d. Zararın giderimi
Madde 308 - Kiraya veren, kusuru olmadığını ispat etmedikçe, kiralananın ayıplı olmasından doğan zararları kiracıya ödemekle yükümlüdür.
d. Zararın giderimi
Madde 308 - Kiraya veren, kusuru olmadığını ispat etmedikçe, kiralananın ayıplı olmasından doğan zararları kiracıya ödemekle yükümlüdür.
Akademik Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) kira sözleşmesine ilişkin hükümleri, 6098 sayılı Kanun’un Dördüncü Bölümü’nde (TBK m. 299-378) üç temel ayrım hâlinde sistematize edilmiştir [1]. Bu ayrımlar sırasıyla "Genel Hükümler" (TBK m. 299-338), "Konut ve Çatılı İşyeri Kiraları" (TBK m. 339-356) ve "Ürün Kirası" (TBK m. 357-378) başlıklarını taşımaktadır [1], [2]. İnceleme konumuz olan TBK m. 308 hükmü, "Genel Hükümler" başlığı altında yer aldığından, niteliği gereği konut, çatılı işyeri, ürün ve adi kira sözleşmelerinin tümü bakımından doğrudan uygulama alanı bulmaktadır [3].
Madde metni, kiraya verenin, kiralananın ayıplı olmasından doğan zararları tazmin yükümlülüğünü düzenlemektedir [4]. Kira sözleşmesi, tam iki tarafa borç yükleyen, sürekli borç doğuran ve ivazlı bir sözleşmedir [5]. Kiraya verenin asli edim yükümlülüğü, kiralananı sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu hâlde bulundurmaktır (TBK m. 301) [6], [7]. Bu yükümlülüğün ihlali, ayıplı ifa sonucunu doğurur [6]. Kiraya verenin ayıptan sorumluluğu; ayıbın giderilmesini isteme, kira bedelinden indirim yapılmasını isteme, sözleşmeyi feshetme ve zararın giderilmesini talep etme haklarını içerir [6], [8]. TBK m. 308, bu seçimlik haklar yelpazesi içerisinde yer alan "zararın giderimi" (tazminat) talebinin maddi hukuk temelini ve ispat yükü kuralını tesis etmektedir.
Doktrinde ifade edildiği üzere, kiraya verenin ayıptan sorumlu tutulabilmesi için (ayıbın giderilmesi, bedel indirimi veya fesih haklarının kullanımı bakımından) kural olarak kusurlu olması gerekmez; yani burada bir kusursuz sorumluluk hâli mevcuttur [9]. Ancak iş, ayıbın sebep olduğu zararların tazminine (TBK m. 308) geldiğinde, sorumluluk "kusur" esasına dayandırılmış, fakat alıcıyı korumak amacıyla bir "kusur karinesi" (presumption of fault) ihdas edilmiştir [10].
TBK m. 308'de düzenlenen zararın giderimi davasının temel şartı, kiracının ayıplı mal sebebiyle bir zarara uğraması ve bu zararın kiraya verenin borca aykırı davranışından (kusurundan) kaynaklanmasıdır [10]. Ancak kanun koyucu, ispat yükünü tersine çevirerek TBK m. 112'deki genel kuralın kira sözleşmesindeki özel bir görünümünü yaratmıştır [10]. Madde metnindeki "kusuru olmadığını ispat etmedikçe" ibaresi, kusurun varlığına dair yasal bir karine teşkil eder. Kiracı, yalnızca kiralananın ayıplı olduğunu, bir zarara uğradığını ve zarar ile ayıp arasındaki uygun illiyet bağını ispat etmekle yükümlüdür; kiraya verenin kusurunu ispat etmek zorunda değildir [10], [11]. Kiraya veren ise ancak ve ancak somut olayda hiçbir kusurunun bulunmadığını (örneğin mücbir sebep, üçüncü kişinin ağır kusuru veya kiracının ağır kusuru) kanıtlayarak bu sorumluluktan kurtulabilir.
Kiracının, kiralananın ayıplı olması sebebiyle talep edebileceği tazminat, sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinden doğan zararları (TBK m. 112) kapsar [10]. Zararın niteliğine göre, kiralananın kullanılamamasından doğan kâr kayıpları, ayıplı eşyanın kiracının diğer mallarına verdiği fiziksel zararlar veya manevi zararlar bu kapsamda değerlendirilir [10]. Örneğin, kiralanan konutun elektrik veya su tesisatındaki bir arıza (gizli ayıp) neticesinde çıkan yangın veya su baskınının kiracının şahsi eşyalarına zarar vermesi durumu, TBK m. 308 çerçevesinde tazmini gereken tipik bir zarardır [12].
