II. Ücretin belirlenmesi
Madde 522 - Ücret, belirlenmemişse tarifeye, tarife yoksa teamüle göre ödenir.
II. Ücretin belirlenmesi
Madde 522 - Ücret, belirlenmemişse tarifeye, tarife yoksa teamüle göre ödenir.
Akademik Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Vekâlet İlişkileri" başlığı altındaki üçüncü ayırımında yer alan simsarlık sözleşmesi, TBK m. 520 vd. hükümlerinde düzenlenmiştir. Simsarlık sözleşmesi, kural olarak ivazlı (ücretli) bir işgörme sözleşmesidir. Simsar, taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânını hazırlamak veya kurulmasına aracılık etmekle yükümlüdür ve asıl sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazanır [1, 2].
Sözleşmenin ivazlı karakterine karşın, geçerli bir simsarlık ilişkisinin kurulabilmesi için ücret miktarının sözleşmede rakamsal veya oransal olarak önceden kesin biçimde belirlenmiş olması zorunlu değildir; tarafların simsara bir ücret ödeneceği hususunda mutabık kalmış olmaları yeterlidir [3]. İşte TBK m. 522 hükmü, "Ücret, belirlenmemişse tarifeye, tarife yoksa teamüle göre ödenir" şeklindeki lafzıyla [4], ücretin taraflarca baştan belirlenmediği hâllerde uygulanacak tamamlayıcı hukuk kuralını ve bu belirlemenin dereceli (hiyerarşik) yöntemini ortaya koymaktadır [3, 5].
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 406. maddesinde yer alan "ücret tayin edilmediği takdirde tarife varsa ona göre, tarife yoksa müteamil olan ücret mukavele edilmiş sayılır" şeklindeki yaklaşım, 6098 sayılı TBK m. 522 ile dilde arılaştırma yapılarak esası itibarıyla korunmuştur [6]. Bu düzenleme, simsarlık sözleşmesinde irade özerkliğinin (sözleşme serbestisinin) bir yansıması olup, tarafların irade eksikliğini kanuni objektif kıstaslarla (tarife ve teamül) tamamlamayı amaçlamaktadır.
Maddede yer alan dereceli tamamlama sistematiği üç temel hukuki kuruma ve –kanunun lafzında açıkça yer almamakla birlikte doktrin ve içtihatlarla kabul edilen– dördüncü bir aşamaya işaret etmektedir.
TBK m. 522 hükmü, önceliği tarafların iradesine vermiştir. Taraflar, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde simsarlık ücretini serbestçe maktu (sabit bir meblağ) veya nispi (asıl sözleşme bedeli üzerinden belirli bir yüzde) olarak kararlaştırabilirler [7, 8]. Ücretin sınırını çizen yegâne husus, irade sakatlıkları, gabin (aşırı yararlanma) ve TBK m. 525 uyarınca aşırı ücretin indirilmesi kurumlarıdır [8-10].
Sözleşmede bir ücret belirlenmemişse, başvurulacak ilk objektif kıstas tarifedir. Doktrinde açıkça vurgulandığı üzere, TBK m. 522'de bahsedilen tarife "resmi nitelikteki" tarifelerdir [7]. İlgili meslek odaları, ticaret odaları veya kamu kurumları tarafından kanuni bir yetkiye dayanılarak çıkarılan bağlayıcı tarifeler bu kapsama girer. Meslek örgütlerinin veya derneklerin üyelerine tavsiye niteliğinde yayımladığı "özel tarifeler", taraflar arasında zımnen kabul edilmedikçe bağlayıcı nitelikte bir tarife olarak doğrudan uygulanamaz [7].
Resmi ve bağlayıcı bir tarifenin bulunmadığı durumlarda ikinci sıradaki tamamlayıcı kaynak teamüldür [5, 7]. Teamül, belirli bir bölgede, aynı veya benzer nitelikteki simsarlık faaliyetleri (örneğin taşınmaz simsarlığı, gemi simsarlığı, fikri ürün simsarlığı vb.) için uzun süredir uygulanagelen ve taraflarca uyulması beklenen genel uygulama alışkanlığıdır [7]. Hâkim, bilirkişi incelemesi aracılığıyla söz konusu sektördeki teamülî komisyon oranını (örneğin satış bedelinin %2'si veya %3'ü gibi) tespit ederek ücreti buna göre belirler.
Peki ya ortada ne bir sözleşmesel belirleme, ne bir tarife, ne de yerleşik bir teamül yoksa ne olacaktır? Her ne kadar TBK m. 522 lafzı "tarife" ve "teamül" ötesine geçmese de, hâkim "ücret miktarı saptanamadığı" gerekçesiyle davayı reddedemez [5, 7]. Bu noktada Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 1/II uyarınca kanun boşluğu doldurulur ve hâkim, uyuşmazlığın niteliğine, simsarın gösterdiği faaliyete ve kurulan asıl sözleşmenin ekonomik değerine bakarak ücreti kendisi takdir eder [5, 7]. Ücret belirlenirken simsarlığın "tesadüfi karakteri" gözden kaçırılmamalıdır; simsar çok az bir mesai ile tarafları bir araya getirip sözleşmenin kurulmasını sağlamış olsa bile, bu durum hâkimin ücreti sırf mesai azlığı sebebiyle aşırı düşük tutmasını haklı kılmaz [11].
