Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 379

Özel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

A. Tanımı


Madde 379 - Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakmayı ve ödünç alanın da o şeyi kullandıktan sonra geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkileri kısmının Beşinci Bölümünde, Birinci Ayırım altında düzenlenen 379. madde, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda (eBK) "Ariyet" (Gebrauchsleihe / Prêt à usage) olarak anılan kurumun modern terminolojiyle "Kullanım Ödüncü" olarak tanımlandığı temel normdur [1].

Tarihsel kökenleri Roma Hukukundaki "commodatum" sözleşmesine dayanan bu kurum; temeli dostluğa, komşuluğa ve güvene dayanan, bir malın ivazsız (karşılıksız) olarak kullanılmasını sağlayan bir ödünç işlemidir [2], [3]. Roma Hukuku döneminde bir ayni sözleşme (real sözleşme) türü olarak, yani hukuki işlemin kurulması ve sonuçlarını meydana getirebilmesi için tarafların rızasına ek olarak malın (res) fiilen tesliminin (datio) arandığı bir sözleşme tipi olarak kabul edilmişse de [4], [5]; modern Türk ve İsviçre Borçlar Hukuku sistematiğinde kullanım ödüncü, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulan rızai (konsensüel) bir sözleşme niteliğindedir (Kaynaklar dışı ek bilgi: Fikret Eren, Borçlar Hukuku Özel Hükümler).

Sözleşmenin yasal tanımı TBK m. 379'da şu şekilde ifade edilmiştir: "Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin bir şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakmayı ve ödünç alanın da o şeyi kullandıktan sonra geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir." [6]. Bu tanımdan anlaşıldığı üzere, sözleşme eksik iki tarafa borç yükleyen bir borç ilişkisidir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Maddenin lafzı incelendiğinde, kullanım ödüncü sözleşmesinin hukuki varlık kazanabilmesi için doktrin ve yargı içtihatlarında kabul edilen belirli unsurların bir araya gelmesi gerektiği görülmektedir.

2.1. Karşılıksızlık (İvazsızlık) Unsuru

Kullanım ödüncü sözleşmesinin en ayırt edici ve kurucu unsuru, kullandırmanın "karşılıksız" (ivazsız) olmasıdır. Bir malı belli bir ücret veya menfaat karşılığında kullandırmak, sözleşmenin hukuki niteliğini değiştirir ve onu kira sözleşmesine (locatio conductio) dönüştürür [7]. Nitekim Roma Hukukunda Iustinianus’un Institutiones’inde ifade edildiği üzere "nulla mercede accepta" (hiçbir ücret ve taahhüt etmeden) şartı bu sözleşmenin temelidir [8]. Kullanım ödüncünde ödünç veren taraf bu işlemden hiçbir maddi menfaat elde etmez; sözleşme tamamen ödünç alanın menfaatine hizmet eder [9], [10].

2.2. Bir Şeyin Kullanılmasının Bırakılması

Sözleşmenin konusunu oluşturan malın mülkiyeti ödünç verende kalmaya devam eder. Ödünç alan, mülkiyeti iktisap etmeksizin, eşya üzerinde sadece "kullanma" yetkisine sahip bir fer'i zilyet (detentor/elde bulunduran) konumuna geçer [11], [12], [13]. Bu durum, zilyetliğin devrinin mülkiyeti geçirme amacı gütmediği gerçeğiyle temellenir.

2.3. Aynen Geri Verme (İade) Borcu

Sözleşme süresi veya kullanım amacı sona erdiğinde, ödünç alan, "bizzat o şeyi" (aynen) iade etmekle mükelleftir [11]. Ödünç alan, kullandığı malın aynı miktar ve nitelikteki bir benzerini değil, tam olarak kendisine teslim edilen parça borcunu ifa etmelidir [14].

2.4. Sözleşmenin Konusu ve Tüketilemeyen Eşya Kuralı

Kullanım ödüncü kural olarak kullandıkça tüketilmeyen (non-consumable) şeyleri konu alır. Çünkü kullanıldığında tükenen bir eşyanın "aynen iadesi" eşyanın doğası gereği mümkün değildir [14]. Ancak hukuken bunun tek bir istisnası mevcuttur: Şayet tüketilebilen bir misli eşya (örneğin bir şişe nadide şarap, yahut bir miktar para), tüketilmek için değil de salt "gösteriş veya sergileme amacıyla" (ad pompam vel ostentationem) ödünç verilmişse, kullanım ödüncü sözleşmesine konu olabilir [15]. Ayrıca, tarihsel gelişim içerisinde önceleri sadece taşınır mallar bu sözleşmeye konu edilirken, zamanla taşınmaz malların (örneğin bir evin ücretsiz kullandırılması) da kullanım ödüncüne konu olabileceği kabul edilmiştir [16], [17].

