III. Koşullu bağışlama
Madde 290 - Bağışlama, bir koşula bağlanarak yapılabilir. Yerine getirilmesi bağışlayanın ölümüne bağlı olan bağışlamada, vasiyete ilişkin hükümler uygulanır.
III. Koşullu bağışlama
Madde 290 - Bağışlama, bir koşula bağlanarak yapılabilir. Yerine getirilmesi bağışlayanın ölümüne bağlı olan bağışlamada, vasiyete ilişkin hükümler uygulanır.
Akademik Değerlendirme
Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri" kısmında, bağışlama sözleşmesini düzenleyen üçüncü bölüm altında yer alan 290. madde, bağışlama sözleşmesinin koşula bağlanabilmesini ve özellikle ifası bağışlayanın ölümüne bağlı tutulan bağışlamaların tabi olacağı hukuki rejimi düzenlemektedir [1, 2].
Madde 290/I hükmü uyarınca, bağışlama sözleşmesi kural olarak bir koşula (şarta) bağlanarak yapılabilir. Koşul, gerçekleşmesi geleceğe ve belirsiz bir olguya bırakılmış durumları ifade eder [3]. Maddenin ikinci fıkrası (TBK m. 290/II) ise, yerine getirilmesi bağışlayanın ölümüne bağlı olan bağışlamalarda vasiyete ilişkin hükümlerin uygulanacağını amir kılarak, sağlararası bir işlem olan bağışlama ile ölüme bağlı tasarruf kurumu arasında kanuni bir köprü kurmuştur [1, 2].
Bu düzenleme, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (eBK) 240. maddesine ve İsviçre Borçlar Kanunu'nun (OR) 240. maddesine paralel olarak kaleme alınmış olup, öğreti ve Yargıtay kararlarında en çok tartışılan normlardan birini teşkil etmektedir [2, 4]. Düzenlemenin temel amacı, bağışlayanın ölümünden sonra hüküm ifade edecek kazandırmalarda, miras hukukunun emredici şekil ve maddi hukuk kurallarının (örneğin saklı pay ve tenkis kurallarının) dolanılmasını engellemektir [5, 6].
Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın malvarlığından bağışlanana karşılıksız bir kazandırma yapmayı üstlendiği bir sözleşmedir [7, 8]. TBK m. 290/I gereğince taraflar, bu kazandırmayı bir koşulun gerçekleşmesine bağlayabilirler. Koşul, geleceğe ilişkin ve gerçekleşip gerçekleşmeyeceği şüpheli olan bir olgudur [3, 9].
Hukukumuzda koşul, geciktirici koşul (taliki şart) veya bozucu koşul (infisahi şart) şeklinde karşımıza çıkabilmektedir [9].
Maddenin ikinci fıkrası, ifası bağışlayanın ölümüne ertelenmiş bağışlamaları düzenler. Her ne kadar madde kenar başlığında "koşullu bağışlama" dense de, ölüm mutlak surette gerçekleşecek bir olay olduğu için, teknik anlamda burada bir "koşul" değil, bir "vade" söz konusudur [10].
TBK m. 290/II, bu tür bağışlamalara vasiyet hükümlerinin uygulanacağını emretmektedir [1, 2]. Doktrinde bu ifadenin lafzı ciddi şekilde eleştirilmektedir. Zira bağışlama sözleşmesi, iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanıyla kurulan sağlararası (inter vivos) bir işlemdir; vasiyetname ise mirasbırakanın tek taraflı irade beyanı ile kurulan ölüme bağlı bir tasarruftur [12, 13]. TBK m. 290/II'nin doğrudan vasiyet hükümlerine yollama yapması, hukuki nitelik bakımından bir çelişki yaratmaktadır [14]. Yargıtay ve öğretideki baskın görüşe göre, karşılıklı irade beyanlarını içeren böylesi bir işlemin, tek taraflı vasiyetname şeklinde değil, ancak Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen "miras sözleşmesi" (TMK m. 545) şeklinde yapılması halinde geçerli olacağı kabul edilmektedir [13, 15, 16].
Yargıtay içtihatlarında, ifası bağışlayanın ölümüne bağlı tutulan bağışlamalar kesin bir dille ölüme bağlı tasarruf olarak nitelendirilmektedir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin yerleşik kararlarına göre; "...yerine getirilmesi bağışlayanın ölümü koşuluna bağlı olarak yapılan işlem sonuç itibariyle bir bağış vaadidir. Yararına bağış yapılan kişinin, bağışlayanın hayatında bu bağışı açık veya örtülü olarak kabul etmiş olması gerekir... İki yanlı olan bağış vaadinin vasiyete ait şekil koşulları içinde gerçekleşmesi olanaksızdır. İki tarafın iradelerinin birleşmesi ölüme bağlı tasarruflardan miras mukavelesi ile mümkündür. Bu gibi bağışlamalara içerik, şekil, ehliyet, tasarruf oranı, tenkis vs. bakımından da ölüme bağlı tasarruf hükümleri uygulanacağından kazandırmanın miras sözleşmesi şeklinde yapılmasında zorunluluk vardır." (Örn: Y. 2. HD, 30.3.1994, 2642/3709) [13, 15, 24, 25].
