Türk Borçlar Kanunu (TBK)

TBK Madde 298

Özel Hükümler Maddelerine Dön

Resmi Metin

IV. Bağışlayanın ölümü


Madde 298 - Aksi kararlaştırılmamışsa, dönemsel edimleri içeren bağışlama, bağışlayanın ölümüyle sona erer.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Kira Sözleşmesi

BİRİNCİ AYIRIM Genel Hükümler


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkileri kısmında, Üçüncü Bölüm altında düzenlenen "Bağışlama Sözleşmesi"nin sona erme hallerinden biri, Kanun'un 298. maddesinde "Bağışlayanın ölümü" kenar başlığı ile hüküm altına alınmıştır [1]. Madde metnine göre, aksi kararlaştırılmamışsa, dönemsel edimleri içeren bağışlama, bağışlayanın ölümüyle kendiliğinden sona erer [1].

Bağışlama sözleşmesi, kural olarak bağışlayanın malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği ve ivazsız nitelik taşıyan bir hukuki işlemdir. Genellikle ani edimli sözleşmeler olarak karşımıza çıkan bağışlama, bazı durumlarda sürekli borç ilişkisi doğuracak şekilde "dönemsel edimler" (örneğin her ay belirli bir meblağın ödenmesi veya her yıl belirli bir miktar ürünün teslim edilmesi) içerecek biçimde de kurulabilir. İşte TBK m. 298 hükmü, sürekli borç ilişkisi niteliği taşıyan bu tür dönemsel edimli bağışlama sözleşmelerinin, bağışlayanın ölümü karşısındaki akıbetini tayin etmektedir [2], [1].

Kanun koyucu, bağışlama sözleşmesinin bütünüyle kişiye sıkı sıkıya bağlı ve ivazsız niteliğini göz önünde bulundurarak, bağışlayanın sağlığında kendi özgür iradesiyle katlandığı bu malvarlıksal fedakarlığın, onun ölümüyle birlikte kural olarak mirasçılarına intikal etmemesi ilkesini benimsemiştir [3]. Zira bağışlayanın cömertlik saiki, mirasçıları bağlayan nesnel bir borç niteliği taşımaz. Bu doğrultuda, dönemsel edimleri içeren bağışlamaların bağışlayanın ölümüyle aksi kararlaştırılmadıkça sona ereceği kabul edilmiştir [3].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Dönemsel Edimleri İçeren Bağışlama Kavramı

Dönemsel edimleri içeren bağışlama, belirli zaman sürecinde (örneğin haftalık, aylık, yıllık periyotlarla) bir şeyin verilmesini veya bir meblağın ödenmesini içeren bağışlama türüdür [2]. Bu tür bir sözleşmede bağışlayan, tek bir seferde ani bir edim ifa etmek yerine, zamana yayılmış ve tekrarlanan bir kazandırma yükümlülüğü altına girmektedir. Dönemsel edimleri içermeyen, ani edimli olağan bağışlamalarda ise bağışlayanın ölümü, kural olarak bağışlamanın son bulması sonucunu doğurmaz; ifa edilmemiş muaccel bağışlama borçları mirasçılara geçer [3].

2.2. Aksi Kararlaştırılabilirlik (Yedek Hukuk Kuralı Niteliği)

TBK m. 298 hükmü, mutlak emredici nitelikte bir kural değildir [2]. Kanun koyucu, madde metnine "Aksi kararlaştırılmamışsa" ibaresini ekleyerek, bu kuralın yedek hukuk kuralı olduğunu açıkça ortaya koymuştur [1]. Taraflar, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde, dönemsel edimli bağışlama sözleşmesinin bağışlayanın ölümünden sonra da devam edeceğini ve bağışlayanın mirasçılarının bu edimleri ifa etmekle yükümlü olacağını kararlaştırabilirler. Böyle bir anlaşmanın varlığı halinde, ölüm, sözleşmeyi sona erdirmez ve sözleşme mirasçılar yönünden bağlayıcılığını sürdürür.

