VI. Bağışlama önerisinin geri alınması
Madde 293 - Bir kimse başkasına bağışlamayı önerdiği bir malı, başka mallarından fiilen ayırmış olsa bile, bağışlananın kabulüne kadar, bağışlama önerisini geri alabilir.
VI. Bağışlama önerisinin geri alınması
Madde 293 - Bir kimse başkasına bağışlamayı önerdiği bir malı, başka mallarından fiilen ayırmış olsa bile, bağışlananın kabulüne kadar, bağışlama önerisini geri alabilir.
Akademik Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu'nun 293. maddesi, bağışlama sözleşmesinin kurulması aşamasında bağışlayanın irade beyanı olan "önerinin" (icap) geri alınmasını düzenlemektedir [1]. Bağışlama sözleşmesi, niteliği gereği bağışlayanın malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği ve karşı tarafın (bağışlananın) kabul beyanıyla kurulan bir sözleşmedir. Sözleşme henüz kurulmadan önce, öneren durumundaki bağışlayanın bu iradesiyle ne zamana kadar bağlı olduğu hususu TBK m. 293 kapsamında özel bir düzenlemeye tabi tutulmuştur [1].
Madde metnine göre, bağışlamayı öneren kişi, bağışlama konusu malı diğer mallarından fiilen ayırmış, ifaya hazırlık niteliğinde birtakım eylemlerde bulunmuş olsa dahi, bağışlananın kabulüne kadar bu önerisini tek taraflı olarak geri alabilmektedir [1]. Bu düzenleme, hukukumuzda "dar anlamda geri alma hakkı" olarak nitelendirilen ve bir irade beyanının etkili olmasına, dolayısıyla hukuki sonuç doğurmasına engel olan bir yenilik doğuran haktır [2]. Kanun koyucu, karşılıksız bir kazandırma niteliğinde olan bağışlama sözleşmesinde bağışlayanı korumak amacıyla, kabul aşamasına kadar tam bir irade serbestisi tanımıştır.
Sözleşmelerin kurulması için gerekli olan ilk aşama öneridir. Bağışlama önerisi, bağışlayanın karşılıksız kazandırma yapma yönündeki iradesinin bağışlanana yöneltilmesidir. TBK m. 293, bağışlayanın sadece sözlü veya yazılı bir öneride bulunmasıyla kalmayıp, bağışlanacak malı diğer mallarından "fiilen ayırmış" olması durumunda bile geri alma hakkının varlığını koruduğunu vurgulamaktadır [1]. Fiilen ayırma eylemi, ifaya yönelik hazırlık işlemi niteliğinde olsa da zımni bir sözleşme kuruluşu veya kesin bağlılık anlamına gelmez.
Bağışlama sözleşmesinin hukuki sonuç doğurabilmesi, karşı tarafın bu bağışlamayı kabul etmiş olmasına veya yasa gereği kabul etmiş sayılmasına bağlıdır [3], [4]. Kabul, açık bir irade beyanıyla olabileceği gibi örtülü (zımni) olarak, susma yoluyla da gerçekleşebilir [4]. Öğreti ve Yargıtay uygulaması uyarınca, örtülü kabulün varlığından söz edilebilmesi için bağışlananın veya yasal temsilcisinin bağışı öğrenmiş olması ve aradan uygun bir süre geçmesine rağmen yararına yapılan bu bağışı reddetmemiş olması aranır [4]. Uygun sürenin geçmesiyle örtülü kabul gerçekleştiğinde, sözleşme kurulmuş olacağından artık TBK m. 293 çerçevesinde önerinin geri alınması mümkün olmayacaktır.
Doktrinde geri alma hakkı, "dar anlamda" ve "geniş anlamda" olmak üzere ikili bir sınıflandırmaya tabi tutulmaktadır [2]. TBK m. 293'te düzenlenen husus "dar anlamda geri alma hakkı"dır [2], [5]. Dar anlamda geri alma hakkı, henüz bir hukuki işlemin vücut bulmadığı evrede, irade beyanının hukuki sonuç doğurmasını engelleyen bir haktır ve kullanılabilmesi için yasal veya haklı bir "sebebe" ihtiyaç duymaz [2], [5]. Tamamen bağışlayanın serbest iradesine dayalı olarak ve tazminatsız şekilde kullanılabilir [5].
