2. İfa zamanı
Madde 314 - Kiracı, aksine sözleşme ve yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri, her ayın sonunda ve en geç kira süresinin bitiminde ödemekle yükümlüdür.
2. İfa zamanı
Madde 314 - Kiracı, aksine sözleşme ve yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri, her ayın sonunda ve en geç kira süresinin bitiminde ödemekle yükümlüdür.
Akademik Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Dördüncü Bölümü’nde düzenlenen kira sözleşmelerine ilişkin genel hükümler arasında yer alan 314. madde, kiracının asli edim yükümlülüğü olan kira bedeli ve yan giderleri ödeme borcunun "ifa zamanını" düzenlemektedir [1, 2]. Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği, tam iki tarafa borç yükleyen, rızai ve sürekli edimli bir sözleşmedir [3, 4]. Bu sürekli borç ilişkisi karakteri, edimlerin ifa zamanının kanun koyucu tarafından özel olarak düzenlenmesini zorunlu kılmıştır.
TBK m. 314 hükmü, emredici nitelikte olmayıp yedek hukuk kuralı (tamamlayıcı kural) niteliğindedir. Kanun koyucu, ifa zamanının belirlenmesinde önceliği tarafların iradesine ve sözleşme özgürlüğüne bırakmış; sözleşmede bir açıklık bulunmaması halinde ise yerel âdetin uygulanacağını belirtmiştir. Şayet sözleşmede veya yerel âdette ifa zamanına ilişkin bir kural bulunmuyorsa, kanuni ifa zamanı devreye girecek ve ödemelerin "her ayın sonunda ve en geç kira süresinin bitiminde" yapılması gerekecektir [1, 2].
Kira sözleşmesinde ifa zamanının (muacceliyet anının) tespiti, kiracının temerrüdü (TBK m. 315) ve sözleşmenin feshi gibi ağır hukuki sonuçların doğabilmesi açısından kilit bir öneme sahiptir. Zira muaccel olmayan bir borç için temerrüt ihtarı gönderilmesi veya tahliye davası açılması hukuken sonuç doğurmaz [5].
TBK m. 314, ifa zamanı konusunda "aksine sözleşme ve yerel âdet olmadıkça" ibaresini kullanarak, sözleşme serbestisi ilkesini ön plana çıkarmıştır [1, 2]. Uygulamada ve sözleşme pratiğinde genellikle kira bedellerinin "peşin" (önceden) ödeneceği kararlaştırılmaktadır (örneğin "her ayın 1'i ile 5'i arası peşin ödenir" gibi). Taraflar arasındaki bu tür açık veya örtülü sözleşme kayıtları, kanundaki "ayın sonu" kuralını bertaraf eder. Sözleşmede bir hüküm bulunmaması halinde, kiralananın bulunduğu yerdeki ticari veya mahalli teamüller (yerel âdet) devreye girer. Yargıcın, sözleşmede boşluk olan hallerde öncelikle o yöredeki yerleşik kira ödeme âdetlerini (örneğin tarım arazilerinde hasat sonu ödeme âdeti gibi) re'sen veya tarafların iddiası üzerine araştırması gerekir.
Sözleşmede veya yerel âdette bir belirleme yoksa, ifa zamanı TBK m. 314 uyarınca "her ayın sonunda ve en geç kira süresinin bitiminde" olarak kabul edilir [1, 2]. Bu kural, Roma hukukundan günümüze kadar gelen ve kira bedelinin, kiralananın kullanılmasının bir karşılığı (ivazı) olması prensibine dayanır. Eşyanın kullanımı gerçekleştikçe karşılığı olan bedel muaccel hale gelir (ödemenin sonradan yapılması / post-numerando kuralı). Bir yıldan kısa süreli kiralarda ay sonları beklenmeden kira süresinin bitiminde ödeme yapılması gerekliliği de maddenin lafzından anlaşılmaktadır.
Maddede kira bedeli ile birlikte zikredilen "gerekiyorsa yan giderleri" ibaresi, kiracının ödemekle yükümlü olduğu ortak giderler, ısıtma, aydınlatma, su gibi kullanma giderlerini ifade eder [2, 6]. Kiracı, aksi sözleşmede kararlaştırılmadıkça veya yerel âdet bulunmadıkça konut ve çatılı işyeri kiralarında bu giderlere katlanmak zorundadır (TBK m. 341) [6, 7]. TBK m. 314 uyarınca, yan giderlerin ifa zamanı da kural olarak kira bedeliyle aynıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre kira bedeli, TBK m. 89 uyarınca "götürülecek borç" niteliğindedir. TBK m. 314 kapsamında ifa zamanı gelmiş olan kira bedelinin, kiraya verene tam ve eksiksiz olarak ulaştırılması kiracının sorumluluğundadır [11-13].
