B. Şekli
Madde 488 - Yayım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
B. Şekli
Madde 488 - Yayım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkileri kısmında, 487. madde ve devamında düzenlenen "Yayım Sözleşmesi", mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu (eBK) döneminde m. 372 ve devamı maddelerinde "Neşir Mukavelesi" başlığı altında tanzim edilmekteydi [1, 2]. Türk Borçlar Kanunu’nun 488. maddesi, yayım sözleşmesinin şekil şartını düzenleyen ve mülga Kanun döneminde doğrudan yer almayan, TBK ile ihdas edilmiş yeni bir maddedir [3].
Madde metni, "Yayım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır." hükmünü amirdir [4]. Bu düzenleme ile kanun koyucu, yayım sözleşmesinin kurulmasını ve hüküm ifade etmesini kurucu bir şekil şartına, yani geçerlilik şekline bağlamıştır. Ancak bu hükmün, fikri mülkiyet hukukunun temel kanunu olan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile birlikte ve sistematik bir bütünlük içerisinde değerlendirilmesi zorunludur. Zira yayım sözleşmesi, doğası gereği bir eser üzerindeki mali hakların (özellikle çoğaltma ve yayma haklarının) kullanılmasının devrini veya bu haklar üzerinde ruhsat (lisans) tanınmasını ihtiva eder [2, 5]. Hükmün, FSEK m. 52 karşısındaki konumu doktrinde ciddi eleştirilere ve yapısal tartışmalara konu olmaktadır [6].
TBK m. 487 uyarınca yayım sözleşmesi; bir fikir ve sanat eseri sahibinin veya halefinin, o eseri yayımlanmak üzere yayımcıya bırakmayı, yayımcının da onu çoğaltarak yayımlamayı üstlendiği tam iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) bir işgörme sözleşmesidir [2, 7]. Bu sözleşme çerçevesinde eser sahibi, eserin çoğaltma ve yayma hakkını yayımcıya devretmekte veya kullandırmakta; yayımcı ise eseri basmak, dağıtmak ve kural olarak bedel ödemekle yükümlü olmaktadır.
Borçlar hukukunda kural olarak şekil serbestisi geçerli olmakla birlikte, kanunda öngörülen şekil kuralları ilke olarak geçerlilik şeklidir (TBK m. 12/2) [8, 9]. TBK m. 488'de yer alan "geçerliliği... bağlıdır" ifadesi, yazılı şeklin bir ispat şartı değil, mutlak bir sıhhat (geçerlilik) şartı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır [10]. Yazılı şekil, sözleşme metninin yazılı olarak düzenlenmesi ve borç altına giren taraflarca (yayım sözleşmesinde her iki tarafa da borç yüklendiğinden her iki tarafça) imzalanması ile tekemmül eder.
TBK m. 488, yayım sözleşmesinin sadece "yazılı şekilde" yapılmasını ararken; mali hakların devrini düzenleyen FSEK m. 52, "Mali haklara dair sözleşme ve tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi şarttır" demek suretiyle "nitelikli yazılı şekil" aramaktadır [5]. Bu nitelikli şekil şartı gereğince, basit bir yazılı sözleşme yeterli olmamakta; çoğaltma, yayma, işleme vb. mali hakların sözleşme metninde tek tek, açıkça sayılarak gösterilmesi emredilmektedir [5, 6]. Dolayısıyla TBK m. 488'deki yalın "yazılı şekil" ifadesi, fikri mülkiyet hukuku prensipleri bağlamında eksik kalmaktadır.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında, mali hakların devrini içeren her türlü sözleşmenin (ve bu kapsamda yayım sözleşmesinin) geçerliliği, sözleşmenin FSEK m. 52 hükümlerine harfiyen uygun olmasına bağlanmıştır. Yargıtay, kanundaki şekil kurallarının nitelikleri itibarıyla emredici hukuk kuralları olduğunu, tarafların aksini kararlaştırması durumunda işlemin batıl olacağını ve hâkimin bu şekle aykırılığı re'sen (kendiliğinden) göz önüne almak zorunda olduğunu kabul etmektedir [14].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri (özellikle fikri ve sınai haklar uyuşmazlıklarına bakan daireler), eser üzerindeki çoğaltma ve yayma haklarının devrini barındıran sözleşmelerde salt bir "yazılı" belgenin varlığını yeterli görmemekte; FSEK m. 52 uyarınca hangi mali hakkın hangi kapsamlarda devredildiğinin metinde teker teker sayılmasını mutlak bir geçerlilik şartı saymaktadır. Kanunun öngördüğü geçerlilik şekline uyulmaması, sözleşmenin kesin hükümsüzlüğüne yol açmaktadır [8, 10, 14]. Hakların sarih olarak zikredilmediği, muğlak ifadelere dayanan devir beyanları geçersiz addedilmekte ve bu sözleşmelere dayanılarak yapılan basım eylemleri "fikri hakkın ihlali" olarak nitelendirilerek tecavüzün men'i ve ref'i ile maddi/manevi tazminat yaptırımlarına konu edilmektedir.
