B. Beğenme koşuluyla satış I. Tanımı
Madde 249 - Beğenme koşuluyla satış, alıcının satılanı deneyerek veya gözden geçirerek beğenmesi koşuluyla yapılan satıştır.
B. Beğenme koşuluyla satış I. Tanımı
Madde 249 - Beğenme koşuluyla satış, alıcının satılanı deneyerek veya gözden geçirerek beğenmesi koşuluyla yapılan satıştır.
Akademik Değerlendirme
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) Özel Borç İlişkilerini düzenleyen İkinci Kısmının, Birinci Bölümü "Satış Sözleşmesi"ne ayrılmış olup; bu bölümün Dördüncü Ayırımında "Bazı Satış Türleri" kenar başlığı altında "Beğenme koşuluyla satış" müessesesi m. 249 ila 252 arasında hüküm altına alınmıştır.
TBK m. 249 hükmüne göre, "Beğenme koşuluyla satış, alıcının satılanı deneyerek veya gözden geçirerek beğenmesi koşuluyla yapılan satıştır" [1]. Bu satış türünün tarihsel kökeni, Roma hukukunda "pactum displicentiae" olarak adlandırılan ve alıcıya malı deneme ile dilerse iade etme imkânı tanıyan özel bir anlaşmaya dayanmaktadır [2], [3]. 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nda (eBK) beğenme koşuluyla satış bir kurum olarak düzenlenmiş ve sonuçlarına yer verilmiş olmasına karşın, açık bir yasal tanımı bulunmamaktaydı; 6098 sayılı TBK m. 249 hükmü ile bu eksiklik giderilmiş ve kurum açıkça tanımlanarak kanuni bir çerçeveye oturtulmuştur [3].
Beğenme koşuluyla satış, alıcının maldan olan subjektif beklentilerini karşılama ihtiyacına yanıt veren, iradi bir şarta bağlı satış türüdür [2]. Satış sözleşmesinde kural olarak malın objektif nitelikleri (ayıptan sorumluluk hükümleri) koruma altındayken, beğenme koşuluyla satışta alıcı, satılanı bizzat inceleyip deneyerek kendi kişisel zevkine, ihtiyacına ve takdirine uygun olup olmadığını değerlendirme ayrıcalığına sahip kılınmıştır [2], [4].
Madde metninde yer alan "deneyerek veya gözden geçirerek" ifadesi, alıcının satılan şey üzerinde kuracağı fiilî teması ve inceleme sürecini ifade eder. Türk Borçlar Kanunu'nun 223. maddesinde düzenlenen "gözden geçirme" külfeti ile TBK m. 249'daki "gözden geçirme" hakkı birbirinden tamamen farklı hukuki müesseselerdir [4]. TBK m. 223'teki gözden geçirme, maldaki ayıpları tespit edip satıcıya ihbar etmeye yönelik bir külfet (Obliegenheit) iken; TBK m. 249 kapsamındaki gözden geçirme (Alman ve İsviçre hukukundaki "Besicht" veya "Prüfung" karşılığı), eşyanın alıcının subjektif beğenisine hitap edip etmediğini anlamaya yönelik bir iradi değerlendirme sürecidir [4].
Beğenme koşuluyla satışın en belirgin karakteristik özelliği, alıcının satılanı kabul edip etmemekte tamamen özgür olmasıdır [3]. TBK m. 250/I uyarınca alıcı, satılanı kabul etmekte veya "hiçbir sebep göstermeksizin geri vermekte serbesttir" [1]. Doktrinde de vurgulandığı üzere, alıcının malı beğenmediğini ifade etmesi iradi bir şart teşkil eder ve bu beyan için herhangi bir objektif gerekçe, ayıp veya eksiklik sunulmasına gerek yoktur [5]. Satıcının, malın ayıpsız olduğunu veya objektif piyasa standartlarına uygunluğunu iddia ederek alıcıyı sözleşmeyle bağlı kılma imkânı bulunmamaktadır.
Beğenme koşuluyla satışın hukuki niteliği, tarafların iradesine göre geciktirici şart (taliki şart) veya bozucu şart (infisahi şart) şeklinde tezahür edebilir [6]. Doktrinde, Fikret Eren, Kemal Oğuzman, Turgut Öz ve Halûk Tandoğan gibi müelliflerin de işaret ettiği üzere; şayet taraflar açıkça satışın bozucu şarta bağlandığını kararlaştırmamışlarsa, kural olarak (in dubio) bu işlemin geciktirici şarta (süspansif şarta) bağlı olduğu kabul edilmelidir [5], [7]. Geciktirici şart bağlamında, sözleşme kurulmuş olmakla birlikte, hüküm ve sonuçlarını (özellikle mülkiyetin intikali) ancak "beğenme" şartının gerçekleşmesiyle doğurur. Nitekim TBK m. 250/II fıkrası, satılan alıcının zilyetliğine geçmiş olsa bile mülkiyetin, beğenme koşulunun gerçekleştiği ana kadar satıcıda kalacağını açıkça düzenlemektedir [1], [6].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre, beğenme koşuluyla satışlarda en çok ihtilaf konusu olan husus, "zımni kabul" müessesesidir. Yargıtay, TBK m. 252/II hükmünde yer alan satılanı deneme veya gözden geçirme amacını aşacak biçimde kullanma eylemini sıkı bir incelemeye tabi tutmaktadır [9], [11].
