zevkine uygun olarak duvarı yıktırıp yerine oldukça pahalı ithal taşlardan yeni bir duvar örmüştür. (D) tatilden döndüğünde bu durumu görmüş ve (C), duvarın masrafı olan 50.000 TL'yi (D)'den istemiştir. Hukuki analiz: Olayda vekâletin bulunmaması ve başkasına ait bir işin yapılması unsurları mevcuttur. Ancak (C)'nin müdahalesi, (D)'nin objektif menfaatini koruyan veya bir zararı önleyen mahiyette (zorunlu/yararlı) değildir. Üstelik lüks bir duvar inşası, açıkça (D)'nin varsayılan iradesiyle örtüşmez. Bu sebeple TBK m. 526 anlamında caiz (gerçek) vekâletsiz işgörme kuralları uygulanamaz. İşsahibi (D), yapılan işi onaylamazsa (TBK m. 531), (C) masraflarını TBK m. 529 kapsamında değil, ancak sebepsiz zenginleşme kurallarına göre (eğer (D)'nin malvarlığında bir artış kalmışsa) talep edebilecektir.
Doktrinde TBK m. 526 hükmü ele alınırken en çok tartışılan konu, "menfaat" ve "varsayılan irade" kavramlarının çatışması durumunda hangisine üstünlük tanınacağı meselesidir. Fikret Eren ve Halûk Tandoğan gibi otoriteler, İsviçre Borçlar Kanunu (OR m. 419 vd.) öğretisiyle paralel olarak, işsahibinin "varsayılan iradesi" ile "objektif menfaati" çatıştığında, kural olarak sübjektif nitelikteki varsayılan iradeye üstünlük tanınması gerektiğini vurgularlar. Ancak işsahibinin varsayılan iradesi akla, mantığa ve dürüstlük kuralına (TMK m. 2) ağır şekilde aykırıysa, bu durumda objektif menfaat unsurunun dikkate alınması hakkaniyete daha uygun düşecektir. Zira hukuk düzeninin, sırf işsahibinin iradesi bilinemiyor veya irrasyonel varsayılıyor diye intihar, malvarlığının açıkça telef olması gibi durumlara seyirci kalması negotiorum gestio kurumunun ihdas amacına aykırıdır.
Bunun yanı sıra, gerçek vekâletsiz işgörmenin tamamen ayrı bir kanuni borç kaynağı olarak yapılandırılması gerekirken, TBK sistematiğinde (m. 526 vd.) vekâlet sözleşmesiyle birlikte Özel Hükümler bölümünde düzenlenmiş olması dogmatik açıdan eleştirilmektedir [14, 19]. Gümüş'ün de ifade ettiği üzere, bir sözleşme niteliği taşımayan bu yasal borç ilişkisinin aslında Borçlar Kanunu'nun Genel Hükümleri içerisinde, haksız fiiller ve sebepsiz zenginleşme kurumlarının yanında konumlandırılması teorik olarak çok daha tutarlı olurdu [1, 19].
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.