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 386 (Tüketim Ödüncü Sözleşmesi): TBK m. 379'da düzenlenen kullanım ödüncü (ariyet) ile TBK m. 386'da düzenlenen tüketim ödüncü (mutuum) birbirlerinden tamamen farklıdır. Tüketim ödüncünde miktar ve cins olarak misli bir eşya (veya para) mülkiyeti geçecek şekilde ödünç alana devredilir ve süre sonunda "aynı nitelik ve miktarda" şey iade edilir [18], [2], [19]. Kullanım ödüncünde ise mülkiyet devri yoktur ve mal "aynen" iade edilir [2].
  • TBK m. 299 (Kira Sözleşmesi): Kira sözleşmesinde kiraya veren, bir malın kullanımını bir "kira bedeli" karşılığında kiracıya bırakır [20]. Kullanım ödüncü ise ivazsızdır (TBK m. 379). Bir bedelin kararlaştırıldığı anda sözleşme kullanım ödüncü olmaktan çıkarak kira sözleşmesine dönüşür [8].
  • TBK m. 380 (Sözleşmeye Uygun Kullanım ve Alt Kullanım Yasağı): TBK m. 379 ile bağlantılı olarak, ödünç alan malı sadece sözleşmede belirlenen amaca veya malın niteliğine uygun kullanmak zorundadır. Ödünç alanın malı başkasına kullandırması (alt kullanım) yasaktır; buna aykırı davranırsa beklenmedik hâllerden dahi sorumlu tutulur [6].
  • TBK m. 385 (Sözleşmenin Ölümle Sona Ermesi): Kullanım ödüncü sözleşmesi, kiradan farklı olarak, ödünç alanın şahsına (intuitu personae) sıkı sıkıya bağlı olduğundan, TBK m. 385 gereğince ödünç alanın ölmesiyle kendiliğinden sona erer [19].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

(Kaynaklar dışı ek bilgi çerçevesinde doktrin ve yerleşik Yargıtay uygulaması bağlamında:) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, bir uyuşmazlığın çözümünde taraflar arasındaki sözleşmenin kira mı yoksa kullanım ödüncü mü olduğunun tespitine büyük önem atfetmektedir. Yargıtay içtihatlarına göre, şayet taşınmazı kullanan kişi düzenli bir bedel ödediğini ispat edemiyorsa ve taşınmaz maliki de bir kira bedeli kararlaştırıldığını kanıtlayamıyorsa, aralarındaki ilişkinin (özellikle akrabalar arasında) TBK m. 379 uyarınca "kullanım ödüncü (ariyet)" olduğu kabul edilir. Ariyet ilişkisinde, süresiz olarak tahsis edilen taşınmazlar için TBK m. 384 uyarınca ödünç verenin dilediği zaman malın iadesini talep etme hakkı vardır ve bu talep üzerine malın iade edilmemesi "haksız işgal" (fuzuli işgal) sayılır ve elatmanın önlenmesi davalarına konu edilir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Bay (A), yazlık evini hiçbir bedel talep etmeksizin iki aylığına tatil yapması için yakın arkadaşı Bay (B)'ye tahsis etmiş ve anahtarları teslim etmiştir. İkinci ayın sonunda (B), evin çok konforlu olduğunu iddia ederek evden çıkmayı reddetmiş ve aralarında herhangi bir kira sözleşmesi bulunmadığı için kendisinin çıkarılamayacağını savunmuştur. Hukuki Analiz: TBK m. 379 uyarınca taraflar arasında ivazsız bir kullanım ödüncü (ariyet) sözleşmesi kurulmuştur. Taşınmazlar da kullanım ödüncüne konu olabilir [17]. TBK m. 383 gereğince, belirlenen iki aylık kullanım süresinin dolmasıyla sözleşme kendiliğinden sona ermiştir [21]. Bay (B)'nin sözleşmenin sona ermesine rağmen taşınmazı iade borcunu yerine getirmemesi açık bir hukuka aykırılıktır ve Bay (A) aynen iade (elatmanın önlenmesi) talebiyle dava açma hakkına sahiptir.