Yargıtay uygulamaları, TBK m. 522'nin emredici değil, tamamlayıcı hukuk kuralı (düzenleyici hüküm) olduğu noktasında istikrar kazanmıştır. Yargıtay kararlarında, tarafların serbestçe tayin ettikleri ücretin öncelikle uygulanması gerektiği vurgulanır.
Ücretin belirlenmediği durumlarda Yargıtay'ın yaklaşımı, TMK m. 1/II çerçevesinde hâkime yüklenen görevi açıkça teyit etmektedir. Örneğin Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin (E.2015/15950, K.2017/6984) kararında; "…davacı yönünden 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 502/son maddesi dikkate alınmak suretiyle bu konuda yöresel olarak yahut kurumsal olarak uygulanması gereken bir ücret tarifesi yahut teamül olup olmadığı üzerinde durulmalı, ücret tarifesi veya teamül gereği ücret ödenmesi gerektiği takdirde davacı yönünden vekâleten yapılan işlemler için hak edilecek uygun ücretin tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir." denilerek mahkemenin öncelikle tarife ve teamülü araştırması gerektiği, yoksa bizzat tespit (hakkaniyete uygun ücretin belirlenmesi) işlemi yapması gerektiği içtihat edilmiştir [11]. Bu kararlar, mahkemenin sırf "tarife/teamül yok" diyerek davanın reddine gidemeyeceğinin altını çizmektedir.
Olay 1: A ve B arasında ticari nitelikte yüklü miktarda bir malın satışı için simsarlık sözleşmesi akdedilmiştir. Sözleşmede "Simsara asıl sözleşmenin kurulması hâlinde komisyon ödenecektir" şeklinde bir ibare yer almasına rağmen oran boş bırakılmıştır. Simsarın aracılığıyla satış gerçekleşir. Simsar %5 oranında komisyon talep ederken, işsahibi bu oranın fahiş olduğunu ve hiç oran kararlaştırılmadığı için cüzi bir miktar ödenmesi gerektiğini savunur. Hukuki analiz: TBK m. 522 uyarınca, ücretin sözleşmede belirlenmediği açıktır. Mahkeme öncelikle ilgili ticaret odasının veya resmi kurumların söz konusu malın komisyonculuğuna/simsarlığına ilişkin resmi bir tarifesi olup olmadığına bakacaktır [5, 7]. Eğer yoksa, bilirkişi marifetiyle o sektörde geçerli olan "teamül" (örneğin piyasada genel olarak %2 oranının uygulandığı) tespit edilecek ve ücret bu teamüle göre hesaplanarak simsara ödenecektir.
Olay 2: Bir şirket, kendine özgü bir yazılım (fikri ürün) alımı için bir simsarı yetkilendirmiş ve sözleşmenin kurulması hâlinde başarı primine dayalı bir ücret ödeneceği taahhüt edilmiştir. Alım gerçekleşmiş ancak ortada bu nevi atipik ve özel bir işlem için ne bir tarife ne de sektörel bir teamül bulunmamaktadır. Hukuki analiz: TBK m. 522'nin doğrudan lafzında gösterdiği çözüm yolları (tarife ve teamül) tükenmiştir. Bu durumda mahkeme, davanın reddi kararı veremez. Hâkim, TMK m. 1/II uyarınca kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre bir ücret belirlemek zorundadır [5, 7]. Hâkim bunu yaparken, simsarın gösterdiği aracılık faaliyetinin niteliğini, işin zorluğunu ve sağladığı menfaati dikkate alarak hakkaniyete uygun bir ücret takdir edecektir [11].
TBK m. 522 hükmü, mülga 818 sayılı BK m. 406 hükmüne kıyasla yapısal bir yenilik getirmemekte, yalnızca terminolojik bir arılaştırma yapmaktadır [6]. Doktrinde bu husus eleştirilmekte; İsviçre Borçlar Kanunu’ndan iktibas edilen bu kuralın oldukça dar kaleme alındığı vurgulanmaktadır [5, 7].
Lafzi eksiklik bakımından en büyük eleştiri, tarife ve teamül bulunmaması durumunda ücretin nasıl saptanacağına dair açık bir kanuni ifadenin (örneğin Alman Medeni Kanunu BGB'deki gibi hakkaniyet ölçütü veya olağan değer) kanun metninde yer almamasıdır. TBK m. 522'nin bu sessizliği, yargı makamlarını TMK m. 1/II gibi daha tali ve genel nitelikteki hukuk yaratma aracına mecbur bırakmaktadır [5, 7]. Söz konusu noksanlığın giderilmesi adına, hükmün gelecekteki reform çalışmalarında "Tarife ve teamülün bulunmadığı hâllerde ücret, hâkim tarafından işin niteliğine, tarafların menfaat durumuna ve hakkaniyete uygun olarak belirlenir." şeklinde yeniden düzenlenmesi isabetli olacaktır. Böyle bir reform, yargısal uygulamalarda yeknesaklık sağlayacak ve gereksiz doktriner tartışmaların önüne geçecektir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.