Özellikle banka havalesi ile yapılan ödemelerde Yargıtay'ın katı bir uygulaması mevcuttur: Banka aracılığıyla yapılan kira ödemelerinde havale/EFT ücreti kiracıya aittir. Gönderim tutarını oluşturan kira bedelinden banka masrafının mahsup edilerek kiraya verene eksik bir tutarın ulaşması halinde, "eksik ifa" söz konusu olur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (örneğin E: 2017/6-980, K: 2021/1302 sayılı kararında), banka kesintisi nedeniyle kira bedelinin 1 TL dahi eksik yatırılmasının TBK m. 315 kapsamında temerrüt oluşturacağını ve haklı fesih/tahliye sebebi sayılacağını açıkça hükme bağlamıştır [12, 13, 17, 18].
Olay 1: Kiraya veren A ile kiracı B arasında imzalanan konut kira sözleşmesinde, kira bedelinin hangi tarihte ödeneceğine dair herhangi bir hüküm bulunmamakta ve o yörede yerleşik bir âdet de tespit edilememektedir. B, aralık ayına ait kira bedelini bir sonraki ayın 5. gününde ödemiştir. A, aralık ayı kirasının peşin ödenmesi gerektiğini savunarak 2. gün temerrüt ihtarnamesi göndermiştir. Hukuki analiz: TBK m. 314 uyarınca, sözleşme ve yerel âdetin bulunmadığı hallerde kira bedeli her ayın sonunda (post-numerando) ödenir. Bu nedenle A'nın aralık ayı başındaki temerrüt ihtarı, borç henüz muaccel olmadığından hukuken geçersizdir [1, 5]. Ancak B'nin ödemeyi ocak ayının 5. gününe sarkıtması, ay sonu kuralının ihlali anlamına gelir ve bu tarihten sonra usulüne uygun çekilecek bir ihtarname ile B temerrüde düşürülebilir.
Olay 2: Sözleşmeye göre her ayın en geç 5'inde peşin ödenmesi gereken 5.000 TL kira bedeli, kiracı C tarafından ayın 5'inde banka EFT'si yoluyla kiraya veren D'nin hesabına gönderilmiş; ancak C'nin hesabından işlem ücreti mahsup edildiği için D'nin hesabına 4.970 TL geçmiştir. D, 30 günlük fesih ihtarı çekmiş ve süresinde eksiklik giderilmeyince tahliye davası açmıştır. Hukuki analiz: Kira borcu götürülecek borçtur (TBK m. 89). TBK m. 314 gereği belirlenen ifa zamanında bedelin alacaklının malvarlığına tam olarak girmesi şarttır. Banka havale/EFT gideri kiracıya ait olup, masrafın bedelden düşülerek alacaklıya eksik ödeme yapılması temerrüt (TBK m. 315) oluşturur. Yargıtay içtihatları doğrultusunda D'nin açtığı tahliye davası kabul edilecektir [12, 13, 17].
Doktrinde TBK m. 314 hükmü, özellikle "gerekiyorsa yan giderleri" ibaresinin kaleme alınış biçimi yönünden haklı eleştirilere maruz kalmıştır. Erzurumluoğlu gibi yazarlar, maddedeki "gerekiyorsa" ifadesinin, yan giderleri ödememe halinin temerrüt (TBK m. 315) oluşturup oluşturmayacağı hususunda tereddüt yarattığını belirtmektedir. Zira TBK m. 315 açıkça "kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu ifa etmezse" diyerek yan giderleri doğrudan fesih sebebi sayarken, 314. maddedeki muğlak "gerekiyorsa" lafzı, sistematik bütünlüğü zedelemektedir [1, 9].
Bunun yanı sıra, TBK m. 341'de düzenlenen "kullanma giderleri" ile TBK m. 303'te düzenlenen "yan giderler" kavramları kanun koyucu tarafından birbirine karıştırılmaya müsait bir terminolojiyle sevk edilmiştir [6, 21]. Yan giderlerin doğrudan kullanıma bağlı masraflar mı olduğu, yoksa mülkiyetin doğasından kaynaklanan aidat vb. giderleri mi kapsadığı hususunun netleştirilmesi için kanuni lafzın daha kesin ve kategorik bir ayrıma tabi tutulması gerektiği doktrinde savunulmaktadır. İşbu bağlamda, kiracının TBK m. 314 uyarınca hangi gider türlerini tam olarak ne zaman ifa etmesi gerektiği, yargı kararları ile şekillenmeye devam etmektedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.