Yargıtay, bağışlama önerisinin geri alınması ve bağışlama sözleşmesinin kurulması noktasında özellikle "kabul" unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğini titizlikle incelemektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin (30.03.1994 T., E. 2642, K. 3709) ilgili kararında vurgulandığı üzere; mülga BK m. 239 (yeni TBK m. 293) maddesi gereğince, bağışlama sözleşmesinin hukuki sonuç doğurabilmesi, karşı tarafın (bağışlananın) bu bağışı açık veya örtülü olarak kabul etmiş olmasıyla mümkündür [3], [4]. Yüksek Mahkeme'ye göre, aksi halde (yani iki tarafın iradeleri usulünce birleşmeden) bağışlayan, yapmış olduğu bağışlama önerisinden serbestçe dönebilir [4], [8]. İlgili kararda ayrıca örtülü kabulün (susmanın) hangi şartlarda geçerli olacağı; bağışlananın veya yasal temsilcisinin durumu öğrenip uygun bir süre içerisinde reddetmemesi gerektiği açıkça belirtilerek, kabul anının tespitinin geri alma hakkının sınırı olduğu teyit edilmiştir [4].
Olay 1: Bay (A), bir sanat galerisinde sergilenen kıymetli bir tabloyu satın almış ve yeğeni (B)'ye e-posta yoluyla bu tabloyu kendisine hediye etmek (bağışlamak) istediğini bildirmiştir. Aynı gün, tabloyu galeriden teslim alıp üzerine (B)'nin adını yazarak kendi deposunda özel bir alana ayırmıştır. Ancak (B) henüz bu e-postayı okumadan ve herhangi bir yanıt vermeden önce (A), fikrini değiştirmiş ve (B)'ye gönderdiği ikinci bir mesajla bağışlama teklifini geri çektiğini bildirmiştir. Hukuki analiz: TBK m. 293 uyarınca (A), bağışlamayı önerdiği malı diğer mallarından fiilen ayırmış (üzerine isim yazıp özel alana koymuş) olsa dahi, (B)'nin kabulüne kadar önerisini hiçbir sebebe dayanmaksızın geri alabilir [1], [5]. (B)'nin kabul beyanı bulunmadığı için sözleşme kurulmamıştır ve (A)'nın dar anlamda geri alma hakkı geçerli olarak sonuç doğurmuştur [2].
Olay 2: Bayan (X), şehir dışında üniversite kazanan torunu (Y)'nin banka hesabına, "Eğitim hayatın boyunca kullanman için sana bağışladığım tutardır" açıklamasıyla yüklü bir miktar para havale etmiştir. (Y), hesabına yatan parayı ve açıklamayı görmüş, aradan iki ay geçmesine rağmen itiraz etmemiş veya iade etmemiştir. Daha sonra (X) ile (Y) arasında bir tartışma yaşanmış ve (X), bağışlama önerisini geri aldığını belirterek paranın iadesini talep etmiştir. Hukuki analiz: Bu senaryoda TBK m. 293 işletilemez. Zira bağışlanan (Y), yapılan kazandırmayı öğrenmiş ve uygun bir süre geçmesine rağmen reddetmeyerek Yargıtay içtihatlarında da benimsendiği üzere "örtülü kabul" (susma yoluyla) iradesini göstermiştir [4]. Sözleşme kurulmuş ve ifa edilmiştir. Artık (X)'in parayı geri isteyebilmesi ancak TBK m. 295 kapsamında kanunda öngörülen (ağır suç işlenmesi vb.) "geniş anlamda geri alma" şartlarının gerçekleşmesine bağlıdır [6], [7].
Doktrinde yapılan akademik değerlendirmelerde, kanun koyucunun "geri alma" (Widerruf) terminolojisini farklı hukuki sonuçlar doğuran kurumlar için tek tip bir ifade olarak kullanmasının terminolojik açıdan karışıklığa yol açtığı eleştirilmektedir [2], [5]. Hukuk biliminde TBK m. 293'te öngörülen durum "dar anlamda geri alma hakkı" olup, sadece irade beyanının hukuki sonuç doğurmasına engel olmaktadır [2]. Buna karşılık, TBK m. 295 ve m. 296'da düzenlenen bağışlamanın geri alınması, kurulmuş bir sözleşme ilişkisini bozucu etkiye sahip "geniş anlamda geri alma hakkı"dır [5], [6]. Kanun koyucunun bu farklı kurumlara aynı adlandırmayı yapması lafzi bir zayıflık olarak görülmekte, uygulayıcıların tasnif yaparken "dar" ve "geniş" anlamdaki geri alma kavramlarının yapısal ayrımlarına (sebep şartının olup olmamasına) özen göstermesi gerektiği vurgulanmaktadır [2], [5], [6].
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.