III. Ödünç alanın ölümü
Madde 385 - Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç alanın ölmesiyle kendiliğinden sona erer.
İKİNCİ AYIRIM Tüketim Ödüncü
III. Ödünç alanın ölümü
Madde 385 - Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç alanın ölmesiyle kendiliğinden sona erer.
İKİNCİ AYIRIM Tüketim Ödüncü
Akademik Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkileri kısmında, kullandırma amacı güden sözleşmelerden biri olarak düzenlenen Kullanım Ödüncü (Ariyet) Sözleşmesi, TBK m. 379 ve devamı hükümlerinde yer almaktadır [1]. İlgili bölümün 385. maddesi, ödünç alanın ölümü konusunu düzenleyerek, "Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç alanın ölmesiyle kendiliğinden sona erer." amir hükmünü ihdas etmiştir [2, 3].
Bu düzenleme, Roma Hukuku'ndan günümüze intikal eden commodatum (ariyet) sözleşmesinin kurucu unsurlarından olan "ivazsızlık" (karşılıksızlık) ilkesinin doğrudan bir yansımasıdır [4-6]. Iustinianus’un Institutiones metinlerinde de ifade edildiği üzere, hakiki bir ariyetten söz edilebilmesi için nesnenin hiçbir ücret veya karşılık (mercede) beklemeksizin kullandırılması şarttır; aksi halde hukuki ilişki kira sözleşmesine (locatio conductio) dönüşür [6]. İşte bu karşılıksızlık ve şahsi güvene (intuitu personae) dayalı karakteristik yapı, kullanım ödüncü sözleşmesinin ödünç alanın ölümüyle birlikte külli halefiyet kurallarına tabi olmaksızın, hukuken kendiliğinden (ipso iure) infisah etmesi sonucunu doğurmaktadır [2].
(Kaynaklar dışı ek bilgi): İsviçre Borçlar Kanunu'nda (OR) bu hüküm Art. 311'de "Der Gebrauchsleihevertrag erlischt mit dem Tode des Entlehners" şeklinde düzenlenmiştir. Türk ve İsviçre/Alman doktrininde bu hükmün emredici olmadığı, tarafların dilerlerse sözleşmenin ödünç alanın mirasçılarıyla devam edeceğini sözleşme serbestisi (TBK m. 26) çerçevesinde kararlaştırabileceği kabul edilmektedir.
TBK m. 379 uyarınca kullanım ödüncü, ödünç verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakmayı üstlendiği sözleşmedir [1]. Ödünç veren, eşyayı salt iyilik, dostluk veya belirli bir şahsi mülahaza ile karşı tarafa tahsis eder. Roma Hukukunda da vurgulandığı üzere, eşyanın belli bir ücret karşılığında kullandırılması ariyetin tabiatına aykırıdır [5, 6]. Karşılık unsurunun yokluğu, sözleşmenin temelinde yatan saikin ödünç alanın bizzat "kişiliği" olduğunu gösterir. Bu şahsa bağlılık, TBK m. 385'in temel yapıtaşını oluşturur.
Hükümde yer alan "kendiliğinden sona erer" ifadesi, sözleşmenin feshi (Kündigung) veya dönme (Rücktritt) gibi yenilik doğuran bir irade beyanına [7, 8] gerek kalmaksızın, hukuki ilişkinin ölüm olgusu (hukuki olay) ile eş zamanlı olarak kanun gereği ortadan kalkmasını ifade eder [2]. Mirasçıların veya ödünç verenin herhangi bir ihbarda bulunmasına gerek yoktur. Bu durum, TMK m. 599'da düzenlenen mirasçıların hak ve borçları kül halinde kazanmalarını ifade eden "külli halefiyet" [9, 10] ilkesinin kanuni bir istisnası niteliğindedir.
TBK m. 385 yalnızca ödünç alanın ölümünü düzenlemektedir [2]. Sözleşmenin niteliği gereği, ödünç verenin kişiliği ödünç alan kadar asli bir unsur teşkil etmediğinden, ödünç verenin ölümü kural olarak kullanım ödüncünü sona erdirmez; zira ödünç veren tarafın hak ve yükümlülükleri (mülkiyet ve iadeyi talep hakkı) mirasçılarına geçer. (Kaynaklar dışı ek bilgi): Fikret Eren ve Turgut Öz gibi yazarlar, kural olarak ödünç verenin ölümünün sözleşmeye etki etmediğini, ancak tahsisin son derece özel ve şahsi mülahazalarla yapıldığı istisnai durumlarda sözleşmenin yorumuyla (TMK m. 2) ilişkinin sonlandırılabileceğini savunmaktadır.