Olay 1: Tanınmış bir akademisyen ile bir yayınevi, akademisyenin kaleme aldığı bilimsel eserin basımı ve dağıtımı konusunda sözlü olarak mutabık kalmışlardır. Yayınevi, eseri basarak piyasaya sürmüş, ancak sonrasında yazar ile yayınevi arasında telif bedelinin ödenmesi noktasında ihtilaf çıkmıştır. Hukuki Analiz: TBK m. 488, yayım sözleşmesinin geçerliliğini açıkça yazılı şekle bağlamıştır [4]. Sözleşme taraflar arasında yazılı olarak akdedilmediği için geçersizdir (kesin hükümsüzdür). Geçerli bir sözleşmenin kurulamamış olması sebebiyle, yayınevinin eseri basması ve yayması yazarın mali haklarına (çoğaltma ve yayma) haksız bir tecavüz oluşturur. Yazar, FSEK kapsamında tecavüzün ref'i ve tazminat davası açabileceği gibi, TBK genel hükümleri çerçevesinde sebepsiz zenginleşme davası da yöneltebilir.
Olay 2: Bir yazar, romanının yayımlanması için yayımcıyla basit bir yazılı sözleşme imzalamıştır. Sözleşme metninde sadece "Yazar, söz konusu romanın her türlü yayın hakkını yayınevine devretmiştir" ibaresi yer almaktadır. Yayınevi romanı basmış, ayrıca senaryolaştırılarak sinemaya uyarlanması için bir film şirketine ruhsat vermiştir. Hukuki Analiz: Taraflar arasındaki sözleşme, TBK m. 488'deki "yazılı şekil" kuralını şeklen karşılıyor gibi görünse de; FSEK m. 52 uyarınca mali hakların "ayrı ayrı gösterilmesi" şartını sağlamamaktadır [5, 6]. İlgili mali haklar (çoğaltma, yayma, işleme vb.) tek tek sayılmadığı için mali hakların devri geçersizdir. Ayrıca "işleme hakkı" devredilmediğinden yayınevinin eseri senaryolaştırmak üzere film şirketine verdiği lisans da geçersiz olacak ve yazarın haklarına ağır bir ihlal teşkil edecektir.
TBK m. 488 hükmü, mülga 818 sayılı BK dönemindeki bir yasal eksikliği giderme amacı taşısa da, doktrinde çok ciddi bir kanun yapma (yasama) tekniği hatası olarak değerlendirilmektedir [6]. Mülga BK m. 372 vd. hükümlerinde yayım sözleşmesi için doğrudan bir şekil kuralı bulunmamasına karşılık, uygulayıcılar FSEK m. 52'de yer alan "mali hakların devrinde hakların tek tek sayılarak yazılı yapılması" kuralını isabetli bir biçimde işletmekteydi [5].
Yeni TBK m. 488 hazırlanırken, fikri mülkiyet hukukunun spesifik kuralları ve FSEK m. 52 bütünüyle göz ardı edilmiştir. Sadece "yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır" diyerek basit bir geçerlilik şekli öngörülmesi, uygulamada kafa karışıklığı yaratacak niteliktedir. Doktrindeki isabetli eleştirilere göre; TBK m. 488'in, sadece basit bir yazılı şekilden bahsetmesi eksik bir düzenlemedir. Kanun koyucunun, TBK ile FSEK arasındaki hukuki harmoni ve senkronizasyonu gözetmeksizin bu hükmü kaleme alması bir "hata" olarak addedilmektedir [6].
Olması gereken hukuk (de lege ferenda) bakımından TBK m. 488 hükmü, doğrudan FSEK hükümlerine (ve nitelikli yazılı şekil şartına) yollama yapacak biçimde yeniden kaleme alınmalı ya da bu karışıklığa mahal vermemek adına yayım sözleşmesinin şekline yönelik bağımsız düzenleme lafzı, FSEK m. 52 ile tam uyumlu hâle getirilmelidir. Aksi takdirde, kanun maddesini lafzi yorumla okuyan ve FSEK m. 52'nin özel norm (lex specialis) vasfını atlayan bir uygulayıcının, sadece imzalı bir kâğıt parçasını muteber bir yayım sözleşmesi olarak kabul etmesi hukuki facialara neden olacaktır [5, 6, 13].
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.