2. Ödemenin peşin olması gereği
Madde 278 - Artırma koşullarında aksi kararlaştırılmamışsa, ihale bedelinin peşin ödenmesi gerekir. İhale bedeli peşin olarak veya artırma koşulları uyarınca ödenmezse satıcı, satıştan hemen dönebilir.
2. Ödemenin peşin olması gereği
Madde 278 - Artırma koşullarında aksi kararlaştırılmamışsa, ihale bedelinin peşin ödenmesi gerekir. İhale bedeli peşin olarak veya artırma koşulları uyarınca ödenmezse satıcı, satıştan hemen dönebilir.
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "Özel Borç İlişkileri" başlıklı ikinci kısmının birinci bölümünde düzenlenen satış sözleşmesinin alt ayrımlarından biri olan "Açık Artırma Yoluyla Satış", TBK m. 274 ila 281 arasında hüküm altına alınmıştır. Bu sistematik içerisinde TBK m. 278, "Ödemenin peşin olması gereği" kenar başlığı ile artırma sonucunda ihaleyi kazanan alıcının bedel ödeme borcunun muacceliyetini ve ifa edilmemesinin sonuçlarını özel olarak düzenlemektedir [1].
Madde metnine göre; "Artırma koşullarında aksi kararlaştırılmamışsa, ihale bedelinin peşin ödenmesi gerekir. İhale bedeli peşin olarak veya artırma koşulları uyarınca ödenmezse satıcı, satıştan hemen dönebilir." [1].
Bu hükmün ihdas edilmesindeki temel ratio legis (kanun koyucunun amacı), açık artırma yoluyla satışların kendine özgü dinamikleri, sürati ve işlem güvenliğinin sağlanması zorunluluğudur. Normal satış sözleşmelerinde ifa zamanı ve temerrüt, TBK'nın genel hükümlerine (m. 123 vd.) tabi iken, açık artırmalarda satıcının bedeli tahsil edememesi riskine karşı ona derhal, herhangi bir mehil (ek süre) vermeksizin sözleşme bağından kurtulma imkânı tanınmıştır. İsviçre Borçlar Kanunu (OR) m. 235 hükmü ile paralellik gösteren bu düzenleme, müzayede evlerinin ve satıcıların hukuki statüsünü koruyucu, emredici niteliği nispeten yumuşatılmış (aksi kararlaştırılabilen) bir kuraldır [2].
TBK m. 278/1, açık artırma yoluyla yapılan satışlarda bedelin ifa zamanına ilişkin yedek bir hukuk kuralı sevk etmiştir [1]. Kural olarak, ihale anında (müzayedeyi yönetenin en yüksek bedeli öneren kişiye ihaleyi bırakmasıyla birlikte) mülkiyet taşınırlarda alıcıya geçerken (TBK m. 279), bedelin de "peşin" (nakden ve derhal) ödenmesi zorunludur [3]. Ancak hükmün “Artırma koşullarında aksi kararlaştırılmamışsa…” şeklindeki lafzı, bu kuralın mutlak emredici olmadığını göstermektedir [1]. Müzayede işletmeleri (müzayede evleri) tarafından düzenlenen isteğe bağlı açık artırmalarda, müzayede şartnameleri aracılığıyla alıcıya bedelin ödenmesi için belirli bir süre (örneğin ihaleden itibaren 3 veya 7 gün) tanınması hukuken geçerlidir [2]. Şartnamede böyle bir özel düzenleme yoksa, peşin ödeme kuralı derhal devreye girer.
TBK m. 278/2'de yer alan "satıştan hemen dönebilir" ibaresi, satıcının kanundan doğan özel bir dönme hakkını ifade eder [1], [3]. Dönme hakkı, niteliği itibarıyla bozucu yenilik doğuran bir haktır [4], [5], [6]. Bu hakkın kullanılmasıyla birlikte, henüz ifa edilmemiş edimler ortadan kalkar ve taraf iradeleriyle kurulan sözleşme ilişkisi, geçmişe etkili (ex tunc) olarak bir tasfiye ilişkisine dönüşür [7], [8]. Türk-İsviçre doktrininde sözleşmeden dönmenin hukuki sonuçlarına ilişkin "klasik dönme teorisi" (sözleşmenin geçmişe etkili ortadan kalkması) ile "yeni dönme teorisi/dönüşüm teorisi" (sözleşmenin tasfiye ilişkisine dönüşmesi) tartışmaları, bu madde bakımından da geçerliliğini korur [9], [10], [5].
Madde metnindeki "hemen" sözcüğü, borçlunun temerrüdüne ilişkin TBK m. 123 hükmünde yer alan "uygun bir süre verme" (mehil tayini) zorunluluğunun bir istisnasıdır [11]. Alıcı, ihale bedelini peşin veya şartnamede öngörülen sürede ödemediği saniye temerrüde düşer ve satıcı, TBK m. 124'teki şartların (süre verilmesini gerektirmeyen haller) oluşup oluşmadığına bakmaksızın, tek taraflı ve ulaşması gerekli bir irade beyanıyla sözleşmeyi sona erdirebilir [12], [8].