Bu maddenin Türk özel hukuk sistematiğindeki yeri, aşağıdaki kanun maddeleri ile birlikte incelendiğinde tam olarak anlaşılır:
Sağlanan kaynaklarda TBK m. 385 veya doğrudan ödünç alanın ölümüne ilişkin spesifik bir Yargıtay kararı bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay'ın kullandırma borcu doğuran sözleşmelere ve ölüme bağlı infisaha bakış açısı çerçevesinde şu çıkarımlar yapılabilir: (Kaynaklar dışı ek bilgi): Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili (3. ve 13. Hukuk) dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre; kullanım ödüncüne konu eşyanın ödünç alanın ölümü üzerine mirasçıları tarafından kullanılmaya devam edilmesi "haksız işgal" (fuzuli şagil) niteliği taşır. Mirasçılar, ölüm tarihi itibarıyla zilyetliği haksız hale geldiğinden, eşyanın iadesini gerçekleştirmekle yükümlüdür. Şayet mirasçılar söz konusu malı (örneğin bir aracı) iade etmez ve kullanmaya devam ederlerse, ödünç verenin sadece ayni (istihkak) veya sözleşmesel iade talebi değil, aynı zamanda haksız işgal tazminatı (ecrimisil) talep etme hakkı da doğar.
Olay 1 (Taşınmaz Kullanım Ödüncü): (A), mülkiyeti kendisine ait olan deniz kenarındaki yazlık evini, ağır bir hastalık atlatan yakın arkadaşı (B)’ye moral bulması gayesiyle herhangi bir bedel talep etmeksizin iki aylığına tahsis etmiştir. Ancak (B), eve yerleştikten iki hafta sonra geçirdiği kalp krizi neticesinde vefat etmiştir. (B)’nin mirasçıları olan çocukları, yazlığın kullanım hakkının kendilerine intikal ettiğini iddia ederek yaz boyunca tatillerini burada geçirmek istemektedir. Hukuki analiz: TBK m. 379 uyarınca taraflar arasındaki ilişki bir kullanım ödüncü (ariyet) sözleşmesidir. İşlemde bir ivaz bulunmamaktadır. TBK m. 385 amir hükmü gereğince, sözleşme (B)’nin ölümü anında kendiliğinden sona ermiştir. Kullanım hakkı mirasçılara geçmez. (A), mirasçılardan yazlığın derhal tahliyesini talep edebilir.
Olay 2 (Taşınır Kullanım Ödüncü ve Haksız İşgal): Ünlü bir ressam olan (X), değer biçilemeyen bir tablosunu, sanata çok değer veren koleksiyoner dostu (Y)’ye, sergilenmesi maksadıyla malikhanesine asması için bir yıllığına ücretsiz ödünç verir. 3 ay sonra (Y) bir trafik kazasında hayatını kaybeder. (Y)'nin mirasçıları, tablonun kendi terekelerine ait olduğunu sanarak tabloyu bir müzayede evinde satmaya teşebbüs ederler. Hukuki analiz: (Y)'nin ölümü ile TBK m. 385 gereği sözleşme infisah etmiştir. Tablo üzerinde (Y)'nin mülkiyet hakkı değil, sadece fer'i ve geçici zilyetliği bulunmaktaydı. Mirasçıların zilyetliği, ölüm anından itibaren haksız zilyetliktir. (X), mirasçılara karşı istihkak davası (TMK m. 683) açarak tablonun iadesini isteyebilir. Satış gerçekleşirse sebepsiz zenginleşme veya haksız fiil hükümleri gündeme gelecektir.
(Aşağıdaki usul hukuku kuralları kaynaklar dışı ek bilgi niteliğindedir)
TBK m. 385 hükmünün kaleme alınış biçimi, sözleşmenin sadece ödünç alanın ölümü ile son bulacağını amir kıldığından, hukuki güvenlik ilkesini sağlaması yönünden isabetlidir. Doktrin (Örn: Kemal Oğuzman, Turgut Öz, Fikret Eren - Kaynaklar dışı ek bilgi) tarafından yoğunlukla eleştirilen husus, maddenin mutlak emredici mi yoksa nispi emredici / yedek hukuk kuralı mı olduğudur. Kanun lafzı "kendiliğinden sona erer" diyerek katı bir görünüm sunsa da, sözleşme özgürlüğü (TBK m. 26) bağlamında tarafların sözleşmenin kuruluş aşamasında "ödünç alanın ölümü halinde dahi kullanım hakkının belli bir süre mirasçılara intikal edeceği" hususunda anlaşabilmeleri gerektiği savunulmaktadır. Eğer sözleşmede bu yönde açık bir hüküm varsa, ariyetin şahsiliği ilkesinden feragat edildiği kabul edilmeli ve TBK m. 385 uygulanmamalıdır. Kanun metninin "Aksine bir anlaşma veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça..." ibaresini içermemesi (vekalet sözleşmesindeki m. 513'e [16] kıyasla) lafzi bir eksiklik olarak değerlendirilmektedir.
[Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.]