2.3. Muaccel Olmuş (Birikmiş) Edimlerin Durumu

Sözleşmenin bağışlayanın ölümüyle sona ermesi, kural olarak ileriye etkili (ex nunc) bir sonuç doğurur. Bağışlayanın ölüm tarihine kadar yerine getirilmemiş ya da birikmiş dönemsel edimlerin ölümden sonra mirasçılardan istenebilmesi hukuken mümkündür [2]. Eş deyişle, bağışlayanın sağlığında muaccel olmuş ancak ifa edilmemiş taksitler, terekenin pasifini (borçlarını) oluşturur ve külli halefiyet kuralları gereği mirasçılardan talep edilebilir. Oysa ölümden sonraki döneme tekabül eden (henüz doğmamış) dönemsel edimlerin yerine getirilmesini bağışlanan, mirasçılara karşı ileri süremez [3].

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 607 (Ömür Boyu Gelir Sözleşmesi) ve TBK m. 611 (Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesi): TBK m. 298 (mülga 818 sayılı BK m. 247) hükmünün, salt bağışlama kastıyla, ivazsız şekilde (bağışlama türünde) yapılmış ömür boyu gelir ile ölünceye kadar bakma sözleşmelerinde de uygulama alanı bulacağı doktrinde ifade edilmektedir [3], [4]. Bağışlama niteliğindeki bu sözleşmelerde bakım veya gelir borçlusunun ölümü üzerine aksi kararlaştırılmamışsa borç mirasçılara geçmeyerek sona erer.
  • TMK m. 599 (Mirasın İntikali ve Külli Halefiyet): Türk Medeni Kanunu uyarınca mirasçılar, mirasbırakanın borçlarından kişisel olarak ve müteselsilen sorumlu olurlar. Ancak TBK m. 298, bu kurala dönemsel bağışlama sözleşmeleri özgülünde yasal bir istisna getirmekte ve geleceğe yönelik bağışlama borçlarının mirasçılara geçmesini engellemektedir [3].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay uygulamalarında TBK m. 298 (eski BK m. 247) hükmünün tatbikinde, sözleşmenin yorumu ve tarafların gerçek iradesinin tespiti büyük önem taşımaktadır. Yargıtay kararlarında yerleşik olan içtihat ilkelerine göre:

  1. Geçmiş Dönem Alacakları: Bağışlayanın ölüm tarihine kadar doğmuş, muaccel olmuş ancak tahsil edilememiş taksit ve edimler, tereke borcu kabul edilir ve külli halefiyet ilkesi gereği mirasçılardan talep edilebilir [2].
  2. Gelecek Dönem Alacakları: Ölüm tarihinden sonraki edimler için, sözleşmede bağışlamanın mirasçılar tarafından da sürdürüleceğine dair sarih veya kesin olarak yorumlanabilir bir "aksi kararlaştırma" yoksa, mirasçılar aleyhine ifa davası açılamaz [3]. Yargıtay, karşılıksız kazandırmalarda mirasçıların ağır ve öngörülemez bir borç yükü altına sokulmasını engellemek amacıyla, sözleşmenin devam edeceğine yönelik irade beyanlarının dar ve lafzi yorumlanması gerektiği eğilimindedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo): Ahmet, üniversite öğrencisi olan yeğeni Burak’a, eğitim hayatı boyunca destek olmak amacıyla, 4 yıl boyunca her ayın ilk günü 10.000 TL ödemeyi yazılı bir bağışlama sözü verme sözleşmesi ile taahhüt etmiştir. Sözleşmenin 2. yılının sonunda Ahmet vefat etmiştir. Burak, kalan 2 yıllık ödemelerin Ahmet’in yasal mirasçıları tarafından yapılması gerektiğini iddia ederek mirasçılara karşı ifa davası açmıştır. Hukuki analiz: Somut olayda taraflar arasında dönemsel edimleri içeren bir bağışlama sözleşmesi mevcuttur. TBK m. 298 amir hükmü gereğince, aksi kararlaştırılmadıkça bu tür sözleşmeler bağışlayanın ölümüyle kendiliğinden sona erer [1]. Olaydaki sözleşmede, Ahmet'in ölümü halinde ödemelerin mirasçılar tarafından sürdürüleceğine dair herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Bu nedenle, Burak'ın ölümden sonraki döneme ilişkin taksitleri mirasçılardan talep etmesi mümkün değildir [3]. Davanın reddi gerekir.