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun (YİBK) 23.03.1955 tarihli, E: 1, K: 5 sayılı kararı, artırma yoluyla satışlarda bedelin ödenmemesinin doğuracağı sonuçlara ilişkin temel prensipleri belirlemiştir. Söz konusu kararda, İİK m. 133 referans alınarak, "ihale bedeli ile artırma şartnamesinde müşteriye aidiyeti tasrih olunan tellâliye resmi derhal veya verilen mühlet içinde ödenmediği takdirde satış memurluğunca ihalenin re’sen feshedilmesi" gerektiği içtihat edilmiştir [13], [14].
Her ne kadar bu içtihadı birleştirme kararı cebri artırmalara ilişkin olsa da, Yargıtay'ın isteğe bağlı açık artırmalar (müzayede satışları) konusundaki yerleşik uygulaması da bu paralelliktedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, müzayede şartnamelerinde öngörülen ödeme yükümlülüklerinin kesin (kati) nitelikte olduğunu; ödeme gerçekleşmediği takdirde satıcının (veya satıcı adına hareket eden müzayede evinin) sözleşmeden gecikmeksizin dönerek malı yeniden satışa çıkarma hakkına sahip olduğunu, bu durumda alıcının ifa veya tazminat talebinde bulunamayacağını istikrarla vurgulamaktadır.
Olay 1 (Peşin Ödeme Kuralının İhlali): X Müzayede Evi tarafından düzenlenen isteğe bağlı bir antika açık artırmasında, 19. yüzyıla ait bir tablo, müzayedeye katılan A'ya ihale edilmiştir. Müzayede şartnamesinde ödemeye ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır. İhale anından hemen sonra A, bedeli yanında nakit olarak bulundurmadığını, banka kredisi çekeceğini ve 10 gün sonra ödeme yapacağını bildirmiştir. Müzayede Evi (satıcı adına hareketle), bu talebi reddederek sözleşmeden dönmüş ve tabloyu ikinci en yüksek teklif sahibine satmıştır. Hukuki analiz: TBK m. 278/1 uyarınca artırma koşullarında aksi kararlaştırılmadığı için bedelin peşin ödenmesi yasal bir zorunluluktur [1]. Alıcı A'nın ödemeyi erteleme talebi üzerine satıcının TBK m. 278/2 kapsamında hiçbir mehil vermeksizin "hemen dönme" hakkını kullanması hukuka uygundur ve A'nın herhangi bir tazminat talep etme hakkı bulunmamaktadır.
Olay 2 (Şartnamede Süre Tanınması Sonrası Temerrüt): Y Sanat Galerisi'nin düzenlediği müzayedede, ihale şartnamesinde "İhaleyi kazanan alıcı, ihale bedelini en geç 3 iş günü içerisinde kurum hesaplarına havale etmekle yükümlüdür." kaydı yer almaktadır. B, ihaleyi kazanmış ancak 3 iş günü geçmesine rağmen ödeme yapmamıştır. 4. iş günü sabahı satıcı, sözleşmeden döndüğünü B'ye e-posta ile bildirmiştir. B ise aynı gün öğleden sonra parayı hesaba aktarmış ve dönme beyanının TBK m. 123 uyarınca mehil verilmediği için geçersiz olduğunu iddia etmiştir. Hukuki analiz: TBK m. 278/1 hükmü "artırma koşulları uyarınca ödenmezse" ihtimalini açıkça düzenlemiştir [1]. Şartnamede tanınan 3 günlük sürenin bitimiyle alıcı B temerrüde düşmüştür. TBK m. 278'in "özel hüküm" niteliği gereği, satıcının TBK m. 123 kapsamında ilave bir mehil verme yükümlülüğü yoktur [11]. 4. iş günü sabahı kullanılan "hemen dönme" hakkı geçerli olup, öğleden sonra yapılan ödeme sözleşmeyi diriltmez.
TBK m. 278 hükmü, işlem güvenliğini önceleyen, ancak alıcı açısından son derece sert sonuçlar doğuran spesifik bir düzenlemedir. Doktrindeki tartışmaların merkezinde, "hemen dönme" beyanının şekle tabi olup olmadığı yer alır. TBK, dönme beyanı için geçerlilik şekli öngörmemiştir; beyan örtülü (zımni) olarak da yapılabilir (örneğin, malın müzayedede bir başkasına derhal satılması, alıcıya zımni bir dönme beyanıdır).
Ancak, hükümdeki "hemen" kavramının muğlaklığı eleştiriye açıktır. Kanun koyucunun "gecikmeksizin" (ohne Verzug / sans retard) veya belirli bir objektif süre (örneğin 24 saat) öngörmemiş olması, yargılamalarda hâkimin takdir yetkisine geniş bir alan bırakmaktadır. Bunun yanında, dönme hakkının kullanılmasının ardından taraflar arasındaki tasfiye ilişkisinin (bedel ve mal iadesi) "sebepsiz zenginleşme" mi yoksa "sözleşmesel iade" rejimine mi tabi olacağı (yeni dönme teorisi uyarınca sözleşmesel ilişki) akademik çevrelerde tartışılmaya devam etmektedir [7], [5], [8]. Kanun koyucunun açık artırmalara ilişkin hükümleri güncel elektronik (online) müzayede pratiklerini de kapsayacak şekilde modernize etmesi, "peşin" ödemenin EFT/Havale gibi bankacılık işlemlerinde alacağı süreyi dikkate alacak şekilde revize edilmesi doktriner reform önerileri arasındadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.