1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 400. maddesi, Hizmet Sözleşmeleri başlığı altında, işçinin borçlarının bir alt kategorisi olan "İşçinin sorumluluğu" kenar başlığı ile düzenlenmiştir. İş sözleşmesi, tam iki tarafa borç yükleyen, sürekli borç ilişkisi doğuran ve kişisel bağlılık unsurunun ön planda olduğu bir sözleşmedir [1]. Bu sözleşme kapsamında işçinin asli edim yükümlülüğü "iş görme" borcu iken, bu borcun ifası sırasındaki davranış ve tutumlarını şekillendiren en temel yan edim yükümlülüğü "özen ve sadakat borcu"dur [2, 3].
TBK m. 400 hükmü, işçinin TBK m. 396/1'de düzenlenen özen borcuna aykırı davranması halinde ortaya çıkacak tazminat sorumluluğunun hukuki çerçevesini ve bu sorumluluğun sınırlarını çizen temel bir normdur [4-6]. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 321. maddesinde işçinin özen borcunun derecesi düzenlenmiş olmakla birlikte, 6098 sayılı TBK m. 400 ile işçinin sorumluluğunun sınırları, İsviçre Borçlar Kanunu'na (OR) paralel olarak çok daha somut, objektif ve sübjektif kriterlere bağlanarak modern iş hukukunun işçiyi koruyucu yaklaşımına uygun hale getirilmiştir [7-9]. İşçinin, işverene verdiği zararlardan dolayı sorumlu tutulabilmesi için öncelikle bir zararın doğmuş olması, bu zararın işçinin eyleminden (veya eylemsizliğinden) kaynaklanması (illiyet bağı) ve işçinin bu zararın doğumunda kusurlu olması şarttır [6].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kusur Sorumluluğu ve Akde Aykırılık
TBK m. 400/1 hükmünde yer alan "İşçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur" ifadesi, işçinin sorumluluğunun kusur esasına dayandığını açıkça ortaya koymaktadır [6]. İşçinin sorumluluğu bir haksız fiil sorumluluğu olabileceği gibi, temelde sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün (özen borcunun) ihlali niteliğini taşıdığından, akdi sorumluluk (sözleşmeye aykırılık) kurallarına (TBK m. 112 vd.) tabidir [6]. İşçi, işini ifa ederken dürüstlük kuralının (TMK m. 2) gerektirdiği sadakat ve özenle hareket etmediği takdirde, bu eyleminden doğan zararlara katlanmakla yükümlüdür [10].
2.2. Objektif Ölçütler: İşin Tehlikesi ve Uzmanlık/Eğitim İhtiyacı
Maddenin ikinci fıkrasında, özen ölçütünün belirlenmesinde dikkate alınacak objektif kriterler düzenlenmiştir. Bunlar "işin tehlikeli olup olmaması" ile "uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi"dir [8, 11]. İşin niteliği gereği tehlike arz etmesi veya zarar doğurma potansiyelinin yüksek olması (örneğin patlayıcı maddelerle çalışma veya ağır vasıta kullanımı), işçiden beklenen asgari özen derecesini doğal olarak artırır [12]. Aynı şekilde, işin uzmanlık ve özel bir eğitim gerektirdiği durumlarda, o işi üstlenen işçinin de o uzmanlığın gerektirdiği profesyonel kurallara (mesleki standartlara) uygun hareket etmesi beklenir [13]. Eğer işçiye ödenen ücret, vasıfsız bir işçiye ödenenin çok üzerindeyse, işçiden beklenen özenin ve uzmanlığın derecesi de orantılı olarak yüksek kabul edilmektedir [14].
2.3. Sübjektif Ölçütler: İşçinin Yetenek ve Nitelikleri
Maddenin getirdiği en büyük yenilik ve işçi lehine denge mekanizması, "işçinin işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve nitelikleri"nin bir sübjektif ölçüt olarak kanuna derc edilmesidir [15, 16]. Sözleşme kurulurken işveren, çalıştıracağı işçinin eğitimini, deneyimini ve kapasitesini araştırmak, doğru işe doğru işçiyi yerleştirmekle yükümlüdür [17]. Şayet işveren, kapasitesinin, yeteneğinin veya mesleki bilgisinin yetersiz olduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği bir işçiye ağır ve uzmanlık gerektiren bir görev verirse, ortaya çıkacak zararın tamamını işçiye yükleyemez [17]. Bu durum, işverenin "müterafik kusuru" (birlikte kusur) olarak değerlendirilir ve işçinin tazminat sorumluluğundan indirim yapılmasını, hatta durumun ağırlığına göre sorumluluktan tamamen kurtulmasını gerektirebilir [17].