Yüksek Mahkeme'nin yaklaşımlarına göre; alıcıya teslim edilen malın iade edilmemesi tek başına her zaman kabul anlamına gelmese de, kanunda veya taraflarca belirlenen makul sürenin sessiz kalınarak geçirilmesi (sükut) kesin bir zımni kabul beyanıdır. Aynı şekilde alıcının mal için satıcıya ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin kısmi veya tam ödeme yapması da Yargıtay tarafından satılanın kayıtsız şartsız beğenildiği ve mülkiyetin intikal ettiği yönünde kesin bir delil olarak değerlendirilmektedir [9], [11]. Ayrıca malı iade etmek istediğini bildiren alıcının, daha sonra malı şahsi veya ticari ihtiyaçları doğrultusunda (deneme amacı dışında) tüketmeye veya kullanmaya devam etmesi, iade beyanını hükümsüz kılar ve sözleşmeyi geçerli hale getirir.
Olay 1: A (satıcı), galerisinde sergilediği antika bir saati, B'ye (alıcı) beğenme koşuluyla satmıştır. Tarafların anlaşmasına göre, saatin mekanik testleri ve B'nin estetik incelemesi A'nın galerisinde yapılacaktır. B, kararlaştırılan süre olan bir hafta boyunca galeriye gelmemiş ve A'nın sonradan çektiği ihtara (TBK m. 251/II) da herhangi bir cevap vermemiştir. Hukuki analiz: Somut olayda deneme "satıcının yanında" (TBK m. 251) kararlaştırılmıştır [8]. Alıcı B'nin süresi içerisinde onay iradesini bildirmemesi ve ihtara kayıtsız kalması üzerine, geciktirici şart gerçekleşmemiş sayılır. A, sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur ve saati bir başkasına satabilir [8], [10].
Olay 2: X makine üreticisi, Y tekstil atölyesine yeni ürettiği bir dokuma makinesini "bir ay deneyip beğenme şartıyla" göndermiştir. Y, makineyi teslim almış ve ilk hafta deneyip kalitesini beğenmediğine kanaat getirmiştir. Ancak makineyi X'e iade etmemiş, fabrikasında oluşan sipariş yoğunluğu nedeniyle üç ay boyunca fiilen üretime katarak ticari kazanç sağlamak amacıyla çalıştırmıştır. Üçüncü ayın sonunda Y, makineyi beğenmediğini iddia ederek iade etmek istemiştir. Hukuki analiz: Olayda deneme "alıcının yanında" yapılmıştır (TBK m. 252) [9]. Her ne kadar Y başlangıçta malı beğenmemiş olsa da, süresinde iadeyi gerçekleştirmemiş ve daha da önemlisi makineyi deneme amacını aşacak biçimde olağan ticari üretime tahsis etmiştir [9], [11]. TBK m. 252/II amir hükmü gereğince, bu kullanım zımni kabul teşkil eder, şart gerçekleşmiş sayılır ve Y makinenin satış bedelini ödemekle yükümlü hale gelir [9], [11].
Türk doktrininde ve mehaz İsviçre hukuku çevrelerinde (örneğin Bucher, Giger, Koller), beğenme koşuluyla satış kurumunda kanun koyucunun kullandığı kavramlara yönelik ciddi eleştiriler mevcuttur. Özellikle TBK m. 223'teki "gözden geçirme" (Untersuchung) ile TBK m. 249'daki "gözden geçirme" (Besichtigung/Prüfung) terimlerinin Türkçede aynı lafızla ifade edilmesi, normun uygulanmasında doktriner kafa karışıklıklarına yol açabilmektedir [4].
Ayıptan sorumluluktaki muayene (TBK m. 223), teknik veya olağan vasıfların sözleşmeye veya dürüstlük kuralına uygunluğunun objektif testiyken; TBK m. 249'daki gözden geçirme tamamen estetik, zevk ve kullanışlılığa yönelik subjektif bir testtir [4]. Kanun metninin bu ayrımı daha keskin ve terminolojik olarak daha belirgin (örneğin "subjektif deneme hakkı" veya "kişisel takdire bağlı muayene") bir şekilde yapması, uygulayıcıların ve mahkemelerin konuyu ayıplı ifa hükümleriyle karıştırmasını engelleyebilirdi [4].
Ayrıca, sözleşmenin geciktirici mi yoksa bozucu şarta mı bağlı olduğu ihtilafında TBK metninin açık bir kural ihdas etmemiş olması, boşluğun doktrin (in dubio geciktirici şart karinesi) tarafından doldurulmasını zorunlu kılmıştır [5], [7]. Alman Medeni Kanunu'nun (BGB) daha net ifade tarzlarına kıyasla TBK'nın bu yorumu açık bırakan yapısı hukuki güvenlik açısından teorik bir zafiyet olarak değerlendirilmektedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.