Buna göre Yargıtay, adi yazılı şekilde veya salt noter onayı ile (miras sözleşmesi şekil şartlarına uyulmadan) yapılmış, "öldükten sonra x kişisine ait olacaktır" minvalindeki sözleşmeleri kesin hükümsüz (batıl) saymaktadır [15].
Diğer taraftan Yargıtay, tapu sicilinde "kayıtsız şartsız" yapılmış gibi görünen bir bağışlamanın, arka planda noterde düzenlenen bir sözleşme ile koşula bağlandığının ispatlanması halinde, koşullu bağışlamanın geçerli olacağını ve tapu kaydındaki görünümün gerçek iradeyi yansıtmadığı hallerde asıl olanın "şartlı bağışlama" olgusunu kabul etmektedir [4, 26].
Olay 1 (Geciktirici Koşullu Bağışlama): Bay (A), yeğeni (B)'ye, "Hukuk Fakültesi'nden mezun olduğun gün sana 500.000 TL bağışlayacağım" beyanını içeren yazılı bir bağışlama taahhüdü verir ve (B) bunu kabul eder. (B), üç yıl sonra fakülteden mezun olur. Hukuki analiz: TBK m. 290/I çerçevesinde bu, geçerli bir geciktirici koşula (taliki şarta) bağlı bağışlama sözü vermedir (TBK m. 288/I gereği yazılı şekle uyulmuştur) [10, 27]. Sözleşme kurulmuş olmakla birlikte hüküm ve sonuçlarını mezuniyet (koşulun gerçekleşmesi) anında doğurur. Koşul gerçekleştiği anda borç muaccel hale gelir ve (B), (A)'dan tutarı talep etme hakkını kazanır [12].
Olay 2 (İfası Bağışlayanın Ölümüne Bağlı Bağışlama ve Şekil Sakatlığı): Bayan (C), komşusu (D)'ye minnet duyduğu için adi bir kağıda kendi el yazısıyla, "Bana yıllarca bakan komşum D'ye, şu an oturduğum evi bağışlıyorum. Ancak ben sağ olduğum sürece tapuyu vermeyeceğim, bu bağışlama ben öldükten sonra yerine getirilecek" yazar ve karşılıklı imzalarlar. (C) vefat ettikten sonra (D), (C)'nin mirasçılarına karşı tapu iptal ve tescil davası açar. Hukuki analiz: Somut olay TBK m. 290/II kapsamında "yerine getirilmesi bağışlayanın ölümüne bağlı olan bağışlama" niteliğindedir [1, 28]. Kanunun bu atfı dolayısıyla vasiyet ve ölüme bağlı tasarruf kuralları uygulanacaktır. Yargıtay içtihatları ve doktrin uyarınca bu işlemin "miras sözleşmesi" şeklinde, yani resmi vasiyetname prosedürü ile (sulh hakimi/noter ve iki tanık huzurunda) yapılması gerekirdi (TMK m. 545) [13, 15]. Adi yazılı şekilde yapıldığı için işlem şekil eksikliği nedeniyle kesin hükümsüzdür. (D)'nin davası reddedilecektir.
Doktrinde TBK m. 290/II (eBK m. 240/II) hükmünün kaleme alınış biçimi yoğun biçimde eleştirilmektedir. Düzenlemenin, "...bağışlamada, vasiyete ilişkin hükümler uygulanır" şeklindeki lafzı (Alman Hukukundaki BGB § 2301 ve İsviçre Hukukundaki OR Art. 245 karşılığı) teknik anlamda bağdaşmazlıklar yaratmaktadır [2, 12].
Birçok yazar (örn. Fikret Eren, Turgut Öz), bağışlama sözleşmesinin iki taraflı (sözleşmesel) bir hukuki işlem olduğunu, vasiyetnamenin ise tek taraflı geri alınabilir bir ölüme bağlı tasarruf olduğunu vurgulamaktadır [13, 14]. Bu zıtlık sebebiyle, iki iradenin uyuşması ile kurulan bir sözleşmeye vasiyetname (tek taraflı tasarruf) hükümlerinin uygulanmasını emretmek hukuki bir anomali doğurmaktadır [14, 16]. Zira vefat edenin tek taraflı iradesini yansıtan vasiyet her zaman serbestçe geri alınabilirken (TMK m. 542), sözleşmesel bir bağ olan bağışlama karşı tarafın rızası olmaksızın kolayca feshedilemez. Bu nedenle doktrindeki ve Yargıtay'daki hâkim eğilim, kanun koyucunun buradaki "vasiyet" ibaresi ile aslında "miras sözleşmesi"ni (Erbvertrag) ve ölüme bağlı tasarrufların şekil şartlarını (TMK m. 545) kastettiği yönünde yorumlanmaktadır [5, 13, 15, 16]. Hükmün, ileride yapılacak bir yasa değişikliğinde "miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır" şeklinde revize edilmesi (de lege ferenda) isabetli olacaktır [5, 16].
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.