Yargıtay kararlarında, kiraya verenin ayıptan doğan sorumluluğuna hükmedilebilmesi için öncelikle sözleşme konusu yerin tahsis amacına uygun teslim edilip edilmediği ve kusur karinesinin çürütülüp çürütülemediği incelenmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına yansıyan emsal bir olayda; pirinç depolanması amacıyla kiralanan taşınmazın, çatısının ve yağmur iniş borularının yeterli nitelikte olmaması sebebiyle su basması neticesinde pirinçlerin kullanılamaz hâle gelmesi değerlendirilmiştir [16]. Yargıtay, davalı kiraya verenin yağmur iniş boruları ve ilgili tesisatı gerektiği şekilde yapıp temin etmediğini (ayıplı ifa) belirterek, söz konusu kusur karinesini çürütemeyen kiraya verenin, kiracının mallarında (pirinçlerde) oluşan zararı tazmin etmesi gerektiğine hükmetmiştir [16]. Yargıtay bu tür olaylarda kusur yokluğunun ispatını oldukça sıkı şekil şartlarına ve illiyet bağını kesen mücbir sebeplerin varlığına bağlamaktadır.
Olay 1 (Kurmaca Senaryo - İşyeri Kirasında Su Baskını): (A) Şirketi, tekstil ürünlerini depolamak amacıyla (B)'ye ait çatılı bir işyerini kiralamıştır. Sözleşmenin ifası sırasında şiddetli bir yağış meydana gelmiş ve çatıda önceden var olan ancak gizli ayıp niteliği taşıyan yapısal bir çatlak nedeniyle depo su almıştır. (A)'nın milyonlarca lira değerindeki kumaşları kullanılamaz hâle gelmiştir. Hukuki analiz: Somut olayda kiracı (A), TBK m. 308 uyarınca doğrudan (B)'ye karşı tazminat davası açacaktır. (A), yalnızca deponun çatısındaki ayıbı ve kumaşlarında meydana gelen zararı ispatla mükelleftir. (B), çatının periyodik bakımlarını eksiksiz yaptırdığını, olayın öngörülemez bir afet (mücbir sebep) boyutunda olduğunu veya ayıbın kiracının kendi müdahalesinden kaynaklandığını ispat edemediği müddetçe, kumaş bedellerini (A)'ya ödemek zorundadır.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo - Konut Kirasında Elektrik Kontağı): (C), (D)'den kiraladığı konutta yaşamını sürdürürken, bina tesisatındaki köklü ve eski bir elektrik arızası nedeniyle gece vakti yangın çıkmış ve (C)'nin tüm antika mobilyaları yanmıştır. Hukuki analiz: Kiraya veren (D), TBK m. 301 uyarınca kiralananı kullanıma elverişli hâlde bulundurma borcuna aykırı davranmıştır. (D), "yangının çıkmasında şahsi bir ihmalim yoktur, tesisatı ben yapmadım" savunmasıyla sorumluluktan kurtulamaz. Zira TBK m. 308'deki kusur karinesi bağlamında, kiraya veren, malik ve kiralayan sıfatıyla tesisatın güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. Kusursuzluğun ispatı son derece dar yorumlanır; (D), zararı tazmin edecektir.
Doktrinde, kiraya verenin ayıptan sorumluluğunun hukuki niteliği bakımından ciddi tartışmalar mevcuttur. Bir görüş, ayıptan sorumluluğun asli borcun uzantısı olmadığını, bunun kanundan doğan tali bir borç olduğunu savunmaktadır [12]. Diğer ve daha baskın olan görüş ise, TBK m. 301 uyarınca kiralananı kullanıma elverişli bulundurma borcunun, sözleşme süresince devam eden asli bir borç olduğunu; dolayısıyla ayıptan doğan borçların (ve zararın tazmini borcunun) asli borcun (kötü ifa şeklindeki) doğrudan uzantısı olduğunu kabul etmektedir [6], [12].
Ayrıca, TBK m. 308'in lafzında yer alan tazminat yükümlülüğünün sınırlarının belirlenmesinde "sorumsuzluk anlaşmalarının" etkisi (TBK m. 115) tartışmalıdır. Taraflar, kira sözleşmesine koyacakları bir madde ile kiraya verenin ayıptan doğan zararlardan sorumlu olmayacağını kararlaştırsalar dahi, bu anlaşma kiraya verenin ağır kusuru (kast veya ağır ihmali) hâlinde kesin olarak hükümsüz olacaktır [18], [19]. Kanun koyucunun, kiracıyı koruma amacı güden modern borçlar hukuku prensipleri gereğince, TBK m. 308'i emredici sınırlarla koruma altına alması yerindedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.