Olay 2 (kurmaca senaryo): Ayşe, kurduğu bir vakfa her yılın ocak ayında 50.000 TL bağışlamayı taahhüt etmiştir. Ayşe, 2024 ve 2025 yıllarının ocak aylarındaki ödemeleri yapmamış, söz konusu ödemelerde temerrüde düşmüştür. Ayşe, 2025 yılının şubat ayında vefat etmiştir. Vakıf yönetimi, 2024 ve 2025 yıllarına ait toplam 100.000 TL'nin ödenmesi talebiyle Ayşe’nin mirasçılarına başvurmuştur. Hukuki analiz: TBK m. 298 uyarınca dönemsel edimli bağışlama sözleşmesi Ayşe'nin ölümüyle ileriye etkili olarak sona ermiştir [1]. Ancak ölüm tarihine kadar yerine getirilmemiş ya da birikmiş dönemsel edimlerin ölümden sonra mirasçılardan istenebilmesi hukuken mümkündür [2]. 2024 ve 2025 yıllarına ait bağışlama borçları, ölümden önce doğmuş ve muaccel olmuştur. Bu nedenle söz konusu 100.000 TL'lik meblağ, tereke borcu niteliğindedir ve vakıf, bu tutarı mirasçılardan talep edebilir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Sözleşmenin bağışlayanın ölümüyle sona ermediğini, aksine mirasçıları da bağlayacak şekilde devam etmesi hususunda tarafların anlaştığını ("aksi kararlaştırmanın" bulunduğunu) iddia eden bağışlanan, bu iddiasını ispatla mükelleftir (TMK m. 6).
  • Zamanaşımı / Süreler: Bağışlayanın sağlığında muaccel olmuş ve ödenmemiş birikmiş dönemsel edimlerin mirasçılardan talep edilmesine yönelik davalar, TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabidir. Dönemsel nitelikte olmaları hasebiyle, her bir taksitin zamanaşımı kendi muacceliyet tarihinden itibaren işlemeye başlar.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Bu tür uyuşmazlıklardan doğan ifa veya alacak davalarında görevli mahkeme kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise genel hükümlere göre borçlunun (mirasçıların) yerleşim yeri veya sözleşmenin ifa yeri mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, bağışlayanın vefatı anına kadar tahakkuk etmiş ve birikmiş muaccel taksitlerin, "sözleşme ölümle sona erer" genel kuralı (TBK m. 298) gerekçe gösterilerek mirasçılardan talep edilemeyeceği yanılgısına sıklıkla düşülmektedir. Ölüm, borcu geçmişe etkili (ex tunc) ortadan kaldırmaz; yalnızca geleceğe yönelik (ex nunc) ifa yükümlülüklerini sonlandırır [2].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrin bağlamında değerlendirildiğinde, TBK m. 298 düzenlemesinin hukuk sistematiğimizin "şahsilik" ve "sözleşme adaleti" ilkeleriyle son derece uyumlu olduğu görülmektedir. İsviçre Borçlar Kanunu'ndaki (OR 247) paralel düzenlemeyle eşgüdümlü olarak kaleme alınan bu madde, ivazsız kazandırmaların temelindeki psikolojik saikin (animus donandi - bağışlama kastı) bizzat bağışlayanın kişiliğine ve malvarlıksal durumuna sıkı sıkıya bağlı olduğu gerçeğinden hareket eder.

Bir kimsenin sağlığında malvarlığından fedakarlık yaparak bir başkasına dönemsel kazandırmalarda bulunması, onun şahsi cömertliğinin bir yansımasıdır. Kanun koyucunun, ölümle birlikte bu kişisel cömertlik borcunu, bunu üstlenme iradesi bulunmayan mirasçılara (TMK m. 599 külli halefiyet kuralının istisnası olarak) aktarmaması isabetli bir hukuk politikasıdır. Aksi bir kabul, mirasçıların, murisin kendi kişisel tatmini için girdiği uzun vadeli ivazsız borçlar yüzünden terekenin pasife batmasına ve mülkiyet haklarının orantısız şekilde zedelenmesine yol açabilirdi [3]. Doktrinde, "aksi kararlaştırılabilirlik" durumunun geçerliliği bakımından, bu tür anlaşmaların miras hukukunun mahfuz hisse (saklı pay) kurallarını ihlal edip etmediğinin de ayrıca denetime tabi tutulması gerektiği önemle vurgulanmaktadır. Şayet sözleşmenin ölümden sonra devamına yönelik kayıtlar saklı payı zedeliyorsa, mirasçıların tenkis davası açma hakları saklıdır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.