Olay 2: Bir tiyatro kumpanyası, sergileyecekleri tarihi bir oyunda sahnede dekor olarak göstermek amacıyla, ünlü bir koleksiyoner olan (C)'den çok nadide ve antika bir şişe şarabı bir haftalığına ödünç almıştır. Şarap kesinlikle açılmayacak ve içilmeyecektir. Ancak sahne arkası görevlisi, şarabın değerini bilmeyerek şarabı açmış ve tüketmiştir. Hukuki Analiz: Şarap özü itibarıyla tüketilebilen misli bir eşya olsa da, somut olayda tüketim amacıyla değil, salt gösteriş/sergileme (ad pompam vel ostentationem) amacıyla tahsis edilmiştir [15]. Bu nedenle taraflar arasındaki ilişki TBK m. 386 kapsamında tüketim ödüncü değil, TBK m. 379 kapsamında kullanım ödüncüdür. Görevlinin şarabı tüketmesi, "aynen iade" borcunun imkansızlaşmasına (TBK m. 112 vd. borca aykırılık) yol açmış olup, kumpanya, koleksiyonerin doğan tüm müspet zararını tazmin etmekle yükümlüdür.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Bir malın karşı tarafa ivazsız olarak kullandırıldığını (kullanım ödüncünü) iddia eden taraf, bu iddiayı ispatla mükelleftir (TMK m. 6) [22]. Eşyayı teslim alan taraf ise malı aynen ve hasarsız iade ettiğini veya hasarın kendi kusurundan kaynaklanmayan bir mücbir sebeple oluştuğunu ispat etmelidir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Kullanım ödüncünde iade borcuna ilişkin talepler, sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren muaccel olur. İade talebi, mülkiyete dayalı istihkak davası (TMK m. 683) şeklinde açılırsa ayni hakka dayandığı için zamanaşımına tabi değildir; ancak sözleşmesel iade talebi genel zamanaşımı olan on yıllık süreye tabidir (Kaynaklar dışı ek bilgi).
  • Görevli Mahkeme: Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 4/1-a uyarınca sadece kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıklar Sulh Hukuk Mahkemesinin görevine girer (ilamsız tahliye hariç) [23]. Kullanım ödüncü (ariyet) ilişkisine dayalı uyuşmazlıklar ve elatmanın önlenmesi davaları ise kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesinin görev alanındadır (Kaynaklar dışı ek bilgi).
  • Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada sıkça yapılan bir hata, tarafların bir bedel ödenmeksizin tahsis edilen yerler için "kira sözleşmesi" terimini kullanmasıdır. TBK m. 379'un emredici unsur olan "karşılıksızlık" ilkesi gereği, bedel ödenmeyen hallerde sözleşme re'sen hâkim tarafından kullanım ödüncü olarak nitelendirilmelidir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde ve mukayeseli hukukta kullanım ödüncüne ilişkin temel tartışma, borçlunun (ödünç alanın) özen borcunun derecesi üzerinedir. Roma Hukukundaki utilitas (menfaat) prensibine göre, bir sözleşmeden menfaat elde eden tarafın sorumluluğu daha katıdır. Vedia (saklama) sözleşmesinde saklayan sadece kasıt ve ağır ihmalinden sorumlu tutulurken, kullanım ödüncünde sözleşme sadece ödünç alanın menfaatine hizmet ettiği için ödünç alan omnis culpa (kasıt ve her türlü ihmal) kapsamında sorumlu tutulmaktaydı [9], [10].

Modern Türk Borçlar Kanunu'nda ise, TBK m. 380 fıkra 3'te [6], ödünç alanın sözleşmeye aykırı kullanımı, malı bozması veya başkasına kullandırması hâlinde "beklenmedik hâllerden" dahi sorumlu tutulacağı açıkça düzenlenerek Roma Hukukundan gelen bu katı sorumluluk rejimi korunmuştur. Sözleşmenin ivazsız niteliğinin, ödünç verenin sorumluluğunu hafifletmesi adalet duygusuyla bağdaşırken, sırf yardım maksadıyla hareket eden ödünç verenin malını kaybetme veya hasara uğrama riskini en aza indiren bu düzenlemeler son derece isabetlidir. 818 sayılı mülga BK'daki "Ariyet" kelimesinin TBK'da "Kullanım Ödüncü" olarak sadeleştirilmesi, Tüketim Ödüncü (Mutuum) ile olan zıtlığı (Kullanım/Tüketim) sistematik olarak daha net ortaya koyduğu için doktrin tarafından (Örn: Turgut Öz, Halûk Nomer vb. ekollerce - Kaynaklar dışı ek bilgi) olumlu karşılanmıştır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.