3. Sistematik İlişkiler
- TBK m. 396 (İşçinin Özen ve Sadakat Borcu): TBK m. 400, kaynağını TBK m. 396'dan almaktadır. İşçinin, yüklendiği işi özenle yapma borcu (m. 396) ihlal edildiğinde, bu ihlalin maddi yaptırımı TBK m. 400 çerçevesinde şekillenir [2, 4].
- TBK m. 112 (Sözleşmeye Aykırılık): TBK m. 400, genel akde aykırılık hükmü olan TBK m. 112'nin iş sözleşmelerine özgülenmiş, somutlaştırılmış özel bir yansımasıdır (lex specialis) [6]. Zararın varlığı halinde işçinin kusurlu olduğu karinesi geçerli olup, işçi ancak kusursuzluğunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir [18].
- 4857 Sayılı İş Kanunu m. 25/II-ı (Haklı Nedenle Fesih): İşçinin özen borcunu ihlal ederek işverene ait veya eli altındaki makine ve teçhizatı 30 günlük ücretiyle karşılayamayacak derecede hasara uğratması, İş Kanunu m. 25/II-ı kapsamında derhal fesih nedenidir [19, 20]. Ancak Yargıtay, bu 30 günlük ücret tutarındaki zararın işçiye isnat edilebilmesi için TBK m. 400/2 hükmündeki kriterlerin mutlaka uygulanmasını; işverenin olası müterafik kusurunun dışlanarak, sadece "işçinin net kusur oranına isabet eden zarar tutarının" hesaplanmasını şart koşmaktadır [9, 21, 22].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, TBK m. 400/2 hükmünü özellikle İş Kanunu m. 25/II-ı uyuşmazlıklarında etkin bir filtre olarak kullanmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre; işçinin eylemi neticesinde işverenin zarara uğraması tek başına fesih veya tam tazminat için yeterli değildir [22-24]. Yargıtay, olayın meydana geliş şeklinin incelenmesini, işverenin makine bakımlarını düzenli yapıp yapmadığının, işçiye gerekli İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) eğitimini verip vermediğinin ve işçinin liyakatine uygun birimde görevlendirilip görevlendirilmediğinin bir bilirkişi heyeti (iş güvenliği uzmanı vb.) marifetiyle saptanmasını emretmektedir [24, 25].
Örneğin Yargıtay güncel kararlarında, bir kazada işçinin kusurunun %25, işverenin kusurunun (gözetim, eğitim eksikliği vb.) %75 olduğu durumlarda, sırf oluşan toplam zarar işçinin 30 günlük ücretini aşıyor diye iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilemeyeceğini, feshin orantısız olacağını açıkça içtihat etmiştir [9, 22]. Yargıtay bu yaklaşımıyla, TBK m. 400/2'deki objektif ve sübjektif kriterleri, iş hukukunun "işçiyi koruma" ilkesiyle yoğurarak işverenlerin sorumluluktan tamamen kaçınmasının önüne geçmiştir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
Bir ağır sanayi fabrikasında, yalnızca iki haftalık deneyimi bulunan ve teknik makine kullanım ehliyeti (sertifikası) işverence bilinmesine rağmen eksik olan işçi (A), vardiya amirinin zorlamasıyla karmaşık bir pres makinesinde görevlendirilmiştir. İşçi (A), makineyi yanlış ayarlayarak fabrikanın 100.000 TL değerindeki aparatının kırılmasına yol açmıştır. İşveren, zararı işçiden talep etmiş ve sözleşmeyi haklı nedenle feshetmiştir.
Hukuki analiz: TBK m. 400/2 uyarınca, işin "uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi" ile "işçinin işveren tarafından bilinen yetenekleri" değerlendirilmelidir [11, 15]. İşçi eğitimsizdir ve işveren bunu bilmektedir [17]. İşverenin yanlış adamı yanlış işte istihdam etmesi sebebiyle asli kusurlu (müterafik kusurlu) olduğu kabul edilir [17, 22]. Bu nedenle, işçi zararın tamamından sorumlu tutulamaz ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda İşK m. 25/II-ı kapsamında yapılan haklı fesih geçersiz kabul edilerek işçinin kıdem tazminatına veya işe iadeye hak kazanması gerekecektir [22].
Olay 2:
Bir bankanın genel müdürlüğünde 15 yıllık tecrübeye sahip olan baş veznedar (B), mesai bitiminde kasayı saymadan ve gerekli güvenlik protokollerini atlayarak şubeden ayrılmış; ertesi sabah kasada yüklü miktarda açık olduğu tespit edilmiştir.
Hukuki analiz: İşçi (B), yüksek vasıflara sahip, kıdemli ve işin uzmanlık gerektirdiğinin bilincinde olan bir personeldir [14]. TBK m. 400/1 ve 2 gereğince, sübjektif yetenekleri ve işin niteliği göz önüne alındığında kendisinden beklenen özen derecesi azamidir. Herhangi bir dış etken veya işveren kusuru olmaksızın kendi "savsaması" ile asli borcunu ağır surette ihlal ettiğinden [26, 27], işveren zararın tamamını işçiden rücu edebilecek ve hizmet sözleşmesini tazminatsız (haklı nedenle) feshedebilecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Sözleşmenin varlığını, zararın meydana geldiğini ve zarar miktarını ispat yükü işverendedir [28, 29]. Buna karşılık, zararın doğumunda "hiçbir kusurunun bulunmadığını" (veya işverenin müterafik kusuru olduğunu) ispat yükü ise TBK m. 112 çerçevesinde kural olarak işçiye düşer [6, 18, 28].
- Zamanaşımı / Süreler: İşçinin sözleşmeye aykırılığından (özen borcunun ihlalinden) doğan tazminat talepleri, TBK m. 146 uyarınca kural olarak 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Ancak işverenin bu eyleme dayanarak iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmek istemesi durumunda, İş Kanunu m. 26 gereği olayı öğrendiği tarihten itibaren 6 işgünü ve herhalde fiilin gerçekleşmesinden itibaren 1 yıl içinde fesih hakkını kullanması şarttır.
- Görevli/yetkili mahkeme: İşçi ile işveren arasındaki hizmet sözleşmesinden kaynaklanan bu tür uyuşmazlıklarda (zararın tazmini talebi dâhil) görevli mahkeme İş Mahkemeleridir.
- Yaygın uygulama hataları: İşverenlerin, bir zarar meydana geldiğinde kusur araştırması (bilirkişi tespiti) yaptırmadan doğrudan oluşan zararın tamamını işçinin ücretinden kesmeye (takas-mahsup yasaklarına aykırı olarak) çalışması ve TBK m. 400/2'deki işverenin organizasyon kusurunu göz ardı ederek işçileri derhal işten çıkarması, yargılamalarda işveren aleyhine en sık karşılaşılan hatalardır [24, 25].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu m. 400 hükmü, işçinin sorumluluğunu belirlerken modern hukuk yaklaşımlarına uygun olarak sübjektif kriterleri devreye sokması bakımından son derece isabetlidir [30]. Bununla birlikte doktrinde haklı olarak eleştirilen husus; işçinin insan doğası gereği sergileyebileceği çok "hafif ihmallerin" dahi işveren nezdinde devasa zararlara yol açabileceği durumlardır [23, 31]. Özellikle ağır sanayi ve yüksek teknolojili üretim hatlarında, işçinin anlık bir dikkat dağınıklığı, ekonomik yıkım getirebilecek bir hasara neden olabilir.
Doktrindeki baskın görüş; hizmet sözleşmesinin kişisel bağımlılık içeren doğası ve işçinin ekonomik zayıflığı karşısında, işçinin her türlü hafif ihmalinden sınırsız bir biçimde sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olacağı yönündedir [23, 30, 31]. Hukuk sistemimizin, işçinin hafif kusuru ile verdiği zararların TBK m. 400 kapsamında dar yorumlanması veya hakkaniyet indirimlerinin (TBK m. 51-52) çok daha cesurca uygulanması suretiyle işçi lehine yorum ilkesini pekiştirmesi gerekmektedir. İşletme tehlikesi (meslek rizikosu) olarak adlandırılabilecek kaçınılmazlık veya hafif ihmal durumlarının, işletmenin kârını tek başına elde eden işverenin uhdesinde kalması gerektiği doktriner bir gerçekliktir [8, 23].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.